26. bölüm · Kaderin Kitabının Efsanesi
🐺26.Bölüm🐺
𐰉𐱁𐰞𐰖𐰆: 𐰶𐰃𐰺𐰴𐰕: 𐰴𐰍𐰣𐰍: 𐰉𐰞𐰉𐰞: 𐱅𐰃𐰚𐰓𐰢: 𐱅𐰇𐰼𐰰: 𐰉𐰆𐰑𐰣𐰍: 𐱃𐰃: 𐰚𐰇𐰾𐰃: 𐰖𐰸: 𐰉𐰆𐰞𐰢𐰕𐰆𐰤: 𐱅𐰃𐰘𐰤: 𐰴𐰭𐰢: 𐰴𐰍𐰣𐰍: 𐰇𐰏𐰢: 𐰴𐱃𐰆𐰣𐰍: 𐰚𐰇𐱅𐰼𐰢𐱁: 𐱅𐰭𐰼𐰃: 𐰃𐰠: 𐰋𐰃𐰼𐰏𐰢𐰀: 𐱅𐰭𐰼𐰃: 𐱅𐰇𐰼𐰰: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐱃𐰃: 𐰚𐰇𐰾𐰃: 𐰖𐰸: 𐰉𐰆𐰞𐰢𐰕𐰆𐰤: 𐱅𐰃𐰘𐰤: 𐰇𐰕𐰢𐰤: 𐰆𐰞: 𐱅𐰭𐰼𐰃:
~İlk önce Kırgız hakanını balbal diktim(öldürdüm). Açıktır ki Türk halkının adı sanı yok olmasın diye babam hakanı, annem sultanı yücelten tanrı, bizlere ülke bağışlayan tanrı, Türk halkının adı sanı yok olmasın diye şahsımı, işte o tanrı...~
🏹
"Biraz sabırlı ol Asena. Aklımda başka bir plan var. Çin'deki esir Türkleri kurtarmak benim en büyük hedeflerimden biri. Bu yüzden orduyu toparlıyor ve hazırlık yapıyorum. Böyle bir zamanda Kitan'ların üzerine yürüyüp orduyu yıpratamam."
Başımı kaldırıp tahtında oturan Kapgan Kağan'a baktım. Sorgulamadım. Çünkü arkadaşını orada bırakmayacağını çok iyi biliyordum. Aklımda başka bir plan dediyse, elbette vardır.
Sessiz kalıp bekledim.
Ayağa kalktı.
Karşıma geçti.
"Rütbeni daha çok yükseltiyorum Asena. Seni Göktürklerin Tarkat'ı ilan ediyorum. Bana çok benziyorsun. Bu görevi başarıyla yerine getirebileceğinden hiç şüphem yok."
Tarkat mı? Ben mi? Tarkan'ın çoğulu olan tarkat mı?!
Bilge Kağan, Kültigin Yazıtında kendisinin bizzat yaptığı seferlerden "taşıḳmak, sü sülemek" ve savaşlardan "süñüş, tegiş, uruş" diye bahsederken en yüksek rütbeli komutanlara "şadapıt begleri, şad", üst düzey komutanlara "tarḳat, buyruḳ begler", oymak başlarına "Otuz Tatar, Toḳuz Oġuz begleri", halka "bodun" diye sesleniyordu.
Göktürkçede yüksek rütbeli askeri-idari unvanlar arasında bulunan şadapıt, metinlerde sınırlı sayıda geçse de şad ve tarḳan (çoğulu tarḳat) sık karşılaşılan unvanlardır ve bunların Göktürk ordusunda önemli yüksek rütbeler olduğu açıktır.
Kapgan Kağan, Kağan olmadan önce Kutluk Kağan tarafından Şad ilan edilmişti.
Bu rütbe... Hakkıyla yerine getirebilir miyim,emin değilim.
"Aklımdaki plan ve görevinizi de açıklayayım hemen."
Dalmış olduğum düşüncelerden anında sıyrılarak Kapgan Kağan'a dikkat kesildim.
"Biz hiç savaşmadan Kitanlar ile Tang Hanedanlığını birbirine düşüreceğiz. Hem böylelikle benim de işime gelir ve iyice zayıflayıp güçten düşen Hanedanlığa saldırırım. Görevi sana veriyorum. Yanına fazlaca alp al ve kamufle olup Kitanlar'ın iline git. Kitan askerlerinin bulunduğu ortamlarda Tang Hanedanlığı ile ilgili yalanlar uydur. Kitanlar buna inanacak dereceye gelip Tang Hanedanlığına savaş başlatsınlar. Sen... Ne söylemen gerektiğini, ne yapman gerektiğini anlamışsındır. Onlar birbirlerini yerken Barlas'ı aramaya devam edersiniz."
"Buyruğun başım üzerine Kağan'ım."
"Bugün birliğini seç ve güzelce dinlen. Yarın yola koyulursunuz."
Onu başımla onayladım ve geri geri gitmeye başladım. Bir müddet sonra önüme döndüm. Kapıyı açtım. Dışarı çıkıp oyalanmadan birliğimi seçmek üzere alplerin yanına yol aldım.
🏹
"Seninle gelmek istiyorum. Uzatma işte. Beni de yanına al."
Aybars'ın ısrarlarına daha fazla dayanamadım. Kılıcımı keskinleştirmeye devam ederken;
"Tamam."dedim.
"Tamam,gel. Tomris'e de haber edersen sevinirim. Onun ve yanına alacağı özgürlük savaşçılarının desteğine de ihtiyacım var. Şu an en güvenilir kişiler onlar."
"Tamam. Bu arada... Ayda kafesli çadırda. Hükmü hâlâ verilmedi."
Elimdeki taşı kılıcıma sürtmeyi bıraktım. Gözlerimi çadırımdaki bir köşeye odakladım.
"Henüz hükmü verilmez. Sayda'ya karşı elimizde olan büyük bir koz çünkü. Onu sen mi yakaladın?"
"Hayır. Ayana yakalamış. Her şeyden şüphe duyuyor kendisi. Ayda'dan da ilk gördüğü andan beri şüphe duyuyor ve bunu bize söylemekten çekinmiyordu. Nitekim öyle de oldu. Ayana, Ayda'yı senin çadırından çıktığında görmüş. Bir şey saklar gibi bir hâli varmış. Sonraki gün sizin yanınıza gelmeden önce herkese gülüp, herkesle eğlenirken sizin yanınıza geldiğinde kendisini ağlatmış. Yüzünü perişan bir hâle sokmuş. Siz yola çıkar çıkmaz güldüğünü görünce Ayana tepesine çökmüş. Onu alıkoyarak kafesli çadıra götürmüş."
"Kafesin başına birkaç deneyimli alp daha konulsun Aybars. Dediğim gibi, Sayda'ya karşı elimizdeki en büyük koz o. Ayda'yı elimizden kaçırmamalıyız."
"Tamam,iletirim. O zaman ben gidiyorum. Sana... Hayırlı geceler."
Yüzüm buz gibiydi. Çok soğuktum. Ama elimden gelen bir şey yoktu. Ruhum çekilmiş gibiydim. Gülmek, eğlenmek Barlas yokken bana haram gibiydi.
Aybars bu hâlime üzülerek çadırımdaki küçük ahşap kapıyı açtı ve çıktı. Derin bir nefes alıp verdim. Elimdeki kılıcı yere bıraktım. Canım hiçbir şey yemek istemiyordu. Barlas ortadan kaybolduğundan beri de tek lokma bir şey yememiştim. Sadece su içiyordum boğazımdaki düğümleri belki indirir diye. Ancak inmek yerine daha da katlanıyordu.
Çadırımda nereye, hangi köşeye baksam Barlas ile olan bir anımız geliyordu gözlerimin önüne. Bu çadırın her bir köşesi onunla doluydu.
Son kilimi de dışarıda silkeleyip katladım ve güçlükle kaldırarak çadırıma girdim. Güzelce serdim. Ellerimi çırptım. Doğruldum. Belim kopmuştu. O kadar ağırladı ki...
Bu esnada çadırın kapısı açıldı ve içeri Barlas girdi. Yanıma doğru gülerek gelirken ben sadece onun ayaklarına odaklıydım. Deri çizmeleriyle beraber getirdiği çamur yeni yıkayıp silkelediğim kilimleri eski hâline geri getirmişti.
Barlas da baktığım yere baktı.
"Ne oldu Asena'm? Sorun ne?"
Ateş saçan gözlerimle Barlas'ın gözlerine baktım. Daha belimin ağrısı geçmemişti yahu. Ağrılarım bile bu kadar tazeyken kilimler gitti.
Gözümün önüne düşen kahkülümü sinirle üfleyerek geriye gönderdim.
"Bugün bugündür bu kilimleri çırpmak, yıkamak, kurutmak ve silkelemekle meşguldüm Barlas. Tertemiz ettim. Ama şimdi..."dedim ve işaret parmağımla kuruyan ve yol olan çamur birikintisini gösterdim.
"Durum bu. Şimdi söyle bana. Sana ne ceza vermeliyim?"
Barlas utanarak elini ensesine attı.
"Özür dilerim."
İç ısıtan gülümseyişini gönderdi. Onu böyle görünce gülmemek ve sinirli kalmak mümkün değildi. Ama yine de kendimi tuttum. İşaret parmağımı uyarıcı bir şekilde sallaya sallaya yeni kuralı dile getirdim.
"Asena Katun'un Çadır Kuralı 1: Çadıra çizme ile girmek ve çadır içinde çizmeli dolaşmak yok. Çadıra girildiği anda çizmeler kapı önünde çıkarılacak ve öyle girilecek. Kuralı çiğneyen kişi ise..."
Barlas'ın tam dibine girdikten sonra devam ettim.
"Kirlettiği kilimi yıkayacak."
"Ne?! Ben mi?! Kilim yıkamak mı?! Milletin ortasında mı?!"
İşte şimdi neşem iyice yerine geldi. Gülümsedim.
"Evet,sen. Senin için bir iyilik yapabilirim. Milletin ortasında yıkama. Selanga ırmağı civarında kimseler yoktur. Kirlenen kilimi topla ve oraya gidelim."
"Şimdi mi?"
"Evet şimdi."
"Ahhh,tamam. Yapacağım. Senin için bunu da yapacağım. Neyse ki kimseler görmeyecek."
O gün Selanga Irmağı'na gittik. Barlas asilzadeliğini belli eden uzun saçlarını topladı ve kirlettiği tek kilimi yıkamaya başladı. Bense kollarımı bağladım ve başında dikilerek ona talimatlar verdim.
"Daha düzgün yapar mısın? Bak çıkmıyor ama."
Oysa çıkmıştı. Zorlu bir leke değil, sadece çamurdu.
Ve asıl beklemediğimiz şey de gerçekleşti. Bizim alpler bir anda Selanga Irmağı'nda belirdi. Diğer alplere güzel havada eğitim yaptırmak için burayı tavsiye etmişler.
Bizim alpler de, eğittikleri alpler de Barlas'a gün boyu güldüler. Koray onunla sürekli uğraştı.
"Gülüp durmayın be. Eğitime devam etsenize siz!"
"Katunun işini er yapar mıymış hiç?"
"Neden yapmasın? Eşine yardımcı olmak töremizde yok mu? Sizi de göreceğiz. Sizi de... Günü gelecek begler."
Barlas sustu. Ama birkaç saniye sonra, ıslak kilimi toplayıp kaldırırken yeniden yakındı.
"Hem şunun ağırlığına baksanıza. Asena'm bunu nasıl tek başına kaldırsın? Er işidir bu er."
İrileşen gözlerimle devreye girdim.
"Nereden er işi oluyormuş? Bugün bugündür kaç tane kilimi ben kaldırıp indirdim Barlas beg. Ayrıca çadırdaki katunların hepsi her zaman bu işleri yapıyor."
Barlas kolunu omzuma attı ve beni kendisiyle beraber arkaya döndürdü. Kulağıma eğilip fısıldadı.
"Hiç bilmez miyim görklüm? Kızıp sinirlenme hemen. Şunların diline düşmemek için diyorum ben. Ne diyeceğimi şaşırdım. Ne desem ki? Ahhh... Ben nasıl kurtulacağım alplerin dilinden?!"
Gün boyu yakınıp durdu. Yattığında bile bunu düşünüp dururken ben ona güldüm. Sonra o da bana katılıp güldü. İyi bir ceza almıştı. Bir daha kesinlikle çadıra çizmeleri ile girmezdi.
Öyle de oldu. Bir daha çadırın içine çizmeleri ile girmedi.
Özledim Barlas... Seni çok ama çok özledim.
Lütfen dayan. Çok az kaldı. Kavuşacağız.
...
