11. bölüm · KATLİAM ÜÇLÜSÜ
11. Bölüm
Soğuk rüzgârın vurduğu, gecenin sessizliğine karışan adımlarla Ordo Lux’tan kaçan dörtlü, sonunda sığındıkları eve vardılar. Kapıyı hızla kapatıp içeride güvenliği sağladıktan sonra herkes derin bir nefes aldı. İçlerinde biriken gerilim, yorgunluk ve korku, üzerlerinden atılması gereken bir yük gibi omuzlarına çökmüştü.
Azra ilk olarak sessizliği bozdu. “Bu iş gittikçe daha tehlikeli bir hâl alıyor.”
Arda başını salladı. “Bunu daha önce fark etmedin mi?”
Yağız, sessizce Selin’e baktı. O, dörtlünün en yenisiydi ama zamanla onların arasına karışmış, hatta bazen en önde yürüyen kişi olmuştu. Onun bu kadar iyi savaşabilmesi, plan yapabilmesi… hepsi birden fazlaydı.
Selin, Yağız’ın bakışlarını yakaladı ve derin bir nefes alarak konuştu. “Ne söylemek istiyorsun?”
Yağız, gözlerini kısıp bir adım ona yaklaştı. “Sen nasıl bir deneksin, Selin? Bunu bize hiç anlatmadın.”
Odada bir sessizlik oluştu. Azra ve Arda, merakla ona baktılar. Selin, o an kaçacak bir yer arıyormuş gibi hissetti ama sonunda gerçekleri anlatmaya karar verdi.
“Ben… ben aslında başta bir denek değildim,” dedi yavaşça. “Ordo Lux, beni içlerinden biri olmam için eğitti. Onların emirlerini yerine getiren biri olacaktım. Ama işler öyle ilerlemedi.”
Azra kaşlarını çattı. “Nasıl yani?”
Selin derin bir nefes aldı ve devam etti. “Beni küçük yaşta aldılar. Önce sadece gözlem yapıyordum. Sonra eğitim vermeye başladılar, beynime öğretilerini kazımaya çalıştılar. Ama ben her zaman onların istediği gibi olmadım. Kaçmaya çalıştım, başarısız oldum, cezalandırıldım.” Eliyle kolundaki eski bir yara izini gösterdi. “Sonunda beni bir deneye tabi tuttular. Amaçları neydi, bilmiyorum. Sadece bir gün uyandığımda her şey farklıydı.”
Yağız onu dikkatle süzdü. “Ne gibi farklılıklar?”
Selin başını hafifçe eğdi. “Bazen bir adım önde olduğumu hissediyorum. İnsanları ve niyetlerini daha iyi anlayabiliyorum. Ama bu bir yetenek mi, yoksa bir lanet mi, bilmiyorum.”
Arda ve Azra, Selin’in söylediklerini sindirmeye çalışırken, Yağız derin bir düşünceye daldı. Bu bilgiler onun için de önemliydi.
Akşam çökünce herkes odalarına çekildi. Ancak gecenin ilerleyen saatlerinde Selin ve Yağız, bir türlü uyuyamadılar. Bir süre yatakta dönüp durduktan sonra Selin, hava almak için balkona çıktı. Ay ışığı altında derin bir nefes aldı ve uzaklara baktı. Birkaç dakika sonra balkona gelen bir diğer kişi ise Yağız’dı. İkisi de birbirine baktı ama konuşmadılar.
Sonunda Yağız, sessizliği bozdu. “Senin sorunun ne biliyor musun?”
Selin gözlerini ona dikti. “Beni çözebileceğini mi sanıyorsun?”
Yağız hafifçe gülümsedi. “Hayır, sadece bazı şeyleri merak ediyorum. Gerçekten kim olduğunu biliyor musun?”
Selin, bu soruya bir an düşündükten sonra cevap verdi. “Bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var, ne olursa olsun Ordo Lux’un bana biçtiği kaderi kabul etmeyeceğim.”
Yağız başını salladı. “Bu iyi. Ama bunun bedeli ağır olabilir.”
Selin ona döndü ve gözlerinin içine baktı. “Sana bir soru sorayım, Yağız. Sen ne istiyorsun? Gerçekten neyin peşindesin?”
Yağız birkaç saniye sessiz kaldı. Ardından, gözleri derin ve karanlık bir ifadeye büründü. “Ben? Ben sadece kendi yolumu çizmek istiyorum. Ama bunun neye mal olacağını bilmiyorum.”
Sessizlik içinde birbirlerine baktılar. Gece, onların üstüne çökmüş, düşünceleri daha da ağırlaştırmıştı. Ama bir şey kesindi; bu konuşma, ikisinin de yolculuğunda yeni bir dönüm noktası olacaktı.
