4. bölüm / 17
İsfad one shotSığınak •SIR
Bölümler 17Şu an: Sığınak •SIR
- 1 Kahkaha •SIR412 kelime
- 2 Korku •SIR772 kelime
- 3 Ruhumuz yasta •SIR988 kelime
- 4 Sığınak •SIR1.055 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 Acıtır gibi severek •SIR1.358 kelime
- 6 Sensiz olmaz •SIR1.976 kelime
- 7 Restoran •Rastlantı736 kelime
- 8 Düğün•Rastlantı1.123 kelime
- 9 Şenlik•Rastlantı2.503 kelime
- 10 Sinir Oluyorum•Rastlantı2.071 kelime
- 11 Bu gece hiç bitmesin•Rastlantı2.993 kelime
- 12 Aynı taraf•Rastlantı2.596 kelime
- 13 Birbirimize emanet•Rastlantı2.912 kelime
- 14 Sınır•Rastlantı2.457 kelime
- 15 Aynı yön•Rastlantı1.635 kelime
- 16 Seni seçtim•Rastlantı1.234 kelime
- 17 Sevgilim•Rastlantı1.295 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İyi okumalar🌊
Dar yolda tekerleklerin çıkardığı gürültü, Fadime’nin içindeki sessiz çığlığı bastırmaya yetmiyordu. Yanındaki şoför, dikiz aynasından arkadaki aracın delice gelişini izlerken tedirgindi ama Fadime "Durma," demişti bir kere.
Ancak İso ölümü göze almıştı; arabayı öyle bir hamleyle köprünün girişine kırdı ki, şoför mecburen asıldı frene.
Dışarıdaki rüzgarın uğultusu, taş köprünün altından akan hırçın derenin sesine karışıyordu. İso arabadan fırladığında, ciğerlerine çektiği o keskin Karadeniz havası bile içindeki yangını söndürmeye yetmedi. Fadime, önündeki aracın durmasıyla birlikte şoföre "Bekle," dedi; sesi bir emirden çok, bir veda gibiydi.
İndi arabadan. Ayakları altındaki o asırlık taşlar bile sarsılıyor gibiydi. İso ile aralarında sadece birkaç adım vardı ama o mesafe, Karadeniz’in en derin çukurundan daha karanlıktı şimdi.
"Niye kestin yolumu?" dedi Fadime. Gözlerindeki hayal kırıklığı, az önce bindiği arabanın camındaki yağmur damlaları kadar berrak ve acıydı. "Yetmedi mi İso? Beni o evde, yalanların içinde bıraktığın yetmedi mi?"
İso’nun elleri titriyordu. Ceketinin cebinden altın halkayı çıkardı. Evden çıkarken, o kağıdın üzerinden adeta canı pahasına söküp aldığı alyansı... Parmaklarının ucunda tuttu onu, sanki dünyanın en ağır yükünü taşıyormuş gibi.
"Bunu..." dedi İso, sesi boğazında düğümlenerek. "Bunu orada bırakıp gitmişsin. Bir kağıt parçasına, bir de bu metale sığdırmışsın bizi. Biz seninle yalandan da olsa bir yola çıkmadık mı Fadime? Bu halkayı parmağına takarken 'Birbirimize sığınacağız' demedik mi?"
Fadime acı bir kahkaha savurdu, ama bu gülüşten çok bir hıçkırığa benziyordu. Parmağındaki boşluğa, taze beyaz izi göstererek baktı İso’ya.
"Sığınmak mı? Ben sana sığındım İso, ama sen bana koca bir duvar ördün! O alyansı takarken bana dürüstlük borcun vardı. Biz aşık olup evlenmedik ki birbirimizi hatalarımızla sevelim. Biz mecburiyetten, bir söz uğruna birleştirdik hayatımızı. O sözün içinde yalanın yeri var mıydı?"
İso bir adım yaklaştı, yüzüğü aralarındaki soğuk havaya doğru uzattı. "Fadime, Eleni meselesi... Sadece bir sır değildi. Seni korumak içindi, bu toprakların kan davası bitmez, olaylar büyümesin diyeydi."
"Beni korumak için değil, beni hiçe saymak için sustun!" diye bağırdı Fadime. Sesi derenin uğultusunu bastırdı o an. "Ben senin karındım İso. Yalandan da olsa, zoraki de olsa. Sen o kızı benden gizleyerek beni o evde bir yabancı, bir sığıntı gibi bıraktın. Şimdi gelmiş bu metali mi gösteriyorsun bana?"
İso, yüzüğü sıktı; avucunun içine batan sertlik canını yakıyordu ama kalbindeki sızıdan daha hafif kalıyordu.
"Bu yüzük artık sadece bir metal parçası mı senin için?"
"O yüzük, senin bana verdiğin sözün cesedidir İso," dedi Fadime, sesi artık buz gibiydi.
"Ben o parmağımdaki izi silerim, ama kalbimdeki bu ihaneti nasıl sileceğim? Sen benim tek sığınağımdın, o limanı da kendi ellerinle ateşe verdin."
Fadime arkasını döndü, arabaya doğru ilk adımını attı. İso arkasından öylece bakakaldı.
Avucundaki alyans, sabahın soluk ışığında son kez parladı. Fadime arabaya binip kapıyı 'tok' sesle kapattığında, İso’nun dünyası taş köprünün üzerinde paramparça oldu.
Şoför gaza bastığında, geride sadece egzoz dumanı ve köprüye çökmüş, elindeki anlamsız metalle baş başa kalmış bir adam kaldı.
İso’nun boğazında düğümlenen iki kelime, şimdi zehirli bir ok gibi ciğerine batıyordu. "Seni seviyorum" diyememişti.
Bir kez olsun, o hırçın Karadeniz inadını kırıp da Fadime’nin gözlerinin içine bakarak kalbini avucuna bırakamamıştı. Hep bir engel çıkmıştı; bazen bir kavga, bazen bir inat, en çok da kahrolası "Furtuna" gururu...
Şimdi ise kelimeler, Fadime’yi götüren arabanın egzoz dumanına karışıp sislerin içinde kayboluyordu.
Kavuşmaya ramak kala, daha birbirlerinin kalbine dokunamadan, büyük bir uçurumun iki ayrı yakasına savrulmuşlardı.
İso, avucundaki alyansı parmaklarının arasında ezercesine sıktı. Altın halka, avuç içini kesiyordu ama İso’nun canı başka yerden yanıyordu.
"Diyemedim..." diye inledi, dizlerinin üzerine çökerken. "Seni sevdiğimi bir kere olsun söyleyemedim ya, yansın bu dünya!"
Köprünün taşları buz gibiydi ama İso’nun içindeki yangın taşları bile eritecek güçteydi. Fadime gitmişti. Arkasında sadece parmağındaki o boşluk izini ve İso’nun kursağında kalan yarım yamalak sevdayı bırakmıştı. Oysa ne hayaller kurmuştu İso; bir gün her şey durulunca, düşmanlığın gölgesi üzerlerinden çekilince, Fadime’nin elini tutup "Sen benim nefesimsin" diyecekti.
Şimdi nefesi kesilmişti.
Gözlerini kapattı. Fadime’nin gidişini değil, o evdeki ilk sabahlarını düşündü. Birbirlerine yabancı, birbirlerine uzak ama aslında ruhları birbirine muhtaç hallerini... Daha "biz" diyemeden "el" olmuşlardı. Sevdasını itiraf edemediği kadının ardından, elinde bir yalanın son şahidi olan yüzükle kalakalmıştı.
"Fadime..." dedi usulca. Bu kez sesi hırçın değil, bir çocuğun çaresizliği kadar kırılgandı. "Ben seni canımdan çok... Ben seni..."
Cümlesini tamamlayamadı. Rüzgar, söyleyemediği o itirafı aldı, taş köprünün altından akan bulanık suya fırlattı. Karadeniz, kavuşamayanların dert ortağıdır derlerdi de inanmazdı. Şimdi köprüde, hem sevdasını hem de onurunu kaybetmiş bir adam olarak, karanlığın onu tamamen yutmasını bekledi.
Sevmek yetmiyordu bazen; geç kalmak, bir ömür boyu o yükü taşımaya mahkûm kalmak demekti.
İso, bakışlarını tekrar simsiyah asfalta gömdü.
Gitmişti Fadime. Ne abisine gitmişti ne de bildiği bir tanıdığa.
Kimsesiz bir karanlığın içine, tek başına çekip gitmişti. Karadeniz’in bu hırçın gecesinde, Fadime şimdi hangi yabancı tavanın altında, hangi soğuk yastığa baş koymuştu? İso’nun kalbi, onun nerede olduğunu bilmemenin verdiği o tarifsiz korkuyla sıkıştı.
"Bensiz uyuyamazdı ki o..." diye fısıldadı İso, sesi rüzgarın arasında ufalandı.
Gözünün önüne, evin içinde geçirdikleri sessiz ama gergin geceler geldi. Severek evlenmemişlerdi, bir mecburiyetin iki ucuna bağlanmışlardı belki ama aynı çatının altında birbirlerinin nefesine alışmışlardı. İso, Fadime’nin geceleri en ufak bir seste nasıl irkildiğini, odada onun varlığını bilmeden huzur bulamadığını çok iyi biliyordu. Aralarında büyük aşk itirafları yoktu ama birbirlerinin sessizliğine muhtaç kalmışlardı.
"Uyumuyordur şimdi..." dedi acıyla. "Gözlerini tavana dikmiş, hiç sevmediği karanlıkla hesaplaşıyordur. Odada sesim yok, kapı eşiğinde gölgem yok... Uyuyamaz ki benim Fadime'm."
İso, parmaklarının ucunda tuttuğu alyansa bakarken, Fadime’nin o her zamanki dik başlı, kimseye eyvallahı olmayan halini hatırladı. Dili bazen bir bıçak gibi keskindi ama keskinliğin ardında hep bir korunma ihtiyacı saklıydı. Şimdi o koruma kalkanı kırılmıştı. Fadime’nin en büyük yarası artık karanlık değil, o evin içinde İso’ya duyduğu isimsiz güvendi.
"Korkar o..." diye mırıldandı. "Sert durur, boyun eğmez ama ruhu incedir onun. Şimdi hangi yabancı duvarlar arasında uykusuz kalıyor, ben niye yanında değilim?"
Ayağa kalktı, sendeledi. Köprünün korkuluğuna son kez tutundu. Fadime’nin gidişi sadece bir ayrılık değildi; İso’nun o farkında olmadan alıştığı huzurun sonuydu. Alyansı cebine koymadı, avucunda sımsıkı tuttu. Eğer Fadime bu gece uykusuzsa, İso’ya da bir daha uyku haramdı.
"Uyuma Fadime," dedi karanlığa doğru, gözyaşları yanaklarından süzülürken. "Uyuma ki, bu yalanın hesabı mahşere kalmasın. Ben seni bulmadan, o uykuları bize geri vermeden bu fırtına dinmeyecek."
Gaza bastığında, zihninde sadece o cümle dönüp duruyordu: Bensiz uyuyamaz. Sevda itiraf edilmemişti belki ama İso o gece taş köprünün üzerinde anlamıştı; Fadime onun sadece karısı değil, her gece huzurla uyuyabilmesinin tek sebebiydi.
Merhabalarr uzun bir aradan sonra çok içime sinen bir bölümle geldim, bölüm hakkında fikirlerinizi belirtip beğenirseniz çok mutlu olurum🤍🌊
Bölüm etkileşimi
