İsfad one shot kitap kapağı

11. bölüm / 17

İsfad one shot

Bu gece hiç bitmesin•Rastlantı

Vaveyla Yazarı: N Y

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: Bu gece hiç bitmesin•Rastlantı

Hikayenin kırılma noktası olan çoook güzel bir bölümle geldim, yazarken ben bile duygulandım 🫠
Bölüm hakkındaki yorumlarınızı ve lütfen beğenilerinizi bekliyorumm🫶🏻

İyi okumalarr🌊🤍

…

Fadime, çaresizce İso’nun arabasının arka koltuğuna geçti. Arabanın içi genişti ama iki düşman için dünya üzerindeki en dar alana dönüşmüştü bir anda. İso da hemen arkasından gelip yanına oturdu. Bagajdan çıkardığı zor durumlar için koyduğu battaniyeyi ikisinin ortasına bıraktı.
Arabanın içi sessizdi. Fadime battaniyeyi örtmek yerine İso’ya doğru fırlattı. "Al, senin olsun. Muhtaç kalmadım ya sana," diye mırıldandı.
İso oralı olmadı, battaniyenin ucunu dizlerine örterek arkasına yaslandı. Tam o sırada gökyüzü büyük bir gürültüyle yarıldı. Muazzam bir şimşek çaktı, peşinden gelen gök gürültüsü arabayı resmen sarstı.
Fadime, çocukluğundan beri şimşekten deli gibi korkan biriydi. O anki can havliyle ne düşmanlık kaldı aklında ne de gurur. Bir refleksle yanındaki İso’nun koluna yapıştı, gözlerini sımsıkı kapattı.
İso, kolunda hissettiği ani baskıyla irkildi. Başını çevirip gözlerini sımsıkı kapatmış, titreyen Fadime’ye baktı. Dudaklarının kenarında o sinir bozucu, alaycı gülümseme hemen yerini aldı.
"Hayırdır Fadime Koçari ?" dedi İso, sesindeki dalga geçen tonu gizlemeyerek. "Dağ gibi Koçari, bir parça ışıktan mı korkuyor yoksa? Meydanda “Furtunacuk” diye diye geziyordun , asıl fırtınayı görünce kedi gibi sığındın koluma."
Fadime, gök gürültüsünün yankısı geçince ne yaptığını fark edip hızla elini çekti. Yanakları sinirden ve utançtan kızarmıştı. "Ne alakası var ula? Bir anlık boşluğuma geldi sadece. Hem ben hiçbir şeyden korkmam !
"Tabii, tabii, öyledir," diyerek gülmeye devam etti İso.
Gece yarısını çoktan geçmişti. Yağmur arabanın tavanını dövüyor, şimşekler dışarıyı aydınlatmaya devam ediyordu. Fadime, İso’nun alaycı tavrına o kadar bilenmişti ki, içindeki korkuya rağmen dişlerini sıktı.
Çok geçmeden, az öncekinden çok daha güçlü, kulakları sağır eden bir şimşek daha çaktı. Gece bir anlığına gündüz gibi bembeyaz oldu. Fadime’nin içi titredi, kalbi ağzına geldi. Yine o güvenli kola tutunmak istedi ama İso’nun o "kedi gibi sığındın" lafı zihninde tekrar tekrar yankılandı.
İnadından ölse o kolu bir daha tutmazdı.
Ellerini sımsıkı birbirine kenetledi, gözlerini kapattı ve oturduğu köşede iyice büzüldü.
İso’ya tek bir açık bile vermeyecekti.

İso, yan gözle Fadime’yi izliyordu. Onun sırf gururundan dolayı kolunu tutmadığını, korkudan nefesini bile düzgün alamadığını fark etti. Yüzündeki o alaycı ifade yavaşça kayboldu. Aralarındaki o koca düşmanlık duvarına rağmen, Fadime’nin bu çaresizce büzülmüş hali içindeki bir şeyleri dürttü.
Hiç konuşmadı. Büyük, sert elini uzattı ve Fadime’yi omuzlarından kavrayarak sertçe ama incitmeden kendisine doğru çekti.
Fadime ne olduğunu anlayamadan, kendini İso’nun göğsünde buldu.
Hızla kaldırıp şaşkınlıkla onun yüzüne baktı.
"Ne yapıyorsun İso? Bırak beni!" diye çıkıştı, ama sesi korkudan pürüzlü çıkmıştı.
İso, gözlerini dışarıdaki karanlığa dikti, Fadime’yi zorlamadan ama gitmesine de izin vermeyerek kolunu omzunda tuttu. Sesi bu kez dalga geçmekten çok uzaktı; hırçın Karadeniz fırtınasının ortasında sığınılacak bir liman gibi ılık ve sakindi.
"Tamam, geçecek... İnat etme şimdi," dedi İso, sesini iyice alçaltarak. "Dağ başındayız resmen, hava kötü. Korkmuyorum diye inat etme. Şimdilik bırak aradaki davayı, düşmanlığı.Sadece fırtınanın geçmesini bekle. Ben buradayım."
Fadime önce kurtulmak için hafifçe hamle yaptı ama o sırada bir şimşek daha çakıp gökyüzünü yırtınca, ister istemez İso'nun bu yumuşak ve korumacı hamlesine teslim oldu. Başını hafifçe eğip İso’nun o sarsılmaz omuzuna sığındığında, arabanın içindeki ağır hava bir anda yön değiştirdi. Dışarıda dünyayı yıkan şimşekler artık sadece birer karaltıdan ibaretti. İso'nun göğsünün düzenli iniş kalkışı, Fadime’nin hemen kulağının dibinde yankılanıyordu.
Birkaç dakika sonra Fadime, neye teslim olduğunu fark edip hızla doğruldu. İso’nun kolu omuzundan yavaşça kayarken, aralarındaki boşluğa anında bahar gecesinin serinliği sızdı. Fadime gözlerini İso’nun karanlıkta parlayan gözlerine dikti.
"İso..." dedi sesi titreyerek. "Biz ne yapıyoruz ula? Biz seninle kimiz, aramızdaki mevzu ne, unuttun mu? Yarın sabah bu arabadan indiğimizde yine birbirimizin yüzüne bakamayacağız. Şimdi niye böyle davranıyorsun?
İso, Fadime’nin yüzüne baktı.
Arabanın içi bir anda fazla sessizleşmişti. Dışarıda yağmur hâlâ yağıyordu ama eskisi kadar sert değildi. Şimşekler de uzaklaşmış gibiydi. Az önceki fırtına yerini ağır bir sessizliğe bırakmıştı.
Ama İso’nun içinde sessizlik yoktu.
Fadime’nin söylediği şey kafasının içinde dönüp duruyordu.
"Biz ne yapıyoruz?"
Haklıydı.
Hem de fazlasıyla.
Yarın sabah bu arabadan indiklerinde yine eski hallerine mi döneceklerdi? Meydanda birbirlerine ters ters bakan, kalabalığın içinde laf sokan, ailelerinin düşmanlığını omuzlarında taşıyan iki insan mı olacaklardı?
İso çenesini sıktı.
Çünkü ilk defa cevabı bilmiyordu.
Bakışlarını yavaşça Fadime’ye çevirdi. Fadime de ona bakıyordu. Gözleri karanlıkta bile parlıyordu ama az önceki korkunun izi hâlâ yüzündeydi.
Bir süre öylece birbirlerine baktılar.
İnat etmeden.
Kavga etmeden.
Sanki ilk kez birbirlerini gerçekten görüyorlardı.
Fadime yavaşça gözlerini kaçırdı.
Kalbi tuhaf atıyordu. Bundan nefret ediyordu. Çünkü İso’ya kızması gerekiyordu. Sinir olması gerekiyordu. Her zamanki gibi ters bir şey söylemesi gerekiyordu.
Ama olmuyordu.
Çünkü İso hâlâ omzunun arkasındaydı. Hâlâ eli omzuna yakın duruyordu. Ve garip şekilde… Fadime kendini güvende hissediyordu.
Bu düşünce yüzünden kendine sinirlendi.
Başını kaldırıp kaşlarını çattı.
“Öyle bakıp durma.”
İso hafifçe kaşını kaldırdı.
“Nasıl bakıyorum?”
Fadime bir an durdu.
Çünkü cevabı yoktu.
Nasıl baktığını bilmiyordu ama normal bakmadığını biliyordu.
“Sinir bozucu bakıyorsun işte.”
İso’nun dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Az önce korkudan yüzüme bakamıyordun.”
Fadime’nin gözleri büyüdü.
“Ben korkmadım dedim!”
“Tabii.”
“İso!”
İso bu kez gerçekten güldü.
Fadime sinirle ona vurmak için elini kaldırdı ama tam o sırada araba yine hafifçe sallandı. Uzakta gök gürledi.
Bu kez Fadime’nin eli havada kaldı.
Bir saniye geçti.
İki saniye geçti.
Sonra hiçbir şey olmamış gibi yavaşça elini geri çekti.
İso bunu gördü.
Ve yüzündeki gülümseme biraz değişti.
Bu sefer alaycı değildi.
Daha yumuşaktı.
“Gel buraya.” dedi sessizce.
Fadime ona baktı.
Ve ilk defa,
İnat etmek istemedi.
Normalde olsa anında terslenirdi. "Emir mi veriyorsun?" derdi. Ya da gözlerini devirip başka tarafa dönerdi.
Ama yapmadı.
Çünkü az önceki şimşek yüzünden mi, gece yüzünden mi yoksa İso’nun o alışık olmadığı sakin hali yüzünden mi bilmiyordu… içindeki bütün inat bir anlığına yorulmuştu sanki.
Yavaşça biraz yana kaydı.
Sadece biraz.
Ama İso bunu fark etti.
Fadime battaniyeyi omuzlarına biraz daha çekti. Başını kaldırmadan konuştu.
“Sakın yaklaştım diye şımarma.” diye mırıldandı.
İso kaşını kaldırdı.
“Ne yaptım?”
“Bir şey yapmadın.”
“E o zaman?”
Fadime cevap vermedi.
Çünkü cevabı kendisi de bilmiyordu.
İso’nun yanında otururken garip bir şey oluyordu. İçindeki o sürekli hazır bekleyen kavga hali gidiyordu. Ve Fadime buna alışık değildi.
Aralarındaki sessizlik bu sefer ağır değildi.Arabanın camında kalan damlalar yavaş yavaş aşağı süzülüyordu.
İso başını arkaya yasladı.
Bir süre sonra göz ucuyla
Fadime’ye baktı.
Fadime’nin kaşları hafif çatılmıştı. Ama sinirli olduğundan değil.
Düşünüyordu.
Çok düşünüyordu.
İso birkaç saniye yüzünü izledi.
Sonra istemeden hafifçe gülümsedi.
Çünkü ilk defa Fadime susmuştu.
Ve bu kız sustuğunda yüzünden her şey okunuyordu.
Tam o sırada Fadime döndü.
Yakalandı.
“Niye bakıyorsun yine?”
İso hiç bozuntuya vermedi.
“Bakmıyorum.”
İso dediğinin aksine birkaç saniye Fadime’nin yüzüne baktı.
Sonra hafifçe eğildi.
“Bir şey soracağım.”
Fadime şüpheyle gözlerini kıstı.
“Ne?”
İso birkaç saniye sustu.
Bu sefer yüzünde alay yoktu.
“Şu gece...” dedi yavaşça.
“Bitmesin istedin mi hiç?”
İso’nun sorusu arabanın içinde öylece kaldı.
"Şu gece... bitmesin istedin mi hiç?"
Fadime birkaç saniye konuşamadı.
Kalbi bir anda hızlanmıştı ama asıl sinir bozucu olan şey bu değildi.
Asıl sinir bozucu olan, cevabı biliyor olmasıydı.
Ve o cevabı söylemeyecekti.
Asla söylemeyecekti.
Başını yavaşça çevirip cama baktı. Dışarıdaki yağmur artık ince ince yağıyordu. Bir saat önceki fırtınadan eser kalmamıştı.
Sonra dudaklarını birbirine bastırdı.
“Yok.” dedi kısa kısa. “Niye isteyeyim?”
İso ona bakmaya devam etti.
Fadime bunu görmeden de hissediyordu.
“Yalan.”
Fadime hemen döndü.
“Hayır!”
“Fadime…”
“Hayır dedim işte!”
İso bu sefer gülmedi.
Sadece birkaç saniye yüzüne baktı.
Sonra yavaşça başını koltuğa yasladı.
“Tamam.” dedi.
Bu kadar.
Bu kadar kolay vazgeçmesi Fadime’nin hoşuna gitmedi.
Ve o an bunu fark edince kendi kendine sinirlendi.
"Ne demek hoşuma gitmedi?"
Az önce susup üstüne gelmesini istememişti.
Şimdi de susmasına mı sinir oluyordu?
Bu çocuk aklını karıştırıyordu.
Bayağı karıştırıyordu.
Sessizlik tekrar aralarına girdi.
Ama bu sefer Fadime’nin kafasının içi sessiz değildi.
İso’nun sorusu dönüp duruyordu.
"Bitmesin istedin mi hiç?"
İstemiş miydi?
Bu geceyi mi?
Yağmuru mu?
Kavgalarını mı?
Yoksa...
Gözleri yavaşça İso’ya kaydı.
İso başını geriye yaslamıştı. Gözleri kapalıydı.
Fadime birkaç saniye onu izledi.
Sonra çok kısık bir sesle, kendisi bile söylediğine inanamayarak mırıldandı:
“Biraz…”
“İstedim.”
İki saniye geçti.
İso duyduğu kelimeleri anlamlandırmak ister gibi gözlerini açtı.
“Ne dedin sen ?”

Kelime ağzından çıktığı an Fadime gözlerini kapattı.
İşin kötü tarafı, İso’nun duyup duymadığını merak etmiyordu. Çünkü duyduğunu biliyordu.
Aralarındaki mesafe o kadar azdı ki İso’nun bunu kaçırması imkânsızdı.
Ve buna rağmen söylemişti.
Kendi kendine kızdı.
Niye söyledin?
Niye?
Karşı taraftan birkaç saniye ses gelmedi.
Fadime yavaşça gözlerini kaldırdı.
Hata.
Çünkü İso ona bakıyordu. Ama bu sefer farklıydı. Yüzünde o alışık olduğu sinir bozucu gülümseme yoktu. Sadece bakıyordu.
Sanki ilk defa bir şeyden emin olmuş gibiydi.
Fadime bir anda gerildi.
Kalbinin saçma bir şekilde hızlandığını hissetti.
İso konuşmuyordu ama gözleri sanki onunla konuşuyordu.
Ve en kötüsü, Fadime ilk kez bakışlarını kaçıran taraf oldu.
Başını yavaşça çevirdi.
Bir saniye geçti.
İki saniye geçti.
Üç...
Sonra dayanamadı.
Yavaşça battaniyeyi çekti.
Önce omzuna kadar.
Sonra çenesine.
Sonra burnuna.
Sonra da gözlerine kadar.
Çünkü şu an İso'nun yüzüne bakarsa yaşayamayacaktı.
İso birkaç saniye boyunca battaniyenin altında kaybolan Fadime’yi izledi.
Önce çenesine kadar çekmişti.
Sonra burnuna.
Sonra da gözlerine kadar.
Bir insan utanmayı bu kadar belli edebilir miydi gerçekten?
İso başını koltuğa yasladı. Dudaklarının kenarı yavaşça kıvrıldı.
Hayır, şu an gülerse bitecekti. Çünkü Fadime kesin battaniyenin altından çıkıp onu boğmaya çalışırdı.
Ama dayanmak da zordu.
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra yavaşça ona döndü.
“Fadime.”
Sessizlik.
Battaniyenin altında küçücük bir hareket oldu ama cevap gelmedi.
İso bu sefer biraz daha yaklaştı.
“Yüzüme bak.”
Battaniyenin altından boğuk bir ses geldi.
“Bakmıyorum.”
İso kaşını kaldırdı.
“Niye?”
Bu sefer cevap biraz geç geldi.
“Canım istemiyor.”
İso birkaç saniye sustu. Gözlerini hâlâ ondan ayırmıyordu.
Sonra alçak sesle konuştu.
“Bana bak Fadime.”
Battaniyenin altında yine küçük bir hareket oldu.
Fadime şu an kendi kendine savaşıyordu resmen. Çünkü yüzünü açarsa İso’nun nasıl baktığını görecekti. Açmazsa da susmayacaktı.
Bu sefer sesi ciddi çıkmıştı. Fazla ciddi.
“Fadime.”
Bir saniye durdu.
“Az önce söylediğin şeyi tekrar söyle.”
Arabanın içi bir anda sessizleşti.
Fadime’nin kalbi bir anda hızlandı.
İso soruyu sorarken bu cevabı duymayı mı istiyordu yani ?
Fadime battaniyenin karanlığında sımsıkı kapattığı gözlerini yavaşça açtı. Kalbi göğüs kafesini öyle bir dövüyordu ki, sesinin dışarıya ne kadar titreyerek çıkacağını tahmin edebiliyordu. Ama kaçış yoktu. Madem bir kere o uçurumun kenarına gelmişlerdi, o zaman İso’yu da o boşluğa tek başına bırakmayacaktı.
Battaniyeyi yavaşça aşağıya, çenesinin hizasına kadar indirdi. Ama gözlerini hâlâ İso’dan kaçırıyor, yan camdaki yağmur damlalarına bakıyordu.
"İstedim işte..." dedi, sesi bu kez fısıltıdan bir tık daha net, ama bir o kadar da teslim olmuş gibiydi.
"Şu gece... Hiç bitmesin istedim."
İso’nun nefesini dışarıya doğru verdiğini işitti. Dönüp bakmadı ama onun bakışlarının üzerindeki ağır baskısını hissedebiliyordu. Fadime derin bir nefes alıp başını yavaşça İso’ya doğru çevirdi. Göz göze geldikleri an, İso’nun yüzündeki sarsılmış ama bir o kadar da emin ifadeyi gördü.
Fadime, içindeki hırçın Koçari damarının dikleştiğini hissetti. Madem o itiraf etmişti, şimdi sıra bu fırtınayı başlatan adamdaydı. Gözlerini bir an bile ayırmadan, sordu:
"Peki ya sen?" dedi Fadime, sesi bu defa daha dik, daha sorgulayıcı çıktı. "Sen bitmesini istedin mi?"
İso yavaşça öne doğru eğildi. Aralarındaki o birkaç karışlık mesafe tamamen eridi. Yüzünde ne o eski alaycı gülümseme vardı ne de lafı dolandıran o sert Karadenizli halleri. Sadece gözlerinin içiyle konuşuyordu resmen.
"Ben bu gecenin bitmesini hiç istemedim Fadime," dedi İso. Sesi alçak olmasının aksine o kadar sarsılmazdı ki, arabanın içini bir anda kor gibi bir sıcaklık kapladı.
İso bir süre sustu. Başını geriye attı, koltuğa yaslamış vaziyette dururken yüzünde ne o eski gıcık gülümseme vardı ne de o katı, sert bakışları. Başını hafifçe Fadime’ye doğru çevirdi. Bakışlarını Fadime’nin gözlerinden bir saniye bile ayırmadan öne doğru hafifçe eğildi.
"Hatta bu fırtına biraz daha sürse, yol sabaha kadar hiç açılmasa diye dua ederken buldum kendimi."
Fadime duyduğu şeyle birlikte kalbinin teklemesine engel olamadı. İso’nun bu yarı alaycı, yarı itiraf dolu sözlerinin ardından hemen kendini toparlamaya çalışıp gözlerini devirdi, ama gülümsemesini de tam saklayamadı.
"Bak sen..." dedi Fadime, sesine bilindik esprili tonu katmaya çalışarak. "Furtunacuk İso’nun dağ başında romantizmi mi tuttu yoksa?"
İso hafifçe güldü, aralarındaki o battaniyenin ucunu tutup biraz kendine doğru çekti, böylece aralarındaki mesafe biraz daha kapandı. "Romantizmle işim olmaz bilirsin Fadime Koçari," dedi göz kırparak. "Ama yanımda sen varsan, didişmek için bile olsa bu gecenin uzamasına hiç itirazım olmazdı."
Fadime, kalbinin ritmini saklamak için battaniyenin altından dirseğiyle İso’nun koluna hafifçe vurdu. "Çok konuşma da gözlerini kapat hadi, sabaha az kaldı."
İso tekrar arkasına yaslanıp gözlerini kapatırken yüzündeki keyifli gülümseme hâlâ duruyordu. Aralarındaki o koca duvarlar tamamen yıkılmamıştı ama ikisi de artık aralarında geri dönüşü olmayan, tatlı bir oyunun başladığının farkındaydı.

…

Fadime gözlerini yavaşça açtığında, burnuna dolan tanıdık odunsu kokuyla birlikte nerede olduğunu bir an algılayamadı. Üzerindeki battaniyenin sıcaklığı yetmezmiş gibi, sırtını dayadığı yer alışık olduğundan çok daha sıcak ve sarsılmazdı. Başını hafifçe oynattığında, İso’nun geniş göğsüne sarılarak uyuyakaldığını fark etti.
İşin asıl garip kısmı ise İso’nun durumuydu. İso, bir kolunu Fadime’nin omzundan geçirip onu tamamen sarıp sarmalamış, çenesini de Fadime’nin saçlarının üzerine yaslamıştı. İkisi de daracık arka koltukta, dışarıdaki dünyaya inat birbirlerine kenetlenmiş vaziyetteydiler.
Fadime’nin kalbi adeta göğsünden fırlayacak gibi hızlandı. İçini kaplayan ani heyecan dalgasıyla ne yapacağını bilemedi. Üstelik bir yandan da bu güvenli çemberden çıkmak istemeyen duygularıyla savaşıyordu.
Tam yavaşça kıpırdanıp geri çekilecekken, İso da derin bir nefes alarak gözlerini araladı. Uyku sersemliğiyle kolları Fadime’yi önce gayriihtiyari biraz daha sıktı, ardından durumu fark edince duraksadı.
İso’nun gözlerindeki her zamanki uyanık, tetikte bekleyen bakışların yerini, sabaha karşı yakalanmış olmanın verdiği şaşkın ama fazlasıyla memnun muziplik aldı. Başını hafifçe geri çekip aşağıya, göğsünde duran Fadime’ye baktı. Dudaklarının kenarı yavaşça yukarı doğru kıvrıldı.
"Günaydın Fadime Koçari," dedi, sesi uykudan dolayı her zamankinden daha kalın ve pürüzlü çıkmıştı. "Bakıyorum da gece boyu fırtınadan kaçıp sığınacak en güvenli limanı bulmuşsun."
Fadime, yakalanmış olmanın verdiği tatlı mahcubiyetle anında dikleşti yanaklarının kızardığını hissetse de inatçı Karadeniz damarını hemen devreye soktu. Saçlarını eliyle geriye doğru atarken İso’ya yandan ters bir bakış fırlattı.
"Ne sığınması ?"
“Ha da sığınma !” dedi, sesine bilerek o sahte kızgınlığı katarak. "Araba daracık, soğuktan donmamak için herhalde... Hem sen niye öyle ahtapot gibi sarıldın bana? Fırsat bu fırsat dedin herhalde Furtunacuk."
İso koltukta arkasına iyice yaslanıp gözlerindeki o flörtöz parıltıyla Fadime’yi izlerken, "Ben mi sarılmışım?" diye güldü. "Gece bir ara 'İso çok soğuk' diye mırıldanıp göğsüme sokulan bendim sanki. Ben sadece donma diye insanlık vazifemi yaptım."
Fadime gözlerini kısıp, battaniyenin ucunu İso’ya doğru fırlattı. "Yalan! Ben öyle bir şey demedim bir kere."
"Dediiin," dedi İso, sesi iyice keyifli geliyordu. "Hem de bal gibi dedin. Ama neyse, sabaha sağ salim çıktık ya, ben ona bakarım."
Yolun açıldığını biliyorlardı ama garip bir inatla ikisi de milim kıpırdamıyordu.
Fadime, başını İso'nun göğsünden hiç kaldırmadan, gözlerini ön cama dikerek fısıldadı:
"Kalkmayacak mısın artık Furtunacuk ?
“Çekici çağıralım da alsın arabayı.”
İso derin bir nefes aldı, göğsü Fadime’nin yüzüne doğru iyice genişledi. Kolunu onun omzundan kaydırıp gitmesine izin vermek yerine, parmaklarını Fadime’nin kolunda hafifçe oynattı. Sesindeki sabah pürüzüyle birlikte, her zamankinden çok daha yalın konuştu:
"Hiç niyetim yok," dedi İso. "Şu arabadan indiğimiz an eski mesafelerimize döneceğiz diye ödüm kopuyor. Kalalım işte böyle. İlk defa bir yerde kalmak bana bu kadar doğru geliyor."
Fadime dudaklarının kenarına yerleşen o sıcak gülümsemeye engel olamadı. Normalde olsa "Ne saçmalıyorsun ula?" diye diklenirdi ama içindeki o flörtöz, kaçak kız bu kez tamamen teslim olmuştu. Başını hafifçe yukarı kaldırıp çenesini İso’nun göğsüne dayadı ve aşağıdan yukarıya doğru onun gözlerinin içine baktı.
Benim de hiç gidesim yok," diye itiraf etti Fadime, sesini iyice kısarak. "İlk defa bu dağ başında, senin yanında zaman dursun istedim. Aşağı indiğimizde bu anı özleyeceğimi çok iyi biliyorum."
İso, onun bu beklenmedik dürüstlüğüyle başını hafifçe eğip doğrudan Fadime’nin gözlerine baktı. Yüzünde alaycı maskeden eser yoktu; sadece gitmesini istemeyen, bu anı uzatabildiği kadar uzatmak isteyen bir adamın samimiyeti vardı.
"O zaman özletmeyelim," dedi İso, elini yavaşça kaldırıp Fadime’nin yüzüne düşen bir tutam saçı nazikçe kulağının arkasına iterek. "Dışarıda ne olursa olsun, biz fırsatını bulduğumuz her an böyle olacağız. Anlaştık mı?"
Fadime başını hafifçe salladı. "Anlaştık."
İso hafifçe gülümsedi, gözlerinde bilindik ama bu kez çok daha yumuşak olan kendinden emin ifade belirdi. "Aşağı köyden Ahmet’i arayacağım. Benim eski arkadaştır, ağzı sıkıdır. Kimseye çaktırmadan gelir, kurtarır bizi buradan. Ama..." dedi ve durdu. Bakışları Fadime’nin dudaklarına kaydı, sonra tekrar gözlerine çıktı. "Telefonu cebimden çıkarmak için şu an pozisyonumu hiç bozmak istemiyorum, ne yalan söyleyeyim."
Fadime’nin kalbi yine o tatlı ritimle hızlandı. İso'nun bu yarı ciddi, yarı flörtöz halleri içini hoş ediyordu . Hafifçe güldü, elini İso’nun montunun cebine doğru uzatırken, "Büyük rahatlık valla İso Furtuna." diye takıldı. "İşin gücün fırlamalık."
Fırlamalık değil, gerçeği söylüyorum," dedi İso, Fadime telefonu cebinden çıkarırken onun bu yakınlığını, elinin sıcaklığını izleyerek. "Şu telefonu elime aldığım an, ikimiz de biliyoruz ki bu büyü bozulacak. O yüzden, aramadan önce... Son bir dakika daha böyle kalalım."

Fadime elindeki telefonla öylece kaldı. İso’nun göğsüne geri yaslanmadı belki ama geri de çekilmedi. Gözlerinin içine bakarken, aralarındaki isimsiz ama yakıcı bağın ikisini de ne kadar değiştirdiğini hissetti.
"Tamam," dedi Fadime sesi titreyerek, yüzünde saklayamadığı içten gülümsemeyle. "Bir dakika daha."
İso’nun gözlerindeki sakin ama kararlı bakış daha da derinleşti. Fadime telefonu aldığı için oluşan birkaç santimlik boşluk, sanki dağlar kadar büyük bir mesafe fırlatmış gibi rahatsız etmişti onu.
Fadime’nin kararsızca bekleyen elini, telefonla birlikte nazikçe ama sıkıca kavradı.
"Uzak durma benden," dedi İso, sesi bir fısıltı kadar alçak ama bir o kadar da durdurulamaz bir güçle çıktı dudaklarından. "Şurada kalmış bir dakikamız, onu da araya mesafe koyarak harcatma bana."
Bu sözlerle birlikte, Fadime’nin itiraz etmesine fırsat bile vermeden onu omzundan tutup yavaşça, ama incitmeden tekrar kendine doğru çekti. Fadime, sırtının yeniden İso’nun göğsüyle buluştuğu anda içindeki tüm direncin bir kez daha kırıldığını hissetti. İso, kolunu onun etrafına tekrar sarıp çenesini saçlarının üzerine koyduğunda, az önceki yarım kalan huzur yerini bulmuştu.
Fadime, göğsünün üzerinde tuttuğu telefonla birlikte hafifçe içini çekti.
"Çok yüz buluyorsun İso Furtuna." diye mırıldandı, başını onun kalbinin atışına biraz daha yaslayarak. " Ha bu dağ başından bi inelim bu hallerini mumla aratırım sana, haberin olsun."
İso, göğsünün sarsılmasıyla hafifçe güldü ve saçlarının üzerine küçük, belli belirsiz bir öpücük kondurdu. "Arat fark etmez," dedi keyifle. "Ben buradaki bir dakikayı aklıma kazıdım ya, aşağıda ne kadar kaçarsan kaç, nerede duracağımı çok iyi biliyorum artık."
Fadime, onun bu sözleriyle gözlerini kapatıp gülümserken, elindeki telefonu İso’ya uzattı. Bir dakikalık kaçamak süreleri, arabanın içindeki en sıcak saniyelerle son bulurken, İso telefonu kulağına götürdüğü an bile kolunu Fadime’nin omzundan bir milim bile gevşetmedi.

…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

375okunma 20beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18