10. bölüm / 34
KAVİLDEN KAÇIŞ9. Bölüm: İlk Dans
Bölümler 34Şu an: 9. Bölüm: İlk Dans
- 1 Prolog98 kelime
- 2 1. Bölüm: Çirkin Ördek Ve Kuğu2.116 kelime
- 3 2. Bölüm: Lucien İle Yüzleşme1.936 kelime
- 4 3. Bölüm: Ev Hapsi2.137 kelime
- 5 4. Bölüm: Kod Adı Dahlia2.125 kelime
- 6 5. Bölüm: Kabusum2.467 kelime
- 7 6. Bölüm: Geçmişin İzleri2.142 kelime
- 8 7. Bölüm: Yabancı3.240 kelime
- 9 8. Bölüm: Dük Arvel1.598 kelime
- 10 9. Bölüm: İlk Dans2.476 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 10. Bölüm: Hesaplaşma2.160 kelime
- 12 11.Bölüm: İstenmeyen Misafir2.019 kelime
- 13 12. Bölüm: Kılıçlar Ve Stratejiler2.483 kelime
- 14 13. Bölüm: kaderin iki ucu1.952 kelime
- 15 14. Bölüm: Merhem1.714 kelime
- 16 15. Bölüm: Kırmızı Bakış Açısı1.820 kelime
- 17 16. Bölüm :Kırmızı Bakış Açısı2.563 kelime
- 18 17. Bölüm: ateş ve kül1.984 kelime
- 19 18. Bölüm: Bilinmeyen Güven2.235 kelime
- 20 19. Bölüm: Gözler1.424 kelime
- 21 20. Bölüm: Efsaneler ve Geçmiş2.634 kelime
- 22 21. Bölüm: Yıkılan Sınırlar2.144 kelime
- 23 22. Bölüm: Soru & Cevap2.661 kelime
- 24 23. Bölüm : Yeni Düşman2.127 kelime
- 25 24. Bölüm: Fırtına ve Soytarı2.010 kelime
- 26 25. Bölüm: İhanet3.177 kelime
- 27 26. Bölüm: Yangın2.973 kelime
- 28 27. Bölüm: KAVİLDEN KAÇIŞ1.847 kelime
- 29 28. Bölüm: Karanlıkta Saklı Olan2.185 kelime
- 30 29. Bölüm: İhanete Uğrayan2.283 kelime
- 31 30.Bölüm: Karga2.850 kelime
- 32 31. Mağara2.607 kelime
- 33 32. Bölüm: Karanlıktaki Sığınak2.934 kelime
- 34 33. Bölüm: Çelişki1.852 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bedenim sanki suyun altındaydı. Tüm kalabalığa rağmen hiçbir sesi duymuyordum. Nefes almak imkânsızdı, baskı ise korkunç. Kalp atışlarımın dışardan duyulmasından korktum.
Andrew'un beni sarsmasıyla gerçekliğe döndüm.
"Sabahtan beri konuşuyorum burada, duymuyor musun?" Şaşkınlıkla ona baktım.
"Üzgünüm , dalmışım... Ne demiştin?" Andrew bana şüpheyle baktı.
"Baban bizi çağırıyor, bizi dük ile tanıştırmak istiyormuş." Titrek bir nefes verdim. Terlemiş avuç içlerimi elbiseme sildim. Başımı salladım.
"Gidelim." Andrew sırtını dikleştirdi. Gözleri ileriye dikildi. Doğrudan o adama bakıyordu.
Babam Alexander Arvel'e bir şeyler anlatıyor. Dük Arvel ise sakince içkisini yudumlayarak dinliyordu. Biz oraya varınca konuşmalar kesildi. Bizimle beraber annem ve Ruby de geldi. Luca görünürlerde yoktu.
Babam ellerini abim Lucien'nin omzuna koydu. "Ailemle tanışmanızı isterim dük." Abim bir adım öne çıktı.
"Lucien Valmont, Valmont'un varisi." Lucien elini uzattı. Alexander Arvel kadehini yanındaki masaya indirip uzattığı eli sıktı.
"Alexander Arvel," her saniye daha da geriliyordum. Bu kadarı fazlaydı. Kendimi toplamam gerekiyordu. Sahaftaki adam olduğu kesin bile değildi. Hem o gün Leonard mektubunda daha gelmesine birkaç gün var demişti. Belki sadece benzerlikti.
"Kızım Ruby." Ruby'nin bir adım öne çıkmasıyla düşünecelerimden sıyrıldım. tüm salon susmuş, bu etkileşimi izliyordu.
İnsanlar Dük Arvel'in etkileneceğinden emindi. Sonuçta karşısındaki güzelliği ile onlarca kalbi ele geçirmiş Ruby Valmont'tu.
Ruby eteğini hafifçe kaldırıp dizlerini kırdı. "Tanıştığımıza memnun oldum dük," ben de ilgiyle onlara baktım. Garip bir beklentiye girmiştim.
"Ben de genç leydim," konuşmaya başladığında sözleri soğuk ve samimiyetsizdi. Bir anda fısıltılar yükseldi. Ruby yüzündeki tebessümü zar zor korudu. Ben de herkes gibi şaşırdım, ilk defa bir erkek kız kardeşimi görmezden geliyordu.
Babam öksürerek boğazını temizledi. Annemi gösterdi.
"Eşim Emil," Dük annemin selamını sadece ufak bir baş hareketi ile karşılık verdi. Bu ortamı daha da gerdi. Babamın kaşları çatılırken kaşlarının arasında derin bir yarık oluştu. Tekrardan konuşmaya başladığında kendini zar zor tutuyor gibiydi.
"Son olarak kızım Mia ve nişanlısı Andrew," dediğinde kırmızı bakışlar doğurdan beni buldu. Bir adım geriye attım istemsizce. Andrew'un sol eli belime yerleşti.
Alexander bir bana bir de belimdeki ele baktı ardından sol elini uzattı."Tanıştığımıza memnun oldum Andrew," Andrew mecburen elini belimden çekip uzattığı eli sıktı.
"Ben de dük," Sesi hiç de öyle demiyordu. Elini çekti ve bana döndü.
"Ve leydim..." Bana uzattığı ele şaşkınlıkla baktım. Bir saniyelik tereddütten sonra elimi avuçlarına bıraktım. Eğilip dudaklarını bastırdı.
Şimdi herkes susmuş bize bakıyordu. Elimi hızla çektim.
"Ben de tanıştığımıza çok memnun oldum." Doğrulurken gözlerinde alayacılık vardı. Fırtınanın çok da uzak olmadığı belliydi.
"Tanışmak mı..? Daha çok, karşılamak gibi," gözlerimiz kilitlendi. Kalbim göğsümü sertçe döverken yüz ifademi düz tuttum.
"Tanışmak için karşılaşmak gerekiyor ne de olsa,"
"Sözleriniz ne kadar bilgece leydim. Tıpkı eski ve tozlu bir sahaf gibisiniz," Lanet olsun. Gerçekten oydu. Zoraki bir şekilde gülümsedim.
"Bunu iltifat olarak alacağım," dediğimde yanımda duran Andrew elimi sardı. Sessiz bir tehdit ve sahiplenme içeriyordu. Kırdığı oyuncağıyla başkasının oynaması rahatsız etmişti belli ki. Andrew kulağıma eğildi.
"Yerini bil Mia. Kimin yanında olduğunu unutma," ona ters ters bakmamak benim için zordu. Bu kadar göz varken yapamazdım.
"Nişanlı demişken... Yüzük göremedim." Tüm bakışlar tekrardan Alexander Arvel'e döndü. Annem boğazını temizledi. Gereksiz ilgisi karşısında zaten gergin olan ortamın sıcaklığı biraz daha düştü.
"Üç hafta içinde resmi bir törenle nişanlanacaklar. İki ay sonra da evlenecekler," Annem gururla söyledi ama bunun sebebi ben değildim.
"Şaşırtıcı..."
"Tam olarak nesi?" Andrew bir adım öne çıkmıştı. İkisi de uzundu, ikisi de güçlüydü. Şimdi ise karşı karşıya duruyorlardı.
"Leydim on sekizden büyük duruyor. Bu kadar geciktirmiş olmanıza şaşırdım," Andrew'un çenesi kasıldı. Belirginleşen çene hattı dişlerini sıktığını gösteriyordu.
"Sizi ilgilendirmeyen sebeplerimiz vardı," aniden Ruby ellerini birleştirdi. Bakışlarımız oraya döndü.
"Neden dans etmiyoruz?" Gergin ortam biraz olsun dağıldı. Etrafa bakındım, Luca yoktu. Ruby tam olarak kiminle dans etmeyi düşünüyordu?
Beklenti ile Alexander'ın üzerinde dolaşan bakışlarını görünce anladım. Tabiiki de başrol olmak istiyordu, tabiiki de Dük ile ilk dans eden kişi olmak istiyordu. Demek bu yüzden Luca ortalıkta yoktu.
"Harika bir fikir Ruby," annem Ruby'e dahiyane bir fikir sunmuş gibi baktı. Alexander bakışlarını bana çevirdi.
"Evet haklısınız..." elini bana uzattı. Ne yapacağımı bilemeden öylece kaldım.
"Eğer Lord Andrew için sorun olmayacaksa, leydiyi dansa kaldırmak istiyorum." Başta Ruby olmak üzere herkes şaşırdı. O an Andrew ile göz göze geldik. Arabada söylediği sözler geldi aklıma.
"Bu gece dans edebileceğin tek kişiyi görmezden mi geliyorsun?"
"Seni o berbat dansına rağmen dansa kaldırdığım için minnet duymalısın."
"Fazla nankörsün Mia. Belki köşede çürürsen aklın başına gelir."
Onun sözlerine pişman etme şansı yakalamıştım. Elimi Alexander'ın avcuna bıraktım. "Andrew bu gece dans etmeyi düşünmüyordu zaten. Sorun olmaz," nişanlımın tüm yüzü kasıldı. Gülümsedim.
Alexander beni salonun ortasına götürürken sırtımdaki bakışları hissetmemek elde değildi. Tam ortada durduk. Yoğun bakışları yüzümde gezindi.
"Size emanetim Leydim," sıcak nefesi yüzüme çarptı. Cesaretimi toplayıp gözlerine baktım. Kan kadar kırmızı ve korkutucuydu.
"Öyleyse çok yanlış yerdesiniz," dedim alçak bir sesle.
"Göreceğiz," dedi gülümserken. Maharetli ellerdeki çalgılar tüm salonu doldurduğunda eli sanki yıllarıdır oradaymış gibi belime yerleşti.
İkimiz de müziğin akışına bıraktık bedenlerimizi. Dans konusunda o kadar kötü değildim. Sadece dikkat çekmek istemiyordum ama şimdi buna gerek kalmamıştı. Zaten tüm ilgi üzerimdeydi.
"Oldukça iyisiniz leydim." Müziğin sert geçişi ile beni koluna sardı. "Beni mi kandırıyorsunuz?" Sırtım göğsüne yerleşti. Başımı kaldırıp göz göze geldim.
"Belki de,"dedim sesimi tutmaya çalışırken. Gülümseyip kolunu tekrar açtı, adımlarımız salonda akmaya devam etti.
"Her defasında farklı bir kimliğe bürünüyorsunuz," dedi saf bir ilgiyle. " Bazen bir avam bazen bir leydi, hangisi gerçek?" Her dokunuşu bir ateş her bakışı bir yangındı.
"İkisi de,"diye yanıtladım dik bir duruşla. Gözleri aç bir ilgiyle parıldadı. Bakışları üzerimde gezindi, kolyede durdu.
"Yakışmamış," Doğrudan sözleri karşısında affaladım. Kibar gülüşlerin arkasına zehirli hakaretlerin yerleştirildiği sosyetede bunun bulunması nadirdir.
"Neden? Yoksa siz de mi soytarıya benzediğimi düşünüyorsunuz?" Beni kendi etrafımda zarifçe döndürdü. O kısa sürede, sorumu ciddiyetle tarttığını gösteren karanlık bir ifade oturdu yüzüne. Beni tekrar kendine çektiğinde aramızdaki mesafe neredeyse yok olmuştu.
"Çünkü özgür bakışların var," verdiği nefes dudaklarıma çarptı. "Ağır, kısıtlayıcı ve başkasının aidiyetini bildiren şeyler sana yakışmıyor," Dudaklarım aralandı. Bir yabancı bunu nasıl anlamıştı? Göğsümde garip bir sıcaklık yayıldı
"Ve sizi bir soytarıya benzeten ahmak da kim?" Gözleri kısılmıştı. Bir yabancının öylesine sorduğu soruydu ama kalbimde garip tepkilere neden oluyordu. Bu defa içimden geldiği için gülümsedim.
"Önemli biri değil," sadece annem. gözleri gülüşümde takılı kaldı bir süre. Baktığı yerin mahremliği ve gözlerindeki yoğunluğun etkisi ile attığım adım elbiseme dolandı.
Tam dengemi kaybedip yere kapaklanacakken, Alexander beni belimden kavrayıp havaya kaldırdı ve tek bir hamleyle etrafında döndürerek yere güvenle basmamı sağladı. Düşmemem için yapmıştı ama kan yanaklarıma hücum etti. Eğer dengemi kaybetseydim bundan daha az utanç verici olurdu.
"Sizi ikinci kere kurtardım leydim, umarım bu defa bir teşekkür alırım," tüm sesler kısılmıştı. Daha önceki karşılamaya yaptığı vurgu artık esas meseleye geldiğimizi gösteriyordu.
"Bu kadar gerilemeyin," yüzünde ciddiyetin zerresi yoktu. Gerçekten ukala ve insanlarla uğraşmayı seviyordu.
"O gün orada... yani sahafta karşılaştığım sizdiniz değil mi?" Kulağıma eğildi. Gürültüye rağmen sadece benim duyacağım bir yükselikte söyledi.
"İkimiz de bunu bildiğini biliyoruz Mia," İlk defa adımı kullanmıştı. Oldukça doğal bir şekilde.
"Neden sessiz kaldınız?" Susmuş muydu gerçekten yoksa beni kullanmak isteyen onlarca insandan biri miydi?
"Sustuğumı nereden biliyorsun, sadece şimdilik bir şey anlatmadım," yutkundum. Sanırım elinde bir koz bulundurmak istiyordu. Bu noktada taviz veremezdim. Yeterince kişinin piyonuydum.
"Tek şüpheli olan ben değilim. Siz de olmamanız gereken bir yerdeydiniz," Sonuçta o da bir şeyler karıştırıyordu.
"Haklısın," dedi bakışları tıpkı o gün karanlık sahaftaki gibi üzerimde gezindi. "Nasıl yapsak ki?" Resmen oyun oynuyordu ve bunu saklamaya gerek görmüyordu. Beni bir kez daha koluna sardı geriye doğru açılırken saçlarım ve eteğim uçuştu.
Dans devam etti. Müzik aktıkça yakınlaştık. Uzaklaştık. Onun sorusu havada kaldı çünkü ben daha düşünüyordum.
"Susmak dük" dedim tekrardan konuşmaya başladığımda, " Hayatta kalmak için bazen tek seçenektir," son bir kez beni döndürdü. Artık dansın sonuna geliyorduk.
"Haklısınız leydim." Dedi bu defa ciddiydi. "Susmak bazen en iyisidir," müzik kesildi. Dans bitmişti, müzakere de.
Alexander sağ kolunu göğsüne koyup reverans yaparken bende eteğimin ucunu kaldırıp eğildim. Anlaşma basitti: Sadece sus.
Ufak bir alkış sesi duyuldu. Dikkatimi sesin geldiği yöne çevirdiğimde Leonard'ı gördüm. Yanından geçen hizmetçinin tepsisinden iki tane içecek aldı.
"Susamış olmalısınız." Gözleri ışığın altında daha da tehlikeli duruyordu.
"İzninle Mia, dükü biraz ödünç almak istiyorum." Elindeki kadehlerden birini bana uzattı. Sessizce aldım. Ne de olsa veliaht prensti. Kadehi verirken göz göze geldik.
"Sen de analarsın ki buradaki herkes onunla vakit geçirmek istiyor." Onunkine benzer bir maske takındım.
"Elbette majesteleri." Oradan uzaklaşırken tekrardan o tehlikeli çekime kapılmamak için Alexander ile göz göze gelmeden başım önümde yürüdüm.
Adımlarım, pistin kenarında adeta burnundan soluyarak beni bekleyen Andrew'a yöneldi. Gözlerindeki öfke o kadar yoğundu ki, aramızdaki mesafeye rağmen bunu hissedebiliyordum.
"İsteyince kimsenin ayağına basmadan dans edebiliyormuşsun Mia." Sesindeki öfke elle tutulur cinstendi.Onu tamamen duymazdan geldim ve elimdeki kadehten bir yudum aldım. Andrew bana yaklaştı.
"Onun ağzına düşecek kadar derin ne konuştunuz?" Cevap vermek yeni bir tartışma yaratmak istemiyordum. Elimdeki kadehi çevirip şarabın dalgalanmasını izledim.
"Havadan sudan,"dediğimde kolumu tutup çekti. Yüzüm ona döndü.
"Boynundaki kolyenin kime ait olduğunu unutma Mia," kontrollü kalmaya, yeni bir skandala yol açmamaya çalıştım. Gece yeterince olaylıydı ama Andrew beni uçurumun kenarına sürüklüyordu.
"Boynumdaki üç kuruşluk taş yığını hiçbir anlam ifade etmiyor Andrew. Ben sana bağlı değilim." Gözleri büyüdü, burun delikleri genişledi. Öfkeden kolumu acıtacak kadar sıktı.
"Çok yakında yüzüğümü parmağına takacaksın Mia, işte o zaman istemesen de bana bağlı olacaksın," tükürür gibi söylediği her kelime bedenimi daha da kastı. Her defasında ona olan nefretimi daha da artıracak şeyleri bulabiliyordu.
Ona cevap vermek yerine kolumu çektim. Vereceğim cevap ya onu daha da sinir edecekti ya da tatmin. Ben ikisi de olsun istemiyordum. Bileğimi ellerinden çekip çıkardım. Kadehi eline koydum ve arkamı döndüm. Ateş saçan tavrını umursamadan onu geride bıraktım ve salonun ikinci kapısından çıktım.
Sarayın labirent gibi olan karanlık koridorunda kendimi bulduğumda sakinleşmek için bir süre hiçbir şey yapmadan durdum. Birinin her an gelip beni yine bir kaosa sürükleyeceğini bilerek karanlık geceye daldım.
Koridor boyunca ilerleyip boş balkonlardan birine attım kendimi. Gerçekten delirecektim. Bir gecede bu kadar endişe çok fazlaydı. Elimi kalbime koydum, nabzım normale dönerken balkon korkuluğuna yaklaştım.
Soğuk demire yaslandım ve gece esintisi yüzüme çarparken parmaklarımı korkuluklara yasladım. Tam rahatladığımı düşündüğüm anda, arkamdan uzanan güçlü bir el beni sertçe balkonun karanlık, kuytu köşesine çekti.
"Görüşmeyeli nasılsın Dahlia." Elinden kurtulup yüzüne baktım. Leonard beyaz takımının içinde karşımda duruyordu. Az önce
" Harika,"
"Belli ediyorsun," dediğinde aramızda bir sessizlik oluştu. Beni baştan aşağıya süzüyordu ve sonunda dayanmayıp sessizligi bozdum.
"Ne istiyorsun Leon ,sadede gel," gri gözlerin karanlıkta gökyüzündeki yıldızlar kadar belirgindi. Orada yine sinsi parıltılar vardı.
"Hediyemi beğendin mi?" Sembolden söz ediyordu. Aileme ettiğim onlarca ihanetin, bilginin somut karşılığı.
"Hediye mi?" Dedim acı bir gülüşle "O bir hediye değil, ödeme," Aramıza sınırı çizdim. Bir lütuf değildi, hakkım olandı.
"Hayır Mia," derken üzerime bir adım attı, "Daha hakkını vermedin. Bu yüzden şimdilik bir hediye ya da avans. Ne demek istersen," arkasını döndü. Hala istekleri vardı, Leonard kemiklerime kadar beni sömürmeye yeminliydi.
"Ama görüyorum ki, işini iyi yapıyorsun. Şimdiden o adama yaklaşmayı başarmışsın. Güzel."
Aslında Alexander'ın bana yaklaştığını ona söyleyecek kadar aptal değildim. Sustum.
"Yine de Mia..." Aniden döndü. İrkildim.
"İlk tanışma için fazla yakın değil misiniz?" Beklendiği gibi gözleri keskindi. Sakin kaldım. Eğer tehlikeli bir oyunda yer alıyorsan sakin kalmak zorunluluktur.
"Sorunun ne Leonard, istediğin bu değil miydi?" Balkon korkuluğuna yaslandı.
"Evet istediğim bu ama şüphelisin Mia," başımı kaldırdım, arkasındaki bahçeye baktım. Bakışlarım yüzüne döndüğünde konuşmaya başladım.
"Ben her zaman öyleyim Leonard ve sen de. Çünkü birbirmize güvenmiyoruz."
"Haklısın, yine de bu ilk karşılaşmanız değil mi?" Onay bekliyordu. Sanki bana inanacakmış gibi
Beni deniyordu. "Elbette ilk kez gördüm," dedim, sesime en ufak bir açık vermeden. "Onu başka nerede görmüş olabilirim ki?" Sahaf karşılaşmasını ve Alexander ile yaptığım o gizli anlaşmayı ölene kadar saklayacaktım.
"Umarım Mia, umarım öyledir," bana güvenmediğini biliyorum. Öyleyse bu kadar erken kabul etmesi niyeydi?
Aniden balkona bir üçüncü kişi daha girince sustuk. Kırmızı saçlarıyla ve okyanus kadar derin gözleriyle gururlu gözleriyle onu tanımamak elde değildi. Leonard'ın karısı ve sosyetenin dikenli gülü, Karina.
"Nerdesin sen, annen seni soruyordu," bakışlarının odağı Leonard'dı. Beni henüz fark etmemişti. Temmenim etmemesiydi zaten aksi takdirde beni aşağı atabilecek potansiyeli vardı.
O anda Leonard'ın gözleri sevgiyle kısıldı. İnsani denecek bir bakış gözlerine yerleşti. Herkes Veliaht prens ve prensesin düşman olduğunu söylüyordu. Ben bu dedikodular hiç inanmadım. Leonard birinden nefret ediyorsa o kişinin bu kadar patlamasına izin vermezdi. Üstelik kim nefret ettiği eşinin adını kurduğu devasa sistemin adı yapard?
Tüm bu söylentin kaynağı Leonard olduğundan şüphe ediyordum. Karısını sevmiyormuş gibi yapmak ona ne kazandırıyordu bilmiyorum, belki onu sosyeteden korumak istiyordu ya da bilmediğim bir başka plan olabilirdi.
Leonard'a yakışmayan , tıpkı bir ergen gibi kızaran yüzüne gülmemek için dudağımı ısırdım.
"Geliyorum, beni beş dakika rahat bırak." Dediğinde Karina ona bir adım yaklaştı.
Aralarındaki çekim benim bile nefesimi kesmişti. Karina kesinlikle gördüğüm en güzel kadındı. "Öyle mi Leon." baştan çıkarıcı bir şekilde fısıldadı. Leonard'ın gözlerinin kısıldığını fark ettim. Ah cidden... başka bir tarafa bakmak istiyorum.
Karina ona iyice yaklaştı. Leonard afalladı. Onu böyle göreceğimi asla düşünemezdim.
"Öhm öhm... Karina yanlız değiliz." Gözlerim açıldı. Beni Karina'nın önüne mi atmıştı o ? Saklandığım karanlıktan çıktım.
"Selam," Mavi gözler hızla bana döndü. Karina kısa bir şaşkınlık yaşasa da sosyetenin kraliçesi olmanın verdiği profesyonellikle anında kendini topladı.
Gittiği her yerde izleniyor, giydiği her şey akım oluyordu. Sosyetenin gülüydü , Ruby ise papatyası. Bu iki zıt kişi her baloda ama konu olurdu.
"İyi geceler Mia," ikimiz sanki farklı dünyalardandık. O bir prenses ve ülkenin gelecekteki kraliçesiydi. Kalabalık grupların lideriydi, ben ise en yakın dostu soğuk sütunlar olan kızdım. Hâliyle hiç etkileşime girmemiştik.
"İyi geceler,"dediğimde bakışları üzerimde gezindi.
"Sohbetinizi bölmedim umarım."diye sordu imayla , benden çok Leonard'a sormuştu. Şüpheli geçmişi ve olaylı bekar hayatı düşünülünce, haklıydı.
"Hayır, konuşmuyorduk. Genç leydi ile denk geldik," Karina Leonard'a iyice yaklaştı. Aralarında bir parmaklık boşluk kalmıştı.
"Öyle mi?" İkisi arasında yaşanan gerilim beni terletti.
"Öyle Karina. Üzerime gelme." Sesi bıkkındı ama gözlerinde haz vardı. Onu kıskanması, ilgi duyması zevk veriyordu. Ne berbat bir kişilik...
" Öyleyse ben de gidiyorum," bakışlar bana döndü. Karina kollarını göğsünde bağladı.
"Nişanlınızın görüp yanlış anlamasından korkmuyor musun Leydim? Ne de olsa ona tutkuyla aşıksınız."
İçimdeki alaycı gülüşü bastırdım. Tıpkı Leonard'ın sevgisini nefretle gizlemesi gibi, ben de nefretimi büyük bir aşk maskesiyle gizliyordum. Herkes beni Andrew'a muhtaç sanıyordu. "Yanlış bir şey yapmadım leydim, o yüzden korkmuyorum," sıcak nefesi aramanızda sis gibi yükseldi.
"İnsan her zaman yanlışları için suçlanmaz." Sırtımı duvara yasladım. Soğuk binlerce iğne misali battı.
"Haklısınız ama tıpkı nefretin altında gizlenen bir sevgi gibi görünen her şey gerçek değildir. Farklı yönleri, boyutları vardır ." Karina'nın gözleri ilgiyle parladı. Dolgun kırmızı dudakları kıvrıldı. Güzelliği birkaç saniye duraksamama neden oldu.
"Evet. Tıpkı sevginin altına gizlenmiş nefret gibi, her görünen hakikat değildir." Karina'dan önce konuşan Leonard oldu.
Neyden söz ettiği açıktı. Sözlerimiz havada kalırken sırtımı duvaradan ayırdım. "Her neyse... Hava almaya çıkmıştım, yeterince aldım," başımı eğip selam verdim.
"Ben salona dönüyorum ekselansları, size iyi geceler," İkisini baş başa bırakıp tekrardan koridora çıktım.
Saraya adım attığınız an kaçacak bir yer bulmak imkansızdı. Hiçkimse dost değildi. Bu gece her yerde biri ile gerilim yaşamam bunun en bariz kanıtıydı. Kurtlarla dolu bir ormana girmek gibiydi. Burada güçsüz olmak, ölüm demekti.
Balo salonunun kapısının önünde durdum. Müziğin sesi hafifçe sızıyordu. Derin bir nefes aldım çünkü gerçekten ihtiyacım olacaktı, kapıyı ittim ve tekrar kurtlar sofrasına adım attım.
Bölüm etkileşimi
