KAVİLDEN KAÇIŞ kitap kapağı

15. bölüm / 35

14. Bölüm: Merhem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 35Şu an: 14. Bölüm: Merhem
  1. 1 Prolog98 kelime
  2. 2 1. Bölüm: Çirkin Ördek Ve Kuğu2.116 kelime
  3. 3 2. Bölüm: Lucien İle Yüzleşme1.936 kelime
  4. 4 3. Bölüm: Ev Hapsi2.137 kelime
  5. 5 4. Bölüm: Kod Adı Dahlia2.125 kelime
  6. 6 5. Bölüm: Kabusum2.467 kelime
  7. 7 6. Bölüm: Geçmişin İzleri2.142 kelime
  8. 8 7. Bölüm: Yabancı3.240 kelime
  9. 9 8. Bölüm: Dük Arvel1.598 kelime
  10. 10 9. Bölüm: İlk Dans2.476 kelime
  11. 11 10. Bölüm: Hesaplaşma2.160 kelime
  12. 12 11.Bölüm: İstenmeyen Misafir2.019 kelime
  13. 13 12. Bölüm: Kılıçlar Ve Stratejiler2.483 kelime
  14. 14 13. Bölüm: kaderin iki ucu1.952 kelime
  15. 15 14. Bölüm: Merhem1.714 kelime · Okuduğun bölüm
  16. 16 15. Bölüm: Kırmızı Bakış Açısı1.820 kelime
  17. 17 16. Bölüm :Kırmızı Bakış Açısı2.563 kelime
  18. 18 17. Bölüm: ateş ve kül1.984 kelime
  19. 19 18. Bölüm: Bilinmeyen Güven2.235 kelime
  20. 20 19. Bölüm: Gözler1.424 kelime
  21. 21 20. Bölüm: Efsaneler ve Geçmiş2.634 kelime
  22. 22 21. Bölüm: Yıkılan Sınırlar2.144 kelime
  23. 23 22. Bölüm: Soru & Cevap2.661 kelime
  24. 24 23. Bölüm : Yeni Düşman2.127 kelime
  25. 25 24. Bölüm: Fırtına ve Soytarı2.010 kelime
  26. 26 25. Bölüm: İhanet3.177 kelime
  27. 27 26. Bölüm: Yangın2.973 kelime
  28. 28 27. Bölüm: KAVİLDEN KAÇIŞ1.847 kelime
  29. 29 28. Bölüm: Karanlıkta Saklı Olan2.185 kelime
  30. 30 29. Bölüm: İhanete Uğrayan2.283 kelime
  31. 31 30.Bölüm: Karga2.850 kelime
  32. 32 31. Mağara2.607 kelime
  33. 33 32. Bölüm: Karanlıktaki Sığınak2.934 kelime
  34. 34 33. Bölüm: Çelişki1.852 kelime
  35. 35 34. Bölüm: Kimlik2.827 kelime

Oda çatal ve bıçağın ritmik sesi dışında sessizdi. Alexander'ın avladığı geyik etini çatalla ezdim. Etin kokusu, görüntüsü midemi bulandırıyordu. Sırf güç gösterisi için avlanmış masum bir canlıyı keyif alarak yiyemezdim.

Ağılların içi doluydu yine de erkekliklerini kanıtlamak için acımasızca hayvanlar katlediliyordu. Bakışlarım masadaki diğer yüzlerde gezindi. Çatalı tamamen bıraktım, babam ağzının etrafını mendille sildi.

"Yarınki toplantı için heyecanlı mısınız dük?" Alexander önündeki cam kadehten bir yudum su aldı. Tüm ilgimi o tarafa çevirdim, hangi toplantı?

"Bunun için bunca yolu geldim, elbette." Dedi, sakin bir tavırla. Duruşu hiç de öyle demiyordu. Bıçakla tabağımdaki sebzeyi böldüm.

"Umarım bu heyecanınız diğer soyluların önünde hata yapmanıza sebep olmaz." Konuşan benim gibi tabağına hiç dokunmayan Lucien'di.

"Ne kadar heyecanlı olursam olayım hata yapmam Lord Lucien." Dediğinde Lucien'nin yüzünden çarpık bir gülümseme belirdi. O kendisinden daha iyi olan kimseyi sevmezdi.

Lucien başa geçtiğinde hiç şüphesiz iyi bir dük olacaktı ama yine de bir hata yaparsa bu kabullenememeden olurdu.

"Kusursuz dük Arvel'den beklendiğini gibi." Dediğinde ortam gerilirken Alexander'ın bakışları bu durumdan hiç etkilenmemiş gibi bana döndü. Sanki lucien'nin sözleri ona işlemiyordu.

"Tadını beğenmediniz mi leydim?" Sözleri beni bulurken başımı dik tuttum. "Aksine çok sevdim." Gözleri hiç yenmemiş, işkence edilmiş tabağıma indi.

"Sevindim." Dedi kısa bir sürenin ardından. Bakışlarını yüzümden çekerken Ruby konuştu.

"Tadı gerçekten çok güzel, aşçımız çok yeteneklidir." Alexander başını hafifçe onaylarcasına salladı.

"Mükemmel tattan anlaşılıyor." Onlar konuşmaya devam etse de aklım hala az önceki konudaydı. Yarın toplantı mı olacaktı? Nerede , kiminle? Leonard biliyor muydu? Lucien diğer soylular dediğine göre bilmeliydi. Öyleyse neden bana bir şey dememişti?

"Öyleyse müsaadenizle." Alexander ayağa kalktığında bakışlarım üzerindeydi.

"Müsade sizin lord,"dedi babam elindeki kadehi döndürüp içindeki suyu çalkalarken. Alexander kahya ile odasına çıktı. Ben dikkat çekmemek için bir süre daha oturmaya karar verdim.

"O tavrın da neydi Lucien?" Babam kadehini sert bir şekilde indirdi. Çıkan tok ses eline aldığı bıçak gibi ortamı kesti. Gözleri bıçağın keskin yüzeyde gezindi.

Lucien'nin çenesi gerildi. Gözlerim bu manzara karşısında ilgiyle parladı. Babam ilk defa gözler önünde varisini azarlıyordu. Lucien sessiz kalırken babam devam etti.

"Bir daha beni utandıracak davranışlar sergileme, dük bize lazım." Son sözleri ile yutkundum. Duymamam gereken bir şeyi duymuş gibi hissettim. Babam ayağa kalktı, elindeki bıçağı Lucien'nin tabağındaki ete sapladı.

"Bıçağın yeterince keskin olmadığı için yiyemedin sanırım." Elini çekti, bıçak ette saplı kaldı. "Tabağını bitir Lucien" son sözler ile masayı terk etti. Bu hiçbir "ama"ya yer bırakmayan bir emirdi.

Gerilim elle tutulur cinstendi. Ruby bile sessizliğe gömülmüştü. Lucien bıçağı etten çıkarıp doğramaya başladığında duyulan tek ses metalin porselende bıraktığı çınlamaydı.

Çatalı soğumuş ete batırdı , orta derece pişmiş etten kan damladı. Yüzümü hızla çevirdim, neredeyse masanın üzerine kusuyordum.

Ayağa kalktım, daha fazla durmamı gerektiren bir şey yoktu.

"İyi geceler." Dedim zar zor. Arkamı dönerken bir cevap beklemedim, kimse de cevap vermedi zaten.

Odamın olduğu kata çıktım ve doğu kanadına yöneldim. Odama yaklaştıkça ışık azaldı, sıcaklık düştü. Sonunda ahşap kapımın önünde durdum. Kapıyı açıp içeri girdiğimde sönmüş şömine yeni bir manzara değildi.

Közlerin içine iki tane büyük odun attım ve çakmakla bir kağıt tutuşturdum. Ateş yanıp oda ısınırken çekmeceden merhem ve sargı bezi çıkardım. Alkol ucuz ve ulaşılabilir olduğu için sık sık yaralanan mutfak halkı için ulaşılabilirdi. Belki lazım olur diye mutfaktan gizlice biraz almıştım.

Geriye sadece birkaç saat beklemek vardı. Eğer şimdi gidersem birilerine yakalanmam muhtemeldi.

Yatağa uzandım ve bir müddet durdum. Hiçbir şey düşünmeden, boş boş baktım. Bu uzun sürmedi tabii ki, kafam yine karışık düşüncelerle doldu. Babam Lucien'e dük için bize lazım demişti, herkesin gözü önünde uyarayacak kadar ehemmiyetli olan o şey neydi?

Yan döndüm, şimdilik bilemezdim ama öğrenmeliyidim. Bu sayede Leonard'la olan anlaşmam bitecekti. Düşüncesi bile kalbimi hızlandırdı. Ayağımdaki tüm prangaları birden çıkaracaktım.

Saat ilerlerken koridordaki hareketlilik değişim saatinin geldiğini gösteriyordu. Ses çıkarmadan yataktan kalktım ve parmak uçlarımda kapıya ilerledim.

Gıcırtı çıkarmadan kapıyı açıp boş koridora adımımı attım. Yavaş adımlarla yürüdüm. Kalbim her adımda bana ihanet etti, zihnimin içinde makul olan plan gerçekleşme aşamasında beni tedirgin ediyordu.

Yumuşak adımlar Arvel dükünün ahşap kapısının önünde durdu. Çalmak ve kaçıp gitmek arasında kaldım. Çoktan uyumuş olma ihtimali de yüksekti, içten içe öyle olmasını umdum.

Sonunda yutkundum ve elimi yumruk yapıp sert yüzeye iki kere vurdum. Birkaç saniye bekledim, hiçbir hareketlilik olmadı. Derin bir nefes aldım, rahatlamıştım.

Odama dönmek için bir adım attığımda kapı hafifçe aralandı, benim kırmızı gözlerle göz göze gelmemle güçlü bir elin beni içeri çekmesi bir oldu.

Daha ne olduğunu anlayamadan sırtım kapıya dayanmış, Alexander ile burun buruna gelmiştim. Yoğun bakışları yüzümde gezinirken elimde tuttuğum sargı malzemelerini göğsüne bastırdım.

"Sizin için getirmiştim." Alexander birkaç adım geri çekilip bana alan bıraktı. O an burada duramayacağımı fark ettim, dük ile bir odada kapalı kalmak bir aslanla kalkmaktan daha tehlikeli hissettiriyordu.

Elimdeki sargı bezi, alkol ve merhemi uzattım. "Yaranıza iyi gelir." Alexander beceriksizce sarılmış, yarı yarıya açılmış elindeki sargıya baktı.

Getirdiklerimi elimden almadı. "Anladığım kadarıyla bunu bana verip kaçmak istiyorsun." Kollarını göğsünde birleştirdi. Karanlıkta daha da ürkütücü duruyordu.

"Fazla kalamam, ailem burada olmamı hoş karşılamaz."

"Buraya gelmeni de hoş karşılamaz. Yine de geldin." Kapı koluna kaçamak bir bakış attım. Bunu hemen fark etti.

"Kaçma Mia, eğer bir şeye başladıysan devamını getir." Başımı kaldırıp doğrudan gözlerine baktım. Adımı bu kadar doğal, hiçbir sınır tanımadan söylemesi ne zamandan beri normalleşmişti.

"Kaçmıyorum, sadece sınır çiziyorum." Dediğimde odadaki tek ışık kaynağı alevlerin aydınlattığı yüzünde bir gülümseme belirdi.

"O zaman bana yardım et , tek başıma bu yarayı tedavi edemem."elini yüzüme yaklaştırdı. "Sabah kılıcın beni çok derinden yaraladı." Kaşlarım çatıldı, vicdanımı sızlatmaya çalışıyordu. Tıpkı küçük bir çocuk gibi. Yanağımın iç kısmını ısırdım.

Gözlerim odasında gezindi , daha önce evden kaçmak kullandığım bu oda artık yaşanılabilirdi. Turuncu alevlerin dans ettiği şöminenin önünü işaret ettim.

"Oturun." Dedim sesimdeki bıkkınlığı gizlemeden. Alexander sözlerimi dinledi ve oturmadan önce yatağından iki yastık aldı, şömineni önüne atıp birine kendisi oturdu diğerine de ben.

Elini bana uzatırken titreyen parmaklarımı fark ettim. İçimden bir küfür savurdum. Alexander fark etmesin diye hızlı davrandım. Sargısı açıldığında duraksadım. Yara berbat bir hâldeydi, çok kötü sarılmış; içi toz ve daha nice kirle dolmuştu.

"Kim sardı bunu?" Yüzümü kaldırmadan sordum.

"Ben." Dedi hiçbir sorun yokmuşcasına. Yarasını incelemeye devam ederken konuştum.

"Kılıç tutmaya bu kadar alışık bir eli , bu halde bırakmak... Fazla sorumsuzca." Alexander'ın yetenekleri göz önüne alınınca sürekli bu işin içinde yer aldığı belliydi, daha özenli olmasını beklerdim.

"Genelde yaralanmayacak kadar dikkatliyimdir." Tenim ürperdi. Gözlerimi kaldıramadım ama parmaklarımın arasındaki eli istemsizce sıktım.

"Bu defa dikkatsiz olmanızın sebebi neydi?" Sıcak nefesini ensemde hissettim.

"Bakışların." Tek bir kelimeydi ama kalbimin göğüs kafesimi zorlanmasına yetmişti. Yüzümü yere koyduğum malzemelere çevirdim.

"Önce İrini çıkaracağım, bu biraz acıtabilir." Elini bırakıp yerdeki bezden biraz kopardım.

"İstediğini yapmakta özgürsün." Yüzüne bakmasam da sesindeki alayı hissettim. Çenemi sıktım ve bezi yarasına bastırdım. Bakalım bu alaycılık ne kadar devam edecekti.

Baskıyı yavaş yavaş artırdım. Kan ve irin derin yarıktan akmaya başladı. Aldığım kılıç eğitimi sırasında pek çok yara almış, başka yaralılar görmüştüm. Bu yüzden et görünce kasılan midem bu görüntü karşısında tepki vermedi.

Sanırım... Biraz ucube bir insanım.

Büyük bir dikkatle irini çıkardım. O an hiçbir planın önemi yoktu. Sadece bu yarayı düzgünce tedavi etmek istiyordum.

Küçük şişedeki alkolün kapağını açtım ve yaranın üzerine döktüm. Alexander'ın hafifçe irkildiğini hissettim. Eğilip refleks olarak üfledim.

Yaranın üzerindeki alkol uçup havaya karışırken yaptığım şeyi fark ettim. Yutkundum ve başımı kaldırdım. Alexander ile göz göze geldiğimde beklediğim şey alaycı bir gülüştü ama onun yerine karmakarışık bir ifade buldum.

Sinirlerimi bozsa da alaycı bir bakış bu ifadeden daha iyiydi. Çünkü o zaman sadece öfke duyardım, ismini bilmediğim bir şeyler boğazımda yükselmezdi.

Panikle metal merhem kutusunu elime aldım. Parmağımın ucuna biraz sürdüm ve eline yaydım. Ben ortamı dağıtmak hem de babam ile olan ilişkisine değinmek için konuştum.

"Yaralı olduğunuz halde neden avlandınız, eliniz ne hale gelmiş?" Sesimin titremesini zar zor bastırmıştım.

"Babanız ısrar etti." Sargı bezini elime aldım.

"Babamın ısrarına dayanamayacak kadar yakın bir ilişkiniz olduğunu bilmiyordum." Yarayı çok sıkmadan sardım.

"Onun evinde misafirim ne de olsa." Elini bırakıp geri çekildim.

"Yine de karşı koyabilirdiniz, babam sizi zorlayamazdı." Alexander elini inceledi.

"Size lezzetli bir şeyler avlamak istemiştim..." Gözlerime doğrudan baktı.

"...Ama siz tadına bile bakmadınız." Kaşlarım havalandı. Dalga mı geçiyor yoksa gerçekten ciddi mi diye anlamak istedim.

"Ben sevmiyorum." Diyebildim sadece. Sesim aniden buz tuttu. Aramıza görünmez bir duvar ördüm. "Bir dahakine hayır dersiniz o zaman."

Sanki komik bir şey duymuş gibi sırıttı. "Elbette, genç leydim benim için bu kadar endişe ediyorsa bana da söz dinlemek düşer." Değişik bir adamdı. Hiç çekinmeden ismimi kullanıyor, sonra bunu yapan o değilmiş gibi resmi ünvanlara geri dönüyordu.

"Şimdilik bu kadar, umarım yarın toplantıya kadar sizi idare eder." Mükemmel şekilde sarılmış sargıyı bir daha inceledi.

"Her defasında beni daha çok şaşırtıyorsunuz."dedi ve elini geriye yaslayıp rahatça oturdu. Bakışlarım yere dayadığı sargıda kaldı, bu adam gerçekten hiçbir şeyi umursamıyordu.

"Siz şaşırmaya müsaitsiniz." Dedim onunkine benzer bir tavırla . Yüzümü izledi bir süre. Artık gitmem gerektiğini biliyordum. Yine hiçbir şey öğrenememiştim.

"Bir dahaki sefere ne var acaba? Casusluk gibi bir şey mi?" Dediği an Olduğum yerde donkaldım. Bakışlarım gözlerine buldu. Dudaklarında kocaman bir sırıtış vardı ama bakışları hiç bir eğlence barındırmıyordu.

"Bunun için yeterli birikimim yok, belki çok ilerde dük." Sırtımı dikleştirdim. Ben kurtlarla dolu bir sofrada büyümüştüm ne de olsa, bu kadarı ile köşeye sıkışmazdım. Sözlerime devam ettim:

"Ve siz o kadar uzun kalacak gibi değilsiniz." Dudaklarındaki gülümseme soldu.

"Belki de kalırım Mia." Bu defa alaycı bir şekilde sırıtan bendim.

"Hiç sanmıyorum." Ayağa kalktım. "Merhem burada kalsın, etkilidir." Benimle beraber o da ayağa kalktı. Gitmek için yeltendiğimde eli kolumu sardı. Sıkmadı, sadece durdurmak içindi.

"Yarın da bekliyor olacağım, sargının değişmesi gerekiyor." Bir kolumu saran ele bir de ona baktım.

"Yüzümü delecek kadar dikkatlice izliyordunuz, bence kendiniz de halledebilirsiniz." Kolumu elinden kurtardım. Beni durdurmadı, kapıyı açana kadar sustu.

"Yarın gece kapıyı çalmadan gir." Bakışlarım omzumun üzerinden gözlerini buldu. Kendinden emindi. Bu gergin olan sinirlerimi daha da zorladı. Hızla kapıyı açıp dışarı çıktım.

Koridorda koşar adım ilerledim. Köşeyi dönünce rahat bir nefes aldım. Yüzümü ovdum ve odama doğru daha dikkatli adımlarla ilerledim. Ses çıkarmasın diye ayakkabılarım çıkardım ve parmak uçlarımda yürüdüm.

Soğuk ayaklarımdan yukarı çıktı. Kimseye görünmeden odama döndüm. Kirli olmayı umursamadan yatağa uzandım. Yüzüm yatağa gömülü halde bir süre durdum. Kalbim delice çarpıyordu. Dahlia kimliğim hakkında bir şey biliyor muydu, yoksa sadece bir blöf müydü?

Sırt üstü döndüm. Biliyor olamazdı, leonard dışında kimse bilemezdi. Belki ilk karşılaşmamızdan yola çıkarak bu kanıya varmıştı.

Yine de bir bağlantı kurmak için yeterli değildi.

Hala ilaç kokan parmaklarım saçlarımda gezindi. "Sadece ufak bir şüphe, hiçbir şey kanıtlayamaz." Yorganın içine süründüm. Uyumam lazımdı, yarın daha zorlu olacaktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…