Bölümler 15Şu an: -13. BÖLÜM- Kırılan Masal
- 1 Bölüm 1- TANIŞMA262 kelime
- 2 Bölüm 2 - İlk Mesaj300 kelime
- 3 Bölüm 3 — İsimsiz Paket387 kelime
- 4 Bölüm 4 — İlk Karşılaşma490 kelime
- 5 Bölüm 5 — Gölgedeki Adam451 kelime
- 6 Bölüm 6 — Saklanan Gerçekler571 kelime
- 7 Bölüm 7 — Kayıp Tanık463 kelime
- 8 -8. BÖLÜM - Güven Kırıkları582 kelime
- 9 -9.BÖLÜM- Hatırlaman Gereken Gece668 kelime
- 10 - 10. BÖLÜM - Karanlığın Bedeli457 kelime
- 11 -11. BÖLÜM - Küllenmiş Sırlar568 kelime
- 12 Bölüm 12- Kan Bağı ve Kül832 kelime
- 13 -13. BÖLÜM- Kırılan Masal1.055 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 -14. BÖLÜM- Kırılan Parçalar ve İtiraf659 kelime
- 15 -15. BÖLÜM - Maskelerin Düşüşü721 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Geceyi yaran kurşun sesleri ve duman kütlesi, terk edilmiş tesisin geniş salonunu adeta bir cehenneme çevirmişti. Adrian'ın gelişiyle anlık bir duraksama yaşayan genç adam, yüzündeki o tehlikeli, soğuk tebessümü yeniden kuşanarak elindeki silahı indirmeden geriye doğru yarım bir adım attı.
"Demek sonunda geldin, Adrian," dedi genç adam. Sesi patlamaların yankısına rağmen şaşırtıcı derecede sakindi. "Her hikâyede son anda ortaya çıkan o büyük kahraman rolünü oynamaktan hiç vazgeçmeyeceksin, değil mi?"
Adrian Crowe'un elindeki iki tabanca da genç adama kilitlenmişti. Göğsü hızla inip kalkıyor, dumanın ve tozun arkasındaki gözleri doğrudan Eliz'in üzerindeki namluya bakıyordu.
"Yeter," dedi Adrian, sesi bir bıçak kadar keskin ve pürüzsüzdü. "On altı yıldır bu anı beklediğini biliyorum. Ama Eliz'in bu geçmişle bir ilgisi yok. O hiçbir şey hatırlamıyor, hiçbir şeyi bilmiyordu."
"Bilmiyordu öyle mi?" Genç adam acı bir kahkaha attı. Sesi tavan arasında çınlarken namluyu hafifçe Adrian'a doğru çevirdi. "Siz ikiniz... Biri gerçeği saklayarak bir masal yazdı, diğeri ise o masalın içinde hiçbir şeyden habersiz prenses gibi büyüdü! Ama masalların sonu her zaman mutlu bitmez, Adrian. Bunu en iyi senin bilmen gerekirdi."
Eliz, yerde kelepçeli elleriyle çırpınırken yaşlı gözlerini Adrian'a dikti. "Adrian... Doğru mu söylüyor? Babam... Babam gerçekten o gece..."
Adrian bir anlığına bakışlarını Eliz'e kaydırdı. Gözlerinde derin bir pişmanlık ve acı dalgası belirdi. "Eliz, dinleme onu... Lütfen dinleme..."
"Bakın hele!" dedi genç adam, dudaklarını bükerek. "Yazarımız hâlâ kelime oyunları peşinde. Gerçeği söylemeye bile cesaretin yok, değil mi? Batan o gemiden sadece sen ve bu kız çıktınız. Annesini, babamı, hepsini o yangının içine gömdünüz!"
"Ben kimseyi gömmedim!" diye gürledi Adrian. "Seni de o yangından çıkarmaya çalıştım! Ama baban... Baban zaten tetiği çekmeden önce kendi sonunu hazırlamıştı!"
"Yalan söylüyorsun!"
Genç adamın gözlerindeki öfke aniden kontrolsüz bir patlamaya dönüştü. "Tamam," dedi alçak, mırıltıyı andıran bir sesle. "Madem bu hikâyenin sonunu sen yazmak istiyorsun..."
"Tamam," dedi genç adam yeniden. "Öyle olsun."
Hiç tereddüt etmedi. Namluyu tam Adrian'ın göğsüne doğrultup tetiği peş peşe iki kez çekti.
Güm! Güm!
Susturucusuz tabancanın sesi odada patladığında, Eliz'in ciğerlerinden kopan çığlık duvarda yankılandı. "HAYIR!"
Adrian'ın göğsünden fışkıran kan, üzerindeki siyah cekete yayıldı. İki adım geriledi, elindeki tabancalardan biri gürültüyle yere düştü. Gözleri büyük bir şaşkınlıkla açıldı, dizlerinin bağı çözüldü ve ağır bir kütlemeyle beton zemine yığıldı.
"Adrian!" Eliz avazı çıktığı kadar bağırıyordu. "Uyan! Lütfen uyan!"
Genç adam, kanlar içinde kalan Adrian'a soğuk bir bakış fırlattı. Silahını beline sıkıştırdı, ardından yerdeki diğer adama döndü. "Arabayı çalıştır. İşimiz burada bitmedi."
Eliz, gözyaşları içinde Adrian'a doğru sürünmeye çalıştı. "Bırak beni! Bırak ona bakayım! Onu vurdun... Onu öldürdün!"
Genç adam Eliz'in yanına geldi. Yüzünde en ufak bir pişmanlık izi yoktu. "Ölümü hak etmişti, Eliz. Tıpkı baban gibi. Tıpkı o gece o sırrı saklayan herkes gibi."
"Senden nefret ediyorum!" Eliz katıla katıla ağlıyordu. "Senden nefret ediyorum, duyuyor musun beni? Bırak beni!"
"Nefret et," dedi genç adam sakince. "Nefret, hayatta kalmanı sağlayacak tek şey olacak."
Cebinden küçük, cam bir şişe ve kloroform emdirilmiş siyah bir bez çıkardı. Yere diz çöküp Eliz'in başını arkadan sıkıca kavradı.
"Hayır! Hayır, dokunma bana!" Eliz başını kurtarmak için çılgınca çırpındı, dudaklarını kenetledi.
Ama genç adam çok daha güçlüydü. Bezi Eliz'in burnuna ve ağzına sertçe bastırdı. "Sadece uyu, Eliz... Bir sonraki uyandığında, hayatının geri kalanını üzerine inşa ettiğin o büyük yalanın tamamen kül olduğunu göreceksin."
Eliz nefesini tutmaya çalıştı ama ciğerleri oksijensizlikten kavruluyordu. İster istemez derin bir nefes aldı. Keskin, kimyasal koku genzini yaktı. Baş dönmesi saniyeler içinde zihnini kapladı. Görme duyusu bulanıklaştı; yerdeki Adrian'ın cansız gibi duran bedeni, tavanın sarı ışığı ve karşısındaki genç adamın soğuk gözleri birbirine karıştı.
Göz kapakları ağırlaştı.
"Noah..." diye fısıldayabildi son gücüyle. Ve ardından derin bir karanlık onu içine çekti.
Saatler sonra...
Rüzgârın ve hırçın dalgaların kayalıklara vururken çıkardığı o uğultulu ses, Eliz'in bilincini yavaş yavaş yerine getirdi.
Gözlerini açmaya çalıştı ama başındaki zonalayıcı ağrı, şakaklarına çekiçle vuruluyormuş gibi hissettiriyordu. Ağzında metalik, paslı bir tat vardı. Yavaşça kıpırdandı. Ellerinin hâlâ arkadan bağlı olduğunu hissetti. Üzerinde oturduğu zemin nemli ahşaptı ve fener ışığına benzeyen zayıf bir aydınlatma odayı dolduruyordu.
Burası eski, ahşap bir deniz fenerinin ya da uçurum kenarındaki kulübenin içi gibiydi. Camlara vuran rüzgârın şiddeti, şehrin kilometrelerce dışında, tamamen ıssız bir yerde olduklarını gösteriyordu.
"Uyandın demek."
Sessizliği bozan ses, odanın köşesindeki ahşap masada oturan genç adamdan geldi. Elinde eski bir dosya vardı ve gaz lambasının ışığında sayfaları inceliyordu.
Eliz zorlukla doğruldu, sırtını duvara verdi. Sesi kısık ve pürüzlüydü. "Neresi... Neresi burası?"
Genç adam dosyayı kapatıp masanın üzerine bıraktı. Yavaşça ayağa kalktı. "Kimin nerede olduğunu önemsemediği bir yer. Burada ne bir polis sireni duyarsın ne de seni kurtarmaya gelecek birini."
Eliz'in gözlerinin önüne Adrian'ın yere yığılışı geldi. Kalbi yeniden sıkıştı. "Adrian'ı... Onu gerçekten öldürdün mü?"
Genç adam pencereye doğru yürüdü, dışarıdaki karanlığa baktı. "O kadar kolay öleceğini sanmıyorum. Ama o kurşunlardan sonra bir daha karşıma çıkacak cesareti bulabileceğini de sanmam. Zaten fark etmez... O artık oyun dışı."
"Sen bir canisin," dedi Eliz, gözlerinden süzülen taze yaşları engelleyemeyerek. "Beni neden öldürmüyorsun o zaman? Madem babamdan nefret ediyorsun, madem öcünü almak istiyorsun, neden beni burada tutuyorsun?"
Genç adam yavaşça döndü. Gözlerinde ilk kez garip, kırık bir ifade belirdi.
"Çünkü seni vurmak çok kolay olurdu, Eliz," dedi, adımlarını ağır ağır ona doğru atarak. "Ölmek, bir saniyelik bir şeydir. Ağrıyı hissedersin ve biter. Ama gerçek acı... Gerçek acı, güvendiğin herkesin sana yalan söylediğini bilerek yaşamaktır."
"Sana inanmıyorum!" Eliz başını iki yana salladı. "Babam bana yalan söylemedi! O dürüst biriydi!"
Genç adam masadaki dosyayı alıp Eliz'in önüne, yere fırlattı. Dosya açıldı, içinden sararmış gazete kupürleri ve olay yeri fotoğrafları saçıldı.
"Bak o zaman!" diye emretti genç adam. Sesi sertleşmişti. "Bak o fotoğraflara! O gece o evde babanın bıraktığı ayak izlerine bak! O yangının benzinle nasıl başlatıldığına dair adli tıp raporuna bak! O raporda kimin imzası var biliyor musun? Yıllardır en yakın arkadaşın olan Violet'ın babasının imzası var!"
Eliz donup kaldı. Gözleri yerdeki belgelere kaydı. "Ne... Ne diyorsun sen?"
"Diyorum ki Eliz..." Genç adam dizlerinin üzerine çöktü, yüzünü Eliz'in yüzüne yaklaştırdı. "Seni bir çemberin içine aldılar. Baban katildi. Adrian o katilin suç ortağıydı. Violet'ın ailesi delilleri kararttı. Noah'ın babası ise bütün bu dosyayı rafa kaldıran emniyet müdürüydü! Senin hayatın, seni korumak için değil, kendi suçlarını örtbas etmek için kurulmuş kocaman bir yalan!"
Eliz'in nefesi tıkandı. Odadaki havanın tükendiğini hissetti. "Yalan... Hepsi yalan..."
"Bana inanmak zorunda değilsin," dedi genç adam, sesi ilk kez neredeyse yumuşak bir tona bürünerek. "Ama o belgeler yalan söylemez. Şimdi söyle bana, Eliz Carter... Seni bu karanlıktan kim kurtaracak? Gerçek yüzünü öğrendiğin o insanlar mı... yoksa sana gerçeği gösteren ben mi?"
Bölüm etkileşimi
