KAVİLDEN KAÇIŞ kitap kapağı

12. bölüm / 34

KAVİLDEN KAÇIŞ

11.Bölüm: İstenmeyen Misafir

Vaveyla Yazarı: Mirinda Aa

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 34Şu an: 11.Bölüm: İstenmeyen Misafir
  1. 1 Prolog98 kelime
  2. 2 1. Bölüm: Çirkin Ördek Ve Kuğu2.116 kelime
  3. 3 2. Bölüm: Lucien İle Yüzleşme1.936 kelime
  4. 4 3. Bölüm: Ev Hapsi2.137 kelime
  5. 5 4. Bölüm: Kod Adı Dahlia2.125 kelime
  6. 6 5. Bölüm: Kabusum2.467 kelime
  7. 7 6. Bölüm: Geçmişin İzleri2.142 kelime
  8. 8 7. Bölüm: Yabancı3.240 kelime
  9. 9 8. Bölüm: Dük Arvel1.598 kelime
  10. 10 9. Bölüm: İlk Dans2.476 kelime
  11. 11 10. Bölüm: Hesaplaşma2.160 kelime
  12. 12 11.Bölüm: İstenmeyen Misafir2.019 kelime · Okuduğun bölüm
  13. 13 12. Bölüm: Kılıçlar Ve Stratejiler2.483 kelime
  14. 14 13. Bölüm: kaderin iki ucu1.952 kelime
  15. 15 14. Bölüm: Merhem1.714 kelime
  16. 16 15. Bölüm: Kırmızı Bakış Açısı1.820 kelime
  17. 17 16. Bölüm :Kırmızı Bakış Açısı2.563 kelime
  18. 18 17. Bölüm: ateş ve kül1.984 kelime
  19. 19 18. Bölüm: Bilinmeyen Güven2.235 kelime
  20. 20 19. Bölüm: Gözler1.424 kelime
  21. 21 20. Bölüm: Efsaneler ve Geçmiş2.634 kelime
  22. 22 21. Bölüm: Yıkılan Sınırlar2.144 kelime
  23. 23 22. Bölüm: Soru & Cevap2.661 kelime
  24. 24 23. Bölüm : Yeni Düşman2.127 kelime
  25. 25 24. Bölüm: Fırtına ve Soytarı2.010 kelime
  26. 26 25. Bölüm: İhanet3.177 kelime
  27. 27 26. Bölüm: Yangın2.973 kelime
  28. 28 27. Bölüm: KAVİLDEN KAÇIŞ1.847 kelime
  29. 29 28. Bölüm: Karanlıkta Saklı Olan2.185 kelime
  30. 30 29. Bölüm: İhanete Uğrayan2.283 kelime
  31. 31 30.Bölüm: Karga2.850 kelime
  32. 32 31. Mağara2.607 kelime
  33. 33 32. Bölüm: Karanlıktaki Sığınak2.934 kelime
  34. 34 33. Bölüm: Çelişki1.852 kelime

İnsan gururlu olmakla övünürdü. Oysa en kırılgan duyguydu, gurur. Aç kalınca, işkence görünce ya da belki üç kuruş para uğruna bizzat onu inşa eden kişinin ellerinde dağılırdı. Ben de özgürlük adını verdiğim kafes için kendi gururumu yere serdim.

Ailem bildiğim insanlarla aynı kahvaltı sofrasındaydım. Dün geceden sonra bir de sofraya gelmesem bunu baş kaldırı olarak görükürdü. Babamın cezalarından kaçınmak için bana ait olan sandalyede dik oturuyordum.

Tabağımdakileri yemiyor daha çok çatal ile işkence ediyordum. Yanağım hala sızlıyordu, pudra kızarıklığı gizlese de acı ve şişkinlik hala yerindeydi. Ara sıra Ruby'nin mahçup bakışları dışında bu sofrada görünmezdim.

"Alexander Arvel'in odası hazır mı?" Babam dudaklarını zarifçe ipek mendille silerken annem sormuştu. Gözlerim mendili kibarca kenara koyan elinde kaydı, dün gece bana vurduğunda aynı zarafeti mi taşıyordu?

"Evet , dediğin gibi Kuzey tarafındaki en geniş odayı hazırlattım," Annem gururla gülümsedi ve hazırlıklarını anlattı babam sözlerini yarıda kesti.

"İptal et. Doğu kanadındaki teraslı odayı hazırlat, balo da iptal olacak," dediğinde herkes bir süre taş kesildi.

"Neden bu kadar şaşırdınız, Doğu kanadı misafir ağırlamak için inşa edilmedi mi?" Dediğinde abim çatalını bırakıp konuştu.

"Yıllardır kullanmadığımız için çok bakımsız kaldı. Hangi insan orada yaşayabilir?" Dudaklarımdan neredeyse bir kahkaha firar ediyordu. Ben de tabağımla oynamayı bırakıp öne ittim. İlgiyle bu konuşmayı dinledim.

"Dün gece Ruby ve annene karşı olan tavrından sonra o adamı kendi evimde zevkle karşılayacak değilim." Haklıydı. Dün gece açıkça anneme saygısızlık etmişti , tepkisi az bileydi.

Asıl sorun da buydu. Neden bu kadar hoşgörülü davranıyordu? Normal koşullarda Alexander Arvel'i ağırlamaktan vazgeçebilirdi. Kimse buna karşı çıkamazdı..Kesinlikle büyük bir şeyin peşindeydi.

"Pekâlâ," dedi annem, uzun bir sessizliğin ardından. Sonra baş hizmetçiyi çağırıp emirler yağdırdı.

Malikane gelecek misafir için haraketlendi. Zaten yeterince çalışan hizmetçilerin iş yükü beklenmedik talimat üzerine iki katına çıktı. Tüm bu karmaşayı geride bırakıp odama çekildim.

Leonard'a mektup yazmam gerekiyordu ama erteledim. Onun yerine kendimi yatağa bıraktım. Saçlarım yumuşak ve soğuk yorganda dağıldı. Bir tutam saçımı parmaklarımın arasına alıp oynamaya başladım.

Aklım Alexander'ın dün geceki dokunuşuna kaydı. Saçlarımı toplayan soğuk elinin tenimdeki sıcak hissini düşündüm.

Elim istemsizce boynuma kaydı. Sanki bir şeyler bulacakmışım gibi. Yaptığım şeyin farkındalığıyla yatakta hızla doğruldum. Yanaklarıma hafifçe vurup yataktan tamamen çıktım.

"Kendine gel Mia..."

Masanın başına oturdum. Eski çekmeden bir kağıt ve kalem çıkardım. Az ve öz yazmam gerekiyordu. Kısaca Alexander'ın dün geceki kaba tavrını ve babamın her şeye rağmen onu misafir etmekteki ısrarından söz ettim. Kendi düşüncelerimi eklemedim. Leonard'a parçaları verdim, yapbozu tamamlamak ona kalmıştı.

Kağıdın boş kısmını kestim, kalanı sarıp ince bir kurdele ile sıkıca bağladım. Camda bekleyen beyaz güvercinin ayağına bağladım. İyi eğitilmiş, ben ve Leonard arasında gidip gelmeye alışmıştı.

Ayağına kağıdı bağladım ve uçurdum. Kanat sesleri gürültünün içinde kaybolurken aramızdaki benzerliği görmezden gelemedim.

Uçmayı biliyordu, istediği yere gidebilirdi ama o ezberlediği yolun dışına çıkamıyordu. Çünkü zihni sadece bunu biliyordu. Özgürlük gibi duran kanatları onun esaretiydi nihayetinde.

Camı kapatıp odama döndüm. Gözlerim masadaki takvimde asılı kaldı. İki hafta dört gün sonrası işaretlenmişti. Nişan tarihim.

Her geçen gün yaklaşıyor, somut bir varlığa dönüşüyordu. Bu yüzden dikkatli olmalıydım, paniğe kapılmadan adım adım ilerlemeliydim.

Her zaman sesiz olan Doğu kanadı tamamen gürültünün esiri olmuştu. Oradan oraya koşuşturan hizmetçiler, sayısı artan muhafızlar... İçim daraldı, bu kadar kritik bir zamanda bu kadar göz tarafından izlenmek benim için korkunçtu.

***
Sonraki günün erken saatlerinde hepimiz ana salona dizilmiştik. Ortama uymayan tek kişi bendim. Kardeşlerim ve annem güzel ve bir o kadar şık görünürken ben ise vasat bile denmeyecek haldeydim.

On dakika önce uykumdan uyanmış ,Alexander Arvel'in geleceğini öğrenmiştim. O kısa zaman zarfında yapabildiğim tek şey giyinmek ve saçlarımı taramak olmuştu. Herkes bugün geleceği gerçeğini benden saklamıştı, sinirle alt dudağımı çiğnedim.

Kapılar açılınca nefesimi tuttum. O geceden sonra onu görecek olmak içimde garip bir hareketlilik başlattı. İlk gölgesi düştü içeri, sonra tüm varlığı odayı doldurdu.

Başı yukarda, adımları güçlüydü. Babam ve abim ile el sıkışırken biz önünde hafifçe eğildik. Balo gecesinin aksine bu defa annemin önünde eğildi.

"Selamlarımı sunarım düşes, geçen gece sizi layıkıyla selamlayamadım," sonra arkasına döndü. Onun kadar uzun ve güçlü duran kızıl saçlı adam bir adım öne çıktı. Elinde küçük bir çanta vardı.

"Özür olarak bu hediyeyi kabul edin," annem şaşkınlıkla babama baktı. Babam başıyla onayladı.

"Teşekkür ederim dük," deyip elinden bez çantayı aldı. İçinde ne olduğunu hiç merak etmiyordum.

"Ve leydi Ruby, sizden de özür dilerim," Kızıl adam benzer bir tane çanta daha uzattı. Ruby yanakları kızararak hediyeyi kabul etti. Bana döndüğünde, doğrudan gözlerime baktı. Sonra bakışları yanağıma kaydı. Birden irkildim, pudra sürmeyi unutmuştum.

Bakışlarını yüzümden çekti. Bir şey söylemedi, özel bir selam bile vermedi. Yanımdan geçip babamı takip etti.

Gururum sanki ayakları altında ezilmişti. Ailemin diğer üyeleri yanımdan geçerken ben başımı yere eğdim. Adım sesleri uzaklaştığında arkama döndüm.

"Emma odamdan hızlıca pudrayı getir," Emma emrimle merdivenleri hızla çıkarken ben duvarın dibine sindim. Benim hakkımda görmemesi gereken pek çok şey görmüştü zaten. Bir zayıflığımı daha bilmesine gerek yoktu.

Ben onun için sadece şımarık ve macera peşinde olan bir dük kızı olmak istemiştim. Olmazdım. Bunun için en başında düzgün bir şekilde tanışmak gerekirdi. Emma gelene kadar kendimi sakinleştirdim.

"Leydim!" Emma karşımda durduğunda eğildim. Küçük yuvarlak kutuyu açtı. Kutudaki beyaz tozu ufak süngerle yanağıma sürdü.

O işini bitirip kutuyu eteğinin altına gizlerken ben de diğerlerinin gittiği yere yöneldim. Adımlarım her zamankinden daha sessizdi.

Kapının önünde durduğumda sırtımı dikleştirdim. "Sakin ol Mia..."

İçeri girdim. Her zaman olduğu gibi hiç kimse dönüp bakmadı, ilk defa buna şükrettim. Sessizce oturacak bir yer aradım. Annemin her zaman oturduğu yere Alexander oturmuş, Lucien karşısına geçmişti. Ruby hemen Alexander'ın yanındaydı annem ise karşısında. Bir karar vermem gerekiyordu. Ruby'nin yanına oturmak dikkat çekebilirdi, annemin yanına oturursam doğru düzgün bir lokma bile yiyemezdim.

İkincisi daha iyiydi. Annemin yanındaki sandalyeyi çekerken gerilmesine umursamadan oturdum

"Her zamanki gibi geç kaldın," genelde olandan farklı olarak fısıltıyla konuştu. Güzel.Demek ki bugün benimle açıkça uğraşmayacaktı.

İştahsızca masaya baktım. Onlarca çeşit dizilmişti. Kim bilir kaç kişinin emeği vardı her lokmada ama bana berbat geliyordu. Özellikle bugünki gibi yoğun günlerde midem yiyeceğe savaş açardı. Sıcak ekmekten alınan bir lokma bile zehir gibi gelirdi.

"Dük Arvel gelişiniz bizi çok mutlu etti, geçmişte yaşanan kırgınlıkları bir kenara atıp ülkelerimiz için bir araya geldik," dedi babam gururla. 'Kırgınlık' diye nitelendirdiği şey bolca kan ve kindi.

"Sizi bu sebeple burada ağırlamak büyük bir şeref ama ne yazık ki..." Babamın mavi gözleri hastalıklı bir şekilde parladı.

"Askerlerinize yerimiz yok," masada olan herkes ellerinde çatal donakaldı. Hiçbir ses yoktu. Babam , Alexander'ın özrü ile tatmin olmamıştı belli ki.

Valmont Malikanesi dört kısımdan oluşan devasa bir yapıydı. Doğu kanadı artık aktif olarak kullanılmasa da misafirler içindi, Batı ve Kuzey Valmont soyadına sahip olanlar için ayrılmıştı. Batıda kişisel odalar varken Kuzey çalışma odaları ve toplantı salonlarına sahipti. En büyük kısım olan güney ise tamamen personel ve askerlere ayrılmıştı.

Devasa yatakhaneler, antreman alanları ve dövüş sahaları... Kesinlikle Alexander Arvel'in adamları için fazlasıyla alan vardı. Eminim bunu Alexander da fark etmişti.

Babamın demek istediği açıktı: burada istenmiyorsun. Bunu kovmadan, aşağılayarak yapıyordu. Gerçek bir soylu.

"Yine de," dedi babam kendi yarattığı sessizliği bozarak. "Adamlarınızı öylece ortada bırakmaya gönlüm el vermez," Alexander soğuk gözlerle bakarken kendini topladı.

"Askerlerim bizzat adamlarınızı başkentteki en iyi hana götürecek. Tüm masrafları ben karşılayacağım," Dükün kırmızı gözlerinde alaycı bir ifade belirdi.

"Kocaman bir yüreğiniz var dük, size güveniyorum," dedi can düşmanına. Babam tüm dişlerini göstererek gülümsedi.

"Harika," eliyle arkada duran kahyaya işaret etti.

"Buyurun eksalansları," kahya hafifçe eğilip emri bekledi.

"Raymond güvendiği adamlarını hazırlasın. Dükün astlarına Sonya hanına kadar eşlik etsinler," Duraksadım. Sonya hanı Daha önce adı hiç de iyi olmayan şeylerle anılmıştı ama kısa sürede üstü kapanmıştı.

Daha iki ay önce doğudaki küçük bir krallıktan gelen heyet o handa soyulmuştu.

O zamanlar kulak ardı ettiğim bir dedikodu aklıma geldi. İnsanlar o heyetin sadece dostluk için değil aynı zamanda yeni bir ticaret yolu oluşturmak için geldiğini söylemişlerdi ama her şeyleri çalınmıştı.

Zihnimi zorladım ve krallığın adını hatırlamaya çalıştım. Elimi anlıma bastırdım. Neydi... Neydi... Gözlerim bir saniyeliğine büyüdü. Arteon.

Doğuda Valmont'a bağlı olan şehirlerle sınır olan bir krallıktı. Hiçbir gücü olmayan, mallarını Erendel'den geçirmek için Valmont'a ağır vergiler ödeyen Arteon.

Eğer Arteon dedikleri gibi yeni bir ticaret koridoru açsaydı Valmont topraklarından geçmeden başkente ulaşabilirdi. Üstelik bu yol diğer krallıkların kullanımına açılsaydı Valmont kapısı önemini tamamen kaybederdi. Bu da Valmont için büyük bir gelir kaybı demekti.

Kafamda bir şimşek çaktı. Banam bu işin başında olabilir miydi?

Sonya hanı daha önce birkaç kez daha büyük hırsızlık olayları ile anılmış, bazı suç örgütlerinin saklanma yeri olduğu için mühürlenmişti ama en sonunda tekrardan açılmıştı.

Bu bile aslında bir göstergeydi. Bu kadar kirli bir yer , sağlam birine sırtını dayamadan ayakta kalamazdı.

Gözümün önünde duran şeyi nasıl görememiştim? Sanki kayıp bir resmin son parçasını bulmuştum. Ellerim titrediği için masanın altına koydum.

Başımı eğerken dudaklarım kıvrıldı. Elime düşmüştün dük Valmont.

O sırada üzerimde bir baskı hissettim ve başımı kaldırdım. Doğrudan yüzüme bakan kırmızı gözleri gördüm. Bakışları dudaklarımda gezindi, sanki az önceki tebessümü arıyordu. Tekrardan gözlerime baktığında bakışlarımı kaçırdım.

Eğer adamları oraya giderse kesinlikle soyulacaklardı. Kafamı hızla salladım. Beni ilgilendirmezdi. Ona yardım etmek zorunda değilim.

Yine de rahatlayamadım. İçimi kemiren düşünceleri uzaklaştırmak imkansızdı.

Alexander tabağını öne itip doyduğunu belli etti, dudaklarını beyaz ipek mendille sildi.

"Öyleyse ben de adamlarıma haber vereyim dük. İzninizle," Alexander ayağa kalktı ve dışarı yöneldi. Tüm bu süre boyunca arkasında duran kırmızı saçlı adam onu takip etti.

Odadan çıkar çıkmaz annem bir kahkaha attı.

"Tanrım o kibirli yüzü nasıl da dağıldı, gördünüz değil mi?" Babam sırtını sandalyeye kibirli bir edayla yasladı.

"En başında haddini bilmeliydi," Dalgın bir şekilde çatalı tabaktaki peynire sapladım. Bana dönen bakışla irkildim.

"Daha ne kadar yiyeceksin?" Çatal elimde kaldı. Yavaşça kenara koydum.

"Yanıma oturduğundan beri sadece ağzın çalıştı," gözlerim tabağı buldu. İçindekiler parçalamışmolsa da hala tüm besinler olduğu gibi duruyordu.

"Haklısınız. Çok fazla yedim, bahçede yürüysem iyi olur," Sandalyeyi itip ayağa kalktım. Salondan kaçarcasına çıktım. Alexander arka bahçeye çıkmış olmalıydı.

Dikkat çekmemek için elimi karnımın üzerine koydum sanki ağrıyormuş gibi yüzümü ekşittim. Mutfak kısmına daldığımda , şaşkın bakışlar beni buldu. Personel olayı anlamaya çalışır gibi baktı. Onlar soru sormadan konuştum.

"Geçen şefin yaptığı bir içecek vardı, sanırım nane ve elmadan." İnandırıcılık için inledim.

"Sindirime iyi gelen..." Genç bir kız yaklaştı. Yemek lekeli havlu ile anlındaki teri sildi.

"Evet leydim," başımı ovdum.

"Yine yapabilir misiniz?" Genç kız etrafındakilerle baktı sonra başını salladı.

"Elbette leydim. Yapıp odanıza getiririm." Minnetle gülümsedim. Kendimi fazla kaptırmıştım, gerçekten midem ağrıyor gibi davranıyordum.

"Teşekkür ederim, odama getirmene gerek yok. Ben bahçedeyim. Biraz yürüyüp geri dönerim," Genç kız başını sallarken ben de mutfağın bahçeye açılan kısmından dışarı çıktım.

Dün gece yağan yağmurdan sonra bahçede kuru tek bir nokta kalmamıştı. Ayakkabım çamura batıp toprakta izler bırakırken eteklerimi topladım. Askerlere ayrılan kısma ilerledim.

İçimden kendimi azarladım. Bir yandan da sadece geri ödeme olduğunu söyledim. Bunu geçen gece için yapıyorum. Sadece ona borçlu olmamak için.

Söylene söylene büyük antrenman sahasına ulaşmıştım. Taş yolda üzerinde karga figürünün olduğu arabaların etrafında bir grup erkek toplanmıştı. Söylenerek, indirdikleri malları geri araca yüklüyorlardı.

Duvarın dibine sindim ve onları izledim. Gözlerim Alexander'ı aradı.

"Biz kim izliyor diyordum," Ardımdan gelen sesle donkaldım. Geriye hızla döndüm.

"Yoksa dalga geçmeye mi geldiniz?" Kırmızı saçlı adam hemen karşımda duruyordu. Alexander'ın yardımcısı.

"Hayır," dedim zar zor. Düşüncelerimi henüz toplamamıştım.

"Öyleyse?" Tek kaşı havaya kalktı. Hemen cevap vermek yerine en doğru kelimleri aradım. Karşımdaki adamı süzdüm. Tanışmamızdan bu yana geçen kısa sürede bile Alexander'ın temkinli olduğunu anlamıştım. Bu adam onun kuyruğu gibi olduğuna göre kesinlikle sözlerimi ona ulaştırırdı.

"Oraya gitmeyin," Kısa bir an duraksadım. Fazla örtük olmuştu. "Sonya güvenli değil." Etrafımı kolaçan ettim ve yaklaşması için işaret ettim. Kaşlarını çattı ama belli ki merakı ağır geldi ve eğildi.

"Meydanda Kartal heykelinin arkasındaki hana gidin, orası gerçekten güvenli," Geri çekildim adam karmaşık gözlerle baktı.

"Size nasıl güvenebilirim?"

"İstersen güvenme sana kalmış," sözlerim ile şaşırdı. boynuna kılıç dayayacak halim yoktu. Mutfak kısmına kaçamak bir bakış attım. Hemen geri dönmeliydim.

"Dük Arvel'e anlat ve de ki: Mia Valmont geçen gece için ödeme yaptı." Şaşırıp soru sormaya hazırlansa da ben onu arkamda bırakıp geldiğim yolu geri döndüm.

Mutfağın arkasına ulaştığımda kan ter içindeydim. Az önceki genç kız elinde fincanla dışarı çıktı.

"Leydim-" beni görünce sözleri yarıda kesildi.

"Siz iyi misiniz?" Zorla gülümsedim.

"Pek değil.... Karnım çok ağrıyor baksana kan ter içinde kaldım." Genç kız endişe karışımı bir ifadeyle yaklaştı.

"Lütfen için, umarım iyi gelir." Elindeki buram buram nane kokan elma çayını aldım.

"Teşekkür ederim." Kız içeri dönerken çayın yarısını içip gerisini döktüm.
Şimdilik elimden geleni yaptım. Gerisi ona bağlıydı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18