Bölümler 48Şu an: 22
- 1 1 🥧1.768 kelime
- 2 2 🥧1.128 kelime
- 3 3 🥧1.524 kelime
- 4 4 🥧1.510 kelime
- 5 5 🥧1.681 kelime
- 6 6 🥧1.617 kelime
- 7 7 🥧889 kelime
- 8 8 🥧1.760 kelime
- 9 91.755 kelime
- 10 101.635 kelime
- 11 111.793 kelime
- 12 121.416 kelime
- 13 131.636 kelime
- 14 141.867 kelime
- 15 151.473 kelime
- 16 162.077 kelime
- 17 171.133 kelime
- 18 181.721 kelime
- 19 191.671 kelime
- 20 201.865 kelime
- 21 211.804 kelime
- 22 221.556 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 23🥧1.617 kelime
- 24 24 🥧1.507 kelime
- 25 25 🥧2.109 kelime
- 26 26 🥧2.640 kelime
- 27 27 🥧1.333 kelime
- 28 28 🥧 -Magazinsel1.848 kelime
- 29 29 🥧1.276 kelime
- 30 30 🥧1.924 kelime
- 31 31 🥧1.996 kelime
- 32 32 🥧1.511 kelime
- 33 33 🥧1.999 kelime
- 34 34 🥧1.800 kelime
- 35 35 🥧1.764 kelime
- 36 36 🥧1.433 kelime
- 37 37 🥧1.900 kelime
- 38 38 🥧1.655 kelime
- 39 39 🥧1.322 kelime
- 40 40 🥧1.255 kelime
- 41 41 🥧1.651 kelime
- 42 42 🥧1.681 kelime
- 43 43 🥧1.902 kelime
- 44 44 🥧1.732 kelime
- 45 45 🥧1.712 kelime
- 46 46 🥧1.826 kelime
- 47 47 🥧2.368 kelime
- 48 48 🥧 - FİNAL- Vedalar Her Zaman Ağlatır Mı?2.356 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Aklın başına geldiği
İçin dert sahibisin,
Yoksa delilerin dert yakındığı
Nerede görülmüş."
🍰
Saat gece 03:12 Allah cezasını versin bu 03:12'lerin.
Saatlerdir dönüp duruyordum ama uyumak şöyle dursun gözlerimi kapatamıyordum. Ablamın olması gereken tarafa baktıkça ağlayasım geliyordu. Normalde yatağına dokunulmasına izin vermezdi, bende küçükken onu 'Sen büyüyüp evden gidince yatağında yatacağım!' diye tehdit ederdim.
Şimdi büyüyüp evden gitmişti ama odanın o tarafına geçemiyorum bile.
Şeker ablam evlendiğinde onun yatağını alıp evdeki tek boş odamıza taşımışlardı, şimdi Çilek ablamınkinide mi taşıyacaklardı?
Dönüp dolaşıp aynı yere gelmiştim yine, yalnızlık.
Yatağımdan çıkıp terliklerimi giyindim, aşağıya inip mutfağa girdim, ev halkıda tıpkı benim gibi uyumuyordu, sadece odalarımıza çekilip ışıkları söndürmüştük o kadar.
Rahmetli anneannemin bir lafı vardı. Işığı söndürmezsen zihnindeki karanlıkta boğulmazsın.
Az konuşurdu ama ağzını her açtığında bir yazarı kıskandıracak kadar eşsiz kelimeler bulup süslerdi. Annemler dükkanda bizimle ilgilenemedikleri zaman ona bırakırlardı, şu yaşımda birazcıkta olsa olgunsam bu tamamen anneannemin yanındayken duyduğum cümlelerden kaynaklıydı.
Mutfakta ne yapacağımı bilmiyordum, rastgele aldığım kararla kahve makinasına yöneldim. Koca bir fincan kahve yaptım, yanında tatlı yemek istiyordu canım, saatlerdir açtım ve tek lokma bile yiyememiştim, buz dolabını açınca düğünden kalan çilekli pastayı gördüm, sinirlerim tepe vurmuştu aniden, kapağı sertçe ittirdim, kahvemi alıp odama geri döndüm.
Ne zaman dara düşsem gökyüzünü izlerdim, özellikle gece vakitlerinde tefekküre daldığım anlar çok olurdu, en azından bu sıralar nedense dert sahibi olmaya başlamıştım, bir şeyleri sürekli sorguluyor, cevap bulamayınca üzülüp sinirleniyordum.
Pencereyi açıp sandalyemi dibine yaklaştırdım, fincanımı mermere dikkatlice bırakıp yerime oturdum.
Başımı yukarıya kaldırıp derin bir nefes aldım, gözlerim en parlak yıldızı arıyordu, küçüklüğümden beri izlemeye bayıldığım yaşlı yıldızı bulunca gülümsedim, değerliydi benim için, ağlamak isteyipte ağlayamadım ne varsa o yıldıza bakarak aklımdan geçirirdim, böylece derdimi ona farklıda olsa bir yoldan anlatmış olurdum, çare yıldızımdı o benim.
Kahveden bir yudum aldım, başım ağrımaya başlıyordu, sahi ben ne ara oturup derin düşüncelere dalan biri olmuştum? Bu yaşıma kadar asla derdim var diye ağlamazdım, hep güler neşe saçardım, bir kaç haftada ne değişmiş olabilirdi ki?
İçimden bir ses "Aşık oldun," dedi, iyide ne alakası vardı? "İnsanlar aşık olunca akılları havaya uçar, seninki zaten havadaydı, aşık oldun aklın başına geldi."
Bu... Mantıklıydı. Ama aşık olmayı daha farklı hayal ediyordum, olduğumdan daha da kıpır kıpır birine dönüşmeyi beklerken aniden olgunlaşmam hiçte istediğim şey değildi. Çocuk gibi olmayı seviyordum, oyunlar oynayıp hayatı dalgaya vurmak belkide zihnimden kaçmak için bir yoldu, böyle olunca aklıma kötü düşünceler dolmuyordu, hayattan en yüksek verimi alarak yaşamaya çalışıyordum sadece.
Kahvemi yarısına kadar içip yerine bıraktım, Fetih konusunda da düşünüp içimde iyi yada kötü onaylamam lazımdı.
Sevgiliydik ama iki gündür muhabbet bile etmemiştik.
Sevgiliydik ama aramızda bir soğukluk hep vardı.
Sevgiliydik ama annesi gizemli, karanlık ve can sıkıcı bir insandı.
Sevgiliydik ama hiç bireysel olarak buluşmamıştık.
Sevgiliydik ama...
Ne kadar çok ama'm vardı benim! Tüm bunlarla nasıl başa çıkacaktım ben? "Of ya!" omuzlarım yenilgiyle çöktü, kendi kendime konuşurken fısıldıyordum. "Niye hayat bir anda zorlaştı?" ben bunca yükün altından nasıl kalkardım? Hiç sorumluluk alamamış birine göre bu yaşadıklarım bana yüktü.
Kahvemi bitirip çare yıldızıma baktım. "Senin bu konuda fikrin var mı?" ışıl ışıl parlamak dışında bir cevabı yok gibiydi. "Anlıyorum..." kafayı sıyırmış olmalıydım, aklı olmayan bir şeyle konuşmaya kalkmıştım az önce!
Bardağımı alıp makyaj masamın üzerine bıraktım, telefonumu elime alıp saate baktım, bir saattir o sandalyedeymişim, Fetih'in sohbetine girince son görülmesinin bana en son attığı mesajla aynı olduğunu gördüm.
Yatağıma geçip oturdum, kısa bir mesaj çektikten sonra modumu yükseltmek adına yoga yapacaktım. Bu konuda iyi değildim ama eğitim videoları yardımcı olurdu sanrım.
Kiraz: Müsait olduğunda konuşalım mı?
Hemen ayağa kalkıp ablamın bana önceki doğum günümde aldığı yoga matını dolabın duvarla arasındaki boşluktan çıkardım, camdan aşağıya sarkıtıp sirkeleyerek tozlarından arındırdım. Yere serip üzerime esnek kıyafetlerimi giyindim, kulaklığımı takıp telefondan açtığım videodaki kadın ne yapıyorsa aynısını yapmaya çalıştım.
🍰
Patenlerimin üzerinde hızla kayarak bir masaya daha servisimi yaptım, yine gülüyordum, kimseye derdimi göstermemin anlamı yoktu. İki komşumuz ablamlar balayından dönene kadar bize yardım etmek için buradaydı.
Evet, balayından döndüğünde ablam burada çalışmaya devam edecekti çünkü burası sadece ailesinin dükkanı değil aynı zamanda iş yeriydi.
Zaten ablam tek değildi, arkada bir kaç şef daha vardı, hepsi ortaklaşa çalışıp pastanenin günlük pasta ihtiyacını karşılıyorlardı, aslında bir firmayla anlaşıp her sabah zahmatsizce reyonlara çeşit çeşit pasta dizebilirdik ama dükkanımızın popüleritesi ablamın özel tariflerinden kaynaklanıyordu, insanlar burayı kafeden ziyade tadına doyamadıkları pastalar sebebiyle tercih ediyordu. Geriye kalan kurabiye tarzı şeyleri de taze olması için azar azar ama yine kendimiz yapardık.
Meriç kasanın arkasından çıkıp bana telefonumu uzattı. "Üçüncü eniştem olmaya aday kişiden mesajın var!" bu çocuğun çenesini tutması gereken yerleri ona acı yoldan öğretmemek için kendimi zor tutuyordum. "Sağol." diyip telefonumu aldım, kapının önündeki boş sandalyelerden birine geçip sohbetimize girdim.
Malum bey: Müsait olduğunda konuşabilir miyiz?
Kiraz: Tabii konuşabiliriz şu an musaitim
Malum bey: O zaman sokağın başına gelir misin seni arabamın yanında bekliyorum
Kiraz: Tamam iki dakikaya geliyorum
Telefonu kapatıp sandalyeden kalktım, içeriye girip anneme bakındım, bir masaya servis yapıyordu, işi bitene kadar kasanın yanında bekledim yanıma geldiğinde gülen yüzümden bir şeyler çakmış gibiydi. "Anne, beş dakika dışarıya çıkabilir miyim?" beni baştan aşağı süzdü, "Dükkanın önüne çıkmaktan bahsediyorsan evet, başka yerden bahsediyorsan hayır."
Dudaklarımı büzüp boynumu büktüm. "Lütfeeen." gözüyle terliğini işaret etti. "İşinin başına dön yoksa bu kadar insanın içinde terliğimi yersin." dizlerimin üzerine çöküp bacaklarına sarıldım. "Lütfen anne Lütfeeen!" müşterilere rezil olduğumuz için etrafına bakındı ardından kollarımdan tutup beni ayağa kaldırdı sonrada ileriye doğru adeta fırlattı. "Ne halin varsa gör Kiraz." dedikten sonra mutfağa gitti. Bu bana izin verdiği anlamına geliyordu.
Önlüğümü bile çıkarmadan patenlerimin üzerinde hızla kayarak Fetih'in yanına vardım, arabanın kaputuna yaslanmış kollarını önünde bağlamıştı. Açıkçası bu hareketi yaz dizilerindeki erkekler dışında kimsenin yapmadığını sanıyordum.
Yüzüme tatlı bir tebessüm kondurup aramızda iki adım bıraktıktan sonra durdum, "Ben geldim!" yaslandığı yerden ayrılıp kollarını çözdü. "Hoş geldin." bi üzerimdeki önlüğe birde bana baktı. "İşine mani olmuyorumdur inşallah." derken tedirgin görünüyordu, "Asıl ben senin işine mani oluyorum bence."
Etrafına bakındıktan sonra kaldırımı işaret etti. "Oturalım mı?" ondan önce otururken "Ama kısa konuşalım." dedim. "Annem on dakikadan sonra hala dükkanda olmazsam beni haşlar." o da yanıma oturunca bacaklarımı uzattım.
"Kiraz,"
"Efendim?"
Başını bana çevirip gözlerime baktı. "Özür dilerim." surat ifadem bozguna uğramış gibi değişti, yoksa beni aldatmıştı ve şimdide özür mü diliyordu? Aniden bünyeme yüklenen sinirin katkısıyla omuzuna bir tane şaplattım. "Daha sevgili olalı iki gün oldu öküz! Aldattın mı beni?" elimi kavrayıp avuçlarının arasına aldı. "Hayır Kiraz, nereden geliyor aklına böyle korkunç şeyler, ben şerefsiz biri miyim?" benim yanımda argo mu kullanmıştı yoksa cici kulaklarım yanlış mı duyuyordu?
"Şerefliysen niye özür diliyorsun?" çok garip bir an yaşınıyordu bu kaldırımda, dünyanın en normal sorusuydu aslında ama yanımda argo kullanması ikimizinde anaokulu çocuğu gibi şoka uğratmıştı. "Diğer çiftler gibi olamadığımız için." diğer insanlara benzemek isteyen de kimdi? Halimden memnundum, yani en azından memnun olduğumu sanıyordum.
"Benim için diğer insanlara benzememek artık bir sorun değil," parmaklarımla oynamaya başlamıştı, tüy gibi hafifti dokunuşu, gözleri avuç içlerimdeki çizgileri ezberlemek istermiş gibi pür dikkat odaklıydı. "Benim içinde değil, ama yanlış yaptığımın farkındayım. Henüz bir aydır konuşuyorken gelip sana açıldım, kafan karıştı, acele ettim, sabırsızlandım, istedim ki hep olduğu gibi isteğim hızlıca gerçekleşsin."
Ama duygular, hisler, aşk... Bunlar aceleye gelecek şeyler değildi zannımca.
"Kafamın karıştığı doğru, ama ne zaman düzenli bir zihne sahip olduğumu hatırlamıyorum, Fetih." başımı omuzuna yaslayıp gözlerimi kapattım, "Bak, bunu yapmak benim için hayal edemeyeceğim kadar lükstü," başımı kaldırıp gözlerimi onunkilere diktim, yüzümde istediğime sahip olmanın verdiği keyifli bir ifade vardı. "Artık lüks içindeyim." dudaklarını bir kaç saniyeliğine sol köşeye kıvırdı ama bu maalesef uzun sürmedi.
"Keşke sende gülsen," diye mızmızlandım, boşta kalan elimi onun elinin üzerine yasladım. "Ben ne zaman bir şey söylesem etrafımdakiler gülmekten yarılır, ama seni güldüremiyorum, sanki süper gücüm yanında devre dışı kalıyor gibi çaresiz hissediyorum."
Yanağımı pazusuna yaslayıp yolu izlerken önümüzden geçen siyah bir arabada yansımamızı gördüm, bence biz yakışıyorduk ya.
"İlla ağzımın kulaklarına varması mı lazım, içimden gülsem olmaz mı?" içinden güldüğünü nasıl anlayacaktım ki? Bana sahici gülüşü lazımdı, hemen cıkladım. "Gülmeyi bilmiyorsan öğretirim." elimle oynamayı bırakıp kolunu omuzımdan aşırdı ve başımı göğüsüne yaslama fırsatım doğunca bunu hemen yaptım, kalbim o kadar gürültülü çarpıyordu ki sesi eğer onun yanında olmasam beni rahatsız ederdi.
"Gerçekten gülmeyi öğretir misin bana?" bir an için bizi bir sınıfta gülme dersi işlerken hayal edince kıkırdadım, o sırasına oturmuş gülmek ile ilgili tahtaya yazdıklarımı deftere geçirirken bende dudaklarını iki yana kıvırması için ona taktik veriyormuşum gibi saçma bir hayaldi. "Ders çalışmayı seven bir öğrenci olduğunu söylemiştin, tabii ki öğretirim."
Saçlarımı arasında hissettiğim öpücük sindiğim gövdede daha da küçülmeme sebep oldu, kulaklarımdan yanaklarıma kadar her yorganımın utançtan kızardığını, heyecandan midemin kıpır kıpır olduğunu hissediyordum. Özellikle kokumu içine çekmesi bence çok hoştu.
"Kiraz," başımı kaldırıp derin bir nefes alarak ona baktım. "Efendim?" boştaki sol eliyle yüzümü kapatan saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdı. "Cuma günü akşam yemeğini beraber yiyebilir miyiz?" aldığım teklifin verdiği mutluluktan dolayı gözlerim irice açıldı, yanaklarım acıyan kadar tebessüm ettim.
"İlk buluşma teklifi mi aldım ben şimdi?" elmacık kemiğimin üzerine bir buse kondurdu. "Teklif değil, seninle vakit geçirmek için senden izin istedim." yaaa diye cilvelenip onu öpmek vardı ama Fetih'in arkasında çok tanıdık bir terlik görümce bakışlarım oraya kaydı, hala gülüyordum ama terliğin sahibiyle bakışınca altıma sıçmaktan son anda köşeyi döndüm.
Hala gülerken Fetih'e baktım, sanki burnuma kötü bir koku gelmiş gibi artarda iki defa seslice nefes aldım. "Sende yanık kokusu alıyor musun?" gözlerini benden çekip endişeyle etrafına bakındı.
"Nereden geliyor koku?"
Kaşımla arkasını işaret ettim. "Arkandan."
Kaşlarını çatıp arkasını dönmeden önce "Ne yanıyor ki?" diye sordu.
"Çıramız." dedim.
🥧
Bölüm sonuuuu
Oy verip yorum yaparsanız sevinirimmmm
Takipte kalınnn
Bölüm etkileşimi
