Bölümler 15Şu an: -15. BÖLÜM - Maskelerin Düşüşü
- 1 Bölüm 1- TANIŞMA262 kelime
- 2 Bölüm 2 - İlk Mesaj300 kelime
- 3 Bölüm 3 — İsimsiz Paket387 kelime
- 4 Bölüm 4 — İlk Karşılaşma490 kelime
- 5 Bölüm 5 — Gölgedeki Adam451 kelime
- 6 Bölüm 6 — Saklanan Gerçekler571 kelime
- 7 Bölüm 7 — Kayıp Tanık463 kelime
- 8 -8. BÖLÜM - Güven Kırıkları582 kelime
- 9 -9.BÖLÜM- Hatırlaman Gereken Gece668 kelime
- 10 - 10. BÖLÜM - Karanlığın Bedeli457 kelime
- 11 -11. BÖLÜM - Küllenmiş Sırlar568 kelime
- 12 Bölüm 12- Kan Bağı ve Kül832 kelime
- 13 -13. BÖLÜM- Kırılan Masal1.055 kelime
- 14 -14. BÖLÜM- Kırılan Parçalar ve İtiraf659 kelime
- 15 -15. BÖLÜM - Maskelerin Düşüşü721 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Eski ahşap kulübenin penceresinden içeri sızan soğuk deniz rüzgârı, içerideki toz bulutunu ve barut kokusunu yavaşça dağıtıyordu. Noah, Eliz’in bileklerindeki sıkı plastik kelepçeleri kesip çıkardığında genç kızın kollarındaki derin kırmızı izler açıkça görünüyordu. Ancak Eliz, ne fiziksel acısını ne de yorgunluğunu umursuyordu. Gözlerini Noah’ın yüzüne dikmişti; o bakışlarda eskiden duyduğu güvenin yerini, artık hiçbir şeyin gizli kalmayacağını haykıran keskin bir şüphe ve öfke alıyordu.
Noah, bıçağını cebine koyarken endişeyle soluklandı. "Eliz, iyi ki seni bulduk. Violet dışarıda aracı hazırlıyor, buradan hemen gitmeliyiz. O çocuk... Kaan... Sana bir şey yaptı mı?"
Eliz yavaşça ayağa kalktı. Bacakları uzun süre hareketsiz kalmaktan uyuşmuştu ama yine de dimdik durmayı başardı.
"Kaan," diye tekrarladı Eliz, sesi kulübenin tahta duvarlarında buz gibi yankılandı. "Adını biliyordun."
Noah’ın yüzündeki o aceleci ve endişeli ifade bir anlığına dondu. Gözlerini kaçırmamaya çalışarak hızla karşılık verdi: "Arşiv odasından ayrıldıktan sonra güvenlik kameralarından ve eski kayıtlardan kimliğini öğrendik, Eliz. Sadece... Seni korkutmamak için hemen söylemek istemedim."
"Yalan söylemeyi kes, Noah!" Eliz’in sesi odayı inletti. Üzerine doğru bir adım attı. "Sen o geceyi da biliyordun, değil mi? On altı yıl önce o evde ne olduğunu... Babamın adını... Hepsini biliyordun! Ve benden sakladın."
Noah derin bir nefes aldı, ellerini iki yana açarak sakinleştirmeye çalıştı. "Eliz, beni dinle. O olaylar yaşandığında sen sadece bir çocuktun. Sana bütün o karanlık gerçeği anlatıp hayatını mahvedemezdik. Baban... Evet, o gece orada olanları biliyoruz. Ama her şey dışarıdan göründüğü gibi değil."
"Ne görünüyor ki Noah?!" Eliz ellerini iki yana açarak haykırdı. "Bana sunulan tek şey yalandan ibaret! Babamın bir katil olduğunu, o yangını onun çıkardığını... Ve sizin de bu sırrın bir parçası olduğunuzu öğrendim! Adrian nerede? O vuruldu! Gözlerimin önünde yere yığıldı!"
Noah’ın kaşları çatıldı, gözlerinde aniden derin bir ciddiyet belirdi. "Adrian ölmedi, Eliz."
Eliz’in nefesi kesildi. "Ne... Ne demek ölmedi?"
"O sadece oyunu oynamaya devam ediyor," dedi Noah, sesini alçaltarak. "Adrian o kurşunları yiyeceğini biliyordu. Kaan’ın seni kaçırmasına izin vermek zorundaydı, çünkü başka türlü o tesise girmemizin ve seni kurtarmanın bir yolu yoktu."
Eliz kulaklarına inanamıyordu. "Yani... Her şey bir plan mıydı? Beni bir yem olarak mı kullandınız?!"
"Seni korumanın başka bir yolu kalmamıştı, Eliz," diye karşılık verdi Noah, sesindeki çaresizliği gizleyemeyerek. "Kaan peşini bırakmayacaktı. O, babasının intikamını almak için yanıp tutuşan biri ve gözü dönmüş durumda. Eğer Adrian o hamleyi yapmasaydı, Kaan seni orada öldürürdü."
Tam o sırada kulübenin açık kapısından içeriye ko adım giren Violet girdi. Üzerinde hâlâ laboratuvar önlüğü vardı ve nefes nefeseydi.
"Noah, araba hazır, hemen çıkmalıyız!" dedi Violet, ardından Eliz’e bakıp hızla yanına koştu. "Eliz, iyi misin? Tanrı’ya şükürler olsun ki seni bulduk..."
Eliz, Violet’ın kendisine uzanan ellerini yavaşça iterken geriye doğru bir adım attı. Gözlerindeki hayal kırıklığı, Violet’ı olduğu yerde dondurdu.
"Sen de biliyordun, değil mi Violet?" dedi Eliz, sesi fısıltı gibi ama zehir gibi keskin çıkıyordu. "Adli tıp raporundaki imzalar... O yangının delillerini karartan o imza, senin babana aitmiş. Sen de bu yalanın tam ortasındasın."
Violet’ın yüzündeki renk hızla soldu. Dudakları titredi ama birkaç saniye boyunca hiçbir şey söyleyemedi. Gözlerinden iki damla yaş süzüldü.
"Eliz... Ben sadece..."
"Ben dinlemek istemiyorum," dedi Eliz, başını iki yana sallayarak. Arkasını döndü ve kulübenin çıkışına doğru yürümeye başladı. "Bana hayatım boyunca bir kez bile doğruyu söylemeyen hiç kimseyi dinlemek istemiyorum."
Dışarı çıktığında, gece yarısının soğuk ve keskin havası yüzüne çarptı. Yağmur hafifçe çiselemeye başlamıştı. Kıyıdaki kayalıklara vuran dalgaların sesi, zihnindeki uğultuyla yarışıyordu.
Arabanın yanında, sağ omzuna sarılmış hafif kanlı bir sargıyla duran silueti gördüğünde adımları yavaşladı.
Adrian Crowe.
Üzerindeki siyah ceket hâlâ kan lekesiyle kaplıydı ama ayaaktaydı. Eliz’i gördüğünde başını kaldırdı. Gözlerinde ne o her zamanki mesafeli yazar havası ne de soğukluk vardı; sadece derin bir yorgunluk ve gerçeğin ağırlığı vardı.
"Eliz..." dedi Adrian, kısık ama net bir sesle.
Eliz onun karşısında durdu. Gözlerinde alev alev yanan öfkeyle yüzüne baktı. "Beni kullandınız," dedi, sesi titreyerek. "Hepiniz. Bir yalanın üzerine kurulu hayatımı bana gerçek diye yutturdunuz."
Adrian derin bir nefes aldı, yaralı omzunu hafifçe sıkarak Eliz’e doğru bir adım attı.
"Haklısın," dedi Adrian, sakince. "Sana yalan söyledik. Ama bunu seni korumak için yaptık, Eliz. Çünkü o gerçeği öğrendiğinde sadece bizim değil, senin de hayatta kalamayacağını biliyorduk."
"Hangi gerçek?" diye bağırdı Eliz, geceyi yaran bir sesle. "Bana artık o masalları anlatmayı bırakın! Kimim ben? O yangında gerçekte ne oldu?!"
Adrian gözlerini Eliz’in gözlerinden bir saniye bile ayırmadan, o kelimeleri tek tek fısıldadı:
"On altı yıl önce o evi yakan Keskin Carter değildi, Eliz... O evi ateşe veren sensin."
Bölüm etkileşimi
