5. bölüm · KATLİAM ÜÇLÜSÜ
5. Bölüm
Kulübeye döndüklerinde sessizlik, duvarlara sinmişti. Arda’nın yarası dikkatlice sarılmış, yüzü solgun ama hâlâ hayattaydı. Yağız, Azra ve Selin, odanın ortasında bir üçgen oluşturmuş gibi durmuş, hiçbir şey söylemeden birbirlerine bakıyorlardı. Aralarındaki sessizlik, artık sözcüklerin taşıyamayacağı kadar ağırdı.
Selin, içindeki çatışmalarla baş etmeye çalışıyordu. Bu insanlar, başlangıçta onun için sadece bir görevdi. Ama şimdi… Onları ihanetle tanımlamak kolaydı, peki ya kendisi? Görevle başlayan yolculuğu artık kişisel bir yüzleşmeye dönüşmüştü.
Derin bir nefes aldı ve sessizliği bozdu:
“Ben artık sadece bir gözlemci değilim.”
Yağız kaşlarını hafifçe kaldırdı, Azra’nın yüzünde belirsiz bir ifade belirdi.
“Ne demek istiyorsun?” diye sordu Azra, çakısını yine parmakları arasında döndürerek.
Selin, başını dik tutarak konuşmaya devam etti:
“Sizi içeriden çözmek için geldim. Ama artık sadece çözümlemekle ilgilenmiyorum. Gerçekleri bilmek istiyorum. Sizin gerçeğinizi.”
Bir anlık sessizlik oldu. Ardından Yağız, sert bir bakışla:
“Gerçeği mi? Bizim için ‘gerçek’ diye bir şey yok. Sadece kırık parçalar ve yarım kalan hikâyeler var.”
Selin, geri adım atmadı.
“O zaman o kırık parçaları bana anlatın.”
Yağız bir sandalye çekip oturdu, gözlerini boşluğa dikerek başladı:
“Benim adım Yağız. Bir adım, bir kimlik… Hepsi Ordo Lux’un bana verdiği şeyler. Bir zamanlar bir çocuktum, annemin sıcak kucağında güvende hisseden bir çocuk. Ama o çocuk öldü, ben sekiz yaşındayken. Yerine, Ordo Lux’un yarattığı biri geldi. Deneyler… zihin manipülasyonları… Sana bir şey söyleyeyim mi Selin? İnsan zihni dayanıklı değildir. Onlar seni kırar, yeniden şekillendirir ve sen hâlâ kendin olduğunu sanırsın.”
Azra, sessizliği bir kahkahayla böldü ama kahkaha acıyla doluydu.
“Yağız dramatik konuşmayı sever,” dedi. Sonra sesi ciddileşti.
“Ben ise Azra. Gerçek adım bile olmayabilir. Annemi hiç tanımadım, babam kimdi bilmiyorum. Ordo Lux, benim ailem oldu. Bana hayatta kalmayı öğrettiler. Duyguları zayıflık olarak gösterdiler. O yüzden insanları öldürmek, bende suçluluk yaratmaz. Ama işin ironik tarafı şu: Bu duygusuzluk dediğimiz şey bile bir duygu. Hiçbir zaman tamamen kaybolmaz.”
Arda’nın sesi zayıf ama netti. Yaralı olmasına rağmen konuştu:
“Ben… hatırlamak istemiyorum. Ama unutmak da imkânsız. Çocukken kardeşimle oynardım. Bir gün eve döndüğümde, her şey yanıyordu. O yangının içinden sadece ben çıktım. Sonra Ordo Lux geldi. ‘Kurtardık’ dediler. Ama aslında o yangını çıkaranlar da onlardı. Beni kurtarmadılar, beni aldılar.”
Selin’in boğazında bir düğüm oluştu. Bu insanlar canavardı belki ama bir zamanlar çocuktu hepsi.
Saat ilerledikçe herkes kendi odasına çekildi. Ama Selin’in zihni susmuyordu. Uyumak istese de gözlerini kapattığında Arda’nın yüzü, Yağız’ın donuk bakışları ve Azra’nın acı dolu kahkahası aklına geliyordu.
Sonunda yataktan kalktı. Ay ışığı kulübeye sızarken merdivenlerden aşağı indi. Mutfağa gitti, biraz su içmek için. Ama orada yalnız değildi. Yağız, pencerenin önünde durmuş, dışarıya bakıyordu.
Selin, birkaç saniye sessizce onu izledi. Sonra sesi yumuşak ama kararlı çıktı:
“Uyuyamıyor musun?”
Yağız başını hafifçe çevirdi, gözleri karanlıkta bile parlıyordu.
“Uyumak için önce huzura ihtiyacın olur.”
Selin, yanına yaklaşıp pencerenin kenarına yaslandı. İkisi de bir süre sessiz kaldı. Sonra aynı anda konuştular:
Selin: “Hiç gerçekten kim olduğunu merak ettin mi?”
Yağız: “Sence insanlar değişebilir mi?”
Birbirlerine baktılar. İki soru, iki farklı acı ama belki de aynı cevaba çıkan yollar.
Yağız bakışlarını kaçırmadan ekledi:
“Bazen düşünüyorum. Eğer o on sekiz yaşındaki çocuk ölmeseydi, eğer o laboratuvarlar, o deneyler olmasaydı… ben kim olurdum?”
Selin iç çekti.
“Ve eğer ben buraya bir görev için değil de sadece bir insan olarak gelseydim… hâlâ aynı kişi olur muydum?”
Aralarındaki sessizlik bu kez rahatsız edici değildi. Karanlıkta yankılanan tek şey, artık birbirlerini anlama ihtimalleriydi.
Yağız hafifçe gülümsedi, ilk defa maskesiz.
“Belki de hepimiz, olmamız gereken kişilerizdir. Sadece nasıl biri olduğumuzu fark edebilmek için yeterince derinlere bakmamız gerekiyor.”
Selin başını salladı.
“Ve bazen en karanlık yerlerde bile bir parça ışık bulabiliriz.”
Gece ilerledi, konuşmaları devam etti. Ama o an, ikisi için de önemliydi. Çünkü artık birbirlerine sadece silah arkadaşları olarak değil, aynı karanlığın içinde kaybolmuş iki ruh olarak bakıyorlardı.
