9. bölüm · Kaderin Kitabının Efsanesi
🐺9.Bölüm🐺
𐰚𐰇𐰼𐰢𐰾: 𐰠𐰏: 𐰘𐰃𐰞: 𐰃𐰾𐰏: 𐰚𐰇𐰲𐰏: 𐰋𐰃𐰼𐰢𐰾: 𐰃𐰠𐰏𐰼𐰇: 𐰰𐰇𐰤: 𐱃𐰆𐰍𐰽𐰴𐰑𐰀: 𐰋𐰇𐰚𐰠𐰃: 𐰴𐰍𐰣𐰴𐰀: 𐱅𐰏𐰃: 𐰾𐰇𐰠𐰘𐰇: 𐰋𐰃𐰼𐰢𐰾: 𐰸𐰆𐰺𐰍𐰺𐰆: 𐱅𐰢𐰼𐰴𐰯𐰍𐰴𐰀: 𐱅𐰏𐰃: 𐰾𐰇𐰠𐰘𐰇: 𐰋𐰃𐰼𐰢𐰾: 𐱃𐰉𐰍𐰲: 𐰴𐰍𐰣𐰴𐰀: 𐰃𐰠𐰃𐰤: 𐱅𐰇𐰼𐰇𐰾𐰃𐰤: 𐰞𐰃: 𐰋𐰃𐰼𐰢𐰾: 𐱅𐰇𐰼𐰰: 𐰴𐰺𐰀: 𐰴𐰢𐰍:
~Çin hakanına...hizmet etmişler. 50 yıl Çin'e hizmet etmişler. Doğuda, gün doğusunda Bükli Kağan'a kadar ordu sevk edivermişler(sefer düzenlemişler). Batıda Demir Kapı'ya kadar ordu sevk edivermişler. Çin Kağanı için (böylece) fetihler yapmış; devletini, yasasını( Türk töresi) alıvermişler. Türk sıradan halkı şöyle demiş: ...~
Reklam😂Devamı sonraki paragrafta.😂 Cidden çok iyi yerlerde kesmişler.
🏹
"Resmen yem olmaya gidiyoruz. Ben hâlâ niye seninle geliyorum anlamadım ki? Güveniyorum ama bu güvenin nereden kaynaklandığını bilmiyorum. Ahhh! Durmayacak mıyız? Gerçekten ciddi ciddi gidecek miyiz? Ne kadar olumlu düşünürsem düşüneyim olmuyor. Hey! Sen beni dinliyor musun? Asena! Hey, Asena!"
Atımın üzerinde ilerlerken hemen yanımda ilerleyen Aybars'a gözlerimi devirerek baktım. Derin bir iç çektikten sonra konuştum.
"2 saattir aynı şeyleri tekrar edip duruyorsun Aybars. Sadece güven bana. Burnumuz bile kanamayacak. Elimizi dahi kıpırdatmayacağız."
"Nereden geliyor bu güven? Neye güveniyoruz kızım biz? Söyle de ona göre rahatlayayım."
Onu iyice gıcık edebilmek için gülümsedim ve;
"Orada söyleyince rahatlarsın."dedim. Hemen bağırdı.
"Asena!"
"Of Aybars. İstemezsen gelme. Ama orada bu görevi kabul etmeseydin alplerin gözünde korkak biri olarak görünecektin. Hangi seçmesine gidersen git seni direkt 'Aaa,bu o korkak' diyerek eleyeceklerdi. Hem belki de seni bu şekilde test ettiler. 'Acaba gidecek mi, gitmeyecek mi, bu kadar cesarete sahip mi...?' Bir düşün."
Düşündü. Hatta hak dahi verdi.
"Sanırım haklısın."
Ama bunu der demez suratı yine o ağlamaklı hâli aldı. İsyan etmeye başladı.
"Ama sonuçta gidiyoruuuz. Ölüme gidiyoruz Asenaaa."
"Bebek misin Aybars? Azıcık cesaretli ol. Oraya gittiğimizde de korkak bir bebek gibi görünme sakın. Cesaretli dur,dik dur. Alp olmak istediğine emin misin sen cidden? Bu kırık ve zayıf cesaretle ne kadar yetenekli olursan ol hayatta alp olamazsın söyleyeyim. Neyse, tarif edilen yer buralarda bir yerde olmalı."
Aybars çevresine bakındı.
"Evet, buralarda bir yerlerde olmaları lâzım. Ah,baksana. Şuradan dumanlar yükseliyor. Ateş yakılıyor belli. Orada olmalılar."
İşaret ettiği yere baktım. Evet, doğru söylüyordu.
"Hadi,hızlanalım. Bir an önce şu işi hâlledelim."
🏹
Birliğe geldik ama karşılanmamız pek hoş olmadı tabii. Birlikte resmen satanist tipler var be. Ellerinde baltalar,satırlar, gürzler... Yüzlerinde iğrenç sırıtışlar... Davul çalıp eğlenen şamanlar ve kan içen pislikler...
Birimdeki rütbeli kişiyle çok önemli bir mevzu hakkında konuşmak istediğimi söyleyince birkaç kişi ellerindeki mızraklarla kontrollü bir şekilde bizi oraya yönlendirdi.
Hepsi o kadar iğrenç bakıyordu ki, korkmadım değil. Eğer haklı bir sebebim olmadan yolum yanlışlıkla buraya düşseydi,bunlar tüm hayatımı cehenneme çevirirdi. Ağızları sulanıyor resmen pisliklerin.
Mızraklarla bizi ilerleten adamlar bir çadırın önünde durdular. Çadırın önünde nöbet tutanlardan biri içeri girdi. Büyük ihtimalle haber verdi ve geri dönüp çadırın kapısını geçmemiz için açık tuttu.
Aybars ile beraber içeri geçtik.
İçeride de içlerinde rütbeli olan kişi taht gibi bir koltukta oturuyor, iki kişi de ellerindeki kılıçlarla onun başında duruyordu.
Aybars oldukça cesur bir askere büründü. Asıl olması gerektiği gibi. Hiçbir şeyden korkmuyormuş süsü veren bakışları şu an bana da daha fazla güven veriyordu.
Tahtta oturan kişi de arsız bakışlarıyla beni süzmeye başladı. Gülümsüyordu.
"Kimsiniz siz?" diye sordu.
Aybars'a baktım. Ondan müsaade aldıktan sonra konuşmak için yine ben söze girdim.
"Kim olduğumuzun bir önemi yok. Ancak sizden istediğimiz bir şey var."
"Neymiş o bakalım?"
"Han'ınızın parmağında, Göktürkler'e ait olan Göktürk işlemeli zehgir. Onu istiyoruz."
Adam iğrenç bir kahkaha attı. Bu kahkahanın sadece çadırın içini değil, birliğin kurulu olduğu tüm çevreyi doldurduğundan emindim.
Ayağa kalktı.
Bana doğru adımladı.
Geri adım atmamak için kendimi oldukça zor tuttum. Resmen çevremde dönmeye başladı. Rahatsız olduğumu belli edebildiğim kadar ediyordum ama anlamamazlığa vuruyordu.
O kadar yakınımda dönüyordu ki, kokusundan midem bulanıyordu. Koku almamak için nefesimi tutmaya çalışıyordum.
Elini kaldırdı. Saçlarımı geriye doğru attı. İşte o an duramadım ve bir adım geriledim. Bundan zevk aldı.
Aybars ölümcül bakışlarını ona gönderirken yapacağı ters bir harekete karşı hazırda bekliyordu.
Bu sefer de o pislik elini kaldırdı ve yüzüme dokunmaya kalktı. Buna müsaade etmedim. Refleksle kolumu havaya kaldırdım ve onun elini sert bir şekilde geri savurdum.
"Bana dokunma! Sadece söyleyeceklerimi dinle pislik herif!"
Hareketlerim ve konuşmam onu şaşırttı. Yüzündeki iğrenç sırıtış bir son buldu. Oldukça ciddileşen yüzüyle bana bakmaya başladı. Sanırım sessizliği beni dinleyeceğine işaretti. Fazla uzatmadan ben de bir an önce buradan kurtulabilmek için söze girdim.
"Han'ınızın öldüğünü biliyorum."
Daha kurmuş olduğum ilk cümleyle dehşete düştü. Gözleri irileşti. Çadırın içindeki 2 asker de bir hayli şaşırmıştı.
Onların bu hâllerini umursamadan konuşmaya devam ettim.
"Her şeyi hesap ederek geldim buraya. Bunu bildiğimizi öğrenince elbette bizi buradan sağ çıkarmamaya çalışacaksın. Buna karşılık tedbirli geldik. Birliğin dışında arkadaşlarımız bizi bekliyor. Eğer yarım saat içinde ikimiz de sağ sağlim yanlarına dönmezsek Ötüken'e doğru hareket edecek ve İlteriş Kutluk Kağan'ımızı bilgilendirecekler. Sonrasında ne olacağını tahmin edebiliyorsunuz değil mi? Baksanıza. Nöbetinizi tutan şu askerler bile şimdiden derin bir üzüntü içerisine girdi. Çok savunmasız duruyorlar. Hepsi bu kadar üzülür ve dalıp giderlerse, kutsal saydıkları adamın ölümü onları da umutsuzluğa düşürürse ne olacak? Kağanımız- geldiği- zaman- hepinizden- tek- tek- hesap- soracak. Birliğinizi- başınıza- yıkacak. Biriniz dahi sağ kalmayacaksınız. Öncü birliğiniz düştüğü vakit de sıra halkınıza gelecek. Ah, tabii bir de Çin var. Kağanımızdan önce onlar da davranıp yamyam gibi başınıza üşüşürler. Kimle savaşacağınızı şaşırırsınız. Her hâlukârda yine de hiçbiriniz sağ kalmazsınız. Doğru mudur?"
Adam başını hafif çevirip ona işaret ettiğim nöbetçi askerlerine baktı. Haklı olduğumu gördü ama herhangi bir onay vermedi. İyice bozulan suratına bakıp gülümsedim.
Aybars da bir hayli şaşırmışa benziyordu. Bana gurur duyan gözlerle, tebessümle bakıyordu.
"Sadece zehgiri bana verirseniz hiçbir kargaşa çıkarmam. Bu da aramızda sır olarak kalır."
"Sadece zehgiri mi istiyorsun?"
"Evet,sadece zehgir."
"Tamam. Kabul ediyorum. Sana zehgiri vereceğim."
Aybars ile birbirimize zafer kazanmanın verdiği edayla birlikte tebessüm etmeye devam ettik.
🏹
Atlarımızın üzerinde yolu yarıladık. Hatta Kapgan'ın bizi bekleyeceğini söylediği, bıraktığımız yere yani çiçek tarlasına çok az bir yolumuz kaldı.
Atlarımızı yavaşlattık. Avucumda zehgiri sıkı sıkıya tutuyordum. Yumruk yaptığımın elimin içindeydi ve çok kıymetli olduğu için başına bir şey gelmemesi için öyle bir sıkıyordum ki elim buğumlanmış,bembeyaz olmuştu.
Aybars'ın bakışlarını üzerimde hissedip başımı ona çevirdim. Hislerim yine doğru çıktı. Birbirimize baktığımız gibi sesli sesli gülmeye başladık.
"Sana inanamıyorum gerçekten. Tüm bunları nereden bilebildin? Çok zekisin. Arkadaşlar bekliyormuş. Bizden başka kimse yoktu. Ahaha!"
"İnandılar sonuçta."
"İnandırıcı oynadın çünkü."
Bir anda yüzü ekşidi. Yüzü böyle ekşir ekşimez ne söyleyeceğini anladım aslında.
"Iyyyk! O pislik sana dokundu."
Yine tahmin ettiğim gibi oldu. Ben de yüzümü ekşitip saçımı, kolumu silmeye başladım. Fayda etmeyeceğini bilsem de o kadar rahatsızdım ki. Aybars'a da tepkimi gösterdim.
"Hatırlatma Aybars ya! Dokunduğu yeri kesip atasım geliyor."
Yüzümün aldığı hâli görünce üzerime gelmedi.
"Tamam tamam,sustum."
Gelincik çiçeği kokusuzdur. Ancak yanında bulunan diğer çiçeklerin kokuları şimdiden burnumuza gelmeye başlamıştı. Biraz sonra bizi bekleyen Kapgan ve alplerinin yanına vardık. Atlarımızın nal seslerini duyunca hepsi de arkasına döndü. Kapgan gözünü manzaradan çekip oturduğu yerden anında kalktı.
Hepsi de ağızları açılmış, son derece şaşkın bir şekilde bize bakıyordu. Koray hepsine oranla daha komik bakıyordu tabii. Üstelik bir de sırıtıyordu.
"İnanamıyorum..."dedi ve çılgınca bir çığlık attı. Bir de üzerine bağırdı.
"Bundan böyle en çılgın dostlarım sizlersiniz!"
Aybars ile yüzümüz güle güle, böyle tek vücut hâlinde,sapasağlam gelince gerçekten şaşırdılar. Dediğim gibi burnumuz dahi kanamamıştı.
Atlarımızdan indik. Yine aynı şekilde onları kiraz ağacına bağlayıp Kapgan'ın yanına gitmek üzere ilerledim.
Ellerimi arkada birleştirmiştim. Yüzümde sabit bir gülümseme vardı.
Ellerim arkada,resmen seke seke karşısına geçtim.
"Ben sana ne demiştim? Burnumuz dahi kanamadan geleceğiz demiştim değil mi? Gördüğün gibi..."
O anki heyecanla yüzümü ona göstermek isterken eğilmiştim. Dolayısıyla resmen burun buruna geldik.
Hemen kendimi toparlayıp anında geri çekildim. Ellerim hâlâ arkamda birleşikti. Yüzümdeki ifadeyi bozmadan;
"Ta-daa!" dedim ve sağ avucumda sıktığım zehgiri gün yüzüne çıkardım. Kapgan'a doğru kolumu uzatıp elimi açtım.
Kapgan o kadar güzel gülümsedi ki... Gözlerini zehgirden alamadı. Çok değer verdiği belli oluyordu.
Bir zehgire baktı,bir de bana. Hemen ardından elime uzandı.
Ben zehgiri alacak zannettim.
Ama o elimi yeniden kapattı ve bileğimden tutup beni kendisine çekti.
Çok ani yakalanmıştım. Ondan böyle bir hamle beklemiyordum. Dolayısıyla oldukça hazırlıksız yakalandım. Başım onun göğsüyle buluştu. Sol yanağım, göğsünün üzerindeydi.
Kollarını sıkıca sardı. Neye uğradığımı şaşırdım.
"Çok teşekkür ederim. Çok... Bunu yapabileceğini biliyordum. Biliyordum..."
Sesi çok heyecanlı geliyordu. Onun sesini böyle duymak, yüzünün güldüğünü görmek de karşısındaki herkesi istemsiz bir şekilde mutlu ediyordu.
Sonunda bu şaşkınlıktan sıyrılıp kendime gelebildim.
Elimi Kapgan'ın göğsüne koyarak onu hafifçe ittim. Anlamış olmalı ki benden ayrıldı. Elini saçlarına daldırdı. Çevresine, kendisini şaşkınca izleyenlere baktı.
Utanmıştı. Hatta o bakışları görmeye devam ettikçe daha da utanıyordu. Boğazımı temizleyerek;
"Zehgiri... Almayacak mısın?"diye sordum konuyu dağıtmak maksadıyla.
"Alacağım."dedi.
Yeniden avcumu açtım. Kapgan zehgiri aldı. Bakışlarını zehgire odakladı. Gülümseyip onu baş parmağına taktı. Parmağında zehgiri incelemeye devam ederken alttan alttan,kaçamak bakışlarını üzerimde hissettim.
Barlas yanıma geldi. Onun da yüzünde büyük bir gülümseme mevcuttu. Beni bileğimden tuttu ve olduğum yerde 360 derece döndürdü.
Bunların biri, ikisi değil; topu manyak!
"Cidden sapasağlamsın! İnanamıyorum ya! Nasıl?!"
Bartu da Aybars'ın karşına geçti.
"Bunu ben de merak ediyorum. Canlı çıkmayacağınızı ve boşuna burada beklediğimizi düşünüyorduk. Kapgan hariç tabii."
Kapgan'ın hariç olduğunu söyleyince bakışlarım yeniden onu buldu. Ancak gözlerimiz birbirine değer değmez Kapgan anında kaçırdı.
Gerçekten utanıyor muydu? O kadar şirin ve o kadar tatlı duruyordu ki...
Aybars şaşkındı.
"Bir dakika,bir dakika... Ata yadigârı yüzük... Kapgan... Olamaz değil mi? Kapgan Tigin... O..."
Aybars gözleri dalmış bir şekilde sayıklayıp dururken ona güldüm.
Göktuğ da geldi. Yüzü oldukça soğuktu. Bir Kapgan'a bir de bana kolları bağlı ters ters baktıktan sonra, ciddi ciddi karşımda dikilip sordu.
"Ciddi olarak soruyorum. Gerçekten oradan nasıl çıktınız?"
İşaret parmağımla beynimi gösterip;
"Zekâyla."dedim. Daha sonra devam ettim.
"Her şey bilek gücü demek değildir. Eğer zekâya sahip değilsen, istersen dünyanın en güçlü insanı ol fark etmez. Bir hiçsin demektir. Zekânı kullanmayı bileceksin ki yaşayıp,yaşatabilesin."
Nite kim Hz.Davut da kendisinden büyük ve kat kat güçlü olan dev Golyat'ı (Câlût'u) küçücük bir sapanla, tek harekette yere serdi. Golyat'ın devliği, yiğitliği ve korkunçluğu hiçbir işe yaramadı. Zekâ, bileği alt etti.
Sayda da karşımda durdu.
"Seni yeniden görebildiğime sevindim. Senin gibisi bir daha hayatta gelmezdi dünyaya. Hem yetenekli, hem cesur, hem zeki, hem güzel, hem çok güzel, hem çok çok güzel, hem çok çok çok güzel..."
Sayda'nın ağzına uzanıp onun ağzını kapatan kişi diğer bir uzun boyuyla bunu becerebilen Bumin oldu.
"Susar mısın artık? Anladık güzel olduğunu."
Herkesin yüzü gülüyordu. Şaşkınlığını atlatan Aybars ile de konuşuyor, yumrukla tokalaşıyorlardı. Arkadaşım da mutluydu.
En son yine Kapgan'ın sesini işittik.
"Artık sizler de bugünden itibaren birer alpsiniz. Benim alpimsiniz."
...
