6. bölüm / 6
İZMARİT SOKAĞIKIRLANGIÇ'A VEDA
Bölümler 6Şu an: KIRLANGIÇ'A VEDA
Zabıtanın peşimden koştuğu o gün, Eflatun Sokak'taki merdivenlerin altında saklanırken bir şeyi çok iyi anlamıştım.
Artık eskisi gibi olmayacaktı.
Çocukluğumun peşinden koştuğum o sokaklarda, kartondan arabamı oynayamayacaktım.
Parka gidip saatlerce zevk-i sefa süremeyecektim.
Çünkü artık hayat bana çocuk olduğumu unutturmaya başlamıştı.
Merdivenlerin altında saklanırken nefesimi tutmuş, ayak seslerinin uzaklaşmasını beklemiştim.
Sonra yavaşça çıktım.
Eve doğru yürümeye başladım.
Yorgundum.
Hem bedenim yorulmuştu hem de içim.
Akşam olmuştu.
Annem, benim okuldan döndüğümü sanıyordu.
Ben ise okuldan değil, hayatın başka bir yerinden dönüyordum.
Kırlangıç'a girdim.
Evin o uzun koridorundan geçtim.
Banyoya girdim.
Ellerimi, ayaklarımı yıkadım.
Sonra...
Bir ses duydum.
Öyle bir sesti ki sanki gök kubbe yarılmış, evin üzerine çökmüştü.
Bir anda her şey darmadağın oldu.
Koridora çıktım.
Annem yerdeydi.
Baygındı.
Bir an ne yapacağımı bilemedim.
Ellerim titriyordu.
Ayaklarım titriyordu.
Korkudan nefesim kesiliyordu.
Hemen yere eğildim.
— Abiii!
Abim Sedat'a bağırdım.
— Abiii koş!
Sedat geldi.
Ama onun da ne yapacağını bilemediği yüzünden belliydi.
Annemiz yerde cansız gibi yatıyordu.
Sedat bir kâğıt parçası yaktı.
Annemizi uyandırmak için kül kokusunu denedi.
Ama annem uyanmıyordu.
Telefon desen hak getire...
O zamanlar öyle herkesin elinde telefon yoktu.
Ben kendimi sokağa attım.
İzmarit Sokağı'na çıktım.
Koşuyordum.
Bağırıyordum.
— Koşun! Koşun! Annem gidiyor!
Öyle bir çığlık atıyordum ki komşular evlerinden çıktı.
Sokak bir anda insanlarla doldu.
Sonra ambulans geldi.
Annemizi ambulansla götürdüler.
Ben öylece bakıyordum.
O sırada ağzımdan tek bir cümle çıktı.
Belki de hayatım boyunca unutamayacağım cümlelerden biri...
“Ben babamı kaybettim... Nolur sen de bizi bırakma.”
Çünkü ben babamı kaybetmiştim.
Ve annemi de kaybetmekten korkuyordum.
O gün içimde bir şey daha kırıldı.
Artık çocukluğumun taşıyabileceğinden daha büyük korkuları vardı.
Annem artık çalışacak durumda değildi.
Hayatını sırtında taşıdığı o yıllar, bedenini çoktan tüketmişti.
O günlerde Tahir Dedem ve Mahmut Dayım yetişti.
Mahmut Dayım o dönem ikinci evliliğini yapmıştı ama evliliği bitme aşamasındaydı.
Dünya kadar borcu vardı.
Kendi hayatı da darmadağındı.
Ama buna rağmen ilk koşanlardan biriydi.
Bizi toparlayıp dedemin evine götürdü.
Yengem de yanımızdaydı.
Sonra annemin kurtulduğu haberini aldık.
O haberi aldığımızda içimize biraz olsun su serpildi.
Ama hayat yine yerinde durmuyordu.
Dedem Tahir, o dönem Ferhat Dayımlarla birlikte kalıyordu.
Aralarında anlaşmazlıklar yaşanıyordu.
Sonunda dedem bir karar verdi.
Bizim eve taşınacaktı.
Bu karara en çok sevinenlerden biri annemdi.
Çünkü artık yalnız değildi.
Tahir Dede yanımızdaydı.
Bir süre sonra Mahmut Dayım da başıboş kalmıştı.
Boşanma süreci bitmişti.
O da bizimle yaşamaya başladı.
Böylece evde yeniden bir düzen oluştu.
Benim de artık çalışmama gerek kalmamıştı.
Gerçi ben çalışmak istiyordum.
Çünkü artık para kazanmanın ne demek olduğunu öğrenmiştim.
Ailemin ihtiyaçlarını görmüştüm.
Ama Tahir Dede bütün otoriteyi eline aldı.
Çalışmak bir yana...
Sokakta oyun oynamamıza bile izin vermiyordu.
Çocukluğumun küçücük kalan kısmı da böylece elimden alınmıştı.
Ferhat Dayım ise dedemin yokluğuna dayanamadı.
İzmarit Sokağı'ndan bir ev tuttu.
Bu benim için bir nebze olsun nefes almak demekti.
Çünkü Mert yakındaydı.
Mert'in yanına gidip gelmeye başladım.
O da bize geliyordu.
Bir süre böyle devam etti.
Çocukluğumun eski parçalarından biri yeniden yanıma gelmişti.
Ama yine de hayatımda bir şeyler eksikti.
Bir türlü tamamlanmıyordu.
Çünkü Tahir Dedemin durup dinlenmeyen bir planı vardı.
Yeni ev.
Yeni düzen.
Yeni hayat...
Bana sık sık şöyle derdi:
“Evlat, evin olsun. İstersen her gün kuru ekmek ye.”
O zamanlar bu sözün ne kadar büyük bir anlam taşıdığını bilmiyordum.
Yıllar sonra çok iyi anlayacaktım.
Çünkü dedemin bu inadı, bizi Kırlangıç'tan koparacaktı.
Artık veda zamanı gelmişti.
Tahir Dede, Gölgeli Mahallesi'nde beş odalı bir ev bulmuştu.
Hepimizin oraya taşınacağını söyledi.
Ev bize aitti.
Kirası yoktu.
Üstelik evin mobilyaları da yeniydi.
Dışarıdan bakıldığında her şey güzeldi.
Ama Gölgeli Mahallesi, yaşadığım şehrin en zengin muhitlerinden biriydi.
Ve ben o mahalleye gittiğimde henüz bilmiyordum...
Bana çok şey kaybettirecekti.
Çünkü artık Kırlangıç yoktu.
Güzel evim yoktu.
Çocukluğumun geçtiği mahalle yoktu.
İzmarit Sokağı yoktu.
Okulum bile artık olmayacaktı.
Zengin mahallesindeki başka bir okulda okuyacaktık.
Her şey değişiyordu.
Ev değişiyordu.
Mahalle değişiyordu.
Okul değişiyordu.
İnsanlar değişiyordu.
Ve ben büyüyordum.
Büyürken şunu öğrendim:
Bazen veda etmek gerekir.
Her veda bir ayrılık değildir.
Bazen bedenin bir yerden ayrılır...
Ama ruhun orada kalır.
Benim ruhum da İzmarit Sokağı'nda kaldı.
Kırlangıç'ın içinde kaldı.
Uzun koridorlarında...
Çocukluğumun seslerinde...
Kartondan arabamın hayallerinde...
Mert'le oynadığım günlerde...
Parka gidip hiçbir şey düşünmeden geçirdiğim o saatlerde...
Hepsinde kaldı.
Bugün geriye dönüp baktığımda Kırlangıç'a kızamıyorum.
Çünkü bana sadece yoksulluğu değil...
Bir aileyi de öğretti.
Bir evin sıcaklığını...
Bir sokağın güvenini...
Çocukluğun ne kadar kıymetli olduğunu...
Ve insanın büyüdüğünde en çok neyi özleyeceğini öğretti.
Bu yüzden sana teşekkür ederim İzmarit Sokağı.
Bana huzurlu uykular verdiğin için...
Güzel anılar bıraktığın için...
Çocukluğuma ev sahipliği yaptığın için...
Teşekkür ederim.
Teşekkür ederim Kırlangıç.
Çünkü ben senden taşınmış olabilirim...
Ama sen benden hiç taşınmadın.
Ve belki de bazı evler insanın hayatından çıkmaz.
İnsan o evden çıktıktan sonra bile, o evin içinde yaşamaya devam eder.
Benim Kırlangıç'ım da öyle kaldı.
İzmarit Sokağı'da.
Benim çocukluğumla birlikte...
Elveda Kırlangıç.
Bölüm etkileşimi
