20. bölüm / 34
KAVİLDEN KAÇIŞ19. Bölüm: Gözler
Bölümler 34Şu an: 19. Bölüm: Gözler
- 1 Prolog98 kelime
- 2 1. Bölüm: Çirkin Ördek Ve Kuğu2.116 kelime
- 3 2. Bölüm: Lucien İle Yüzleşme1.936 kelime
- 4 3. Bölüm: Ev Hapsi2.137 kelime
- 5 4. Bölüm: Kod Adı Dahlia2.125 kelime
- 6 5. Bölüm: Kabusum2.467 kelime
- 7 6. Bölüm: Geçmişin İzleri2.142 kelime
- 8 7. Bölüm: Yabancı3.240 kelime
- 9 8. Bölüm: Dük Arvel1.598 kelime
- 10 9. Bölüm: İlk Dans2.476 kelime
- 11 10. Bölüm: Hesaplaşma2.160 kelime
- 12 11.Bölüm: İstenmeyen Misafir2.019 kelime
- 13 12. Bölüm: Kılıçlar Ve Stratejiler2.483 kelime
- 14 13. Bölüm: kaderin iki ucu1.952 kelime
- 15 14. Bölüm: Merhem1.714 kelime
- 16 15. Bölüm: Kırmızı Bakış Açısı1.820 kelime
- 17 16. Bölüm :Kırmızı Bakış Açısı2.563 kelime
- 18 17. Bölüm: ateş ve kül1.984 kelime
- 19 18. Bölüm: Bilinmeyen Güven2.235 kelime
- 20 19. Bölüm: Gözler1.424 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 20. Bölüm: Efsaneler ve Geçmiş2.634 kelime
- 22 21. Bölüm: Yıkılan Sınırlar2.144 kelime
- 23 22. Bölüm: Soru & Cevap2.661 kelime
- 24 23. Bölüm : Yeni Düşman2.127 kelime
- 25 24. Bölüm: Fırtına ve Soytarı2.010 kelime
- 26 25. Bölüm: İhanet3.177 kelime
- 27 26. Bölüm: Yangın2.973 kelime
- 28 27. Bölüm: KAVİLDEN KAÇIŞ1.847 kelime
- 29 28. Bölüm: Karanlıkta Saklı Olan2.185 kelime
- 30 29. Bölüm: İhanete Uğrayan2.283 kelime
- 31 30.Bölüm: Karga2.850 kelime
- 32 31. Mağara2.607 kelime
- 33 32. Bölüm: Karanlıktaki Sığınak2.934 kelime
- 34 33. Bölüm: Çelişki1.852 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ben kabus görmeye alışkındım. Gözlerimi her kapattığımda beni kovalayan gölgeler, her köşede nefesimi kesmek için bekleyen öcüler benim için şaşırtıcı değildi. Asıl garip olan yemyeşil ova, masmavi göktü. Uyanıkken bile böyle görmediğim renkler uykumda ne arıyordu? Gözlerim aralandığında uzun uzun tavanı izlerken bunu düşündüm. Derin bir nefesle düşünceleri geriye ittim.
Rüyamdan daha garip şeyler oluyordu. Baş ağrım ve ateşim büyük oranda geçmişti. Yataktan doğrulup kafamdaki ıslak havluyu çektim. Hava tamamen kapalıydı, kalın bulut tabakları yağışın habercisiydi.
Kapım açıldığında Emma elinde dumanı tüten tepsi ile içeri girdi. "Uyandınız mı?" Dedi şaşkınlıkla.
"Ya ne olacaktı Emma?" Emma tepsiyi yatağın yanındaki komidine bıraktı. Benim yüzümden yorulmuş olmalıydı. Bu yüzden sözle de olsa minnetimi ifade etmeliydim.
"Teşekkür ederim Emma," Emma geri çekilirken şaşırdı. Uzun süredir soğuk bir ilişkimiz olduğu için anlaşılırdı."Sadece işimi yaptım leydim." Tepsiyi kucağıma aldım.
"Yine de tüm gece başımda bekledin," böyle dememle Emma'nın yüz ifadesi tamamen değişti. Kaşlarım çatıldı ama soru sormadım.
"Evet, elbette yapacaktım."kelimeler ağzından hızlı hatta panikle döküldü. "Başka bir isteğiniz yoksa ben çıkayım." Yüzünü iyice izledim. Başını eğmiş benden emir bekliyordu.
"Çıkabilirsin," Emma geri geri çıkarken ben de çorbayı karıştırdım. Üfleyerek ilk kaşığı yedim. Ilık sıvı boğazımı yumuşatarak aşağı indi. Hala bir şişlik vardı, bir günde iyileşecek değildim elbette.
Çorbayı iştahla yedim, hatta dibini sıyırdım. Tepsinin üzerindeki taze ekmeği de yiyip kenara indirdim. Ayağa kalkmam insanlar içine karışmam gerekiyordu ama gerçekten istemiyordum.
Yatağa uzandığımda sıcak bir his doldu içime. Bir gölgenin varlığı belki de. Ellerim anlıma gitti, sanki nasırlı bir el üzeride gezmişti. Hatırlamak için gözlerimi kapadığımda karanlıkta parlayan bir çift iris gördüm. Gözlerimi hızla açtım.
Sırt üstü uzanıp tavana baktığımda bu durum değişmedi. Aynı şeyi gördüm ama niye? Niye o adamın gözleri zihnime işgal etmişti, niye onu andıran bir kokuyu yatağımda duyacak kadar delirmiştim, niye onun sesini duyuyordum bomboş odada?
Yutkundum. O ses o kadar gerçekti ki sanki kelimeleri seçiyordum. Genç leydim, yalancı, Mia... Mia buradayım. Aniden doğruldum, bunu ne zaman demişti? Elim faydası olacakmış gibi düşünceli yüzümde gezindi. Sanırım gerçekten aklımı yitiriyordum.
Yataktan kalktım. Odanın içinde yürümeye başladım. Aniden kapı çaldığında durdum.
"Kim o?" Tanıdık sesi duyduğumda hayal kırıklığı yaşadım. Alexander değildi.... Bir saniye, ne?
"Benim , Andrew." Kendimi yatağa atıp yorganı üzerime çektim.
"Girebilirsin," ahşap kapı kulak aşındıran bir gıcırtı ile açıldı.. Andrew uzun figürü arkasından vuran ışık ile ürkütücü bir gölge oldu.
Kapıyı arkasından kapatıp odama tamamen girdi. Gözleri önce beni sonra sade odamı buldu. İlk sözleri de bununla ilgili oldu.
"Odan hala çok sade," yıllarca giremediği için odayı dikkatle taradı.
"Tercihler,"dedim boğuk bir sesle. Uzun uzun açıklama yapacak değildim.
"Bu Blackwood hanesine girince değişecek değil mi?" Gerçekten ilk sorusu bu muydu? " Nasılsın, daha iyi misin?" Gibi sözler daha öncelikli değil miydi? Hani tüm gece can çekişmiştim.
"Elbette Andrew, soy adına uygun yaşayacağım." Andrew memnun bir tavırla ellerini arkasında birleştirip odamda yürüdü.
"Nasılsın, hasta olduğunu duydum?" Sonunda aklına gelmişti.
"Daha iyiyim, dün gece fenalaştım ama Emma sağ olsun..." Durdum. Bu bilgi niye sahte geliyordu. Andrew odanın içinde gezinirken duraksamamı fark etmedi. Masama yaklaştığında başımı kaldırdım.
Dün dağınık bıraktığım masa toplanmıştı. Kağıtlarım düzenli dizilmişti. Andrew en üstteki kağıdı sormadan kaldırdı. Sanki çıplak kalmış gibiydim. O cümleler bana aitti, benim düşüncelerimdi. Hiçbir süzgeçten geçmeden en yalın halleri ile kağıtta duruyorlardı.
"Bu da ne böyle..." Kağıdı tutuşu sinirlerimi bozdu. "Kim yazdı bunu? Nasıl bir kralın, savaşın arkasındaki dehanın hakkında bu sözleri sarf etmiş?" Nefretim kalbimden yüzüme taştı. Eğer o an bana baksaydı göreceği şey saf iğrenti olurdu.
"Bilmiyorum, kalmış masada." Yazımı tanımayacak kadaer uzaktı bana. Andrew kağıdı öylece masaya atarken derin bir nefesle negatif duygularımı geriye ittim. Yatağın yanındaki sandalyeye oturdu.
"Her neyse... Bunlar o kadar mühim değil." Bacak bacak üstüne attı. Rahat tavrı sinir kat sayımı ikiye katladı.
"Sen nasılsın canım?" Dedim gülümseyerek. Kelimeler ağzımda bir zehir etkisi yarattı.
"İyiyim," hasta yüzüme boş gözlerle baktı. "İki güne kadar iyileşirsin diye düşünüyorum," dedi en sonunda. Şu mükemmel yüzüne en sertinden bir tokat atmak isteği ile dolup taştım.
"Evet, elbette." İki gün sonra ülkenin kuruluş günüydü. O gün ülke genelinde kutlamalar yapılır insanların silahşörlük becerilerini sergileyeceği etkinlikler düzenlenirdi. Her sene bu vakitler yağmurlu olurdu, buna rağmen inatla kutlamalar devam ederdi.
Andrew onaylamamla memnun oldu. Ayağa kalktı. "Ben seni daha fazla rahatsız etmeyeyim." Üzerime eğilip formaliteden başımın tepesini öptü. Saçlarımı kazısam fazla mı ileri gitmiş olurdum?
Odadan çıkana kadar gülümsedim. Kapı arkasından kapandığı an sanki bir faydası olacakmış gibi saçımı sildim. Kendimi yatağa bıraktım. Belki sadece bugün hiçbir şey yapmadan uyuyabilirdim...
Yorganı çeneme kadar çekip gözlerimi kapattım. Bir süre sonra henüz uykuya dalmamışken kapımın açıldığını fark ettim. İçeri biri girmişti.
Arkamda durduğunda nefesimi tuttum. Sırtım ona dönük olsa da kim olduğunu biliyordum. "Uyuyor musunuz?" Sesi yorgun geldi. İstemeden daha çok kasıldım.
"Uyuyor numarasında o kadar iyi değilsiniz leydim." Derin bir nefes aldım ve doğruldum. Yüzümü çevirdim.
"Odama çok rahat bir şekilde giriyorsunuz dük." Kırmızı gözlerine bakınca tanıdık bir hisle irkildim.
Gözlerinin beyaz kısmı uzun süre uyumamış gibi kızarmıştı. Yüzü solgun duruyordu. "Siz de mi hasta oldunuz?" Sadece bakıyordu. Sonunda yüzünü ovdu. Az önce Andrew'un oturduğu yere çöktü.
"İyiyim leydim, biraz yorgunum o kadar." Yatakta tamamen dönüp bedenimi ona doğru çevirdim.
"Ne için gelmiştiniz?" Gözleri yüzümü ilgiyle izledi.
"Durumunuzu kontrol etmek istedim, bir de..." Ceketinin iç kısmından bir kaç parça kağıt çıkardı.
"Dün bunları koridorda düşürmüştünüz." Kağıtlara uzandığımda parmak uçlarımız değdi. Bakışlarımız buluşurken kaçırmamız kısa sürdü. Alexander boğazını temizledi.
Duyduğum utancı gizlemek adına kağıtları açtım. İlk gördüğüm şey Kuzey dağlarının ufak bir çizimiydi. Elim ayağım birbirine dolaştı, dün Andrew'un sözlerinden sonra yaptığım araştırmadan notlardı. Alexander bakmış mıydı?
Kağıtları yastığın yanına indirdim. "Boşuna zahmet etmişsiniz. Önemli bir şey değil." Dedim durumu kurtarmak adına. Sözlerim onda bir işe yaradı mı bilmiyorum, yüzü ifadesizdi. Gözlerine bakacak olduğumda içim ürperiyordu, sanki her şeyi görecek gibi hissediyordum.
"Oldukça geniş ilgi alanların var," dedi sonunda sessizliği bozarak.
"Pek değil," dedim. Aslında ne diyeceğimi bilmiyordum.
"Dövüş sanatları, tarih, coğrafya..." Gözlerime dikkatle bakıyordu. Casusluk konusunu açtığı gece de buradan açmıştı konuyu.
"Sadece aldığım eğitimin hakkını veriyorum," saçımı kulağımın arkasına iliştirdim. "Ülkenin en iyi akademisyenlerinden eğitim aldım." Diye açıkladım. İnanıp inanmadığını bilmiyorum.
"Efsanelere ilgi duyar mısın Mia?" Aniden konuyu başka tarafa çekmesine şaşırdım. Bu adamın zihninden geçenleri asla anlayamıyordum.
"Evet, elbette." Dudakları memnun bir şekilde kıvrıldı. Bu huzursuzluğumu artırdı.
"Hiç Arvel'in kırmızı gözleri hakkında bir şey duydun mu?" Bir süre düşündüm. Hafızamı zorlasam da hiçbir şey hatırlamadım.
"Hayır," dedim en sonunda. Konuşma nereye varacak gerçekten merak etmeye başlamıştım.
"Kırmızı göz Arvel'e özgü değil elbette ama nadirdir Mia."diye açıkladı . Bunu biliyordum, biliyordum ama sahafta karşılaştığımız gün bir aptal gibi unutmuştum.
Artık ismimi daha rahat kullandığını fark ettim, asıl şaşırtıcı olan benim buna alışmış olmamdı.
"Ama Arvel soyunda her nesilde illa bir kırmızı göz vardır ve o kişi doğduğu andan itibaren tahtın sahibidir." Bunu duyduğumda şaşırdım. Arvel hakkında okuduğum, duyduğum şeylerde buna benzer bir şey geçtiğine hiç denk gelmedim.
"Bu kişi kadın olsa bile mi?" Sırtını sandalyeye yaslarken sorudan memnun görünüyordur.
"Bu bir aile sırrı ama evet." Şaşırdım. Gerçekten çok şaşırdım. Alexander tanıştığımız ilk andan beri hep bunu yapsa da bu defa gerçekten derinden şaşırdım.
"Neden bana söylüyorsunuz?" Öne doğru eğildi. Gözlerimiz aynı hizadaydı. Haliyle beklentiye girip ben de ona doğru eğildim. Sıcak nefesini bıraktığında yüzüme çarptı.
"Daha önce her şeyi ben söylersem eğlenceli olmaz demiştim, hatırlıyor musun?" Hayalkırıklığı ile kaşlarım çatıldı. Geri çekildim. Onun gülüşü daha da geniş bir hal alırken dudağımı istemsizce eğdim.
"Merak etmiyordum zaten." Gözlerimi ileri diktim. Dudaklarında kıkırdama benzeri bir şey kaçtığında gözlerimi kısıp ona diktim.
"Tamam, tamam..." Ellerini havaya kaldırdı. Yine de yüzündeki gülümseme olduğu gibi duruyordu. Kaşlarım çatsam da bu manzara rahatsız etmedi, hatta... Yutkundum. Her neyse.
"Kadın varisler olduğunu hiç duymamıştım," dedim en sonunda bu garip havayı dağıtmak adına.
"Çünkü gizledik," yüzüne baktığımda tamamen dürüst olduğunu anlıyordum. Kırmızı gözleri sahip olanların varis olduğu bilgisinin yayılmama sebebi de buydu demek ki. Çünkü kadınlar yerine muhtemelen başka biri göstermelik tahta geçiyordu.
Dudaklarım hafifçe kıvrıldı. Gerçekten etkileyici.
"Gözlerin Mia," deyip sustuğunda ona baktım, ifadem kendiliğinden dağıldı. Sözlerinin devamını merak etsem de yzünde hiç görmediğim bir ifade vardı. İkimiz de sustuk, bu bakışın ne anlama geldiğini düşünmek istemedim. Bana ağır geleceğini hissettim.
Boğazını temizledi."Bazen efsanaler gerçeği anlatan kitaplardan daha iyi rehberdir Mia," aklım tamamen karıştı. "Anlıyorum?" Dedim en sonunda.
Elleri dizinin üzerinde huzursuzca durdu. Parmakları kıpırdandı. "Hala dinlemeye ihtiyacın var gibi, seni yalnız bırakayım." Ayağa kalktığında ne yapacağımı bilemedim.
Bir göle kocaman taşlar atmak gibi o da zihnime düşünceler düşürmüştü. "Görüşürüz o zaman," dedim , başını salladı. Odamı terk ettikten sonra bir süre kapıya baktım.
Kendimi yatağa bıraktım. Ellerim kirpiklerime gitti, göz kapağıma dokundum. Gözlerimin nesi vardı? O da mı bataklığa benzetiyordu ya da çirkin mi buluyordu?
Bakışları öyle değil sanki, daha çok... Daha çok hayranlık gibi. Aniden boğazıma kadar heyecanla doldum. Yorganı çeneme kadar çektim.
Saçmalama Mia, saçmalama
Bölüm etkileşimi
