14. bölüm · KATLİAM ÜÇLÜSÜ
14. Bölüm
Saat gece yarısını geçmişti. Loş ışıkların zar zor aydınlattığı odada sessizlik hâkimdi. Selin, pencerenin önünde durup dışarıyı izliyordu. Gökyüzü kapkaranlıktı, tek bir yıldız bile görünmüyordu. İçinde, yaklaşan bir fırtınanın habercisi gibi derin bir huzursuzluk hissediyordu. Yağız’ın sözleri kafasında dönüp duruyordu:
"Senin bu kadar iyi olman, bazen en tehlikeli silah olmanı sağlıyor."
Selin, kendi içindeki bu gücü anlamaya çalışıyordu. Ordo Lux’un neden özellikle onun peşinde olduğunu, neden bu kadar değerli olduğunu sorguluyordu. Bir yanıyla korkuyor, bir yanıyla da bu sırrı öğrenmek istiyordu.
Arkasında, odanın içinde Azra ve Arda sessizce oturuyorlardı. Yağız, mutfağa geçmiş, derin düşüncelere dalmış gibiydi. Arda, kollarını kavuşturmuş, gözlerini kapatmıştı. Azra ise bir şeyler karaladığı defterini kapatıp başını kaldırdı.
“Bir şeyler yapmalıyız,” dedi Azra, gözlerini Selin’e dikerek. “Sürekli kaçamayız. Ordo Lux’un bizi bir şekilde bulacağını hepimiz biliyoruz.”
Arda başını kaldırdı. “Azra haklı. Onlar bize ulaşmadan biz onlara ulaşmalıyız.”
Yağız, mutfaktan elinde bir bardak suyla içeriye döndü. “Bu delilik olur,” dedi. “Onları nasıl bulacaksınız? Nerede olduklarını bilmiyoruz bile.”
Azra, gözlerini kıstı. “Biliyoruz.”
Selin ona döndü. “Ne demek istiyorsun?”
Azra bir an duraksadı. Sonra derin bir nefes alarak devam etti: “Onların eski üslerinden biri, hâlâ kullanılmıyor olabilir. Burada, şehrin dışında, terk edilmiş bir fabrika. Eskiden Ordo Lux’un deneylerini yürüttüğü bir yerdi. Eğer şansımız varsa, hâlâ orada izler bulabiliriz.”
Arda kaşlarını çattı. “Ve sonra ne olacak? Gidip içeride birilerini mi arayacağız? Bizi öldürmek isteyeceklerinden adımız gibi eminiz.”
Yağız, bardağını masaya koydu. “Bu tam bir tuzak. Bizi oraya çekmek için özellikle açık bir iz bırakmış olabilirler.”
Selin, içindeki karışıklığa rağmen bir karar vermesi gerektiğini hissetti. Ne kadar kaçarlarsa kaçsınlar, Ordo Lux peşlerini bırakmayacaktı. Eğer gerçekten bir şeyleri değiştirmek istiyorlarsa, ilk adımı onların atması gerekiyordu.
“Gitmeliyiz,” dedi Selin sonunda. “Oraya gitmeliyiz.”
Yağız, gözlerini Selin’e dikti. “Bunu gerçekten istiyor musun?”
Selin başını salladı. “Eğer her şeyin içinde nasıl bir yerde durduğumuzu bilmezsek, neyle savaştığımızı da bilemeyiz.”
Azra, Selin’in kararını desteklercesine başını salladı. Arda, derin bir iç çekerek arkasına yaslandı. “Peki. Ama planlı gitmeliyiz.”
Yağız bir an duraksadı. Sonra, gözlerinde beliren o soğuk ama tanıdık ifadeyle başını kaldırdı. “Tamam,” dedi. “O zaman bu gece yola çıkıyoruz.”
Selin, pencereye döndü. Şehir, geceye bürünmüş halde sessiz görünüyordu. Ama onun için, bu gece, savaşın ilk gecesi olacaktı.
