13. bölüm / 43
Kaderin Kitabının Efsanesi🐺13.Bölüm🐺
Bölümler 43Şu an: 🐺13.Bölüm🐺
- 1 🐺1.Bölüm🐺1.431 kelime
- 2 🐺2.Bölüm🐺1.147 kelime
- 3 🐺3.Bölüm🐺1.755 kelime
- 4 🐺4.Bölüm🐺1.281 kelime
- 5 🐺5.Bölüm🐺1.755 kelime
- 6 🐺6.Bölüm🐺2.208 kelime
- 7 🐺7.Bölüm🐺1.264 kelime
- 8 🐺8.Bölüm🐺2.052 kelime
- 9 🐺9.Bölüm🐺1.683 kelime
- 10 🐺10.Bölüm🐺1.453 kelime
- 11 🐺11.Bölüm🐺1.449 kelime
- 12 🐺12.Bölüm🐺2.175 kelime
- 13 🐺13.Bölüm🐺1.418 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 🐺14.Bölüm🐺1.092 kelime
- 15 🐺15.Bölüm🐺1.851 kelime
- 16 🐺16.Bölüm🐺1.539 kelime
- 17 🐺17.Bölüm🐺1.136 kelime
- 18 🐺18.Bölüm🐺1.732 kelime
- 19 🐺19.Bölüm🐺1.807 kelime
- 20 🐺20.Bölüm🐺3.115 kelime
- 21 🐺21.Bölüm🐺2.200 kelime
- 22 🐺22.Bölüm🐺1.578 kelime
- 23 🐺23.Bölüm🐺1.087 kelime
- 24 🐺24.Bölüm🐺1.332 kelime
- 25 🐺25.Bölüm🐺1.419 kelime
- 26 🐺26.Bölüm🐺1.140 kelime
- 27 🐺27.Bölüm🐺1.633 kelime
- 28 🐺28.Bölüm🐺810 kelime
- 29 🐺29.Bölüm🐺800 kelime
- 30 🐺30.Bölüm🐺1.683 kelime
- 31 🐺31.Bölüm🐺1.547 kelime
- 32 🐺32.Bölüm🐺1.640 kelime
- 33 🐺33.Bölüm🐺1.902 kelime
- 34 🐺34.Bölüm🐺1.345 kelime
- 35 🐺35.Bölüm🐺2.037 kelime
- 36 🐺36.Bölüm🐺725 kelime
- 37 🐺37.Bölüm🐺676 kelime
- 38 🐺38.Bölüm🐺804 kelime
- 39 🐺39.Bölüm🐺2.284 kelime
- 40 🐺FİNAL🐺1.324 kelime
- 41 🐺Teşekkür🐺708 kelime
- 42 🐺İsimler ve Anlamları🐺513 kelime
- 43 🐺Duyuru🐺653 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
𐰖𐰆𐰺𐰖𐰆𐰺: 𐱅𐰃𐰘𐰤: 𐰚𐰇: 𐰾𐰓𐰯: 𐰉𐰞𐰶𐰑𐰴𐰃: 𐱃𐰍𐰶𐰢𐰾: 𐱃𐰍𐰑𐰴𐰃: 𐰃𐰤𐰢𐰾: 𐱅𐰃𐰼𐰠𐰯: 𐰘𐱅𐰢𐰾: 𐰼: 𐰉𐰆𐰞𐰢𐰾: 𐱅𐰭𐰼𐰃: 𐰰𐰇𐰲: 𐰋𐰃𐰼𐱅𐰰: 𐰇𐰲𐰤: 𐰴𐰭𐰢: 𐰴𐰍𐰣: 𐰾𐰇𐰾𐰃: 𐰋𐰇𐰼𐰃: 𐱅𐰏: 𐰼𐰢𐰾: 𐰖𐰍𐰃𐰾𐰃: 𐰸𐰆𐰪: 𐱅𐰏: 𐰼𐰢𐰾: 𐰃𐰠𐰏𐰼𐰇: 𐰸𐰆𐰺𐰍𐰺𐰆: 𐰾𐰇𐰠𐰯: 𐱅𐰃𐰼𐰢𐱁: 𐰴𐰆𐰉𐰺𐱃𐰢𐱁: 𐰴𐰢𐰍𐰃:
~Baş kaldırıyor diyerek haber işitip şehirdekiler dağa çıkmış. Dağdakiler (şehire) inmiş. Derlenip toplanıp 70 er (kişi) olmuşlar. Tengri (Tanrı) güç verdiği için babam Kağan'ın ordusu, askeri böri(kurt) gibi imiş. Düşmanı kony(koyun) gibi imiş. Doğuya,batıya ordu sevk edip (sefer yapıp) (adam) derleyip toplamış. Hepsi 700 er (kişi) olmuş.~
Fark ettiyseniz Orhon Türkçesinde de metaforlar değişmemiş. Düşman koyuna, kendimiz kurda benzetilmiş.
Kül Tigin yazıtlarından yazıyorum sırayla. Her bölüme 1 paragraf koyuyorum. Kül Tigin yazıtlarında Bilge Kağan da son paragraflarda babası Kutluk İlteriş Kağan'ın hikâyesini anlatıyor. Hatırlarsanız, önce 17 kişiyle isyan başlatıp, 700 kişi olunca devlet kuruyor Kutluk Kağan.☺️
🏹
Dün gece, daha doğrusu sabaha doğru Laçin'in burada olmasının verdiği güvenle yorgunluk içerisinde ağacın altında uyuyakalmıştım. Biraz dinlendim. Yaşanılan şeyleri aklımdan çıkarmaya çalışıp yapmaya çalışacağımız şeyleri düşünmeye başladım. Yine bahçedeydim.
Aybars, Esrigün ve tanıdığım tanımadığım nice masum insan... Hepinizin intikamını bunlardan alacağım.
Yumruklarımı sıkmış çimlerin üzerinde otururken bir anda arkamdaki duvardan önüme biri atladı. Hemen ayağa kalkıp ellerimi havaya kaldırdım. Dövüş pozisyonu aldım.
Önüme sıçrayan kişi pelerinliydi. Elleri yerdeydi. Ellerini yerden çekip o da ayağa kalktı. Ellerini çırparak bana doğru döndü. Sonra başındaki pelerinin şapkasını kaldırıp arkaya attı. Bu bir kızdı. Görünüşe göre savaşçı bir kız.
"Temkinli insanları severim. Ancak korkmana gerek yok. Sakin ol. İsmim Tomris. Beni Laçin gönderdi. Bir muhafız gelmeden önce seninle hemen konuşmam lâzım."
Ellerimi indirdim. Laçin, onun geleceğinden bahsetmişti.
"Dinliyorum."
Tomris beni şöyle bir süzdü.
"Savaşmayı biliyor musun? Hangi konularda uzmansın?"
"Uzman mıyım bilmiyorum. Ok atmakta ve kılıçsız yakın dövüşte daha iyiyim. Kılıç kullanmayı öğreneli çok olmadı. Ancak onu da kullanabilirim."
"Harika. Bir özgürlük savaşçımız daha oldu. Şimdi... Öncelikle kendi görevimden bahsedeyim. Beni Yuxin(yuşin) ismiyle sıradan bir hizmetçi olarak biliyorlar burada. Türk kızlar... Çoğu hizmetçi ya da cariye. Hepsiyle bir bir konuşup onları içten gaza getirdim. İçlerinde zaten bir kor vardı. Bense hürriyet aşkıyla onları yanıp tutuşturdum. Belirlediğimiz isyan gününde şimdilik tam 246 genç kız, 58 çocuk ve 12 görklü anamızla beraber; toplamda 316 kişiyi saraydan güvenle takviye edeceğim. Tabii bunu o gün bir tek ben yapmayacağım."
Sustu. Çevresine bakındı. Bana biraz daha yaklaştı.
"Laçin, Veliaht Prens Yifan'ın sağ kolu gibi. Ona çok güveniyor. Birçok savaşta da yanındaydı. Çin ordusu Laçin'i oldukça seviyor ve savaşlarda onu görmek Çin askerlerine cesaret veriyor. O gün Laçin saray dışındaki Çin askerlerini, nereden baksan en az 500 askeri acil haber ile çok farklı bir yere çekecek. Askerleri çektiği yerde devreye bir başka özgürlük savaşçımız olan Tolga girecek. Çin askerlerini kendisine bağlı Türk savaşçılarla beraber hâlledecek. Bu esnada Laçin kadar güvendikleri savaşçımız Kayra da içeride olacak. Saray içindeki askerleri yanıltarak saraydan takviye edeceğim hatunların ve çocukların yolunu açacak. Saray içindeki bahadırlarımızla beraber gerekirse içeride de savaşacağız. Saraydan çıktıktan sonra şehirden çıkabilmek ve surları geçebilmek için ise seneler boyunca kazdığımız gizli tüneli kullanacağız. Bu tünele kadar gidebilirsek, saklanabiliriz. Geriye kalan Çin askerleri bizi arasalar dahi hiçbir yerde bulamazlar. Bizde tünelde ilerleyerek özgür bir biçimde yer yüzüne çıkacağız."
Her şeyi hesab etmişlerdi. Hayran kalmıştım plana.
"Peki ya ben? Ben ne yapabilirim?"
"Sen... Yifan'a hizmet ediyorum. Ama onu ilk defa bu kadar sersem gördüm. Sanırım senden gerçekten hoşlanıyor. Bu zafiyetinden faydalanalım. Planımızı gerçekleştirene kadar, birkaç gün ona çok da soğuk davranma. Ama çok sıcak da davranma. Sen ayarını bilirsin. Zeki bir kıza benziyorsun. Planımızın devreye girdiği günü ayarlayacağız. O gün, Veliaht Prens Wu Yifan'ı sen öldüreceksin. Kayra saray içinde. Seni bulup alacaktır. Kayra ile beraber Kraliyet ailesinden kimi görürseniz hepsini kılıçtan geçireceksiniz. Tabii... Bunun da ayarını bilirsiniz. Çocuklar, bebekler, masumlar hariç."
Onu onayladım.
"Tamam,anladım."
"Şimdi gitmem gerekiyor. Her an bir muhafız gelebilir. Duvar dışında bizden bir asker nöbet tutuyordu. Onun nöbet tuttuğu taraftan tırmanarak geldim. Nöbet değişimine az kaldı. Biz seninle yine bir şekilde irtibat kurar ve belirlediğimiz günü söyler, planda değişiklik yaptıysak her şeyi detaylıca anlatırız. O güne kadar... Kendine iyi bak."
Siyah pelerininin şapkasını başına yeniden geçirdi. Arkasına dönüp hızla adımlarla ilerledi. Duvara tırmanmak için atlayacaktı ki, arkasına dönüp bana baktı.
"Bu arada, sormadım sanırım. İsmin neydi?"
"Asena."
"Asena... Memnun oldum. Tengri seni korusun."
Tebessüm ettim. O da bana aynı şekilde tebessüm etti. Duvarı uzmanca tırmanmaya başladı. Tırmandıktan sonra diğer tarafa sarkarak gözden kayboldu.
Ağzımdan sesli bir nefes vererek yeniden yere çöktüm. Bağdaş kurdum. Gökyüzüne baktım.
Nedense aklıma Kapgan düşüverdi. Beni nerede olursam olayım bulacağını söylemişti. O, sözünün eriydi. Yerine getireceğine inancım tamdı. Kapgan... Şu an ne yapıyorsun? Beni gerçekten bulabilmek için çabalıyor musun?
Bir dakika... Kalbim... Neden bu kadar düzensiz atmaya başladı. Ahh! Cevabını bildiğin soruları sorup durmasana Asena! Neden herkes cevabını bildiği soruyu itinayla sorardı ki?!
Ama olamaz... Olmamalı. Gönlümü dizginlemem lâzım.
Gözlerimi yumdum. Dizlerimi kendime çekerek başımı dizlerime yasladım.
Ancak bu esnada odanın içindeki kapıların açılma sesi geldi. Sadece başımı kaldırdım. Şeklimi bozmadım. Ellerimi kendime çektiğim dizlerime sarmıştım.
Sürgülü kapıyı açık bıraktığım için geleni görebiliyordum. Yanında Laçin ve birkaç askeriyle beraber Yifan geliyordu.
Gözlerimiz buluştu. Gülümseyerek bana doğru gelmeye başladı. Askerlerine de elini havaya kaldırarak işaret verdi.
"Burada bekleyin."
Askerler durdular. Laçin de öyle. Çaktırmamak için Laçin'in yüzüne dahi bakmadım. Yifan ilerledi ve yanıma geldi. Kendisi de çevresinde dönerek yanıma oturdu. Sağımdaydı.
"Ne yapıyorsun bakalım?"
Çok soğuk davranmamalıyım. Ancak yine de kendim olmaktan vazgeçmemeli ve onu terslemeliyim. Aksi takdirde şüphelenir.
"Sence ne yapıyor gibi görünüyorum? Bu dört duvar arasında en fazla ne yapabilirim ki?!"
"Hırçınlaşma yine,tamam."
"O zaman sinirlerimi bozma!"
Başımı sağıma çevirip ona baktım. Gözlerime bakıp gülümsedi. Bu sefer... Gerçekten farklı gülümsüyordu. Masum bir gülümseyişti.
Gözlerimi kaçırıp önüme döndüm. Hemen vicdan yapma Asena. Ne kadar masum olabilir ki? Aybars, Esrigün, acımadan kılıçtan geçirdiği masumlar... Ne olursa olsun intikamlarını alacağım!
O zaman şimdi... Biraz gönül fethetme zamanı. Allah'ım ne olur affet. Bunu yapmak zorundayım.
Bir anda ellerimi dizlerimden çektim ve yönümü tamamen Yifan'a çevirdim. Bağdaş kurdum. Hızlı davranınca kendisine zarar vereceğimi zannetmiş ve kendisini hafif geriye doğru yatırmıştı. Ancak bu pozisyonu aldığımı görünce düzeldi. Şaşırdı.
Ben de fazla beklemeden söze girdim.
"Ben böyle yaşamaya alışkın değilim. Zaten moralim bozuk. Burada iyice psikolojim bozulacak. Delireceğim. En azından bir gün dışarı çıksam. Gezsem,tozsam, bu topraklardaki güzellikleri görsem."
Anında;
"Olmaz."dedi. Tabii ki pes etmedim.
Sağ elimi havaya kaldırdım. Elimi onun sol elinin üzerine koydum.
"Sen de gel. Yanımda ol. Beraber gidelim, beraber gezelim. Yanımızda kaç tane asker olursa olsun. Ama yeter ki bu dört duvar arasından çıkalım. Lütfen..."
Bir elinin üzerindeki elime baktı bir de gözlerine bakan gözlerime. Yutkundu. En azından şu an hızla olumsuz bir cevapsız vermemişti. Düşünüyordu.
"Bilmiyorum."
Oyunculuk yeteneğimi sergileyerek gözlerimi doldurdum. Dolan gözlerimle bir müddet daha onun gözlerinin içine bakıp başımı da gözlerimi de ağır ağır yere indirdim. Elimi de oldukça yavaş bir şekilde elinin üzerinden çektim.
Sustum. Israr etmedim. O ise hâlâ sessizdi. Başımı kaldırıp yüzüne bakmadım oyunu devam ettirmek için. Ama düşündüğü belliydi.
Bir anda;
"Tamam."dedi.
Hızla başımı yerden kaldırdım. Çok hafif bir tebessümle gözlerinin içine baktım. O da bu esnada sözlerinin devamını getirdi.
"Tamam,kabul. Beraber olacağız. Seni burada gezdireceğim. Lâkin askerlerim yanında olacak ve yolculuk esnasında benimle aynı ata bineceksin. Ellerin bağlı olacak. Anlaşıldı mı?"
Yüzümdeki gülümsemeyi daha çok artırıp ona bakmaya devam ettim. Sesimi de heyecanlı tutmaya çalıştım.
"Tamam! Tamam, anladım! Teşekkür ederim. Çok teşekkür ederim Yifan!"
Ona ismiyle hitap edince daha bir mutlu oldu. Yüzüme ve gözlerime bakmayı kesmeyerek kendisi de gülümsedi.
"O hâlde yarın, hazır ol Asena. Sabahtan çıkalım yola."
"Tamam."
İşte bu! Gerçekten harika oldu. Buradan çıkmak için elbette ki sarayın içinden geçeceğiz. Sarayın içinde olduğumuz bir vakit, Yifan'ın dikkatini çekip onun aklını çeleceğim. Yeterince yaklaşınca da işini bitireceğim. Kayra ve diğerleri de muhtemelen orada olur. Çünkü Laçin bizi duydu.
Yifan ayağa kalkınca ben de ayağa kalktım. O üzerini silkelerken kısa bir an Laçin'e baktım. Başını hafifçe eğip kaldırdı ve anladığını belirtircesine işaret çekti. Gülümsüyordu. Gururla bakıyordu.
Yifan başını kaldırdı. Tüm dikkatimi ona verdim.
Henüz bana tam olarak güvenemiyormuş gibi bakıyordu. Tedirgin olduğunu hissedebiliyordum. Her an vazgeçebilecekmiş gibiydi. Ama olmamalıydı.
Bu yüzden düşündüğüm şeyden emin olamasam da dile getirmek zorunda kaldım. Yarın planı uygulamak için bize erkenden bir fırsat doğmuştu. Bu fırsatı kaçıramazdım.
"Şey... Yifan..."
Elimi enseme attım. Utanıyormuş gibi rol yaptım. Sözlerimin geri kalanını bir çırpıda, hızla söyledim.
"Aslında bu gece istersen yanımda uyuyabilirsin."
Ağzı şaşkınlıkla aralandı. Çok şaşkındı. Ama gözlerinin içi gülüyordu. Başarmıştım. Kendimi savunabilirdim.
"O-ol-olur. Gelirim."
Wu Yifan'ı kekelettim! Rol icabı başımı yere eğmiş gülümsüyorken ben de içten içe şaşırıyordum. Utanmıştı. Bir tek kelimeyle ne hâle getirdim çocuğu. Resmen eridi.
Utanarak hızla arkasına döndü ve büyük adımlar atarak yanımdan uzaklaştı. O ilerlerken Laçin bana baktı. Resmen gözlerimizle anlaştık. Her şeyi anladığından emindim. Akşam olmadan, biri yine benimle iletişim kurmalıydı.
Yarın... Büyük gündü.
Yarın... Özgürlük günüydü.
...
Bölüm etkileşimi
