1. bölüm · KATLİAM ÜÇLÜSÜ
1. BÖLÜM
(Yazarın anlatımıyla) :
Selin Koç, 20 yaşında genç bir psikoloji öğrencisiydi. Üniversite hayatının yoğun temposu, onun hayatına düzen getirmiş gibiydi. Ancak, bu düzenin içinde huzursuz bir kıpırtı hissetmekten kendini alıkoyamıyordu. Edebiyat öğretmeninin verdiği bir ödev üzerine, insan psikolojisi hakkında bilgi toplamak için kütüphaneye gitmeye karar verdi.
Kütüphane her zamanki gibi sessiz ve dingindi. Raflar arasında dolaşırken, toz kokusuyla karışık bir huzur onu sardı. Aradığı kitapları bulmaya çalışırken, eline eskimiş bir dosya ilişti. Dosyanın üstünde "KATLİAM ÜÇLÜSÜ" yazılıydı. Bu başlık, Selin’in içindeki merak duygusunu harekete geçirdi. Kimseye görünmeden dosyayı aldı ve sessizce bir köşeye oturdu.
Dosyanın içindeki belgeler ve yazılar ürperticiydi. İnsan psikolojisiyle bağlantılı üç farklı cinayetin detayları anlatılıyordu. Her biri birbirinden farklı ama bir şekilde birbiriyle bağlantılı gibi görünüyordu. Kurbanların tamamı gençti, zihinleri manipüle edilmiş ve şiddete sürüklenmişlerdi. Her cinayetin ardından geriye yalnızca bir sembol bırakılmıştı: Kanlı bir kelebek.
Selin, dosyadaki bilgileri okurken bir şey fark etti. Cinayetlerin işlendiği mekanların koordinatları dosyada belirtilmişti ve son mekan... kendi üniversitesinin kütüphanesiydi.
Daha fazlasını öğrenmek için derinlemesine okumaya başladı. Ancak, sayfaları çevirdikçe kütüphanede yalnız olmadığını hissetti. Birisinin onu izlediğinden emindi. Başını kaldırıp etrafa baktığında, birkaç masa ötede oturan siyah giyimli bir adamla göz göze geldi. Adamın gözlerinde, soğuk ve ürpertici bir bakış vardı.
Selin, adamın gözlerini üzerinde hissettikçe nefesi daralmaya başladı. Elindeki dosyayı kapatarak çantasına attı ve aceleyle kütüphaneden çıkmak için ayağa kalktı. Ancak, kütüphaneden dışarı adım atar atmaz, adamın da peşine takıldığını fark etti.
Bu sadece bir dosya değildi. Bu, Selin’i kendi karanlık bir gerçeğin içine çeken bir hikayenin başlangıcıydı. Kendi hayatı ve aklı, Katliam Üçlüsü'nün parçası olmaya çoktan başlamıştı.
Selin’in bu dosyayla olan ilişkisi, onu bir dizi korkunç olayın içine çekecekti. Gerçek katilin kim olduğunu ve bu cinayetlerin arkasındaki sırları çözmek, onun için yalnızca bir hayatta kalma mücadelesi değil, aynı zamanda kendi zihinsel sınırlarını aşma savaşı olacaktı.
Selin, adımlarını hızlandırarak kütüphaneden uzaklaşmaya çalıştı. Ancak peşindeki adam, her hareketini dikkatlice izliyordu. Siyah montunun içine gömülmüş ve yüzündeki sert ifade, Selin’in tedirginliğini artırıyordu. Birkaç sokak ileride, kalabalığın arasına karışmayı umarak yoluna devam etti. Ancak ne yaparsa yapsın, adamın ayak seslerini arkasında hissetmekten kurtulamıyordu.
En sonunda cesaretini toplayıp bir ara sokakta durdu ve arkasını döndü. “Beni neden takip ediyorsunuz?” diye sordu. Sesi titrek ama kararlıydı.
Adam bir an durakladı. Gözleri, Selin’in yüzünü dikkatlice taradıktan sonra, soğuk bir ifadeyle konuştu:
"Adım Yağız Öztürk. Bu dosya, sizin elinize geçmemesi gereken bir şeydi."
Selin bir adım geri çekildi, çantasındaki dosyayı sımsıkı kavradı. "Neden? Bu dosya neyle ilgili? Sen kimsin?" diye sordu.
Yağız, bir an duraksadı. Ardından sesi alçaldı:
"Bu cinayetler sadece bir başlangıç. Ve eğer bu işe karışırsan, sıradaki hedef sen olabilirsin. Ama bu dosyayı bırakmazsan, gerçeği öğrenmek zorunda kalacaksın. Şunu bil: Bu dosyada yazanlar, göründüğünden çok daha karanlık."
Selin’in kafası karışmıştı ama içindeki merak duygusu, korkusunun önüne geçiyordu. "Neden bana bunu anlatıyorsun? Sen de mi bu işin içindesin?" diye sordu.
Yağız, ciddiyetle Selin’e yaklaştı. "Ben bu işin içindeyim, evet. Ama bu cinayetleri durdurmaya çalışan taraftayım. Ve bu dosya, benim işimi tehlikeye atabilir. Eğer bir daha o dosyayı açarsan, sadece kendi hayatını değil, benimkini de riske atarsın."
Selin, derin bir nefes alarak geri adım attı. Yağız’ın gözlerinde samimiyetle karışık bir tehdit vardı. Ona inanıp inanmamak arasında kararsız kaldı. Fakat bu karanlık hikayenin bir parçası olmaktan kaçamayacağını hissediyordu.
"Bu dosyada ne olduğunu bana tam olarak anlatmazsan, pes etmeyeceğim," dedi Selin kararlılıkla. "Eğer gerçekten cinayetleri durdurmak istiyorsan, bana her şeyi anlatmak zorundasın."
Yağız bir an sustu. Ardından Selin’e bakarak, "Eğer bana güvenmek istiyorsan, peşimden gel," dedi ve arkasını dönüp yürümeye başladı.
Selin, içinde yükselen korkuya rağmen onu takip etmeye karar verdi. Belki de hayatını sonsuza dek değiştirecek bir adım atıyordu.
Selin, Yağız’ı tereddütle takip ederken etrafını kontrol etmeyi de ihmal etmiyordu. Ancak, olan biteni anlamaya çalışırken bir anda arkasından bir el ağzını kapattı. Sert bir şekilde çekilip arkaya doğru savrulduğunda, burnuna güçlü bir bayıltıcı kokunun yayıldığını hissetti. Gözleri ağırlaşmaya başlamış, bedenine hakim olamaz hale gelmişti. Son gördüğü şey, siyah kapüşonlu bir adamın soğuk yüzüydü.
(Ormanın içindeki kulübe)
Selin gözlerini açtığında, başı ağrıyordu ve etrafındaki her şey bulanık görünüyordu. Hızla toparlanmaya çalıştı, ancak ellerinin ve ayaklarının bağlandığını fark etti. Kendisini eski, loş bir kulübenin içinde bulmuştu. Etrafta mum ışığıyla aydınlanan, tuhaf sembollerle dolu duvarlar vardı.
Karşısında üç kişi duruyordu. Yağız Öztürk, şimdi daha sakin ve ciddi bir ifadeyle onu izliyordu. Yanında, onu bayıltan kişi olduğunu tahmin ettiği Arda Şahin vardı. Üçüncü kişi ise Azra Edrem adında, siyah saçlı ve keskin bakışlı bir genç kızdı. Azra, Selin’in dikkatini en çok çeken kişiydi; gözlerindeki karanlık, Selin’in tüylerini ürpertiyordu.
"Uyanması uzun sürdü," dedi Azra, soğuk bir sesle. Arda hafif bir gülümsemeyle, "Şimdi gerçeği öğrenmeye hazır," diye ekledi.
Selin, gözlerini onlardan ayırmadan, korkuyla "Ne istiyorsunuz benden? Neden buradayım?" diye sordu.
Yağız bir adım öne çıktı. Sesi sakindi, ancak söyledikleri Selin’in kanını dondurdu:
"Katliam Üçlüsü’nü araştırmaya başladığın an, bu işin içine girdin. Bu sadece bir dosya değil, Selin. Bu, bir kehanet. Ve biz, bu kehanetin bekçisiyiz ."
Selin şaşkınlıkla, "Kehanet mi? Ne saçmalıyorsunuz? Bu cinayetleri durdurmaya çalıştığınızı söylemiştiniz!" diye bağırdı.
Azra soğukkanlı bir şekilde güldü. "Cinayetleri durdurmaya çalışmak mı? Hayır, tatlım. Biz o cinayetlerin bir parçasıyız. Katliam Üçlüsü biziz. Ama mesele, sadece öldürmek değil. Zihinleri ele geçirmek, korkuyu kontrol etmek... işte gerçek güç bu."
Selin’in kalbi hızla atmaya başladı. Bu insanların gerçekten cinayetlerin arkasında olduğuna inanamıyordu. Ama daha da kötüsü, neden onu buraya getirdiklerini öğrenmek istemiyordu.
Arda, Selin’e yaklaşarak eğildi. "Senin gibi biri, bu iş için biçilmiş kaftan. Psikoloji okuman bir tesadüf değil. Bu oyun, senin gibilerle tamamlanıyor."
Yağız, diğer ikisini susturur gibi bir hareket yaptı ve Selin’in karşısına oturdu. "Bize katılabilirsin, Selin. Ya da... bu ormanda bir daha kimse seni bulamaz."
Selin, beyninde yankılanan bu tehdit karşısında ne yapacağını bilemiyordu. Hayatta kalmak için onları ikna mı etmeliydi, yoksa bir şekilde buradan kurtulmanın yolunu mu bulmalıydı?
