7. bölüm / 43
Kaderin Kitabının Efsanesi🐺7.Bölüm🐺
Bölümler 43Şu an: 🐺7.Bölüm🐺
- 1 🐺1.Bölüm🐺1.431 kelime
- 2 🐺2.Bölüm🐺1.147 kelime
- 3 🐺3.Bölüm🐺1.755 kelime
- 4 🐺4.Bölüm🐺1.281 kelime
- 5 🐺5.Bölüm🐺1.755 kelime
- 6 🐺6.Bölüm🐺2.208 kelime
- 7 🐺7.Bölüm🐺1.264 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 🐺8.Bölüm🐺2.052 kelime
- 9 🐺9.Bölüm🐺1.683 kelime
- 10 🐺10.Bölüm🐺1.453 kelime
- 11 🐺11.Bölüm🐺1.449 kelime
- 12 🐺12.Bölüm🐺2.175 kelime
- 13 🐺13.Bölüm🐺1.418 kelime
- 14 🐺14.Bölüm🐺1.092 kelime
- 15 🐺15.Bölüm🐺1.851 kelime
- 16 🐺16.Bölüm🐺1.539 kelime
- 17 🐺17.Bölüm🐺1.136 kelime
- 18 🐺18.Bölüm🐺1.732 kelime
- 19 🐺19.Bölüm🐺1.807 kelime
- 20 🐺20.Bölüm🐺3.115 kelime
- 21 🐺21.Bölüm🐺2.200 kelime
- 22 🐺22.Bölüm🐺1.578 kelime
- 23 🐺23.Bölüm🐺1.087 kelime
- 24 🐺24.Bölüm🐺1.332 kelime
- 25 🐺25.Bölüm🐺1.419 kelime
- 26 🐺26.Bölüm🐺1.140 kelime
- 27 🐺27.Bölüm🐺1.633 kelime
- 28 🐺28.Bölüm🐺810 kelime
- 29 🐺29.Bölüm🐺800 kelime
- 30 🐺30.Bölüm🐺1.683 kelime
- 31 🐺31.Bölüm🐺1.547 kelime
- 32 🐺32.Bölüm🐺1.640 kelime
- 33 🐺33.Bölüm🐺1.902 kelime
- 34 🐺34.Bölüm🐺1.345 kelime
- 35 🐺35.Bölüm🐺2.037 kelime
- 36 🐺36.Bölüm🐺725 kelime
- 37 🐺37.Bölüm🐺676 kelime
- 38 🐺38.Bölüm🐺804 kelime
- 39 🐺39.Bölüm🐺2.284 kelime
- 40 🐺FİNAL🐺1.324 kelime
- 41 🐺Teşekkür🐺708 kelime
- 42 🐺İsimler ve Anlamları🐺513 kelime
- 43 🐺Duyuru🐺653 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
𐰋𐰏𐰠𐰼𐰃: 𐰉𐰆𐰑𐰣𐰃: 𐱅𐰇𐰕𐰾𐰕: 𐰇𐰲𐰇𐰤: 𐱃𐰉𐰍𐰲: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐱅𐰋𐰠𐰏𐰃𐰤: 𐰚𐰇𐰼𐰠𐰏: 𐰇𐰲𐰇𐰤: 𐰺𐰢𐰴𐰲𐰃𐰾𐰃𐰤: 𐰇𐰲𐰇𐰤: 𐰃𐰤𐰠𐰃: 𐰲𐰃𐰠𐰃: 𐰚𐰃𐰭𐰾𐰇𐰼𐱅𐰰𐰃𐰤: 𐰇𐰲𐰇𐰤: 𐰋𐰏𐰠𐰃: 𐰉𐰆𐰑𐰣𐰞𐰃𐰍: 𐰖𐰆𐰭𐱁𐰆𐰺𐱃𐰸𐰃𐰤: 𐰇𐰲𐰇𐰤: 𐱅𐰇𐰼𐰰: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰃𐰠𐰠𐰓𐰰: 𐰃𐰠𐰃𐰤: 𐰃𐰲𐰍𐰣𐰆: 𐰃𐰑𐰢𐰾:
~ Beyleri ve halkı düz olmadığı için ( doğru yoldan ayrıldığı, itaatkâr olmadığı için); Çin halkı aldatıcı,hileci, sahtekâr olduğu için, ağabeylerle kardeşleri birbirlerine düşürdüğü için, beylerle halkı karşılıklı kışkırttığı için Türk halkı devletleştirdiği(kurduğu) devletini elden çıkarıvermiş.~
🏹
Boğazım dehşet bir şekilde kurumuştu. Öyle ki bu kuruluk yüzünden yutkunmam dahi oldukça zor oldu. Ağzımda ise iğrenç bir tat vardı.
Yüzümü buruşturarak karanlığımı da aydınlatabilmek maksadıyla gözlerimi araladım.
Çevreme bakınmaya başladım. Ortamda loş bir ışık hâkim olduğu için gözlerimin alışması hiç de uzun sürmedi.
Kapgan'ı gördüm. Kitap okuyordu. Bir müddet yattığım yer yatağından sadece onu izledim. Çok uzağımda değildi. Hemen sol tarafımda, yere bağdaş kurmuş kitabını okuyordu.
Sanki ona baktığımı hissetmiş gibi gözlerini kitaptan çekti ve bana baktı. Uyandığımı görünce elindeki kitabı kapatarak ayağa kalkmadan dizleri üzerinde ilerleyerek heyecanla yanıma geldi.
Yüzü gülümsüyordu.
"Uyanmışsın."
Yattığım büyük ve geniş yer yatağının yanına oturdu. Sadece yüzüne baktım. Bir kere daha güçlükle yutkundum.
Derlenip toparlanmak istediğim için bedenimi hafif yukarı kaldırdım. Ellerimden destek alarak doğruldum. Sırtımı duvara verdim.
Omzumda hissettiğim acıyla yüzümü buruşturdum.
Kapgan gözlerimin içine âdeta dalarak bir müddet öylece gülümseyen gözleriyle baktı. Ben... O öyle bakınca sanırım ben de onun kahvelerinin derinliklerine indim. Uzun sürmedi. Sadece birkaç saniyeydi aslında.
Kendime gelir gelmez gözlerimi onun gözlerinden çektim. Başımı eğip parmaklarımla oynamaya başladım.
Bir erkekle birkaç saniye dahi göz göze gelemeyen biriydim ben. Sadece göz göze gelmekle bile ne kadar utandığımı anlatamam.
O an aklıma olanlar geldi. Kapgan da bu esnada yerde,yanı başımda bulunan bakır tası eline aldı. Sanırım içinde su vardı.
Bu tası bana uzattı. Elimi havaya kaldırarak tası elinden aldım ve hiç duraksamadan ağzıma götürdüm. Kana kana suyumu içmeye başladım. Gerçekten çok iyi gelmişti.
"Abimi kurtardın. Çok teşekkür ederim."
Yine söyleyecek bir şey bulamayarak suskunluğumu korudum.
"Konuşmayacak mısın?"
Aslında kendimi konuşamayacak kadar yorgun hissettiğim için susuyordum. Ama o benden bir cevap bekliyormuş gibi yüzüme bakmaya devam ediyordu. Ağır bir şekilde;
"Ben... Te-teşekkür etmene gerek yok." diyebildim.
"Ne zamandır buradayım?"
"2 gündür. 2 gündür uyuyordun."
"Peki ya abin? Kutluk Han nasıl?"
"O da hâlâ uyuyor. Arada gözlerini açıyor. Sadece çok yorgun düşmüş. Ama durumu iyi."
"Atasagun haindi değil mi?"
"Çin'in kahpe oyunları. Alışkın olmamız lâzımdı aslında ama... Açık verdik. Yıllarca bizden biri gibiydi. İnanamasam da evet, büyük bir haindi. Cezası kesildi."
Bir müddet sustuktan sonra yeniden söze girdi.
"Kim olduğunu,ne olduğunu bilmiyorum. Açıkçası merak ediyorum. Ama sorup da seni sıkıştırmayacağım merak etme. Sana bir minnet borçluyum. "
Garip ama... Sanırım özlediğimden dolayı, kulağıma ezan sesi gelmiş gibi hissettim. Sonradan bunun bambaşka bir ses olduğunu anlasam da o özlem yüzünden kulaklarımda hâlâ ezan sesi yankılanıyordu. Kendi kendime bu sesi aklıma getirsem de duyabildiğim derecede huzur buluyor ve duydukça tebessüm ediyordum.
Buraya geldim geleli namaz da kılmıyorum. Ben 5 vakit namazımı hiç kaçırmadan kılan bir insandım. Ama burada bilemiyorum da, vakit girdi mi girmedi mi,emin olamıyorum. Çünkü doğal olarak ezan yok. Okuyan kişi yok. Müslüman yok.
Türk olmaktan her zaman şeref duyuyorken, aynı zamanda Müslüman bir Türk olmakla da şerefime şeref katıyorum. Türklüğüm, İslam'la taçlanıyor.
Zaten bu dini de en şerefli bir şekilde lâyıkıyla yaşayan,yaşatan bir tek benim milletim oldu. Arabistan, BAE, Dubai ve daha nicesi... Hepsi günümde refah içinde yaşamını sürdürürken İslam'dan çok uzaktaydılar. Müslüman kardeşlerinin ölümünü seyrettiler. Seyrederken bundan keyif aldılar. Kardeşlerinin katilleriyle dost oldular. İslam neyi yasakladıysa, yönetimleri hepsini yaptı. Her dönemde mazlumu yalnız bırakmayan sadece biz Türk'ler olduk. Her dönemde... Asırlarca... Sonsuza kadar...
"Daldın. İyi misin?"
Duyduğum ses sayesinde hafif sıçrayarak kendime gelebildim.
"Evet evet, iyiyim."
Yeniden sustuk. Çünkü konuşacak konu bulamıyorduk. Tarih... Tarihte bilmediğimiz pek çok olay var. Kutluk Han'ın suikaste uğraması da onlardan yalnızca biri olmalı. Ancak ya ben? Ya benim onun gibi birini kurtarmam? Bu... Burada yaptığım ve müdahalede bulunduğum her şey günümdeki tarihi değiştirir mi acaba?
Yok canım,daha neler? Ama... Ama ya olursa?
Burada daha fazla kalmamalıyım. Benim derhâl gitmem lâzım. Önce Han'a gitmeli ve eşyalarımı almalı, sonra da kitabı aramaya koyulmalıyım. Ancak o kitabı bulursam günüme geri dönebilirim. Burada kaç gün geçirdim? Günümde ailem ne yapmıştır? Ah...
Endişeye kapılarak başımı gözleri yerde olan Kapgan'a çevirdim.
"Bana bir at verebilir misin?"diye sordum.
"At mı? Tabii ki veririm de... Hemen gitmek mi istiyorsun?"
"Gitsem iyi olur."
"Biraz daha dinlenseydin."
"Teşekkür ederim ama gerek yok. Artık gitmeliyim."
"Tamam, öyle olsun. Zorlamayacağım. Sen nasıl istersen? Ama tek gidemezsin bu hâlde. Sana eşlik etmesi için birkaç alp yollayayım."
"Çok iyi olur. Teşekkür ederim."
Kapgan ayağa kalktı ve odadan çıktı. Ben de bu esnada üzerimdeki eşyaları kontrol ettim. En garip olanı cep telefonumdu. Alllah'tan onu gören kimse olmamış. Boynumdaki kolye de oldukça önemliydi. O da boynumda duruyordu. Kılıcım da hemen yerdeydi.
Dikkatli bir şekilde ayağa kalktım. Kılıcımı da elime alıp Kapgan'ı bekledim.
🏹
Atımla beraber tuttuğum hana geldim. O büyük kapısını açarak bahçesine girdim. Atı da peşimden getiriyordum.
Aybars beni gördü ve hemen yanıma koştu.
"Nerelerdeydin? Kaç gündür yoktun?" diye sordu.
Ardından atıma uzandı.
"Onu bana ver. Ahıra götüreyim."
Atımın dizginlerini onun eline verdim. Gerçekten konuşamayacak kadar yorgun hissediyordum. Aybars da bende bir gariplik olduğunu anlayınca sesini çıkarmadı ve atımı aldığı gibi yanımdan uzaklaştı.
Merdivenleri ağır ağır çıkarak odamın önüne geldim. Anahtarı çıkarıp deliğine soktum ve kapıyı açtım.
İçeri girdim. Kapıyı yeniden arkadan kilitledim.
Kendimi direkt yatağa attım. Attım derken öyle değil tabii. Gözüm direkt yatağı gördü ve yer yatağına ilerleyerek üzerine dikkatlice, yüz üstü yattım. At üzerinde yol gitmekten yara aldığım omzumdaki acı fenâ hâlde artmıştı.
Yorgunluktan, gözlerim anında kapanıverdi.
Çoktan derin bir uykuya dalıverdim.
🏹
"Demek öyle oldu. Kapgan Tigin'in alpleriyle olduğuna inanamıyorum! Kutluk Han'ı kurtarman... Wu Yifan'a kafa tutman! Ahh! Sen neymişsin böyle be?"
Önümdeki yoğurtlu çorbadan bir kaşık daha aldıktan sonra ona gülümsedim.
Bana inandığı için kendimi mutlu hissediyordum. Yoksa kim inanırdı ki ona anlattıklarıma?
"Maalesef her şey gerçek."
"Ben... Ben de Göktürk Devleti'ndenim. İş için babamla burada kalıp Han'ı işletiyoruz. Babam vefat edince bana kaldı. Ancak Kapgan Tigin'in alplerinin arasına girebilmeyi o kadar çok istiyorum ki. Tek hayalim bu. Bu seneki seçmeler yaklaştı. Biliyorum, bu güne kadar seçmelerden seçilen kimse olmadı. Ama ben yine de vazgeçmeyeceğim ve mutlaka seçileceğim. Bu yüzden çok çalışıyorum."
Şaşırdım açıkçası.
Yüzüm oldukça şaşkın bir hâl aldı. Tahta kaşık elimde kaldı. Gerçi... Benim beynim bunamış. Kahramanların arasında Aybars da var tabii.
Bir alp olacak. Hem de öyle bir alp olacak ki...
Yine de, onu da şaşırtmamak için bilmemezliğe vurdum.
"Gerçekten mi? İyi kılıç kullanmayı biliyor musun bari?"
Hemen göğsü kabardı. Karşımda, oturduğu yerde dikleşti. Sırıtarak;
"Biliyorum tabii ki."dedi. Elleri karşılıklı yemek yediğimiz tahta masanın üzerindeydi.
Onunla alay etmek amacıyla emin olduğum hâlde;
"İyi diyorum ama."diyerek kelimelerimin üzerine bastırdım.
Aybars'ın sırıtışı daha çok arttı.
"Âlâsı burada."
"Ooo, bayağı iddialıyız."
"Öyleyiz tabii."
"O zaman bana da öğret de göreyim ustalığını."
"Seve seve. Ne zaman istersin?"
"Sen ne zaman müsait olursan olur. Ama şu an... Omzumun hâli malûm. Çok zorlanmayacağım şeyler gösterir ve temel şeyleri öğreterek başlarsan sevinirim."
"Tabii, olur."
"Yemeğini soğuttun. Bırak hava yapmayı da daha fazla soğumadan yemeğini yemeye bak."
Dikleştirdiği omuzlarını indirdi. Tahta kaşığını eline alarak önündeki çömlek tarzı kaptan çorbasını hızla kaşıklamaya başladı.
Ona tebessüm ederek ben de yemeğimi yemeye koyuldum. Gerçekten çok lezizdi her şey. Bu mutfağın yemekleri harikaymış. Ah şu bazlama... Masanın üzerindeki bazlamayı elime aldım ve önce nefesim tükeninceye kadar kokladım. Sonra milim milim kopararak yemeye başladım.
Aybars bana baktı ve güldü. Gülerken aynı esnada laf sokmaya kalktı.
"Benim yemeğimin soğuması umurunda değildi, umurunda olan tek şey senin yemeğinin soğuyor olmasıydı değil mi? İtiraf et."
Biraz da öyleydi,evet. Ama tamamen öyle olmamasına rağmen itiraz etmedim, itiraf ettim.
"Evet, öyle."
İkimiz de birbirimize gülerek yemeklere gömülmeye kaldığımız yerden devam ettik. O da biliyordu asıl cevabı. Maksat sadece eğlenmekti işte.
...
Bölüm etkileşimi
