23. bölüm / 43
Kaderin Kitabının Efsanesi🐺23.Bölüm🐺
Bölümler 43Şu an: 🐺23.Bölüm🐺
- 1 🐺1.Bölüm🐺1.431 kelime
- 2 🐺2.Bölüm🐺1.147 kelime
- 3 🐺3.Bölüm🐺1.755 kelime
- 4 🐺4.Bölüm🐺1.281 kelime
- 5 🐺5.Bölüm🐺1.755 kelime
- 6 🐺6.Bölüm🐺2.208 kelime
- 7 🐺7.Bölüm🐺1.264 kelime
- 8 🐺8.Bölüm🐺2.052 kelime
- 9 🐺9.Bölüm🐺1.683 kelime
- 10 🐺10.Bölüm🐺1.453 kelime
- 11 🐺11.Bölüm🐺1.449 kelime
- 12 🐺12.Bölüm🐺2.175 kelime
- 13 🐺13.Bölüm🐺1.418 kelime
- 14 🐺14.Bölüm🐺1.092 kelime
- 15 🐺15.Bölüm🐺1.851 kelime
- 16 🐺16.Bölüm🐺1.539 kelime
- 17 🐺17.Bölüm🐺1.136 kelime
- 18 🐺18.Bölüm🐺1.732 kelime
- 19 🐺19.Bölüm🐺1.807 kelime
- 20 🐺20.Bölüm🐺3.115 kelime
- 21 🐺21.Bölüm🐺2.200 kelime
- 22 🐺22.Bölüm🐺1.578 kelime
- 23 🐺23.Bölüm🐺1.087 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 🐺24.Bölüm🐺1.332 kelime
- 25 🐺25.Bölüm🐺1.419 kelime
- 26 🐺26.Bölüm🐺1.140 kelime
- 27 🐺27.Bölüm🐺1.633 kelime
- 28 🐺28.Bölüm🐺810 kelime
- 29 🐺29.Bölüm🐺800 kelime
- 30 🐺30.Bölüm🐺1.683 kelime
- 31 🐺31.Bölüm🐺1.547 kelime
- 32 🐺32.Bölüm🐺1.640 kelime
- 33 🐺33.Bölüm🐺1.902 kelime
- 34 🐺34.Bölüm🐺1.345 kelime
- 35 🐺35.Bölüm🐺2.037 kelime
- 36 🐺36.Bölüm🐺725 kelime
- 37 🐺37.Bölüm🐺676 kelime
- 38 🐺38.Bölüm🐺804 kelime
- 39 🐺39.Bölüm🐺2.284 kelime
- 40 🐺FİNAL🐺1.324 kelime
- 41 🐺Teşekkür🐺708 kelime
- 42 🐺İsimler ve Anlamları🐺513 kelime
- 43 🐺Duyuru🐺653 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
𐰨𐰀: 𐰴𐰕𐰍𐰣𐰢𐰾: 𐰃𐱅𐰢𐰾: 𐰠𐰢𐰕: 𐱅𐰇𐰼𐰇𐰢𐰕: 𐰼𐱅𐰃: 𐱅𐰇𐰼𐰰: 𐰆𐰍𐰕: 𐰋𐰏𐰠𐰼𐰃: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰾𐰓𐰭: 𐰇𐰕𐰀: 𐱅𐰭𐰼𐰃: 𐰉𐰽𐰢𐰽𐰺: 𐰽𐰺𐰀: 𐰘𐰃𐰼: 𐱅𐰠𐰤𐰢𐰾𐰼: 𐱅𐰇𐰼𐰰: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰠𐰭𐰤: 𐱅𐰇𐰼𐰇𐰭𐰤: 𐰚𐰢: 𐰺𐱃𐱃𐰃: 𐰆𐰑𐰀𐰲𐰃: 𐰼𐱅𐰃: 𐱅𐰇𐰼𐰰: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰼𐱅𐰤:
~Bu şekilde fethettiğimiz ülkemiz, düzenlediğimiz yasalarımız vardı. Müttefikimiz Türk Oğuz beyleri ve Türk halkı, dinleyin: Yukarıda gök çökmezse, aşağıda yer delinmezse, Türk halkı, ülkeni ve yasalarını bozmaya kim muktedir olabilir ki?!(Kimin gücü yetebilir ki?!) Türk halkı hatalarından dolayı pişman ol ve...~
🏹
Arkadaş kelimesinin hikâyesini biliyor musunuz?
Eskiden askerler savaşırken arkadan gelecek herhangi bir saldırıyı kontrol edebilmek için sırtlarını bir ağaca, kaya veya taşa vererek ok atarlarmış.
Atalarımız genelde bozkır hayatı yaşadıkları için bu sırt dayanan nesne genelde bir taş veya kaya olurmuş.
Yıllar sonra sırt dayanan taşın ismi "arka-taş"tan "arkadaş" şeklinde dilimize yerleşmiş ve bugün bile güvenebileceğimiz, bizi arkadan vurmayacak olan, samimiyetine güvendiğimiz kişilere verdiğimiz isimdir.
Sayda Barlas için bir arka-taştı. Sırtını ona dayamıştı. Ona da, samimiyetine de güvenmişti. Ama Sayda bir hiç uğruna hainlik yapıp onu sırtından bıçaklamıştı.
Bir mağaraya getirilmiştik. Mağarada bir kafes vardı. Kafesin içine konulup kilitlenmiştik. Ancak hâlâ Göktürk topraklarındaydık.
Bu kadar Çinli askerin bu topraklara nasıl girebildiğini merak ediyorum doğrusu. Ötüken'e gelebilmeleri için nice Türk ilinden ve topraklarından geçmeleri gerekir. Ancak... Tabii ya Kitanlar. Komşumuz olan Kıran topraklarından girebilmeleri oldukça muhtemel.
Dizime başını koymuş Kül Tigin'i saçlarını okşaya okşaya uyutmuştum. Hâlâ sol elimle okşamaya devam ediyordum. Bilge de sağ tarafımdaydı. Sağ kolumla onu sarmıştım. Başı göğüs kafesimde, uyudu uyuyacaktı.
Barlas ise dizlerini kendisine çekmiş, öylece düşünüyordu. Oldukça sessizdi. Hâlâ bu sessizliğini koruyordu.
Biz, sessiz sessiz idare ederken mağaraya giren Sayda ile bu sessizlik bozuldu. Kafese yaklaştı. Barlas'ın gözleri şimdi ateş saçıyordu. Dişlerini de sıkıyordu sinirinden.
"Size son defa teklifte bulunmaya geldim. Barlas... Biz beraber büyüdük. Benim öz kardeşimden farksızsın. Sana asla zarar vermek istemiyorum. Asena... Senin de hiçbir suçun yok. Hatta bana bu gücü veren sensin."
Balalar uyuduğu için bağırmadım. Ancak kısık sesimle de olsa tepkimi gösterdim.
"Ne diyorsun sen?! Sana ne gücü vermişim ben?!"
"Tünelde bize her şeyi anlattığın gün sana sormuştum. Tarih bizim de adımızı yazıyor mu, demiştim. Ama verdiğin cevap beni tatmin etmedi. Neden diye düşündüm. Neden bizim adımız da yazmıyor? Sonra hep düşünmeye devam ettim. Neden değişmesin ki? Sen gelecekten geliyorsan eğer ve şu an geçmişteysen; geçmişi değiştirip geleceği de değiştirebilirim diye düşündüm. Kapgan'ı indireceğim, yerine geçeceğim. O büyük ve ismi yüzyıllar boyunca anılan Kağan ben olacağım!"
Sırıttım. Emin değildim ama onu belki vazgeçirebilirim diye eminmiş gibi konuştum.
"Yanılıyorsun Sayda. Ben sadece kitabın içinde, nedenini bilmediğim bir şekilde yaşıyorum. Kitap sadece yaşanılanları bir roman, bir hikâye havasıyla yazıyor. Gelecekten geldim. Ama kitap geleceği değiştirmiyor, sadece geçmişi sayfalara yazıyor o kadar. Ne yaparsan yap, gelecek değişmeyecek. Bu kitaptaki kötü bir karakter olmaktan öteye geçemeyecek son. Bir hiç uğruna kendini heba etme. Vazgeç. Kimseye bundan bahsetmeyiz ve eskisi gibi yaşamaya devam ederiz. "
Ben tam bir aptalım! Hiç kimseye anlatmamalıydım! Benim yüzümden... Benim yüzümden Sayda neler düşünmüştü? Onu böyle düşünmeye iten kişi gerçekten ben miydim?
Sözlerimden sonra bir an duraksadı. Gözleri, bulunduğumuz mağarada bir köşeye takılıp kaldı. Düşünüyordu. Yutkundu.
"Artık çok geç,Asena. Bunun geri dönüşü yok. Senin dinini bilmem, ama bizim töremizde ihanetin affı yoktur. Pişman olsam bile, hainin sonu ölümdür. Bana ölüm zaten göründü. Bu yüzden devam edeceğim. Gidebileceğim yere kadar gideceğim."
Gözlerimi yumdum. Başımı kafesin demirlerine yatırdım.
Ancak Barlas sakin kalamadı. Bir anda oturduğu yerden fırladı ve Sayda'nın olduğu yere atladı. Dizlerinin üzerindeydi. Elleriyle kafesin demirlerini sıkıyordu.
"Neden yaptın o zaman aptal! Gözlerindeki pişmanlığı görüyorum! Neden?! Hiçbir şeyi hesap edemedin mi?! Bu kadar aptal mıydın?! Ne diye gidip bu şerefsizlerle iş birliği yapıyorsun?!"
Barlas'ın gözlerinden bir damla yaş süzülüp yanaklarında yol aldı.
"Ölme... Sakın ölme aptal. Bizi bırak ve git buralardan. Ama ölme."
"Barlas-"
"Kapa çeneni! Sadece dediğimi yap!"
Bir anda sesini yükseltip bağıran Barlas, Bilge ve Kül Tigin'in uykusunun açılmasına neden oldu. Sıçrayarak doğruldular ve çevrelerine bakındılar.
Barlas yeniden sesini alçalttı. Sadece Sayda'nın duyabileceği bir şekilde devam etti.
"Aklındaki saçma düşüncelerden vazgeç. Bizi bırak. Şu askerlerden kurtulmamızı sağla. Sonra da kaybol."
Sayda da sinirlendi.
"Sana söyledim Barlas! Artık çok geç! Yolumdan dönmeyeceğim!"
"Alpler karşına çıkacak. Yarenlerine, beşikten cenke dek beraber büyüdüğün erlere zarar verebilecek misin? Cenkten cenke koştuk. Beşikten mezara kadar yolumuzun bir olacağına dair yemin ettik. Yapma kardeşim. Yazık etme kendine."
"Burada durmak hiçbir işe yaramıyor. Harekete geçme vakti. Askerler! Onları çıkarın! Diğer askerler çoktan Ötüken'deki yerlerine geçmiştir. Biz de gidelim. Bitirelim şu işi."
Askerlere baktığımız zaman hepsinin Türk kıyafetleri olan uzun kaftanları giydiğini ve tulgaları başlarına geçirdiğini gördük. Kılıçları ve bıçakları da yerleştiriyorlardı. Ötüken'e giren askerler derken, Türk kılığına girip içeri sızan askerleri kast ediyor olabilir. Bu kıyafetleri, Bilge ve Kül Tigin'i korumak için yola çıkan erlerimizden aldığına yemin edebilirdim. Hazırlıklı gelmişlerdi.
Kafesin yanına pek çok asker birden gelmeye başladı. Biz de ayağa kalktık. Balaları omuzlarından tuttum. Barlas yanıma geldi ve benim duyabileceğim bir şekilde hızla konuştu.
"Dışarı çıkarıldığımız zaman sorun çıkaracak ve rahat durmayacağım. İtiraz istemiyorum. Bilge ve Kül Tigin'e hiçbir zarar gelmemesi lâzım. Size açık bulduğum an, o açığı gördüğün gibi tiginlerimizi alıp buradan hızla uzaklaşacaksın. Kapgan Kağan'ımıza haber ulaştıracaksın."
Çaresizce gözlerinin içine baktım. Sesimi çıkaramadım. Gerçekten itiraz edemedim. En çok da bu oturdu içime.
Eğer Bilge ve Kül Tigin'e zarar gelirse, tarih oldukça zarar görür. Onlar olmadan, yazıtları olmadan Türk milletinin tarihi aydınlatılamaz. Gelecek değişecekse de değişmeyecekse de onları riske atamam.
Büyük bir ikilemde kaldım. Bilge ve Kül Tigin'i bunların eline bırakamazdım. Kapgan Kağan'ı indirebilmek için onları kullacaklardı. Sonra hepsini katledeceklerdi.
Ama aynı zamanda Barlas'ı da yalnız bırakamam. Tek başına bu kadar kişiyle mücadele eder etmesine de sağ çıkamaz ki.
Gözlerim doldu. Kalbim bir elle sıkılıyormuş gibi acımaya başladı. Burun direğim sızladı. Dudaklarım titriyordu ve ben ağlamamak için dudaklarımı birbirine bastırmıştım.
Çok zor tutuyordum kendimi. Boğazıma yerleşen koca düğümü canım yansa da güçlükle yutkunarak göndermeye çalıştım. Gitmedi tabii ki. Daha çok yanımı yaktı. Boğazıma kitlenip kaldı.
Hiçbir şey söyleyemedim. Bilge sağımda, Kül Tigin solumdaydı. Onları kollarımda sarıp kendime çekmişken, açıktaki ellerimi yumruk yaparak sıkabildiğim kadar sıktım. Ellerim buğumlanmış ve bembeyaz olmuştu.
Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır.
Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır.
Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır.
...
Aklımda sürekli dönüp duruyordu bu cümle. Ama söylemek kolay değildi. Uygulayabilmek hiç kolay değildi. Vatan için canını, ailelerini feda edenleri şimdi daha yakından anlayabiliyordum. Ne büyük kahramanlarmış onlar...
Barlas'ımı kaybetmek istemiyorum.
İstemiyorum.
Allah'ım ne olur yardım et.
Barlas'ımın yanında ol.
Barlas'a başımı sallayarak vatanım için onu onaylamak mecburiyetinde kaldım. Sonra başımı eğip yerden kaldırmadım. Kimsenin beni bu şekilde görmesini istemiyordum.
...
4K olduk.😍
O kadar mutluyum ki, sizlere yani kurgumuzu seven biricik okurlarıma bir haberim var.
Kurgumuz tamamen farklı. Ayrıca daha fantastik, daha mistik.😁 Bu sefer Göktürk Kağanlığı zamanından başlıyoruz.
Umarım yeni kurgumuzu da beğenirsiniz. 💙
Bölüm etkileşimi
