KAVİLDEN KAÇIŞ kitap kapağı

8. bölüm / 34

KAVİLDEN KAÇIŞ

7. Bölüm: Yabancı

Vaveyla Yazarı: Mirinda Aa

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 34Şu an: 7. Bölüm: Yabancı
  1. 1 Prolog98 kelime
  2. 2 1. Bölüm: Çirkin Ördek Ve Kuğu2.116 kelime
  3. 3 2. Bölüm: Lucien İle Yüzleşme1.936 kelime
  4. 4 3. Bölüm: Ev Hapsi2.137 kelime
  5. 5 4. Bölüm: Kod Adı Dahlia2.125 kelime
  6. 6 5. Bölüm: Kabusum2.467 kelime
  7. 7 6. Bölüm: Geçmişin İzleri2.142 kelime
  8. 8 7. Bölüm: Yabancı3.240 kelime · Okuduğun bölüm
  9. 9 8. Bölüm: Dük Arvel1.598 kelime
  10. 10 9. Bölüm: İlk Dans2.476 kelime
  11. 11 10. Bölüm: Hesaplaşma2.160 kelime
  12. 12 11.Bölüm: İstenmeyen Misafir2.019 kelime
  13. 13 12. Bölüm: Kılıçlar Ve Stratejiler2.483 kelime
  14. 14 13. Bölüm: kaderin iki ucu1.952 kelime
  15. 15 14. Bölüm: Merhem1.714 kelime
  16. 16 15. Bölüm: Kırmızı Bakış Açısı1.820 kelime
  17. 17 16. Bölüm :Kırmızı Bakış Açısı2.563 kelime
  18. 18 17. Bölüm: ateş ve kül1.984 kelime
  19. 19 18. Bölüm: Bilinmeyen Güven2.235 kelime
  20. 20 19. Bölüm: Gözler1.424 kelime
  21. 21 20. Bölüm: Efsaneler ve Geçmiş2.634 kelime
  22. 22 21. Bölüm: Yıkılan Sınırlar2.144 kelime
  23. 23 22. Bölüm: Soru & Cevap2.661 kelime
  24. 24 23. Bölüm : Yeni Düşman2.127 kelime
  25. 25 24. Bölüm: Fırtına ve Soytarı2.010 kelime
  26. 26 25. Bölüm: İhanet3.177 kelime
  27. 27 26. Bölüm: Yangın2.973 kelime
  28. 28 27. Bölüm: KAVİLDEN KAÇIŞ1.847 kelime
  29. 29 28. Bölüm: Karanlıkta Saklı Olan2.185 kelime
  30. 30 29. Bölüm: İhanete Uğrayan2.283 kelime
  31. 31 30.Bölüm: Karga2.850 kelime
  32. 32 31. Mağara2.607 kelime
  33. 33 32. Bölüm: Karanlıktaki Sığınak2.934 kelime
  34. 34 33. Bölüm: Çelişki1.852 kelime

Pencereden içeri dolan ışık yaklaşan günün habercisiydi. Yüzüme düşen ışık demetleri ile rahatsız oldum. Sırtımı pencere tarafına çevirip kaldığım yerden devam etmek istedim ama kısa süre sonra gerinerek yataktan kalktım. Bir kere uyanınca tekrar uyuyamıyordum.

Battaniyeyi üzerimden tamamen attım ve ayağa kalktım. Üzerime bir şal atıp pencereye yaklaştım. Camı açtığımda dün gece yağan yağmurun kokusu içeri doldu.

Yapraklarını tamamen dökmüş, çıplak ağaç dallarına baktım. Mağlup görünüyorlardı, oysa bir sonraki baharda çiçek açacaklardı. Bu görüntüyü geride bırakıp camı kapattım.

Yatağa döndüğümde sırada Emma ile iki hizmetçi kapıyı çalıp içeri girdi. Ben Emma'nın yardımıyla yüzümü yıkarken diğer iki kız ateşi yaktı.

Onlar odadan çıkarken ben de ateşe yaklaştım. Bu sabah huzur vardı içimde, hiç şüphesiz yapmayı planladığım şeyin etkisi vardı üzerimde. Biraz ısındıktan sonra günlük elbiselerimden birini giyip yemek salonuna indim.

Odanın ortasındaki masa çoktan donatılmış, babam ve annem yerlerini almıştı. "Günaydın," dedim mekanik bir sesle ve masada bana ayrılmış yere oturdum. Görevliler benim için servis açarken Ruby ve Lucien kol kola içeri girdi.

"Günaydın" dedi Lucien annemin hemen sağındaki sandalyesini çekerken. Ruby babamın boynuna sarılıp yanağından hafifçe öptü.

"Günaydın baba." Babam gülerek başını salladı.

"Günaydın kızım." Annem elini çenesinin altında birleştirmiş bu manzarayı gülümseyerek izliyordu. Ruby bu mükemmel sahnenin yıldızı olarak haklı bir neşe ile yanıma oturdu.

Kimse bana selam verme zahmetine girmemişti. İç yanağımı ısırdım. Böylesi daha iyiydi. En azından gerçekti.

Çaylar doldurulurken ben de en sevdiğim çörekten tabağıma iki tane koydum. Çilek reçelini sürüp ilk lokmayı ağzıma götürdüğümde gözlerimi kapatıp bir süre tadını çıkardım. Günün en güzel kısmı bu reçeli yemekti.

Gözlerimi açtım ve çöreğe biraz daha reçel sürüp ısırdım. Hafifçe gülümsedim ve yavaşça çiğnedim. Ağzımda dağılan çileğin tadını çıkardım, o sırada üzerimde gezinen bir çift gözün varlığını hissettim. Başımı kaldırdığımda Lucien ile göz göze geldik.

Bana bakıyor, gülümsüyordu. Onu yakaladığımı fark ettiğinde bakışlarını kaçırdı. Sabır dilerlercesine ben de yüzümü çevirdim. Çöreğimi hızla bitirip masadan kalktım.

"Hepinize afiyet olsun, ben önden kalkıyorum." Kısa bir sessizliğin ardından beni duymamış gibi yapıp kendi sohbetlerine döndüler.

Gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum. Ne bekliyordum ki? Onları geride bırakıp odama çıktım.

Bugün madam Luna ile olan buluşmam dışında yapacak bir şeyim yoktu. Bu yüzden evden biraz erken ayrılıp madamın butiğine uğramadan önce dolaşmaya karar verdim.

Emma'ya arabayı hazırlaması için talimat verdip ben de hazırlandım. Elbisemi değiştirmeden geniş bir şapka taktım. Üzerime siyah bir pelerin geçirdiğimde dışarı çıkmaya hazırdım.

Emma da hazırlanıp bana yetişti. İkimiz beraber bizi bekleyen at arabasına yöneldik. Siyah arabanın üzerinde altın rengi işlemeler vardı. Ön kısmı Valmont ailesinin armasını taşıyordu.

Emma kapıyı açıp elini uzattı, elinden destek alıp ayağımın dibine bırakılmış kütüğe basarak arabaya bindim. O da hemen arkamdan içeri girdi. Kırmızı deriyle kaplanmış koltuğa oturdum. İçi de dışı gibi gösterişliydi

Sürücü sıkı sıkıya tuttuğu atın ipin çekip harekete geçtiğinde yolculuğumuz başladı.

Arabanın camını açmadan perdenin ucunu kaldırarak dışarıyı izledim. Bu hayatta en sevdiğim şeylerden biriydi. Başkent sokakları canlıydı. Gözlerim bir çiçekçinin etrafında toplanmış genç kızlarda takıldı.

Çiçekçi kadın bir yandan bir şeyler anlatıyor, diğer yandan buketler yapıyordu. Her ne anlatıyorsa çevresindeki genç kızlar yüksek sesle gülüyorlardı. Onların bu haline özlemle baktım.

Ben onlara özenirken onlar da içinde bulunduğum arabaya aynı şekilde baktılar. İki tarafta haklıydı aslında, her kaderin kendi trajedisi vardı ne de olsa.

Perdeyi kapattım ve karşımda elleri kucağında oturan Emma'ya baktım. Şapkası yüzünü gizliyordu. Ben de şapkamı düzelttim.

"İlk olarak pazara gitmek istiyorum." Emma isteğim karşısında şaşırıp başını kaldırdı.

"Ama Leydim," Sert bakışlarım ile göz göze gelince susmayı tercih etti. Emma sırtının gerisinden arabacıya seslendi ve pazarda durmasını istedi.

Araba pazarda durduğunda emma'ya ufak bir bakış attım.

"Sen burada bekle."

"Leydim çok tehlikeli," Onu duymazdan geldim ve dikkat çektiği için şapkamı çıkardım. Başıma pelerinin kapüşonunu geçirdim.

"Benim için endişelenme Emma ve..." Gözlerine doğrudan baktım.

"Umarım annem hiçbir şey öğrenmez. İkimizin arasında kalacak, değil mi?" Emma gerildi. Yüzü hafifçe beyazladı. Arabanın kapısını kapatıp, kalabalığa karıştım.

Arnavut kaldırımlı sokaklardan geçtim. Mallarını satmaya çalışan satıcıların sesleri kulaklarımı sızlattı. Ara sokaklardan birine dalmadan önce yakındaki fırından taze ekmeğin kokusu ile ağzım sulandı. Dönüşte bir tane almayı aklıma not ettim.

Sokağın içinde kimseye çarpmadan ilerlemeye çalıştım. Neden bana bakıyorsun diye kavga çıkaran tiplerin olduğu bu yerde dikkatsizlik, bir hayat edebilirdi. Şehrin bu tarafı artık suçluların insafına kalmıştı. Askerlerin bile girmediği, kendi kaderine mahkûm edilmişti.

Adımlarımı hızlandırdım. Kirden kararmış duvarların arasından sıyrılıp kasvetli dükkana yöneldim. Burası bir sahaftı.

Sahafın önünde durdum ve bir müddet isli camı inceledim. Kitaplarını sergilemek isteyen biri camlarını şekilde bırakmazdı. Zaten burası da kitap satmaya çalışmıyordu.

Kapıyı ittim , paslı zil hareket edip tiz bir ses çıkardı.

Dükkanda başka bir müşteri daha vardı. Tamamen siyahlar içinde bir adam , yaşlı satıcıyla konuşuyordu. Benim içeri adım atmamla ikisinin bakışları bana döndü.

Satıcı beni zaten tanıyordu. Ne için geldiğimi de biliyordu. Yine de bir yabancının yanında bu alışverişi gerçekleştirmek istemediğim için tozlu raflara yöneldim.

Eski kitapların arasında gezinirken kontrol etmek için yabancı ile satıcıya döndüğüm sırada yabancı ile göz göze geldik. Yüzü yarıya kadar maskeyle gizlenmişti.

Yine de açıkta kalan kırmızı gözleri ve pelerinin altından firar eden siyah saçları ortadaydı. Bakışları sanki gözlerimi aşıp aklımın içinde geziniyordu. Bu hisle kafamı hızla çevirdim.

Böyle bir şey tabii ki de mümkün değildi. Yine de o gözlere bakmak istemiyorum. Kitapları karıştırmaya devam ettim, tam o sırada üzerime uzun bir gölge düştü.

"Size yardımcı olmamı ister misiniz Leydim?" Sesi bir duvar kadar sakin, fırtına kadar ürkütücüydü. Birkaç adım geriledim.

"Hayır," Sesim istemediğim bir yükseklikte çıktı. Çenemi sıktım ve başımı yukarı kaldırdım. Kendimden emin durmaya çalıştım.

O beni baştan aşağıya süzdü. Sanki bir şeyler arıyormuş gibi. Ben de onu inceledim. İkimiz de tekin olmayan bir yerdeydik, ikimiz de şüpheliydik.

Dış görüşü üzerinden çıkarımlar yapmıştım. Uzun boylu ve yapılıydı. Kolay kolay bir erkekle aramda bu kadar boy farkı oluşmazdı. Üzerindeki kıyafetler yeni değildi, herhangi bir ailenin sembolü de yoktu üstelik. Konuşmasında ise hafif bir Kuzey aksanı vardı. Bu da paralı asker olma ihtimalini işaret ediyordu.

"Belki istediğiniz kitaba ulaşamıyorsunuz diye düşündüm," alaylı sözleri karşısında tek kaşımı kaldırdım.

"Yanlış düşünmüşsünüz, gördüğünüz üzere istediğim kitaba uzanacak boyuttayım." Sesimi sert tuttum. İkimiz de geri adım atmadık. Ben kollarımı göğsümde birleştirdim, onun ise kırmızı gözleri bu hareketim karşısında hafifçe kısıldı.

Saçımı geriye atıp pelerinimi düzelttim, bu sırada onunla göz temasını hiç kesmedim.

"Siparişin hazır,"diyen satıcının kaba ve bıkkın sesi bölmeseydi bir süre daha bu meydan okuma devam ederdi.

Adam satıcıya doğru yüzünü çevirdi. Son bir kez bana dönüp baktı , ardından ağır adımlarla sahafa doğru ilerledi.

Onun geniş omuzlarına, dikkatli adımlarına baktım. Basit bir adam gibi davranıyordu ama değildi. Hangi basit adam içgüdüsel olarak hiç ses çıkarmayan adımlar atardı? Bir paralı asker böyle bir eğitimi nereden alabilirdi ki?

Yüzümü çevirdim ve düşüncelerimi dağıtmak istercesine başımı salladım. Bu beni ilgilendirmez. Bu sahafa geldiyse zaten herhangi biri olamazdı. Bu yüzden merak etmemek en iyisiydi. Fazla merakın kötü sonuçlar doğurabileceğini birinci elden deneyimlemiştim.

Sonunda paslı demir sallanıp adamın gittiğini haber verdiğinde ben de elimdeki tozlu kitabı rafa bıraktım.

"Hazır mı?" Sahaf donuk bir şekilde baktı. Her zamanki gibi. Sonra arkasındaki kapıdan geçip az sonra ufak bir kutu ile geri döndü. Kutuyu bana uzattığında elim heyecandan titriyordu.

Leonard'ın bana vaadi, kanatlarım vardı içinde. Hem özgürlüğümün anahtarı hem de prangam. İçinde ne olduğunu biliyordum, içinde umudum olduğunu biliyordum ama burada açamazdım. Bu yüzden avcuma alıp sıkıca sardım. Son bir kez, gitmeden önce bir soru sordum

"Az önceki adam... Ne için buradaydı?" Ağzımdan çıktığı an pişman oldum.

Neyse ki adam bir şey söylemek yerine boş boş baktı. Zaten ben de bu yüzden buraya sık sık geliyordum. Hiçbir sır çıkmazdı. Boğazımı temizledim ve arkama döndüm.

Rafların arasında görünmeyecek bir yere girdim ve kutuyu eteğimin iç kısmındaki cebe koydum. Cebin ağzının kapalı olduğundan emin olduğumda gizlendiğim yerden çıktım ve
kapıya yöneldim. Çıkmadan önce sahafa son bir bakış attım ve kalabalık sokağa adımımı attım.

Attığım anda ise pişman oldum. Tanıdık bir sima hemen sokağın başında duruyordu. Yüzünün yarısı bana dönük olduğu için o beni fark etmedi ama ben onun pelerinden firar eden beyaz tutumlarından hemen tanıdım. Beni görmemiş olmasını fırsat bilip hızla arkamı döndüm ve geldiğim yolun tersi istikamette yürümeye başladım.

Luca burada ne arıyordu? Onun gibi biri buraya uygun değildi. Duraksadım. Tabii eğer tanıdığım kişi ise. Aklımda sorular dönerken sorgulamak için zaman yoktu. O da beni görürse aynı şeyleri sorgulardı. .

Adımlarımı hızlandırdım. Ara sıra dönüp kontrol etmek istesem de yakalanma riskini göze alamazdım. Yanımdan geçen, yaklaşan her adım sesi beni korkuya sürüklerken kendimi iki bina arasındaki karanlık aralığa attım. Kafamdaki pelerini düzelttim ve eğilip sokağa baktım.

Görünürde tanıdık kimse yoktu. Yine de cesaret edemiyordum. Biraz daha eğildim ve Luca'yı köşeyi dönerken gördüm. Hızla başımı çektim, kalbim deli gibi çarpıyordu.

"Sanırım bu sefer gerçekten yardıma ihtiyacın var." Sol tarafımdan gelen sesle neredeyse saklandığım yerden fırlıyordum.

Sahaftaki kırmızı gözlü adamdı. Sağ omzunu duvara yaslamış, kollarını göğsünde birleştirmişti. Beni dikkatle süzüyordu.

"Hayır. Yardıma-" gelen seslerle donakaldım. Tekrar eğildiğimde Luca'nın bu tarafa yürüdüğünü gördüm. İçimden bir küfür savurdum.

Kırmızı gözlü adam yanıma gelip yarısı kapalı olduğu halde eğlendiği belli olan yüzle beni izledi. Madem komik bulmuştu, o zaman ufak bir ödeme yapmalıydı. Derin bir nefes aldım ve ona doğru dönüp pelerinini iki yandan tuttum.

O daha ne olduğunu anlamadan onu döndürdüm, böylelikle sırtı sokağa bakıyordu. Ben de de önüne geçtim ve kollarımı boynuna doladım. Başını aşağı doğru çektim.

Yüzlerimiz dip dibeydi. Yüzünün alt kısmı saklı olduğu için minnet duydum. Gözlerim omzunun üzerinden arkasındaki sokağı izliyordu. Adam aniden ellerini belime yerleştirdi.

"İnandırıcı olması için." Sakince açıkladı. Bu durumda bile en ufak bir tereddütü yoktu. Onu itemedim çünkü sesler artık çok yakındı. Gözlerimi kapadım ve ona tamamen sokuldum.

İçinde olduğumuz durum göz önüne alındığında bir hayat kadını ve paralı asker gibi duruyorduk. Bir kadın için en aşağılayıcı olan konumdaydım. Gururumu tamamen ayaklar altına almıştım. Yine de hiçbir utanç duymadım. Sadece bir yabancıya yakın olmanın rahatsızlığı vardı.

Ne kadar bu pozisyonda kaldık bilmiyorum ama bana bir asır kadar uzun gelmişti. Sonunda onu ittim. Muhtemelen tamamen kızarmıştım. Karanlıkta olduğumuz için yüzümün görünmediğimi umdum.

Yabancı gözlerini yüzüme dikmişti. Yüzünü görmesem de dudaklarının alayla kıvrıldığına emindim.

Tam da bu yüzden bir özür dilemek ya da teşekkür etmek içimden gelmedi. Pelerinimi indirip saçlarımı açıtım. Zaten her şeyi görmüştü. Saçlarımın üzerindeki pahalı tokayı çıkardım. Mor , değerli bir taştan oyulmuş, gümüş yapraklı bir gül şeklindeydi. Adamın elini tuttum ve avucuna bıraktım.

Daha önce Andrew hediye etmişti. Gözleri ile aynı renkti, zaten nefret ettiğim bir tokaydı.

Adam bir bana bir de tokaya baktı. Tek kaşı sorgularcasına havaya kalktı. "Umarım hiçbir yerde benden söz etmezsin." Sesim tehditkar çıkmıştı.Son bir kez gözlerine bakıp yanından sıyrılmak istedim ama güçlü eli kolumdan yakalayıp beni durdurdu.

Geriye doğru sendeledim, bedenlerimiz çarpıştı. Yüzüme doğru eğildi ve göz hizama geldi."Çok cömertsiniz Leydim." Sesi kalp atışlarımı hızlandıracak kadar derinden geliyordu.

"Sadece bir teşekkür yeterli olurdu ama sanırım Erendel topraklarında leydiler bunu bilmiyor." Sinirle çırpındım.

"Bırak kolumu." Nefesi yüzüme çarptı. Sanki her zerremi hafızasına kazıyordu. Sonunda kolumu bıraktı. Tuttuğu yeri ovdum.

"Sizin geldiğiniz yerlerde de kadınlara rızası dışında dokunmak bir gelenek sanırım." Bakışları ovduğum yere kaydı.

"Aniden boynuma sarılınca bana karşı bir şeyler hissettiğinizi düşündüm." Yaptığım davranış doğru olmasa da kuyruğumu dik tuttum.

"Yine de bana izinsiz dokunamazsınız." İkimiz de duraksadık. Sonuçta ona ilk dokunan bendim.

"Sanırım bir yanlış anlaşılma oldu. Bana izinsiz dokunan ilk sendin."

"Rahatsız olduysanız itseydiniz," Köşeye sıkıştığım için arsızlığa vurdum.

"Olmadım," Kulağa bir itiraf gibi gelmişti. Dudaklarım aralandı. Bir şey söylemek istesem de olmadı.

"Bir sessizleştiniz?" Derin bir nefes aldım ve arkamı döndüm.

"Arsız sözleriniz karşısında ne söyleyebilirim ki?" Küçük bir kahkaha attı.

"Demek leydimden bir şeyler öğrenmişim." Sinirle tekrar ona döndüm.

"Umarım gerçekten öğrenmişsinizdir. Belki bu sayede biraz utanma duygusu kazanırsınız." Bana doğru bir adım attı.

"Aniden boynuma sokulan bir kadın için fazla cesur sözler," Alt dudağımı ısırdım. Bakışları oraya kaydı, sonra tekrar gözlerime baktı.

"Bana ilk yaklaşan sizdiniz." Sonuçta ilk o sahafta karşıma çıkmıştı.

"Ben sadece yardımcı olmak istemiştim."

"Kimse sizden yardım istememişti."

"Ama gün sonunda yardım ettim değil mi?" Bir süre söyleyecek bir şey bulamadım. Sonunda daha fazla uzatmamaya karar verdim.

"Karşılığını aldınız. Fazlasıyla." O bir şey daha söyleyemeden arkama döndüm. Zaten yeterince zaman kaybetmiştim.

"Sizinle tartışacak zamanın yok." Bunu der demez yoluma devam ettim.

Aynı kirli sokakları aştım, tekrardan pazara daldım. Dikkat çekmemek için rastgele birkaç parça eşya seçip parasını ödedim.

Pazarı geride bıraktığımda arabanın etrafında volta atan Emma'yı hemen fark ettim. Uzaktan geldiğimi görünce yüzü aydınlandı.

"Leydim! Sonunda döndünüz." Elimdeki kağıt poşeti eline tutuşturdum. Emma bunları görünce tüm zaman boyunca pazarda gezdiğimi düşünür müydü, bilmiyorum.

Arabay binerken bu çok da umrumda değildi. Yaptığım şeyleri anneme söylese de nişan ve balo yüzünden başı kalabalıktı. Benim ne yaptığımla ilgilenmezdi.

Emma da arkamdan arabaya bindiğinde bu defa madam Luna'nın butiğine gitmek için yola koyulduk.

***

Madam Luna'nın butiği başkentteki diğer meşhur terzilerin aksine sakin bir konumdaydı. İki katlı binaya adımımı attığımda sokağın sesi kesildi.

Alt katta çoğunlukla misafirler ağırlanırdı, modeller gösterilirdi. Üst kat ise atölyeydi. Burada çalışan genç kızlardan biri beni karşıladı.

"Madam hazırlıkları yapıyor leydi Mia, biraz beklemenizi rica edeceğim." Bakışlarım alt kattaki oturma takımına kaydı. Pahalı kıyafetlerinin içinde asilzadeler otururyordu. Yüzleri tanıdık gelse de çıkarmadım. Dikkatli baktığımda dört kişi olduklarını gördüm. Etraftaki kızlar terzi oldukları halde onlara hizmet ediyordu.

"Sorun değil, beklerim." Genç kız minnettar bir şekilde gülümsedi.

"Buyurun oturun, size çay ikram etsinler." Başımı salladım.

"Gerek yok, su yeterli." Genç kız sözlerim üzerine buradan ayrılırken ben de diğer kadınların uzağına, butiğin diğer köşesindeki koltuğa oturdum.

Emma hemen yanımda duruyordu. "Otur Emma, başımda dikilme." Emma sözlerimi ikiletmeden karşıma geçti. Önüme konan suyu içerken bakışlarımı camdan dışarıya çevirdim.

"Arteon diye bir yer olduğunu bile bilmiyordum!" Diyen kadının gür sesi ve odayı dolduran kahkaha sesleri ile bakışlarım oraya kaydı.

"İnanmazsın, kocam nerdeyse o küçük krallık ile anlaşma imzalıyordu." Dedi bir başkası. "Kocam onları gece Sonya hanına kadar bıraktı, hırsızlık olmasaydı bu sabah anlaşma imzalayacaklardı," Arteon ismi tanıdık geldi. Sohbetlerinin konusu değişirken az önce beni karşılayan genç kız yanıma geldi.

"Madam sizi bekliyor leydim," ayağa kalktım ve pelerinimi çıkarıp hemen karışımda duran Emma'ya uzattım. Emma geride kalırken ben üst kata çıktım.

İçeri girdiğimde modelin üzeridenki nişan elbisemi iğneleyen madamı gördüm. Doğrulup beni selamladı.

"Umarım sizi çok beklenmedim,"

"Yeni geldim sayılır, bekletmediniz." Luna başını salladı. Ellerini çırptı.

"Öyleyse siz kabine geçin, yardımcılarım üzerinizi değiştirmenize yardım edecek." Dediğini yapıp arka kabine geçtim.

İki genç kız üzerimdekileri indirmemde yardımcı oldu. Nişanda giyeceğim korseyi kemiklerim isyan edene kadar sıktılar ve gri nişan elbesemi giydirdiler.

Dışarı çıktığımda madam beni bekliyordu. İkimiz dışındaki herkes alt kata indi. Luna özel tasarımlarında tek başına çalışırdı. Birinin yaptığı işe karışmasına katlanamazdı. Yaptığı tasarım elbiselerin büyük bir kısmını kendi hazırlar, sadece parçalarını yardımcıları dikerdi.

Madam üzerimdeki gri kabarık elbiseyi inceledi.
"Sanırım yine kilo vermişsiniz," Bol yerleri katladı ve iğneledi.

Elbisenin koluyla uğraşırken bir an duraksadı. Neye baktığını görmek için bakışlarımı koluma indirdim. Kolumda parmak izleri vardı. Yabancının izi diye düşündüm.

Normalde tenim hassas değildi. O an canımın yandığını hissetmiştim ama iz bırakacak kadar güçlü bir kavrayış olduğunu tahmin etmemiştim. Luna sessiz kaldı ve elbiseyle uğraşmaya devam etti.

İkimiz de yorulacak kadar ayakta kalmıştık. Ara sıra düşüncelerim hakkında soru soran Luna dışında atölye sessizdi. Bu sessizliği bozan ise açılan kapı sesi oldu.

Luna'nın yardımcılarından birini beklerken nişanlımın içeri girmesi sürpriz oldu. Andrew kapıda dikiliyordu. Boğazını temizledi.

"Geçiyordum, uğramak istedim." Luna'nın beyaz yüzü aydınlandı.

""Elbette lordum, siz oturun. Yardımcılarım size çay ikram etsin." Andrew gösterilen yere, tıpkı gözleri gibi mor olan kadife koltuğa ,oturdu.

Bu sessizlik anında düşüncelerimin başkaları için ne kadar önemsiz olduğunu bir daha fark ettim. Kimse bana sorma ihtiyacı duymamıştı.

Andrew oturduğu yerde bacak bacak üzerine attı. Bakışları üzerimdeydi, bense varlığını tamamen görmezden geldim.

Luna kaldığı yerden işine devam etti. O süre zarfında diğer çalışanlar Andrew'a çay ikram etti. Genç kızların hayran bakışları ve fısıltıları odayı doldurdu.

Luna en son hepsini kovmak zorunda kaldı. Elbisenin bol gelen kısımlarını iğneledi, sonradan eklemeyi düşündüğü detayları anlattı. Sadece ufak baş hareketleri ile onaylıyordum.

Açıkçası elbisenin nasıl görüneceği umrumda değildi. Luna bunun için emek verse de ben de bunu giymemek için çok emek vermiştim.

Üzerime bir bölge düştü, Andrew hemen karşımda duruyordu. Yüzüne boş gözlerle baktım.

"Elbise," durdu ve beceriksizce ensesini kaşıdı. "Sana yakışmış." Dudaklarımdan alaycı bir ses çıktı. Gözlerim küçümsercesine kısıldı. Hala tek sözüyle kızaran o çocuk olduğumu mu zannediyordu?

O sessizlik anında saçlarıma uzandı. Bir tutam saçı kulağımın arkasına sıkıştırdı. Dokunuşu karşısında gerildim ama etraftaki bakışlar yüzünden katlandım. Bu kadar savunmasız olmak mideme bir tekme yemişim gibi hissettirdi.

Yıllarca beni her konuda küçümsemiş, her fırsatta Ruby'nin benden daha iyi olduğunu yüzüme vurmuştu. Şimdi ise iyi bir nişanlı gibi davranıyordu.

Öfkeyle ona baktım. Bu iki yüzlülük onun için bile fazlaydı. Bakışlarımız kesiştiğinde onun gözlerindeki tiksintiyi gördüm. Tahmin ettiğim gibi, bir amaç doğrultusunda hareket ediyordu ve sırf bu yüzden bana yalandan ilgi göstermek bile midesini bulandırıyordu.

Ellerini saçlarımdan çekti. Bununla rahat bir nefes aldım. Aramıza mesafe koydum.

"Benden gerçekten iğreniyorsun," Sesi kırgın çıkmıştı. Dışardan izleyen birisi ona üzülebilirdi ama ben gerçeği biliyordum. Onunla konuşmadan önce madam Luna'ya döndüm. Luna zeki bir kadındı, anında odadan dışarı çıktı.

"Bu tavırlar da ne Andrew? Sanki seni dışarda bırakın benmişim gibi davranıyorsun." Kollarımı göğsümde birleştirdim.

"Yapmadın mı?"

"Yapmadım." Ona doğru bir adım attım.

"Bu zehirli ilişkideki tüm çatlaklar senin eserin," Bakışlarında tehlikeli bir kıvılcım belirdi.

"Tek suçlu benmişim gibi davranıyorsun," Bıkkın nefesimi bıraktım.

"Tek değilse de en büyük sorumlu sensin," Hakimiyet kurmak istercesine tepeden baktı.

"En azından ben bir şeyleri düzeltmeye çalışıyorum." Gülmeye başladım. Ne kadar samimiyetsiz sözler...

"Her şey mahvolduktan sonra mı? Böyle mi?" Baştan aşağıya onu süzdüm.

"Andrew ne sen beni kazanmak isteyecek kadar önemsiyorsun ne de ben sana inanacak kadar aptalım. Amacın ne , şimdilik bilmiyorum ama..." Onun kapattığı mesafeyi tekrar açtım.

"Ama yanlış yerde dolandığını söyleyebilirim," Aramızdaki boşluğu soğuk bir ifadeyele süzdü.

"Tam da doğru yerdeyim Mia. Nişanlım bir şeyler karıştırıyor ve ben de öğreneceğim," İkimiz de sustuk. Darmadağın bir ilişkinin enkazında sessizlik bizim öfkemizdi.

"Keşke bana karşı olan şüphelerini biraz kardeşine yöneltsen Andrew," Yüzü şaşkınlıkla gerildi. Göz bebekleri titredi. Bunu neden gündeme getirmiştim bilmiyorum.

"Sen ne-" devam edemeden arkamı döndüm. Kapının dışında gerginlile bekleyen Luna'yı içeri çağırdım.

"Madam zaten yeterince yoğun Andrew. İşini yapmasına engel olmayalım." Andrew bir bana bir de Luna'ya baktı.

"Ben zaten gidiyordum," içten bir şekilde gülümsedim. Bugün aldığım en güzel haberdi.

"Öyleyse görüşürüz," Bakışları dudaklarımın üzerinde gezindi, bir şeyler söylemek istese de doğru kelimeleri bir türlü ağzından çıkaramadı. En son ufak bir baş selamı ile çekip gitti.

Kafası sözlerimle muhtemelen karışmıştı. İyi, bir süre benden uzak duracaktır.

Luna tüm bu süreci sükunetle izledi. Bir şey söylemeye niyetlendiğinde elimle susturdum.

"Elbiseyi bitirelim madam,"

Andrew'un gidişinden kısa bir süre sonra ben de üzerimi değiştirip, oradan ayrıldım. Yeterince olaylı bir gündü. Luna yapması gereken birkaç şey daha olduğunu söylese de ben umursamadım. Dışarda bekleyen araca bindim.

Sessizce devam eden yolculuk boyunca günün olaylarını düşündüm. Aklım her defasında kırmızı gözlü yabancıya kaydı. Varlığı sanki hala benimleydi. Sanki içime bakan o kırmızı gözler hala üzerimdeydi.

Bir de Luca vardı. Belki de sandığımdan daha farklı biriydi. Tıpkı benim gibi. Düşüncelerim arasında boğulurken Emma koluma dokundu.Bir rüyadan uyanmış gibi irkildim.

"Vardık leydim." Araba durmuştu. Kapıyı açtım ve doğrudan odama yöneldim. Emma arkamdan gelip pazardan aldığım şeyleri odama bıraktı ve çıktı.

Üzerimi değiştirdim ve heyecanla eteğimin iç cebinden kutuyu çıkardım. Metal ve kareydi. Kutsal bir şeymiş gibi elimde tuttum.

Derin bir nefes aldım ve kapağı açtım. Işık içindeki nesnenin üzerine düştü. Metal bir semboldü. Üzerinde onlarca detay vardı. Hepsi bizzat bir zanaatkarın elinden çıkmıştı.

Her işleme farklıydı. Her işleme özeldi. Çok az kişinin sahip olabileceği bir şeydi, nesilden nesile aktarılırdı çoğunlukla. Bunun sayesinde tüm imparatorlukta hiçbir denetimden geçmeden dolaşabilirdiniz.

Bir çeşit izin belgesiydi ama daha fazla işlevi vardı.

Bu benim için önemliydi. Kimliğimi saklayarak istediğim yere hiçbir iz bırakmadan gidebilirdim. Buna sahip olmak çok şey kaybettirmişti , yine de değdiğini düşünmeden edemedim.

Tekrar kutuya koydum ve gardırobumun gizli bölmesine indirdim. Son bir kez parmaklarımı kutunun üzerinde gezdirip bölmeyi kapattım.

Gerçekten çok az kalmıştı, planlarımda büyük bir hata olmadığı sürece başarmaya yakındım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18