KAVİLDEN KAÇIŞ kitap kapağı

34. bölüm / 34

KAVİLDEN KAÇIŞ

33. Bölüm: Çelişki

Vaveyla Yazarı: Mirinda Aa

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 34Şu an: 33. Bölüm: Çelişki
  1. 1 Prolog98 kelime
  2. 2 1. Bölüm: Çirkin Ördek Ve Kuğu2.116 kelime
  3. 3 2. Bölüm: Lucien İle Yüzleşme1.936 kelime
  4. 4 3. Bölüm: Ev Hapsi2.137 kelime
  5. 5 4. Bölüm: Kod Adı Dahlia2.125 kelime
  6. 6 5. Bölüm: Kabusum2.467 kelime
  7. 7 6. Bölüm: Geçmişin İzleri2.142 kelime
  8. 8 7. Bölüm: Yabancı3.240 kelime
  9. 9 8. Bölüm: Dük Arvel1.598 kelime
  10. 10 9. Bölüm: İlk Dans2.476 kelime
  11. 11 10. Bölüm: Hesaplaşma2.160 kelime
  12. 12 11.Bölüm: İstenmeyen Misafir2.019 kelime
  13. 13 12. Bölüm: Kılıçlar Ve Stratejiler2.483 kelime
  14. 14 13. Bölüm: kaderin iki ucu1.952 kelime
  15. 15 14. Bölüm: Merhem1.714 kelime
  16. 16 15. Bölüm: Kırmızı Bakış Açısı1.820 kelime
  17. 17 16. Bölüm :Kırmızı Bakış Açısı2.563 kelime
  18. 18 17. Bölüm: ateş ve kül1.984 kelime
  19. 19 18. Bölüm: Bilinmeyen Güven2.235 kelime
  20. 20 19. Bölüm: Gözler1.424 kelime
  21. 21 20. Bölüm: Efsaneler ve Geçmiş2.634 kelime
  22. 22 21. Bölüm: Yıkılan Sınırlar2.144 kelime
  23. 23 22. Bölüm: Soru & Cevap2.661 kelime
  24. 24 23. Bölüm : Yeni Düşman2.127 kelime
  25. 25 24. Bölüm: Fırtına ve Soytarı2.010 kelime
  26. 26 25. Bölüm: İhanet3.177 kelime
  27. 27 26. Bölüm: Yangın2.973 kelime
  28. 28 27. Bölüm: KAVİLDEN KAÇIŞ1.847 kelime
  29. 29 28. Bölüm: Karanlıkta Saklı Olan2.185 kelime
  30. 30 29. Bölüm: İhanete Uğrayan2.283 kelime
  31. 31 30.Bölüm: Karga2.850 kelime
  32. 32 31. Mağara2.607 kelime
  33. 33 32. Bölüm: Karanlıktaki Sığınak2.934 kelime
  34. 34 33. Bölüm: Çelişki1.852 kelime · Okuduğun bölüm

*

Derin bir suyun altında saatlerce kalmıştım sanki. Bedenim büzülmüş, çektiğim su beni ağırlaştırmıştı. Baskı kemiklerimi kırmış, yaralar açmıştı. Ama hayır ortada su filan yoktu. Eski, basit ama temiz bir odada beyaz yatağın üzerinde ahşap tavana bakıyordum.

Midemin ortasında kaynayan bir kazan vardı sanki, ağzım kurumuş, başım dönüyordu. Neden bu haldeydim, buraya nasıl gelmiştim ne kadar zorlarsam zorlayayım hatırlamıyordum. En son neredeydim ki ben?

Elimi yatağın iki yanına koydum ve doğrulmayı denedim ama boğuk bir inilti ile yatağa daha da gömüldüm. Tam o sırada yatağın karşısındaki kapı açıldı. Fark etmeden nefesimi tuttum. Sırtım gerilirken gözlerimi kapıdan hiç ayırmadım. Açılan kapının ardından uzun bir silüet belirdi. İçeri bir adım attığında Alexander Arvel'in keskin yüz hatları açığa çıktı.

O an buraya nasıl geldiğim sağanak yağmur gibi aklımın içinde belirdi. Kaçış, tutsaklık ve mağara... Tenimi bir ürperti ele geçirdi. Her kemiğime işlemiş sızı, kabuk bağlamış yara kanamaya başladı sanki. Nefesim kaburga içinde ağır bir top gibi durdu.

"Uyanmışsın," dedi Alexander. Hala kapının önünde duruyordu. Beyaz ince bir gömleğin altına geçirdiği siyah keten pantolonu ve soluk yüzüne düşmüş saçları ile alıştığım hâlinden bir hayli uzaktı

"Öyle bakma. Benden daha kötü görünüyorsun." Derken dudakları keyifsizce kıvrıldı. İçeri girdi ve kapıyı ardından kapadı. Alexander her tepkimi bir doktor titizliği ile izlerken sakin adımlarla yanıma varıp elindeki dumanı tutan tepsiyi baş ucumdaki komodine indirdi. Bir hayalet görsem sanırım daha az korkardım.

"Doğrulabilir misin?" Kafamın içinde yüzlerce soru dönüp duruyordu ama en büyük merakım şimdi karşımda nasıl bu kadar sakin durduğuydu. Onun gözlerine bakmayacak kadar utanıyordum; o ise gerçekten yaşamama, iyileşmeme fırsat tanıyordu.

"Tek başıma yapamam." Dedim en sonunda. Alexander üzerime eğildi. Korku bir zehir gibi beni ele geçirdiğinde kıllarım havaya dikildi. O ellerin beni öldürmek için yeterli sebebi vardı ama o kıymetli bir porseleni tutar gibi sırtımın ardına yerleşti. Yataktan doğrulmamı sağlayıp ardıma yastık koydu.

"Soruların olduğunu görüyorum ama önce," az önce bıraktığı tepsiyi eline aldı. "Gerçek bir yemek ye."

Burnumun önünde tuttuğu yemeğin kokusuyla karnımdan yüksek sesli bir guruldama duyuldu. Tepsiyi elinden alıp dizlerimin üzerine koydum. Alexander boşalan komodinin üzerine oturdu.

"Sana yedirebilirim."

"Kendim yiyebilirim," dedim aceleyle. Bunun için utanç hissedip ekledim. "Teşekkürler."

Kaşığı kaldırdım ve sebzeli çorbaya daldırdım. Midem bulandı, yemeği ağzıma yaklaştırdım. Açtım, bunu biliyordum ama bir türlü yiyemedim.

Yanımdaki ürkütücü bakışların sahibinin dikkati ile sonunda ilk kaşığı yediğimde birkaç saniye duraksadım. Gözlerimi kapadım ve dışarı atmak ister gibi kasılan boğazımdan yemeğin akıp gitmesini bekledim. Birkaç kaşık sonra bedenim yemeğe ihtiyacı olduğunu kabul etti. Tüm bunlar olurken Alexander beni izliyordu. Ona bakmıyordum ama o bir an bile başını başka yöne çevirmiyordu.

Çorba kasenin yarısına ulaştığında daha fazla yiyemeyecektim. Kaşığı tepsiye koydum. Alexander bir şey demeden tepsiyi kucağımdan aldı. Elinin battaniye ve kıyafetlerin üzerindeki teması ile bedenim ürperdi. Alexander bir an duraksadı ama bir şey demeden yataktan doğrulup kapıya doğru yürüdü. Dışarı çıktığında derin bir nefes aldım.

Anılarım sisli olsa dahi bu şekilde olmamamız gerektiğini biliyordum. Emindim, aramızda artık iyi duygulara yer yoktu Başımı geriye atıp tavanı izledim. Ahşap yüzeydeki gelişi güzel desenlere baktım. Orada tanıdık bir şey arıyordum belki.

Az sonra kapı tekrardan açıldığında aniden doğrulmam ve göğüs kafesimin altında keskin bir acı saplanması bir oldu. Alexander geri dönmüştü. Elimi ağrıyan yere attım, Alexander'ın kaşları çatıldı ve hızlı adımlarla yanımda bitti. Ben ağzımı açmadan üzerimdeki geniş gömleği yukarı sıyırdı.

"Arkamı döndüğümde sadece bir kere yerinde duramaz mısın?" Sesi kısık olsa da dişleri öfkeyle birbirine bastırılmıştı. Soğuk parmakları ağrıyan yerin üzerinde gezindi. Başımı çekinerek eğip yaraya baktım. Beyaz bir kumaşla tutturulmuş tahta parçası kaburga kemiğime baskı yapıyordu. Sargının dışında kalan yerler koyu mor renkliydi.

Neredeyse Luca'nın gözleri gibi.

Gözlerimin önünde beliren o yüz kalbimin korkuyla hızlanmasına neden oldu. Alexander üzerimdeki elini tuttum.

"Alexander, bırak onu." Sesim alçaldı, sönmek üzere olan bir mum gibi titrekti. "Bana ne oldu, o mağaradan..." Devamı bir şekilde gelmedi. "Mağaradan." Bir damla yaş yanağımdan aşağıya süzüldü. Ağlamak istemiyordum, ağlamama neden olacak kadar üzgün değildim. Yine de kendi bedenime söz geçiremedim. Ellerim titremeye başladı, battaniyeyi üzerime çekmek için avucuma topladım. Alexander başını kaldırıp bendeki bu değişimi fark ettiğinde elini çekip, gömleğimi aşağıya indirdi. Elime sardığım battaniyeyi çözüp belime kadar çekti.

"Dinlemek sana iyi gelmeyecek Mia." Yüzüme uzandığında geriye kaçındım. Alexander bunu hiç görmemiş gibi yaptı ve elini yanağıma koydu. "Hazır olduğunda sana her istediğini söyleyeceğim. Ama şundan emin ol, Luca doğduğuna pişman olmuştur."

Elini çekti. Dudağımı sertçe ısırdım. Teselliye ihtiyacım yoktu, sadece gerçekleri duymalıydım.

"Hazırım, sadece anlat."

"Değilsin."

"Alexander, lütfen." Sesimdeki bıkkınlık kulaklarımı tırmaladı. Hayatımda gururla yaşayacak kadar lükse sahip değildim ama hiç bu kadar da çaresiz hissetmemiştim. Haklıydı, hazır değildim hiçbir şeye; ne kaçmaya ne de özgürlüğe. Eğer sevilmemeyi kabul etseydim, Ruby'nin gölgesi, Andrew'un karısı olmayı kabul etseydim... Her şey daha iyi olurdu. Ne bedenim kirli dokunuşlara, yaralara yuva olurdu ne Luca bir canavara dönüşürdü ama çoktan o dikenli yolu terk etmiş, cam kırıklı yolu seçmiştim.

"Mia... Mia!" İrkildim. Alexander yüzümün birkaç santim uzağında doğrudan gözlerimin en içine bakıyordu. Sanki oradan beni çekip çıkarmak istiyordu.

"Anlatacağım, yeter ki aptlaca şeyler düşünme." Yatağın yanındaki komodini duvardan ayırıp altına çekti. Bir süre sessiz kaldı ve karşı duvara baktı. Geçen her saniye yüzünü baktığı duvara benzetiyordu.

"Seni mağarada bulduğumda, üç kişi vardı. Luca ve diğer iki adam. Sırayla nöbet tutmaya karar verdiler. İlk nöbetçi tuvalet için dışarı çıktığında bayıltıp yerine geçtim." Sustu. Saniyeler dakikalara dönene kadar bekledi. "Sonra seni gördüm Mia. Mahvolmuştun, yararlı ve çamura batmıştın. Nefes aldığın bile belli değildi." Sesi sonlara doğru alçaldı.

"Ödetmem lazımdı. Kael'ın fikri ile sana benzeyen bir ceset bulup seni öldü gibi göstererek suçu Luca ve adamlarına atmaya karar verdik. Böylece kimse sonradan peşine düşmezdi, Luca ise bir katil olarak sahip olduğu her şeyi kaybedip idam edilecekti. Kimseyi öldürmeye niyetim yoktu Mia, sana dokunmaya cüret eden o adam kendi sonunu hazırladı." Gözlerimi kapadığımda beliren anılar onun sözlerine karıştı. İkimiz de kendi düşüncelerimiz arasında sustuk. Sessizlik bana daha ağır gelmiş olacak ki ilk ben bozdum.

"Bunu neden yaptın?" Cevaplar mıydı bilmiyorum, daha da önemlisi istiyor muydum? Her şey çok ağırdı; omuzlarımı ezecek, içinde yüzdüğüm suyun derinlerine itecek kadar.

"Ölmeni istemedim." Başını çevirdi ve göz göze geldik. Bakışları daha fazlasını anlatmayacağını haykırıyordu ama bununla yetinemezdim.

"Bu bir cevap değil." O sadece baktı. "Sana ihanet eden, ardından vuran kadını ne diye yaşattın, kendin öldürmek için mi?"

Bunu ben bile demeyi beklemiyordum, bu yüzden Alexander'ın yüzünde beliren kısa şaşkınlık ânını yadırgamdım. Gerçekten evet dese ne yapacaktım, bilmiyorum.

"Hayır Mia, şimdi değil."

"Ne zaman?"

"Bir kere daha ülkemi tehlikeye atarsan, o zaman." Sözlerinin bu kadar keskin olmasını beklemiyordum. Sanırım içten içe hala ona tutunan bir yanım vardı. Üzerime eğildi, bir tutam saçı eline aldı ve dudaklarına götürdü. "Sonra da arkandan gelirim."

Yüzüne bakmayı, o ifadeyi daha fazla görmek istemedim. İnsanlar da nihayetinde bir hayvandı, ona zarar verecek olanı anlardı. Biliyordum, kaçmalıydım. Ama yapamazdım, beş kuruşsuz ve yaralı olmasam da ben ondan kaçamazdım. Beni bulurdu.

"Ben kimseye sadık değilim Alexander, sadece hayatta kalmaya çalışıyorum." Başımı geriye atıp saçımı ondan kurtardım. "Bunu bilerek peşimden gel."

Alexander o an gülümsedi. Dudaklarının kenarı yumuşakça kıvrıldı. Bakışlarında ne olduğunu anlamadığım bir sıcaklık vardı. Kaşlarımı çattım. O ayağa kalktı.

"Dinlen, iki gün içinde yola çıkacağız." Kapıya birkaç adımda vardığında konuşmaya devam etti: "Ve Mia, kaçmayı deneme."

Kapı ardından kapandıktan sonra bir süre için anahtarın dönme sesini, beni dış dünyadan tamamen koparacak demirin sesini bekledim ama o ses hiç gelmedi. O gittikten dakikalar sonra bile ardında bıraktığı tekinsiz varlık olduğu gibi duruyordu. Kaçmak bir yana derin bir nefes almak için bile cesaretim yoktu.

Ben kaderden kaçtığımı sanarken , o ağlarını örüyormuş meğer. Özgürlük için çırptığım her kanat beni tuzağına çekiyormuş. Şimdi beyaz bir yumağın içinde beni parçalayacak yırtıcıyı bekliyordum. Yaklaştıkça çıkan adım sesleri korkumu artırıyodu. Daha önce hiç ölmeye bu kadar yakın olmamıştım belki ama bu korku ölümün kendisinden bile beterdi bana göre.

Alışacaktım elbette. Nefes kadar zorunlu olacaktı bu korku. Varlığını hissetmediğimde garipseyecektim. Ben Alexander'ın gölgesinde olmayı kabul edecektim. Yaşamım buna bağlıydı ve benim aptlaca yeminlerimin ilki her daim nefes almaktı.

Gözlerimi kapadım, bu fikre alışmak için iki koca günüm vardı.

***

Akşam Alexander odama gelmedi. Onun yerine tombul, sarışın bir kadın elinde dumanı tüten yemek ile kapıda belirdi. Gürültü adımlarla çarçabuk yanıma geldi. Elindeki tepsiyi kucağıma bırakırken bakışları yüzümde, gövdemde ilgiyle gezindi.

"Uyanmana çok sevindik, " dedi birden. Al al olmuş etli yanaklarına düşen sarı saç tutmalarını kulağına sıkıştırdı. "Kocan bir haftadır buradan çıkmadı, sana bir şey olsa ardından gelecek gibi bir hali vardı." Dedi hayran bir şekilde. Kaşığa uzattığım elim havada kaldı.

Kocam? Alexander bizi bu şekilde mi tanıtmıştı gerçekten? Kadın endişeli bir şekilde üzerime eğildi.

"İyi misin, bir sorun mu var?" Yutkunup başımı iki yana salladım.

"Hayır, yemek için teşekkür ederim." Kadın pek de tatmin olmamış bir yüzle bakmaya devam ettiğinde kendimi gülümsemeye zorladım. Az sonra ben sessizce yemeğimi yerken yanımdan ayrıldı. Birkaç sohbet başlatma çabası olsa da ben merakını dindirecek kadar konuşkan değildim.

Doyduktan sonra tepsiyi yan tarafıma bıraktım. Kadının giderken yaktığı mumun zayıf ışığıyla duvarda beliren ürkütücü gölgeleri izledim bir müddet. İçimdeki tekinsiz boşluk hissi yaralarımın acısından daha çabuk yayılıyordu. Yutkunup geriye doğru kaydım. Bu çelişkileri anlamakta güçlük çekiyordum. Beni yaşatmak için uğraşan adam, öldüreceğini söyleyen ile aynıydı.

Odanın küçük camına rüzgarın etkisi ile çarpan ağaç dalı ile irkildim. Geçmişin hatırası, hanın camlarını aşındıran bu rüzgar gibi hafızamı yokluyordu. Ailemin yüzü gözlerimin önünde belirdiğinde yüreğim sızladı. Bir gün o yüzleri unutacaktım. Peki ya onlar, onlar ölen işe yaramaz beni hatırlayacak mıydı? Başımı iki yana salladım. Bu düşünceler asla iyi bitmezdi.

Kendimi yatağa bıraktım. Şu an ihtiyacım olan tek şey güçtü, beni dizlerimin üzerine düşürecek düşünceler değil. Gözlerimi kapadım, karanlık bir sığınak gibi üzerime örtülse de zihnim bir türlü durulmak bilmedi.

Koca ve düşman.

Beni çamurlu mağaradan, Luca'dan kurtaran kendisi ülkesi için feda etmeye hazırdı. Bu iki çelişkiyi bir türlü Alexander'a yakıştıramadım.

Dışarda rüzgar kuvvetlenirken bir ara uykuya dalar gibi oldum ama koridorda duyduğum adım sesleri ile gözlerimi hızla açtım. Adım sesleri tam kapının önünde durduğunda, etrafıma bakındım. Tepsi hala başımdaydı. Kaşığı elime alıp elimi battaniyenin altına sakladım.

Kapı saniyeler sonra gıcırtı ile açıldı. Alexander değildi. Kael koluna asılı gaz lambası ile kapıda dikiliyordu. Bir elinde demir bir sürahi diğerinde bardak ardı. Göz göze geldiğimizde, elimdeki kaşığı daha sıkı tuttum. Kael birkaç saniye boyunca kapıda dikildikten sonra içeri girdi. Kapıyı kapatmadı. Sırtımı yataktan ayırdım.

"Dük gönderdi, su ve ateş için." Yatağa doğru yürüdü.

"Kael..." dedim, sesim boğazımdaki kuruluktan dolayı tanınmaz haldeydi

Suyu baş ucuna bırakıp tepsiyi kaldırdı. Bana bakmıyordu, ben ise ne diyeceğimi bilmez halde onu izliyordum.

"Kaşık yok." Deyip bana döndüğünde bir aptal gibi yorganın altına gizlediğim kaşığı çıkardım. Kael kaşığı bir şey demeden elimden aldı. Sönmeye yüz tutmuş ateşe doğru yürüdü. Kael, elindeki kaşığı tepsinin kenarına koyup şömineye birkaç odun daha attı. Alevler canlanıp odaya turuncu, sıcak bir ışık dalgası yaydığında, sırtı bana dönük bir şekilde öylece durdu. Yüzündeki yara izleri, o cılız ışıkta daha da derin ve karanlık görünüyordu.

"Sana zarar verecek olsak, defalarca yapmıştık genç leydi." Dedi Kael. Sesi oldukça ölçülüydü, oysa daha öfkeli daha sert bir ses beklemiştim.

"Kael, teşekkür ederim." Kurumuş dudaklarımı ıslattım. "Beni kurtarmışsın."

"Senin için yapmadım, sadece dükü öyle görmeye katlanamadım." Omzunun üzeriden bana döndü. "Kar mevsimi başlamadan yola çıkmamaz lazım. Dinlenin." Başımı salladım, Kael odadan çıktı.

Şöminenin içinde dans eden alevleri izledim bir süre boyunca. Turuncu dalgalar iç içe geçtikçe zihninim berraklaştı sanki. Bir bardak su içip yatağa uzandım. Kael haklıydı. Yorganı üzerime çektim. Yolculuk için dinlenmem lazımdı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18