10. bölüm · KATLİAM ÜÇLÜSÜ

10. Bölüm

Aslı Ecrin

Muhafızlar, silahlarını kaldırarak dikkatlerini tamamen dörtlüye çevirmişti. Silahların metalik tıkırtıları, koridorda yankılanıyordu. Zaman daralıyordu.

Azra gözlerini kırpmadan durduğu yerden muhafızlara baktı. Parmakları, kemerindeki ikinci bıçağı sımsıkı kavramıştı. Arda ise gerilmiş kaslarını gevşetmeden nefesini kontrol etmeye çalışıyordu. Yağız, her zaman olduğu gibi soğukkanlıydı ama gözleri hızlıca etrafı tarıyordu. Bir çıkış, bir fırsat arıyordu. Selin ise içinde büyüyen tuhaf duygularla boğuşuyordu. Kendi geçmişine dair ipuçları burada bir yerlerdeydi. Ama şimdi hayatta kalmalıydılar.

Muhafızlardan biri, birkaç adım öne çıktı. Kısa siyah saçları, keskin hatlı yüzü ve donuk gri gözleriyle grubun üzerinde karanlık bir gölge gibi duruyordu. "Son kez söylüyorum," dedi ağır ve tehditkar bir sesle. "Teslim olun. Yoksa buradan canlı çıkamazsınız."

Selin nefesini tuttu. Bunu söyleyen adam, ona fazlasıyla tanıdık geliyordu. O gözler… Nerede görmüştü bu adamı?

Yağız derin bir nefes aldı. "Sizin için ölmeyeceğiz," diye karşılık verdi, sesi sert ama sakindi. "Ama siz bizim için ölmeye hazır olmalısınız."

Muhafızın yüzü gerildi. "Bu sizin son hatanız olacak."

Ve o anda her şey aynı anda oldu.

Azra, reflekslerinin hızına güvenerek eğildi ve bıçağını fırlattı. Bıçak, tam karşısındaki muhafızın omzuna saplandı. Adam acıyla sendeledi ama silahını düşürmedi. O sırada Arda, dişlerini sıkarak hızla ileri atıldı ve muhafızın koluna vurdu. Silah havaya savruldu. Yağız ve Selin de harekete geçmişti.

Koridorda yankılanan silah sesleriyle birlikte savaş başladı. Yağız, muhafızlardan birinin silahını tek hamlede kaparak namlusunu diğerine doğrulttu ve hiç tereddüt etmeden tetiği çekti. Karanlıkta yankılanan patlama sesi, bir bedeni yere sermeye yetti.

Selin, soğuk terler içinde olduğu yerde kalakalmıştı. Savaşın ortasında donup kaldığını fark ettiğinde, Yağız’ın sert sesi onu kendine getirdi. "Selin! Şimdi değil!"

Selin, dişlerini sıktı ve hızla harekete geçti. Arda, iki muhafızla aynı anda dövüşüyordu. Yumrukları sert ve güçlüydü ama sayı fazlaydı. Azra, bıçağını bir kez daha kaldırırken bir muhafız onu yakalamak için hamle yaptı. O anda Selin, refleksle harekete geçti ve yerdeki bir silahı kaptığı gibi adamın sırtına doğrulttu. Gözleri bir anlığına kapandı ve tetiği çekti.

Silah patladı.

Adamın bedeni ileri doğru sendeledi, ardından yere düştü. Selin’in nefesi hızlandı. Eli titriyordu. İlk kez birine ateş etmişti.

Ama kaçmaya vakitleri yoktu.

Yağız hızla ilerleyerek bir panelin yanına geçti. "Burası muhafızların kaçış noktalarından biri olmalı," diye homurdandı. Panellerin birine dokunduğunda kırmızı bir ışık yandı. "Şifre gerekiyor."

Selin hızla yanına gitti. Muhafızlara döndü. Gözleri, ona tanıdık gelen adamı arıyordu. Ve işte oradaydı. Gri gözlü adam, yerde yaralı halde onlara bakıyordu.

"Şifreyi söyle," dedi Selin, sesi keskin ve kararlıydı.

Adam başını iki yana salladı. "Sizi buradan çıkarmama izin veremem."

Selin derin bir nefes aldı, sonra çömelerek gözlerini adamın gözlerine dikti. "Beni tanıyorsun, değil mi?" diye fısıldadı.

Adam, bu kez sessiz kaldı. Ama gözlerindeki hafif tereddüt Selin’in haklı olduğunu gösteriyordu.

Yağız sabırsızlandı. "Selin, vakit kaybediyoruz!"

Selin, adamın gözlerindeki çatışmayı fark etti. Son bir kez, alçak bir sesle konuştu. "Lütfen. Eğer buradan çıkmazsak, biz de denekler gibi olacağız. Bunu istiyor musun?"

Adam, çenesini sıktı. Gözleri, bir anlığına geçmişin hayaletleriyle doldu. Sonra, neredeyse fısıldayarak şifreyi söyledi.

Yağız hızla panelin başına geçti ve kodu girdi. Kapı, ağır bir gürültüyle açıldı.

"Koşun!" diye bağırdı Arda.

Dörtlü hızla geçitten içeri daldı. Arkalarında muhafızların çığlıkları yankılanıyordu. Ama artık geri dönüş yoktu.

Özgürlüğe giden yola adım atmışlardı. Ama kaçışlarının neye mal olacağını henüz bilmiyorlardı