8. bölüm · KATLİAM ÜÇLÜSÜ
8. Bölüm
Selin'in dünyası başına yıkılmıştı. Ekrandaki isimler, hayatını bildiğini sandığı gerçeklikten koparıp onu bambaşka bir karanlığın içine sürüklüyordu. Selin. Ordo Lux'un deney kayıtlarında onun adı neden vardı? O, Katliam Üçlüsü gibi burada doğmamıştı. O dışarıdan gelmişti… değil mi?
Bilgisayarın mavi ışığı odadakilerin yüzüne soğuk bir gölge düşürüyordu. Azra'nın kaşları çatılmıştı, Arda nefesini tutmuş gibiydi, Yağız ise gözlerini Selin’den ayırmıyordu.
"Bu bir hata olmalı," diye fısıldadı Selin, gözlerini ekrandan ayıramadan.
Yağız’ın sesi her zamanki gibi sakindi ama içinde farklı bir ağırlık vardı. "Ordo Lux hata yapmaz."
Selin geri çekildi. Akciğerleri yeterince hava alamıyormuş gibi hissediyordu. Yağız ona doğru bir adım attığında, Selin içgüdüsel olarak bir adım geriye gitti.
"Hayır." Sesini duyduğunda, ne kadar titrediğini fark etti.
Azra, terminalin başından kalkıp Yağız’a döndü. "Burada ne yazdığını tam olarak öğrenmeliyiz. Dosyanın içeriğini aç."
Yağız kısa bir bakış attıktan sonra, klavyeye birkaç komut yazdı. Sistem, dosyanın şifresini açmaya çalışırken birkaç saniyeliğine dondu. Sonra ekranda birkaç belge belirdi.
Deney No: LX-42
Kod Adı: Eclipse
Denek Adı: Selin Yılmaz
Selin’in nefesi kesildi. O ismi kendi adıymış gibi görmek garipti ama asıl ürkütücü olan “Deney No” kısmıydı.
Azra hızlıca ekrana yaklaşıp satırları okudu. "Doğum tarihi, ailesi, eğitim geçmişi… burada her şey var. Ama... başka bir şey daha var."
Arda endişeyle sordu: "Ne gibi?"
Azra, sayfayı aşağı kaydırdı. Bilgisayar ekranında yazılar hızlıca akarken bir cümlede durdu ve gözleri büyüdü.
"Deney LX-42'nin, Katliam Üçlüsü ile benzer genetik modifikasyonlara sahip olduğu doğrulandı. Ancak proje erken sonlandırıldı. Hafıza bastırma prosedürü uygulandı."
Oda ölüm sessizliğine gömüldü.
Selin’in parmakları uyuşmuş gibiydi. Kelimeleri anlamaya çalışıyordu ama beyni bunu reddediyordu. Hafıza bastırma mı? Genetik modifikasyon mu?
"Bu… bu ne demek oluyor?" Sesi boğuk çıkmıştı.
Arda dişlerini sıktı. "Bunu bize daha önce neden söylemediler?"
Yağız başını yavaşça iki yana salladı. "Bilmiyorduk."
Azra gözlerini Selin’e dikti. "Sen… bu sistemin bir parçasıydın. Ama neden hafızan silindi?"
Selin geriye çekildi. Aklındaki düşünceler bir girdap gibi dönüyordu. Bu mümkün olamazdı. Ordo Lux'un ne olduğunu yeni öğrenmişti. Onlarla hiçbir bağı yoktu.
Ama... ya vardıysa?
Anıları arasında bu gerçekle örtüşen tek bir şey bile yoktu. Çocukluğu, ailesi, arkadaşları… Hepsi gerçekti, değil mi? Yaşıtları gibi okula gitmişti, sıradan bir hayatı olmuştu. Ama… belki de sıradan olan her şey sadece bir illüzyondu.
Yağız aniden bilgisayarı kapattı ve etrafına baktı. "Buradan hemen çıkmalıyız. Bu bilgiyi dışarı taşımamız gerekiyor."
Ancak tam o sırada koridorlardan metalik ayak sesleri yankılandı.
Biri geliyordu.
Arda küfretti. "Lanet olsun!"
Azra silahını hızla çekti. "Görünmez olmamız lazım."
Yağız kapıya yöneldi ve hızla dışarı baktı. "İki kişi. Silahlılar."
Selin, hala aklındaki keşmekeşin içinde boğulurken, Arda onu kolundan çekti. "Kendine gel! Buradan çıkmamız gerek."
Selin gözlerini kırpıştırdı ve derin bir nefes aldı. Şimdi sorgulamanın zamanı değildi. Hayatta kalmalıydı.
Koridorda yankılanan ayak sesleri yaklaşırken, dört kişi hızla arka çıkışa doğru ilerledi. Azra'nın açtığı eski servis girişine ulaşmak üzereydiler ki, metalik bir ses arkalarında yankılandı:
"Olduğunuz yerde kalın!"
Silahlı muhafızlar, silahlarını üzerlerine doğrultmuş halde duruyordu.
Kaçış yoktu.
Ve Selin, geçmişiyle yüzleşmeye hiç olmadığı kadar yakın olduğunu hissetti.
