22. bölüm · Kaderin Kitabının Efsanesi
🐺22.Bölüm🐺
𐰖𐰣𐰀: 𐰋𐰃𐰼𐱅𐰢𐰕: 𐰠𐰏𐰼𐰇: 𐰴𐰑𐰺𐰴𐰣: 𐰘𐱁𐰍: 𐱁𐰀: 𐰉𐰆𐰑𐰣𐰍: 𐰨𐰀: 𐰸𐰆𐰦𐰆𐰺𐱃𐰢𐰕: 𐰨𐰀: 𐰃𐱅𐰓𐰢𐰕: 𐰸𐰆𐰺𐰍𐰺𐰆: 𐰚𐰭𐰇: 𐱃𐰺𐰢𐰣𐰴𐰀: 𐱅𐰏𐰃: 𐱅𐰇𐰼𐰰: 𐰉𐰆𐰑𐰣𐰍: 𐰨𐰀: 𐰸𐰆𐰦𐰺𐱃𐰢𐰕: 𐰨𐰀: 𐱅𐰓𐰢𐰕: 𐰆𐰞: 𐰇𐰓𐰚𐰀: 𐰸𐰆𐰞: 𐰸𐰆𐰞𐰞𐰍: 𐰉𐰆𐰞𐰢𐰾: 𐰼𐱅𐰃: 𐰚𐰇𐰭: 𐰚𐰇𐰭𐰠𐰍: 𐰉𐰆𐰞𐰢𐰾: 𐰼𐱅𐰃: 𐰃𐰤𐰃𐰾𐰃: 𐰲𐰃𐰾𐰃𐰤: 𐰋𐰃𐰠𐰢𐰕: 𐰼𐱅𐰃: 𐰆𐰍𐰞𐰃: 𐰴𐰭𐰃𐰤: 𐰋𐰃𐰠𐰢𐰕: 𐰼𐱅𐰃:
~...dönüp geldik. Doğuda Kadırkan dağlarını aşıp halkımızı öylece yerleştirip öylece düzeni kurduk. Batıda Kengü Tarman'a kadar Türk halkını bu şekilde yerleştirip böylece düzene soktuk. O vakitler kölelerin köleleri, cariyelerin de cariyeleri olmuştu. Küçük kardeşler ağabeylerini bilmez, evlatlar babalarını bilmez olmuştu.~
Bu metinde dikkat çeken bir ifade var. Türklerde kölelik yoktur. O vakitler o kadar zenginlik içerisine girmiş ki halk, Bilge Kağan bu zenginliği; "O vakitler kölelerin köleleri, cariyelerin de cariyeleri olmuştu" diyerek anlatıyor. Sadece zenginliği anlatıyor. Kölenin bile kölesi olduğunu, cariyenin bile cariyesi olduğunu söylüyor.☺️
3K olduk.🙈 Gün geçtikçe büyüyoruz. Çok teşekkür ederim. ☺️💙
🏹
"Bir şey yok ki. Bu kadar işte. Bitti."
Ayda tüm dişlerini göstererek bütün şirinliği ile gülümsedi. Çadırımın en ortasında bulunan ateş üzerindeki bakır kazana çorba koymuştuk. Aslında evet, tuzsuz yağsız yemek yapmasında ne var ki diye düşünmüştüm ama olmadı. Onu dahi nasıl yapacağımı bilemedim. Lezzetli olmazsa diye düşündüm. Bu yüzden birinden yardım almam gerekiyordu.
Sayda'nın ay kadar güzel kardeşi Ayda bu iş için biçilmiş kaftandı. Ondan yardım istedim. Çadırıma geldi ve bana her şeyi anlatarak, öğretici bir şekilde çorbayı yapmama yardımcı oldu.
"Çok teşekkür ederim Ayda."
"Ricâ ederim,ne demek. Çok iyi bir savaşçısın. Sadece bu işle meşgulsün. Yapamaman gayet normal. Ben de bu işleri yapabilirken savaşma konusuna gelince kalırdım."
Ona gülümsedim. 1 aydır çok iyi bir dostluğumuz olmuştu. Evlendiğim gün ve öncesinde de her daim yanımdaydı.
"Eee, Barlas abi ile nasıl gidiyor? Üzmüyor seni değil mi?"
"Üzmek mi? Barlas mı? Hiç kıyamıyor. O benim bu dünya üzerinde görmüş olduğum en iyi kalpli, en nazik, en ahlaklı, en dürüst, en yakışıklı erkek. Bu 'en'ler say say bitmez Ayda. Hiçbir sorun yaşamadık şu ana kadar. Umarım yaşamayız da."
"Umarım. O zaman ben artık gideyim. Abim geldiği zaman aş bulamayacak."
Güldüm.
"Bir de orada hazırlamaya uğraşma. Baksana, fazlaca çorbamız oldu. Vereyim size yarısını. Biz 2 kişi bunu hayatta bitiremeyiz."
"Hmmm. Peki madem, olur. O zaman ben hemen bir kap getireyim. Onunla alırım."
"Tamam, bekliyorum."
Ayda çadırımdan çıktı. Ben de ocağın arkasında bulunan sedir şeklindeki töre geçip oturdum. O esnada ahşap kapı tıklatıldı ve arkasından Barlas'ın sesini işittim.
"Müsait misin görklüm(güzelim)?"
"Müsaitim Barlas,gel!"
Çadırın doğuya bakan tarafındaki ahşap kapıyı açtı ve içeri girdi. Yüzü her zamanki gibi gülüyordu. Çadıra girer girmez ayağa kalktım. Kendisi de aldığı koku yüzünden olduğu yerde koku ve çekmeye başladı.
"Bu güzel koku da ne böyle?"
Gözü tabii ki hemen ocağı buldu. Üzerindeki tencerenin dolu olduğunu görünce heyecanla;
"Aşımızı mı yaptın?!"diye sordu. Birkaç adım ilerleyerek ocağın başına çömeldi.
"Çok güzel kokuyor."
"Ayda'dan öğrendim. O nasıl yapacağımı anlattı, ben de yaptım. Bulgur aşı da yaptım."
"Bulgur aşı mı? Ziyafet var desene. Benim görklümün elinden de her iş geliyor. Kimin eşi be?"
Daha çok gülerek çadırın sağ tarafında bulunan mutfak malzemelerinin bulunduğu tarafa geçtim.
"Haydi gel. Önce ellerini yıka. Sonra oturup aşımızı yiyelim."
Ayağa kalkıp yanıma geldi. Su dolu bakır sürahiyi elime aldım. Büyük, geniş ve boş olan bakır kabın üzerine ellerini uzatan Barlas'a tebessüm ettikten sonra azar azar suyu ellerine döktüm. Ellerini yıkadı.
Ardından ona verdiğim, havlu niyetine kullanılan büyük,el işlemeli bez mendille ellerini kuruladı.
Her şeyi yerine bıraktıktan sonra karşıma geçip elleriyle yanaklarımı avuçladı. Yaklaştı...
Alnıma; kokumu soluya soluya, uzun süren yumuşacık bir öpücük kondurdu. O esnada gözlerim kapanmış, kalp atışım yine zirveye ulaşmıştı.
"İyi ki geldin dünyama
Ama sakın ola kaybolma
Hasretinle ölürüm yokluğunda
Beni sensiz bırakma."
Onun da korktuğunu biliyordum. Hızla kollarımı beline dolayıp başımı onun göğsüne gömdüm. Dolan gözlerimi görmesini istemedim. O da çenesini başımın üzerine koydu. Arada saçlarıma minik öpücükler kondurdu.
🏹
"Dur Asena'm, dur."
Barlas gülerek yanıma geldi ve bileğimden tutup kolumu aşağı indirdi. Kolumla beraber yay da inince diğer elimde tuttuğum okumu da yayımdan çektim.
Barlas gülmeye devam ederken konuştu.
"Öyle hırsla hareket etme. Hırs yaparsan kafanı hırslandığın şeye verirsin. Duyguların hırsından dolayı çoğu zaman seni ele geçirebilir. Nefes alış verişin düzensizleşir. Dikkatin dağılır. Oysa senin tamamen hedefine odaklanman gerekli. Hırslanma. Her ne olursa olsun, olan şeyi o an için kafandan birkaç saniyeliğine sil. Oku tam odaklanarak fırlat. Nefes düzenine ve rüzgâra da dikkat et. Nefesin sabit kalacak, ayarını biliyorsun."
O gülümserken benim gülümsememem olanaksızdı. Gülümseyip;
"Biliyorum,tamam. Şimdi yapacağım."dedim.
Okumu yayıma yerleştirdim. Ciddileştim. Hedefime odaklanıp nefesimi düzene soktum. Atışımı gerçekleştirdim. Hedef tahtasının orta gözünden vurdum. Giderek uzattığımız bu mesafeden bile tam atış yapabildim!
Gözlerim irileşti.
"İşte bu!"diye bağırıp yayımla beraber kolumu havaya kaldırdım. Barlas şaşkın şaşkın tahtaya bakıyordu. Gülümsedi. Yanıma koşup kolunu omzuma attı. Beni kendisine çekti.
"Biliyordum zaten yapabileceğini. Kimin eşi?"
Güldüm. Kimin eşi diye sürekli sorar ve her zaman beni bu soruyla utandırırdı.
"Asena! Barlas!"
Barlas kolunu omzumdan çekti. Sesin geldiği yöne baktık. Biraz sonra Ayda, ilerideki ağaçların ardından başını uzatarak çevresine bakındı. Bizi görünce koşup yanımıza geldi. Kan ter içinde kalmıştı.
"Sorun ne Ayda? Sen iyi misin?"
Ayda karşıma geçti. Ancak dizleri boşalır gibi olunca hemen bir kolundan ben, bir kolundan da Barlas tuttu. İyice telaşlandım.
"Ne oldu Ayda?! Kötü bir şey mi var?!"
Kötü bir şey olduğu belliydi. Ayda yutkundu.
"Ağabeyim... Bilge ve Kül Tigin..."
Yutkundu. Biraz daha soluklandı. Kuruyan dudaklarını yalayıp gözyaşları eşliğinde güçlükle konuştu.
"Ağabeyim... Yanında birçok er ile beraber Kül Tigin ve Bilge'yi kafalarının dağılması için ava çıkarmışlardı. Bir er geldi kanlar içinde. Yaralıydı! Tuzağa düştüklerini ve Bilge ile Kül Tigin'in kaçırıldıklarını söyledi. Lütfen yetişin! Ağabeyim... Tiginlerimiz... Yetişin!"
Artan hıçkırıkları yüzünden konuşamadı. Sustu ve hüngür hüngür ağlamaya devam edip yere çöktü. Onu yavaşça bıraktık.
Hâlâ bunun nasıl olabildiğini düşünüyorduk. Aklımız bir türlü almıyordu. Oldukça şaşırmıştık.
Ayda bir kere daha güçlükle araya girdi. Kızaran gözleriyle gözlerime baktı.
"Orhun nehri... Gelen yaralı er Orhun nehri kıyılarında olduklarını söylemişti. Gelirken herkese haber verdim. Alpler çıktılar bile."
Kaşlarım çatıldı. Av için neden nehir kıyısına gidilsin ki? Dahası Ötüken'de, Orhun nehrinde kim onları tuzağa çekebilir? Nasıl şehre, Türk iline girebilir?
Barlas'a baktım. Ona baktığımı hissetmiş olmalıydı ki o da hemen bana çevirdi gözlerini. Ne yapalım der gibisinden bakış attım. Barlas;
"Çabucak gidelim!" dedikten sonra hızla atına atladı. Ben de onu takip ettim. Kendi atıma atladım. Elimdeki yayı omzuma astım. Atları ilerleterek yola koyulduk.
"Bu nasıl olabilir Barlas?! Hâlâ aklım almıyor. İmkânsız."
"Ben de inanamıyorum Asena'm! Ancak Ayda neden yalan söylesin ki? Bir gidip bakalım,neler dönüyormuş?"
"Tamam."
İyice hızlanan atlarımızla beraber yan yana yarım saate Orhun nehrine vardık. Ortalık bayağı sessizdi.
Şüphe ile kaşlarımı çattım. Atımı durdurdum. Barlas da atıyla beraber yanımda durunca aklımdakileri dilime vurdum.
"Bilge ve Kül Tigin ava çıkarılmış olsaydı bayağı bir erimiz onlara eşlik ederdi. Kaçırılma durumu söz konusu olsaydı canlarını verir, tiginlerini vermezdi erlerimiz. Kanlarının son damlasına kadar mücadele ederlerdi. Ama ben... Burada savaşmaya dair herhangi bir belirti göremiyorum. Gayet sessiz."
"İçim hiç rahat değil. Büyük haltlar dönüyor. Bundan hiç hoşlanmadım."
Barlas'ı onayladığım vakit ileriden bize doğru atıyla gelen Sayda'yı gördük. Aheste aheste geliyor ve bizlere gülümsüyordu.
Onu görünce derin bir nefes verdik. Barlas da gülümsedi. Bağırdı.
"İnanamıyorum. Böyle şaka mı olur Sayda?! Ne için getirttiniz bizi buraya?! Diğerleri nerede?!"
Sayda bize iyice yaklaştı. Ben de ona hafif tebessüm ettim. Gerçekten ne için bizi getirttiklerini merak etmiştim.
"Hoşgeldiniz. Ben de Ayda'nın sizi buraya çekebilecek bir bahane bulamadığını zannetmiştim. Beklediğimizden geç geldiniz."
Yüzümüz gülerken Sayda karşımızda atını durdurdu. Atından indi.
Barlas da gülerek atından indi ve Sayda'ya hitaben yeniden konuştu.
"Zaten biz de imkânsız diyorduk. Bize Bilge ve Kül Tigin'in kaçırıldığını söyledi. Aklımız çıktı. Olanak veremesek de bir bakalım diyip geldik."
Sayda neşeli gülüşlerinden birini yolladı. Ben de aşağı atlayıp Barlas'ın yanına gittim.
"İyi bahaneymiş. Sizi buraya çekebilmiş bari."
"Neden bizi buraya çekmeye bir bahane bulmaya çalıştınız ki? Söyleseydiniz gelirdik."
"O zaman sürprizi kaçardı."
"Ne sürprizi?"
"Merak ediyor musun?"
"Uzatma kardeşim, uzatma. Evet, bir hayli merak ettim."
Sayda yeniden gülümseyip eliyle işaret verdi.
"O zaman sizi daha fazla merakta koymayayım. Çıkabilirsiniz."
Onun seslenişi ve verdiği işaretle beraber alplerin çıkmasını beklerken bir anda her yerden Çin askerleri çıkmaya başladı.
Gülen yüzlerimiz anında soldu. Çevremiz kuşatıldı. Barlas beni bileğimden tutup iyice kendisine çekti.
"Neler oluyor?!"diye sordu.
Sayda sesli sesli güldü.
"Sürprizim! Beğenmediniz mi? Daha var gerçi. Bu askerler şimdi sizleri Wu Zetian'ın huzuruna götürecek. Ne kadar da harika değil mi? Ve sen... Asena... Bize buuuu..." dedikten sonra heybeden bir kitap çıkardı.
Bu Kaderin Kitabı'ydı!
"Bize bu kitabın anahtarını vereceksin. Tek başına, kilitli hâliyle hiçbir işe yaramıyor."
"Sen ne diyorsun Sayda?! Kendine gel!"
"Ben gayet kendimdeyim. Bakın, burada kimler var?"
Bize eliyle işaret ettiği yere baktık. Kalabalık askerlerin arasından Bilge ve Kül Tigin'i görünce gözlerimi irileştirdim. Doğru muydu yani?!
"Bilge! Kül Tigin!"diye bağırdım.
İkisi de başları dimdik duruyor ve kollarını askerlerin ellerinden çekmeye çalışıyordu. Bilge 8 yaşında olmasına rağmen gerçekten yetişkin bir insandan daha büyük düşünüyor, daha büyük hareketler sergiliyordu. Kül Tigin'in de ondan az kalır yanı yoktu.
Sayda... Hain miydi?
Neden hâlâ gülüyordu? Neden...?
İnanamıyorum. Barlas...
Başımı Barlas'a çevirip baktığımda gözlerinin içinin hayal kırıklığı ile dolu olduğunu gördüm. Güçlükle yutkunuyordu. Konuşamıyordu.
Beşikten beri arkadaşlarmış onunla. Hatta Barlas'ın anne ve babası uçmağa vardığında Sayda, Barlas ile beraber aynı çadırda kalmaya başlamış. Onunla beraber yatıp kalkmış. Şimdi Sayda Çinli askerlere emir veriyor. Buna inanması... Çok güç.
Yüzümüze gülüp her zaman bize neşe verirdi Sayda. İsminin anlamı gibi, kendisinin de içi dışı birdi. Her şeyi yüzüme dobra dobra söylerdi. Aramızdaki en eğlenceli kişiliğe sahip kişiydi.
Bilge ve Kül Tigin'in boynuna kılıçlar dayandı. Bunu görünce daha çok dehşete düştüm.
"Hayır, hayır durun!"diye bağırdım.
Sayda çocukların yanına ilerledi.
"Eğer şuracıkta balaların canına kıymamı istemiyorsanız, zorluk çıkarmadan teslim olursunuz. Geleceği bize bildiren Asena... Bildiğin o geleceği senin sayende değiştireceğim!"
...
Sizce kurgu sıkıcılaşmaya mı başladı?🤔
O zaman biraz daha heyecan katalım.😂
