7. bölüm · KATLİAM ÜÇLÜSÜ
7. Bölüm
Gece ilerledikçe, kulübede bir sessizlik hâkimdi. Herkes, yarın çıkacakları yolculuğun ağırlığını içinde hissediyordu. Ordo Lux’un merkezine gitmek, onların kendi geçmişlerine adım atmaları demekti. Ve geçmiş, çoğu zaman en büyük düşmandı.
Selin, odasında oturmuş, elindeki küçük not defterine bir şeyler karalıyordu. Kendi hikâyesini yazmak gibi bir niyeti yoktu ama içinde biriken her şeyi kağıda dökmezse boğulacakmış gibi hissediyordu.
“Onlar canavar değil. En azından doğduklarında öyle değildiler. Ama biz neyi değiştirebiliriz? Eğer değişim mümkünse, nasıl?”
Kapı hafifçe aralandı. Yağız, sessizce içeri girdi ve duvara yaslandı.
“Uyumuyorsun,” dedi alçak bir sesle.
Selin defteri kapattı ve gözlerini ona çevirdi. “Sen de uyumuyorsun.”
Yağız hafifçe gülümsedi. “Böyle anlarda uyuyabilen biri tanıyor musun?”
Selin başını iki yana salladı. “Hayır.”
İkisi de bir süre sessiz kaldılar. Sonra Yağız bir adım ileri attı.
“Yarın… eğer işler kötü giderse…”
Selin hemen araya girdi. “Gitmeyecek.”
Yağız gözlerini kıstı. “Selin.”
Selin derin bir nefes aldı. “Biliyorum. Ama bunu düşünmek istemiyorum.”
Yağız bir an sustu, sonra alçak bir sesle konuştu:
“Biz buraya, senin gibi dışarıdan biri olarak gelmedik. Biz burada doğduk, burada büyüdük. Orası bizim evimizdi, aynı zamanda hapishanemiz. Eğer geri dönersek… geri döndüğümüzde, oradan çıkmayı başarabilecek miyiz?”
Selin gözlerini kaçırmadı. “Eğer seni orada tutmaya çalışırlarsa, seni orada bırakmam.”
Yağız hafifçe başını salladı. “Bunu sakın unutma.”
Ardından döndü ve odadan çıktı. Selin bir süre daha yatağında oturdu. Olanları düşünmek istiyordu ama zihni buna izin vermiyordu. Çünkü derinlerde bir yerde, bir şeylerin değişmeye başladığını biliyordu.
Sabah olduğunda kulübede bir hareketlilik başladı. Arda, yarası hala tam olarak iyileşmemiş olmasına rağmen, gitmeye kararlı görünüyordu. Azra, silahlarını kontrol ediyor, Yağız ise sessizce haritaya bakıyordu.
Selin mutfağa girip bir bardak su içti. Buse Karaca’nın ve Ulusoy Koleji’ndeki günlerinin ona ne kadar uzak geldiğini düşündü. Şu an tamamen farklı bir dünyadaydı.
Azra ona baktı. “Hazır mısın?”
Selin gözlerini kıstı. “Ne kadar hazır olunabilirse.”
Arda ceketini giyerken hafifçe sırıttı. “Korkarım ki buna asla tam olarak hazır olamazsın.”
Yağız, masaya sert bir şekilde vurarak herkesin dikkatini çekti.
“Buradan ayrıldığımızda, geri dönüş yok. Bu sadece bir keşif değil. Eğer işler kötü giderse, savaşmamız gerekebilir.”
Azra silahını kemerine taktı. “Bundan kaçmayacağız.”
Selin başını salladı. “Öyleyse gidelim.”
Yolculuk saatler sürdü. Ormanın içinden geçerken kimse konuşmadı. Sessizlik, hem odaklanmak için hem de içlerindeki korkuyu bastırmak için gerekliydi.
Ve sonunda, büyük siyah binayı gördüler. Ordo Lux’un merkezi.
Burası bir laboratuvardan çok, yüksek güvenlikli bir kale gibiydi. Etrafı çelik çitlerle çevriliydi. Kulelerde güvenlik kameraları vardı. Giriş kapısının önünde silahlı adamlar duruyordu.
Selin, göğsüne dolan soğuk korkuyu hissetti ama geri çekilmedi.
Azra hafifçe fısıldadı: “İçeri nasıl gireceğiz?”
Yağız gözlerini kısıp bir süre düşündü. Sonra gözleri Arda’ya kaydı.
“Arda, hatırlıyor musun? Arkada eski bir servis girişi vardı. Eskiden bazı deney malzemeleri oradan getirilirdi.”
Arda kaşlarını çattı, zihninde eski anıları arıyordu. Sonra yavaşça başını salladı.
“Evet. Ama orası çoktan kapatılmış olabilir.”
Yağız gülümsedi. “Öyle bile olsa, başka bir yol buluruz.”
Hızlıca hareket ettiler. Gözlerden uzak, arka tarafa ulaştılar. Gerçekten de, bahsedilen giriş oradaydı. Ama paslı bir kapı ile kilitlenmişti.
Azra çantasından küçük bir çakı çıkarıp kilidi zorlamaya başladı. Birkaç saniye sonra kilit tıkırdayarak açıldı.
Kapıyı yavaşça araladılar ve içeri girdiler.
Koridorlar karanlıktı. Metal duvarlar soğuktu. Selin, içerideki atmosferin tüylerini diken diken ettiğini fark etti.
Azra alçak bir sesle fısıldadı: “Burada… bir şeyler yanlış.”
Selin dikkatlice ilerledi. Yağız ona yaklaştı.
“Şimdi ne yapıyoruz?”
Selin etrafına bakındı. “Kayıt odalarını bulmalıyız. Eğer burada bize dair bilgiler varsa, orada olmalı.”
Yağız başını salladı. “O zaman beni takip edin.”
Koridorlarda sessizce ilerlediler. Her şey o kadar sakin ve terk edilmiş gibiydi ki, bu onları daha da tedirgin etti.
Sonunda büyük bir kapıya ulaştılar. Kapının üzerinde “Deney Kayıtları” yazıyordu.
Azra hızla içeri daldı, bir bilgisayar terminaline yaklaştı. “Şifre korumalı.”
Arda gözlerini devirdi. “Tabii ki.”
Yağız birkaç saniye düşündü, sonra bir çözüm yolu bulmuş gibi bilgisayarın başına geçti. Ellerini klavyeye koydu ve parmaklarını hızla hareket ettirdi.
Bir an sonra ekranda dosyalar açılmaya başladı.
Ve sonra… herkesin nefesi kesildi.
Ekranda kendi adlarını gördüler.
Yağız.
Azra.
Arda.
Ve en altta, şaşırtıcı bir şekilde…
Selin.
Selin gözlerini kıstı. "Bu... Bu imkânsız"
Ama Yağız ona baktığında, gözlerinde bir şey vardı.
"Sanırım artık kim olduğunu gerçekten öğrenmeye çok yaklaştın"
Ve o an, Selin'in dünyası başına yıkıldı.
