KAVİLDEN KAÇIŞ kitap kapağı

18. bölüm / 34

KAVİLDEN KAÇIŞ

17. Bölüm: ateş ve kül

Vaveyla Yazarı: Mirinda Aa

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 34Şu an: 17. Bölüm: ateş ve kül
  1. 1 Prolog98 kelime
  2. 2 1. Bölüm: Çirkin Ördek Ve Kuğu2.116 kelime
  3. 3 2. Bölüm: Lucien İle Yüzleşme1.936 kelime
  4. 4 3. Bölüm: Ev Hapsi2.137 kelime
  5. 5 4. Bölüm: Kod Adı Dahlia2.125 kelime
  6. 6 5. Bölüm: Kabusum2.467 kelime
  7. 7 6. Bölüm: Geçmişin İzleri2.142 kelime
  8. 8 7. Bölüm: Yabancı3.240 kelime
  9. 9 8. Bölüm: Dük Arvel1.598 kelime
  10. 10 9. Bölüm: İlk Dans2.476 kelime
  11. 11 10. Bölüm: Hesaplaşma2.160 kelime
  12. 12 11.Bölüm: İstenmeyen Misafir2.019 kelime
  13. 13 12. Bölüm: Kılıçlar Ve Stratejiler2.483 kelime
  14. 14 13. Bölüm: kaderin iki ucu1.952 kelime
  15. 15 14. Bölüm: Merhem1.714 kelime
  16. 16 15. Bölüm: Kırmızı Bakış Açısı1.820 kelime
  17. 17 16. Bölüm :Kırmızı Bakış Açısı2.563 kelime
  18. 18 17. Bölüm: ateş ve kül1.984 kelime · Okuduğun bölüm
  19. 19 18. Bölüm: Bilinmeyen Güven2.235 kelime
  20. 20 19. Bölüm: Gözler1.424 kelime
  21. 21 20. Bölüm: Efsaneler ve Geçmiş2.634 kelime
  22. 22 21. Bölüm: Yıkılan Sınırlar2.144 kelime
  23. 23 22. Bölüm: Soru & Cevap2.661 kelime
  24. 24 23. Bölüm : Yeni Düşman2.127 kelime
  25. 25 24. Bölüm: Fırtına ve Soytarı2.010 kelime
  26. 26 25. Bölüm: İhanet3.177 kelime
  27. 27 26. Bölüm: Yangın2.973 kelime
  28. 28 27. Bölüm: KAVİLDEN KAÇIŞ1.847 kelime
  29. 29 28. Bölüm: Karanlıkta Saklı Olan2.185 kelime
  30. 30 29. Bölüm: İhanete Uğrayan2.283 kelime
  31. 31 30.Bölüm: Karga2.850 kelime
  32. 32 31. Mağara2.607 kelime
  33. 33 32. Bölüm: Karanlıktaki Sığınak2.934 kelime
  34. 34 33. Bölüm: Çelişki1.852 kelime

Ateş insanlığın en büyük keşfiydi. İlk ışık kaynağı, ilk sıcaklıktı. Ateş ile tarih başlamıştı ve aynı ateş ile tarih yakılmıştı. İskenderiye, Beyt-ül Hikme, Nalanda... Sarayını ısıtan alevlerle koca bir imparatorluğu ateşe vermişti Neron. Koca bir orman bir kıvılcıma bakardı.

Ateş doğru elde bir kurtarıcı, yanlış yerde mutlak yıkım demekti. Ateş kül ederdi, kül hiçbir şey. Bu yüzden tehlikeliydi, bu yüzden en cesurlar ona uzanırdı. Ben o kadar yürekli miydim, bilmiyorum.

Benim ateşim Alexander'dı. Kırmızı gözlerinde ölümü vadeden o adam. Ben tehlikeyim demek için bir bakışı yeten , şimdi yatakta uykusuz bir şekilde tavanı izlerken düşündüğüm o adam.

Sol yanıma döndüm, sanki beş dakika önce yapmamışım gibi. Aklımı kurcalayan onlarca şey vardı, bir tarafım her şeyi görmezden gelip sadece önümdekiyle ilgilenmem gerektiğini söylüyor, diğer yandan başka sesler çevremi her daim izlememi haykırıyordu.

Bu hengamede bana düşen baş ağrısıydı. Böyle olmayacağını anladım. Yataktan kalktım, çalışma masama yönelip bir mum yaktım. Yanan mum birkaç saniyede erimeye başladı. Masaya otururken aklım bulanıktı.

Çekmeceleri açtım, beni meşgul edecek bir şey aradım. Gözlerim madam Sevilla'nın son dersinden kalma ödeve takıldı. O gün ikimizin son dersiydi, Sevilla söylemese de iki haftalık sessizlik buna işaret ediyordu. Ailemin bana biçtiği eğitim bu kadardı.

Yine de madam ödev bırakmıştı, hiç bakamayacak olsa da. Sayfaları açtım. Karmaşık sebepler, kralların egoları, hırs... Sayfalarca sıralanmış büyük galibiyet ya da onurlu ölüm palavraları , sadece bir utançlar toplamıydı.

Kitaplar büyük zaferleri anlatıyordu, eşini kaybeden kadınlar, yetim çocuklar , düşen şehirlerde tecavüze uğrayanlar, köle olarak satılanlar bir sayfada yer bulacak kadar şeref taşımıyordu.

Bir dağın üzerine karargah kurup savaşı yöneten general kahramanken en önde ölen piyadenin adı dahi bilinmiyordu.

Sayfalar akıp gitti, mum tamamen eridi. Güneş doğdu ama bulutlar ışığını kesti. Uykusuzdum, başım ağrıyordu.

Hemen şu an kaçmak istiyorum. Gerekirse çıplak ayakla çok uzaklara koşmak istiyorum. Özgürlük parçalanmış ayaklarla bana gelecekse ben ona gidebilirdim.

Ama yapamazdım, henüz değil. Gözlerimi kapadım, düşünmeliydim, daha çok düşünmeliydim. Önümde taş olan herkesi yoldan çekmek için en doğru ve kesin yolu bulmam gerekiyordu.

Tüm bu karmaşayı bozan çalınan kapı oldu.Emma içeri girdiğinde hala masada oturuyordum.

"Leydim, iyi misiniz?" Yorgun gözlerle baktım.

"Başım ağrıyor Emma, benim için bir ilaç bul." Emma odamdan çıkarken sandalyeye yaslandım.

O gelene kadar boş bir ifade ile boşluğu izledim. Keşke kafamın içi de böyle olsaydı.

Emma bir peçete üzerine koyduğu küçük ilaç ve su ile geri döndü. Önüme koyduğunda düşünmeden içtim, normalde kimseye güvenmediğimden iyice bakardım. Şu an zehir bile olsa umursamayacak kadar berbat hissediyordum.

"Leydim, kahvaltıya inmeyecek misiniz?" Ayağa kalktım.
"Katılacağım elbette." Emma giyinmeme yardım etti. Saçlarımı tarayıp ensemde topladı. Yüzüme biraz pudra ile renk verdi, yanağımdaki kararmaya başlamış izi kapattı.

"Leydim dük bugün Kuzey kısmına girilmemesini emretti. Aile fertleri de dahil." Kaşlarım çatıldı.

"Neden?" Kuzey tarafında büyük bir toplantı salonunu vardı.

"Erendel ve Karven heyeti görüşme yapacak." Donakaldım. Yine bana hiçbir haber verilmemişti ne ailem ne Leonard. Elbisemin kumaşını avuçlayıp sıktım.

"Öyleyse başka bir kıyafet giymek istiyorum, kayınbabam ve nişanlım da gelecek ne de olsa." Eğer beni dışarda bırakırlarsa ben de mecburen zorla girerdim.

Kahvaltıda abim , babam ve Alexander yoktu. Annem ve Ruby madam Luna'nın yeni tasarımlarından söz ediyorlardı. Çilekli tarttan biraz yedim ve çay içtim. İkisinin konuşmalarını dinliyormuş gibi davransam da aklım kuzey kanadına sızmanın yollarını arıyordu.

Eğer toplantı sekizde başladıysa 12 gibi ara verirlerdi, o sırada bahçede gezinsem... Hayır dikkat çekerdi, üstelik açıkça kuzey kısmına girmemem gerektiği söylenmişti.

Gözlerim Ruby'i buldu. Masumiyet bazen en büyük silah olabilirdi.

"Ruby, bugün farklı bir bir şey mi yaptın?" Ruby ve annemin gözleri bana döndü. Ruby şaşırdı ve yanaklarına dokundu.

"Hayır, garip mi görünüyorum." Gülümsedim.

"Aksine, her zamankinden daha parlaksın." Ruby'nin yanakları iltifatım karşısında kızardı. Ev hapsine kapatıldığım günden beri en sıcak anımız buydu.

"Teşekkür ederim abla..." Annemin bakışları ikimiz arasında gidip geldi.

"Kahvaltıdan sonra yürüyüşe çıkmak ister misin, kardeş kardeşe dolaşırız." Ruby'nin gözleri büyüdü anında kabul etti.

"Elbette abla!" Annem bir şey demese de şüpheyle baktı. Kahvaltıdan sonra ikimiz kol kola girip bahçeye çıktık.

Ruby kavgalı geçen tüm zaman boyunca içinde tuttuğu dedikoduları anlattı. Sosyetede dönen olaylara yaptığım yorumlar karşısında her defasında daha çok gülüyordu.

"Abla... Seninle konuşmayı özlemişim." Elini sıktım.

"Ben de Ruby." Tüm bu konuşma sırasında kuzey kısmının bahçesine girmiştik. Tabii ki yanlışlıkla değildi, Ruby konuşurken onu buraya yönlendirmiştim.

Kuzey tarafı yenilenmiş, geniş bahçesi bakımdan geçmişti. babam bu toplantı için iyi hazırlanmıştı. Elimle üzerindeki heykelleri değişimiş göleti gösterdim.

"Burayı yenilemişler, yakından bakalım." Ruby başını salladı. İkimiz beraber oraya yürüdük. Göletin beyaz kenarına oturduk. Gölet soğuktan buz tutmuştu.

"Havalar ısınınca çok daha güzel olur, belki baharda ilk çay partini burada yaparsın Ruby." Ruby'i heyecanlandırmak kolaydı. Hemen planlama yapmaya başladı. Kullanacağı çaydan sereceği örtüye kadar konuştu.

Tüm bunlar olurken çan sesi duyuldu. Saat 12'ydi. İkimizin de sustuğu o anda bir kapı açılma sesi duyuldu. Ardından erkek sesleri. Toplantı arası verilmişti.

Ruby o an endişe ile ayağa kalktı ama çok geçti babam ve Lucien en önde olmak üzere bir grup dışarı çıktı.

Babam ikimizi gördüğünde duraksadı. Ruby bana iyice yaklaştı, babam ve grup bize yaklaştığında eğilip selam verdik.

"Burada ne işiniz var?" Babamın sakin ses tonu içimi ürpertti.

"Ruby ile yürürken dalmışız, fark etmeden kuzey bahçesine girmişiz, hemen dönüyoruz." Ruby kolumu daha sıkı sardı.

"Ablamın hatası yok baba, hep benim çok konuşmamdan oldu." Gülümsedim, bu sevgiden değildi. Tatmindendi.

Aferin Ruby.Babamın yüzündeki ifade bir anda
yumuşadı.

"Pekâlâ, geri dön-" sözleri omzuna konan elle yarıda kaldı.

"Burada kim varmış, gelinlerim Mia ve Ruby." Dük Blackwood gür sesi ile tüm bahçeyi doldurdu. Mor gözleri parladı.

Babam mecburen geri çekildi.

"Mia! Seni görmeyeli asırlar oldu belki. Bu yaşlı adamın dostluğundan sıkıldın mı yoksa?" Mahçup bir şekilde başımı eğdim.

"Sizi son zamanlarda ziyaret edemedim, kusura bakmayın." Dük Blackwood bir anda koluma girdi ve herkesi şaşırttı.

"Yıllardır birbirimizi tanıyoruz, ne bu resmi tavırlar." Bahçenin içinde yürümeye başladık.

Arkamdaki bakışların sırtımı deleceğini zannettim.

"Yine de siz düksünüz, size saygı duymam gerekiyor." Dedim yumuşak bir tonla.

"Eğer baban Ruby ile seni aynı vakitte evlendirmeyi kafasına koymasaydı, şimdi sana kızım diyebilirdim." Neyse ki babam bu konuda inat etmişti.

Dük Blackwood çocukluğumdan beri bana değer verirdi. Birlikte baş başa satranç oynadığımız her vakitte benim Blackwood hanesinin en iyi düşesi olacağımı söylerdi.

Bana verdiği değer şartlıydı yine de şu an onun zırhına ihtiyacım vardı.

"Az kaldı, değil mi?" Düğüne vurgu yapmıştı. Başımı salladım. Dönüp geride bıraktığımız soyluların olduğu kısma doğru yürüdük.

Diğerleri bahçenin içinde dağılmış sigaralarını içerken sohbet ediyorlardı.

Sağ köşede duran yabancı grubu hemen fark ettim. Bu Karven heyeti olmalıydı.

Babamın yanına vardığımızda yanındaki kişilerle şakalaşıyordu. Ruby ortalıkta yoktu, gitmişti herhalde.

O sırada Leonard ve Alexander dışarı çıktı ama benim asıl önemli olan arkalarında duran Andrew'du.

İkisine nazaran daha kolay olan av.

Andrew ile göz göze geldiğimde gülümsedim ve el salladım. Andrew şaşkınlıkla baktı, kendini toparladı ve birkaç koca adımda yanımıza geldi.

Dük Blackwood kolumu bırakıp gitmem için müsade etti. Andrew'a uzandım, birkaç saniye karmaşık bir yüzle baksa da sonra uzattığım eli tuttu.

"Burada ne arıyorsun sevgilim?" Sevgilim demesi sinirlerimi bozsa da masum bir ifade takındım.

"Seni özlemiş olmaz mıyım?" Fısıldadım. Şu an herkes bize bakıyordu. Muhtemelen ne kadar aptal ve aşktan kör olduğumu düşünüyorlardı. Tam da istediğim gibi.

"Öyle mi?" Andrew tamamen alaycı bir şekilde gülümsedi. Dük Blackwood konuştu.

"Mia ile toplantı başlayana kadar biraz dolaşmaya ne dersin Andrew." Andrew koluma girerken beni meyve ağaçlarının olduğu tarafa doğru yönlendirdi.

"Senin için yorucu olmalı Andrew..." Dedim anlayışlı bir sesle.

"O kadar önemli bir rol üstlenmedim ." Soğuk gözleri yüzümde gezindi.

"Sen neden buradasın?" Sesi şüphe doluydu.

"Ruby ile gezintiye çıkmıştık." Üzerime eğildi, inanmadığı belliydi.

"Ve şansa bak ki tam da heyetin mola saatine denk geldi." Andrew için kolay desem de bu Leonard ya da Alexander gibi ölümcül olmamasındandı. Yoksa o da tutunacak kadar sağlam biri değildi.

"Gözünden hiçbir şey kaçmıyor..." Başımı yere eğdim ve derin bir nefes aldım. "Geçen gece her şey çok ani gelişti..." Alt dudağımı ısırdım.

"Gerçekten eski halimize dönebilir miyiz?" Andrew affaladı.

"Sırf bunun için bahçeye mi girdin?" Başımı salladım.

"Biliyorum çocukça ama yargılamadan önce dinle..." Gerçekten utanıyordum. Oynadığım oyun kendi kişiliğime tükürmekti.

"Ama üç gecedir bunu düşünüyorum..." Sesim titredi.

"Seni tekrardan sevmeye iznim var mı? Sana yıllardır sunduğum şey çocukça bir öfkeydi, buna rağmen yanında kalabilir miyim?" Andrew karmaşık bir yüzle baktı. Sonra inanmış olacak ki elimi tuttu.

"Evet... Lütfen." Gülümsedim, gözlerim hafifçe doldu. Mutluluktan değil saf nefretten.

"Ben de sana çok acı verdim Mia. Özür dilerim, geçen gece konuştuğumuz gibi baştan başlayalım." Avuçlarındaki ellerimi biraz daha sıktı. Ellerimi çekip gözlerimi sildim.

"Üzgünüm içerde o yoğun müzakereden sonra bir de ben seni yordum." Mahçup görünmeye çalıştım.

"Hayır Mia... Tüm o gürültüden sonra seninle konuşmak, gerçekten iyi geldi." Tekrardan elimi tuttu, parmaklarını parmaklarımın arasından geçirdi.

O an irkilip omuzlarının gerisine baktım. Bir çift kırmızı göz. Kalp atışlarım kulaklarımda yankılandı. Gözlerimi ondan hızla çektim yoksa Andrew'u itip kendimden uzaklaştırırdım.

"Teşekkür ederim Andrew... Ergenliğimden beri sana yaptığım o korkunç şeyleri düşüşününce..." Andrew elimi destekleyici şekilde sıktı ama ben gözlerindeki zafer parıltısını görmüştüm.

"İkimiz de zor zamanlar yaşadık, şimdi bunları telafi edebiliriz." Bana inanmış gibi davransa da ona tamamen güvenemezdim bu yüzden sağlam bir zemine oturtmam gerekiyordu.

"Andrew sana karşı hiçbir sır saklamak istemiyorum, hani bir keresinde ne karıştırdığımı sormuştun, hatta Alexander Arvel'in geliş haberine neden şaşırmadığımı da sormuştun." Bir adım geri çekildi ve ilgiyle baktı.

"Babamın belgelerini karıştırmıştım... " Dedim utangaç bir hava verme çabasıyla. "Çok utanç verici biliyorum, bir leydi böyle bir şey yapmamalı ama ilgini çekmek istiyordum." Andrew'un yüzü şaşkınlıkla gerildi.

Yaşadığı güç zehirlenmesini tahmin bile edemiyorum.

"Bunları sırf ilgim için mi yaptın?" Başımı salladım.

"Andrew sana düşmanca davranmam, seni deli edecek davranışlarım... Hepsi... hepsi bir gram ilgin içindi..." Bu defa ben onun elini sıktım.

İlk şok yerini bir kibre bıraktı. Dudakları kıvrılırken, gözlerinde on dört yaşımdan beri görmediğim o küçümseyici bakış belirdi. Bir zamanlar ona aşıkken anlamını fark etmediğim o aşağılık bakış. Geçmişte utanç duyduğum takıntılı davranışlarım sayesinde manipülasyonum daha etkiliydi.

Andrew muhtemelen tüm taşların yerine oturduğunu düşünüyordu oysa ben hepsini yerinden oynatmıştım. Yıllarca peşinde kuyruk gibi dolaşan kızın ona düşman kesilmesi ilgi içindi çünkü Andrew suçlu olamazdı.

"Mia, bunları benimle paylaştığın için teşekkür ederim. Artık her şeye baştan başlayabiliriz." Gülümsedim.

"Andrew, toplantının başlamasına az kaldı biliyorum ama seninle ilişkimizi düzeltmek için tek bir saniye geç kalmak istemiyorum." Andrew ile biraz daha yürüdük. Çamurlu patikada ziyan olmuş çiçeklerin arasında gezdik.

"İçerisi çok yorucuydu değil mi?" Bir yem atmakla başlamalıydım. "Babam yeni ticaret yolu oluşturmanın ne kadar zor olduğundan sızlanıyordu." Andrew bakışlarını ileri dikti.

"Henüz daha o konu açılmadı. Saatlerdir Karven'nin kuzeyindeki dağlar hakkında konuşuyoruz." Sıkıntı ile nefesini verdi.

"O işe yaramaz dağlar hakkında mı?" Tamamen cahil bir tavırla sordum.

"O kadar işe yaramaz değiller ama saatlerce konuşmaya değmezler." Evet değmezlerdi. Tabii başka bir işlevi yoksa.

"İyi de bunu diğer soylular da bilmiyor mu? Yoksa orada beynini kullanan tek adam sen misin?" Esprili bir dille sordum. Küçük bir kahkaha attı.

"İnan ben de bilmiyorum. Dük Valmont iki ülkenin kuzey sınırlarının belirsiz olduğunu ve yeniden kararlaştırılmasını inatla savundu." Babam neyin peşindeydi? Kuzey dağları hakkında kafamın içinde bir tarama yaptım ama elle tutulur bir şey hatırlamadım.

Biraz daha bilgi alma umuduyla konuştum. "Babam inatçıdır, Karven heyeti evet demeden bırakmaz." Tamamen çamur olmuş ayakkabılarıma baktım.

"Evet ama Karven heyeti de öyle." Biraz daha üzerine gitsem dikkat çeker miydim?

"Tahmin edebiliyorum... O kırmızı gözlü korkunç adam size zorluk çıkarmış olmalı." dün gece yarasını sardığım adam, dün yaraladığım adam... Andrew bunu bilmese de olurdu.

"Aslında o sadece sustu, Kont Wester babanı şiddetle savunduğunda bile sessiz kaldı. Sadece heyetle gelen bir komutan karşılık verdi." Tüm bunlar ne anlama geliyordu? Bu resimden ne çıkarmam gerekiyordu.

Hala bir şeyler eksikti ve burada anahtar dağlardı. Sessizlik uzarsa Andrew şüphe duyabilrdi. Daha fazla soru sormak yerine konuyu dağıttım.

"Her neyse... Hiç anlamadığım şeyler..." Andrew yine küçümseyerek baktı.

Ona bakmak, bu bakışlara katlanmak mide bulandırıcıydı. Yine de tek yapabildiğim gülümsemekti. Özgürlük kolay değildi, bazen ayaklarını parçalar bazen yüreğini yaralardı üstelik gerçekten anlatıldığı kadar güzel miydi onu bile bilmiyorum.

Yine de yolumdan sapamazdım. Andrew ile diğerlerinin yanına gittik. Erkekler içeri girerken Andrew'a el salladım. En son içeri Leonard girdi, girmeden önce göz göze geldik.

Gözlerinde yıllarca karşı karşıya gelmekten sadece benim anladığım bir öfke kıvılcımı vardı. Eğilip selam verdim. İleti açıktı: Beni içeri almazsan ben de kapını kırarım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18