İsfad one shot kitap kapağı

13. bölüm / 17

İsfad one shot

Birbirimize emanet•Rastlantı

Vaveyla Yazarı: N Y

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: Birbirimize emanet•Rastlantı

Bayramınız mübarek olsunnnn🩵
Yeni bölüm için beğeni sınırımız “10” beğenilerinizi ve tabiki yorumlarınızı bekliyorumm
İyi okumalar🌊💙

Fadime, İso’nun o kendinden emin ve muzip ses tonunu duyduğu an gözlerini kısıp ona doğru bir adım attı. Yanaklarındaki tatlı kırmızılık henüz geçmemişti ama Karadeniz kızının geri adım atmaz duruşu anında yerine gelmişti.
"Çok beklersin Furtunacuk!" dedi Fadime, ellerini beline koyarak. "Beni sana emanet etmedi, başıma bela etti bela! Hem sen abimin her dediğine bakma, o sadece dün benimle kaldın diye böyle gevşek konuşuyor."
İso, pikabın kasasına yaslanmış pozisyonunu hiç bozmadan hafifçe güldü. Başını yana eğip Fadime’yi baştan aşağı süzdü; gözlerindeki flörtöz ve keyifli pırıltı sabaha karşı arabanın içinde kalan o dakikaları hatırlatır gibiydi.
"Valla ben duymak istediğimi duydum," dedi İso, sesini biraz daha alçaltıp ona doğru hafifçe eğilerek. "Abin 'Akşama kadar ortadan kaybolmayın' dedi. Yani diyor ki, gidin baş başa yarım kalan didişmenize nerede kaldıysanız orada devam edin."
Fadime, İso’nun bu lafı dolandırmadan, doğrudan aralarındaki çekime bağlayan rahatlığı karşısında ne diyeceğini bilemedi. Kalbi yine dağ başındaki gibi hızlanmaya başlamıştı. Bakışlarını kaçırmak için arkasını döndü, tozu dumana katarak uzaklaşan abisinin arabasının arkasından baktı.
"Didişme falan yok sana," diye mırıldandı Fadime, sesindeki sertliği korumaya çalışsa da gülümsemesine engel olamayarak. "Ben eve gidiyorum. Üstüm başım toprak oldu zaten."
İso yavaşça yaslandığı yerden doğrulup Fadime’ye doğru birkaç adım attı. Aralarındaki mesafeyi yine bilerek ve isteyerek kapattı. Tam arkasında durduğunda, kokusu yeniden Fadime’nin burnuna dolmuştu.
"Yalan söyleme Fadime Koçari," dedi İso, fısıldar gibi ama net bir sesle. "Sen de şu an Koçari’ye dönmek istemiyorsun. Hatta dün gece arabanın içinde verdiğin sözü unuttum sanma. 'Aşağı indiğimizde benden kaçmayacaksın' demiştim." “Sende kabul ettin.”
Fadime duraksadı. Omuzları hafifçe düştü, ardından yavaşça İso’ya doğru döndü. Göz göze geldiler; bu kez aralarında ne Adil vardı ne de başka dertler.
"Unutmadım," dedi Fadime, gözlerinin içine dik dik ama bu kez çok daha yumuşak bakarak. "Ben verdiğim sözü unutmam İso. Ama öyle herkesin göreceği meydanda duramam seninle. Laf söz olur."
İso’nun dudaklarındaki alaycı tebessüm tamamen dağıldı, yerini Fadime’yi hayranlıkla izleyen derin bakışa bıraktı.
"Meydana giden kim?" dedi İso, göz kırparak kendi arabasının kapısını açarken. "Eski değirmenin orada, derenin kenarında yürürüz biraz. Kimseler olmaz. Hem hırçın Karadeniz suyuna bakıp azıcık sakinleşirsin belki."
Fadime, arabanın açık kapısına, sonra da İso’nun davetkar gözlerine baktı. İçindeki inatçı kız bu kez hiç direnmedi.
"İyi bakalım," dedi Fadime, arabaya doğru yürürken. "Ama yine beni sinir edersen arkama bakmadan yürür giderim, haberin olsun."
İso kahkahayı basıp sürücü koltuğuna geçerken, dağ yolunun sessizliğinde ikisi için de yepyeni ve kimsenin bilmediği gizli sayfa açılıyordu.
…
Araba eski patikadan derenin şırıltısına doğru saptığında, dağların arkasında kalan gürültülü dünya tamamen geride kalmıştı. İso arabayı eski ve ahşap değirmenin biraz ilerisinde, yaşlı bir çınarın gölgesine çekti. Motoru susturduğunda, geriye sadece coşkuyla akan suyun sesi ve kuş cıvıltıları kalmıştı.
Fadime kapıyı açıp indi. Nemli toprak ve yosun kokusunu içine çekerken, üzerindeki gerginliğin yerini tatlı bir hafifliğe bıraktığını hissetti. Arabanın ön kaportasına doğru yürüyüp sırtını oraya yasladı, kollarını göğsünde kavuşturup akan dereyi izlemeye başladı.
İso da arabadan inip yanına geldi. Hemen dibinde durmak yerine, aralarında bir karışlık bir mesafe bırakarak kaportaya ilişti. Bakışları derede değil, doğrudan Fadime’nin profilindeydi. Güneş ışığı kızın yüzüne vurdukça, dün gece arabanın içindeki anların ne kadar gerçek olduğunu bir kez daha anlıyordu.
"Yürüyelim mi biraz, yoksa böyle suyun sesini mi dinleyeceğiz?" diye sordu İso, sesi yumuşak, acelesiz bir tonla çıkmıştı.
Fadime başını yavaşça ona doğru çevirdi. Göz göze geldiklerinde, dudaklarının kenarında muzip bir tebessüm belirdi. "Böyle iyi," dedi kısık bir sesle. "Yürüyecek halim mi kaldı sanki? Gece boyu senin o dırdırını çekmekten pestilim çıktı."
İso hafifçe güldü, başını iki yana salladı. "Benim dırdırım mı? Ula asıl inatçılık yapıp beni sabaha kadar uyutmayan sendin. Şimdi suçu bana mı atacaksın?"
"Atarım tabii," dedi Fadime, omuz silkerek. Ama gözlerindeki parıltı, laflarının sadece birer bahaneden ibaret olduğunu açıkça ele veriyordu. "Hem sen her şeye böyle hemen cevap mı vereceksin Furtunacuk? Bak, abim beni sana emanet etti diye her lafıma kafa sallayacaksın sanmıştım."
İso, Fadime’nin bu flörtöz meydan okuması karşısında dayanamayıp ona doğru bir adım daha yaklaştı. Elini kaportanın üzerine, tam Fadime’nin elinin birkaç santim yanına koydu. Aralarındaki çekim, derenin gürültüsünü bile bastıracak kadar belirginleşmişti.
"Ben sadece doğruların arkasında dururum Koçari kızı," dedi İso, sesini iyice düşürüp doğrudan onun gözlerinin içine bakarak. "Ve şu an tek doğru, ikimizin de dönmek yerine burada, birbirimizin yanında durmaktan fazlasıyla memnun olduğu."
Fadime’nin nefesi bir anlığına kesilir gibi oldu. İso’nun bu kaçamaksız, direkt tavırları onun tüm Karadeniz damarını eritiyordu. Bakışlarını adamın gözlerinden kaçırmadı; aksine, dün gece verdikleri sözü tutmak ister gibi daha da derin baktı.
"Memnunum," diye fısıldadı Fadime, ilk defa bu kadar net ve saklanmadan. "Burada, seninle olmaktan hiç şikayetçi değilim İso."
İso’nun yüzündeki sarsılmaz inat, bu itirafla birlikte yerini tamamen büyük bir huzura bıraktı. Elini yavaşça kaydırıp Fadime’nin parmak uçlarına dokundurdu. Henüz ellerini tamamen kenetlememişlerdi, o çizgiyi geçmemişlerdi ama ikisi de coşkulu derenin kenarında, birbirlerinin kalbine giden yolu çoktan bulduklarını biliyorlardı Fadime, elinin titrediğini İso’ya belli etmemek için hemen elini hafifçe çekti ve saçlarını arkaya atarak tanıdık, hırçın gülümsemesini takındı.
"Yalnız Furtunacuk ," dedi Fadime, gözlerini kısıp ona tepeden bakarak. "Hemen öyle el kol şakalarına girme. Söz verdik dediysek, köye kadar arabada uslu uslu duracaksın dedik. Yoksa burada derenin ortasında bırakır yürürüm, ruhun duymaz."
İso elini geri çekerken hiç bozulmadı, aksine Fadime’nin bu hemen savunmaya geçen inatçı haline bayılıyordu. Sırtını kaportaya iyice yaslayıp güldü.
"Ula Fadime, ne kaçak dövüşüyorsun," dedi İso, sesi meydan okuyan tona bürünerek. "Daha iki dakika önce 'şikeyetçi değilim' diyen sendin. Şimdi yine esmeye başladın. Karadeniz’in havası bile senin kadar hızlı değişmiyor."
"Benim havam hep böyle, işine gelirse," diye diklendi Fadime. Ama tam o sırada, derenin diğer tarafındaki çalılıklardan ani bir hışırtı koptu.
Fadime irkilerek refleksle bir adım geri kaçtı ve farkında olmadan İso’nun koluna tutundu. Gözleri faltaşı gibi açılmış, çalılıklara bakıyordu. İso ise durumun farkına varınca bıyık altından gülmeye başladı. Gelen sadece küçük bir tavşandan başkası değildi. Tavşan hızla zıplayarak gözden kayboldu.
İso, kolunu sımsıkı tutan Fadime’nin ellerine bakıp göz kırptı.
"Beni buralarda bırakıp gidecek kız, tavşandan korkup yine bana sığınıyor," dedi alaycı bir sevgiyle. "Emanetiz dedik ya birbirimize, korkma, bırakmam seni."
Fadime yavaşça elini çekti, bozuntuya vermemeye çalışarak üstünü başını düzeltti. "Ben tavşandan korkmadım bir kere, aniden çıkınca şey oldu..." derken gözleri İso’nun o kendinden emin, sıcacık bakan gözlerine takıldı ve gerisini getiremedi.
İkisi de biliyordu ki, ne inatçı laflar ne de bu küçük didişmeler aralarındaki gerçeği değiştirecekti. İso arabanın kapısını açtı, centilmence bir hareketle başıyla içeriyi işaret etti.
Birlikte geçirdikleri birkaç saatin ardından,
"Hadi bakalım Koçari kızı," dedi İso gülümseyerek. "Yavaş yavaş dönelim, yoksa abin sahiden bizi dağa geri bırakacak."
İso, Fadime’yi güvenli bir şekilde Koçari konağının kapısına getirdiğinde, Adil yine oradaydı.
Bir abinin ağırlığı üzerindeydi.
Fadime, İso’nun gözlerindeki güvenceyi de yanına alarak avlu kapısından içeri süzüldü. Adımları merdivenleri tırmanırken, arkasında kalan iki adamın sessizliği tüm bahçeyi kaplamıştı.
Adil, kollarını göğsünde kavuşturmuş, sırtını ahşap direğe yaslamış vaziyette İso’yu izliyordu. Bakışlarında sabahki öfke yoktu belki ama Karadeniz erkeğinin sarsılmaz ciddiyeti yerli yerindeydi.
İso, elini cebinden çıkarıp Adil’e doğru döndü.
"Getirdim," dedi İso, sesi netti. "Saçının teline bile zarar gelmedi, için rahat olsun."
Adil başını yavaşça salladı. Yaslandığı direkten doğrulup İso’ya doğru birkaç adım attı. Esen serin rüzgar, ikisinin de saçlarını hafifçe dalgalandırdı.
"Eyvallah," dedi Adil, sesindeki tok tını avluda yankılanarak. "Sözünün arkasında duracağını biliyordum Furtuna.
İso hafifçe gülümsedi, dudağının kenarı o bildik muzip tavırla kıvrıldı. "Bizde söz bir kere çıkar Adil abi. Dağda ne dediysek, aşağıda da arkasındayız."
Adil, İso’nun ağzından çıkan o "abi" kelimesiyle bir an duraksadı. Gözlerini kısarak karşısındaki adama baktı. Sabah aralarındaki o mesafeyi eriten minnet duygusu, şimdi yerini tam anlamıyla bir kabullenişe bırakıyordu.
"Kolay değil," dedi Adil, sesini biraz daha düşürerek. "Yılların düşmanlığını bir gecede dağ başında bırakıp geldik.
Benim için de kolay değil. Kardeşimin yüzüne baktım..." Adil derin bir nefes aldı, bakışlarını bir anlığına Fadime’nin girdiği kapıya çevirip tekrar İso’ya döndü. "O kızın gözlerinde uzun zamandır görmediğim bir huzur var. Sanki... Dünyanın bütün yükünü üzerinden almışsın gibi."
İso’nun yüzündeki o muzip ifade tamamen duruldu. Adil’in bu dürüstlüğü, onun içindeki korumacı adamı daha da tetiklemişti.
"Yükünü de alırım," dedi İso, gözlerini bir an bile kaçırmadan, en kararlı haliyle. "Gerekirse o yükü onunla beraber de taşırım. Düşmanlık falan da umurumda değil abi.”
Adil birkaç saniye boyunca İso’nun yüzündeki sarsılmaz duruşu inceledi. İçinde küçücük bir tereddüt, bir kaçış aradı ama bulamadı. İso tıpkı sabah avluda durduğu gibi duruyordu; dik, dürüst ve ne istediğini bilen bir adam gibi.
Adil sonunda hafifçe içini çekerek İso’nun omzuna elini koydu, sıkıca bastırdı.
"Güzel," dedi Adil, sesindeki o sertliği yok ederek.
Yarın bayram... meydanda herkesin gözü sizin üzerinizde olacak. Koçarilerle Furtunalar karşı karşıya geldiğinde, senin arkanda duracak bir abin daha olduğunu da unutmayacaksın artık."
İso duyduklarıyla başını hafifçe eğdi, gözlerinde Adil’e karşı duyduğu derin saygı belirdi. "Eyvallah... abi," dedi derinden gelen bir sesle.
Adil elini onun omzundan çekti, hafifçe arkasını dönerken sert tavrını geri toplamaya çalıştı. "Tamam, çok da uzatıp duygusala bağlamayalım şimdi. Hadi git evine, yarın meydanda görüşürüz."
İso arabaya binerken arkasından güldü. "Görüşürüz abi, hayırlı bayramlar."
Adil arkasından bıyık altından gülümseyerek içeri doğru yürürken, iki gün önce düşman olan bu iki adamın arasında artık sarsılmaz bir köprü kurulmuştu.

…

Ertesi sabah, Karadeniz dağlarının üzerine Kurban Bayramı’nın o kendine has, taze ve coşkulu serinliği çöktü. Köyün her evinden yükselen kavurma kokuları, camiden taşan bayramlaşma sesleri ve çocukların neşesi birbirine karışıyordu. Karadeniz, belki de uzun zamandır ilk defa bu kadar kalabalık ve hareketli bir sabaha uyanmıştı.
Koca çınarlı meydanda bayramlaşma halkası çoktan kurulmuştu. Köylüler, aileler yan yana dizilmiş, herkes birbirinin bayramını tebrik ediyordu.
Koçari ailesi meydanın sağ tarafında tam kadro yerini almıştı. Fadime, üzerine giydiği en güzel elbisesi ve omuzlarından aşağı süzülen örgü saçlarıyla göz kamaştırıyordu. Akrabalarıyla tokalaşırken, elini öptüğü büyüklerle sohbet ediyor ama aklı da gözü de sürekli meydanın girişine kayıyordu.
Çok geçmeden, Furtuna ailesi de meydana giriş yaptı. İso, ceketini omzuna atmış, her zamanki dik ve kendinden emin yürüyüşüyle amcasının hemen arkasından geliyordu. Gözleri meydandaki kalabalığı hızlıca taradı ve saniyeler içinde, tam da dün gece sözleştikleri gibi, dosdoğru Fadime’yi buldu.
Kalabalığın, tebrikleşmelerin ve bitmek bilmeyen bayram gürültüsünün ortasında ikisi yine baş başa kalmış gibiydi. İso, kimsenin fark edemeyeceği kadar küçük, muzip bir hareketle dudaklarının kenarını kıvırdı ve Fadime’ye o dağ başındaki "kaçmayacaksın" sözünü hatırlatan derin bir bakış fırlattı.
Fadime’nin yanakları anında alev aldı. Başını hafifçe önüne eğip gülümsemesini saklamaya çalışırken, hemen yanında duran Adil’in boğazını temizlediğini duydu.
Adil, kollarını arkasında bağlamış, göz ucuyla kardeşine ve karşı taraftan kendilerine bakan İso’ya bakıyordu. Yüzünde sert düşmanlık ifadesinden eser yoktu. Aksine, İso ile göz göze geldiklerinde, dün gece avluda verdikleri erkek erkeğe sözün ağırlığıyla birbirlerine hafifçe baş sallayarak selam verdiler.
Bayramlaşma sırası yavaş yavaş iki ailenin karşı karşıya geleceği noktaya doğru ilerlerken, Fadime kalbinin göğsünü zorladığını hissetti. Ama bu kez korkudan değil, arkasında duran abisinin güveninden ve tam karşısında ona gülümseyen İso’nun varlığındandı.
Köylüler merakla göz ucuyla iki tarafa bakıyor, her bayram yaşanan gergin, soğuk selamlaşmanın bu sene de tekrarlanıp tekrarlanmayacağını merak ediyordu.
"Bayramınız mübarek olsun," dedi Adil, sesi tüm meydanda yankılanacak kadar tok ve netti.
"Hayırlı bayramlar, Adil abi," dedi İso, "abi" kelimesini üstüne basa basa, meydandaki herkesin duyabileceği şekilde söylemişti.
Adil, İso’nun bu akıllıca hamlesine bıyık altından gülümseyerek karşılık verdi. "Hayırlı bayramlar Furtuna. Geç arkaya, geç..." diyerek başıyla Fadime’nin durduğu tarafı işaret etti.
İso, Adil’in yanından geçip doğrudan Fadime’nin tam karşısına geldiğinde, aralarındaki bir adımlık mesafe dağ başındaki arabayı, derenin kenarındaki sessizliği fısıldıyordu sanki.
Fadime, kalbinin sesini dışarıdakiler duyacak sanıp iyice heyecanlansa da, dün gece verdiği sözü unutmamıştı. Gözlerini kaçırmadı. Başını dik tuttu ve doğrudan İso’nun muzip, sıcacık bakan gözlerinin içine baktı.
"Bayramın mübarek olsun Koçari kızı," dedi İso, sesini sadece onun duyabileceği bir tona düşürerek. Göz kırpışı, kalabalığın ortasında ikisine özel bir dünya kurmuştu yine.
Fadime hafifçe gülümsedi, yanaklarındaki kırmızılıkla birlikte elini uzattı. "Senin de mübarek olsun kılçuk," diye fısıldadı. "Sözümü tuttum bak, kaçmadım."
"Görüyorum," dedi İso, onun elini nezaketle ama dün gecenin sıcaklığını hatırlatır gibi hafifçe sıkarak. "Zaten kaçamazsın artık. Abinden de onayı aldık nasıl olsa."
Fadime, İso’nun o kalabalığın ortasında gayet rahat bir tavırla kurduğu cümleyi duyunca bir an nefesini tuttu. Uzattığı eli, İso’nun elinin içinde öylece kalakaldı. İşittiği kelimeleri zihni hemen işleyememiş gibi faltaşı gibi açılan gözleriyle doğrudan İso’ya baktı.
"Ne onayı?" diye fısıldadı Fadime, sesindeki ani şaşkınlığı ve paniği gizlemeye çalışarak. "Ne saçmalıyorsun sen İso? Ne abisi, ne onayı?"
İso, onun bu dünyadan bihaber, tamamen afallamış halini görünce keyifle gülümsedi. Fadime’nin elini bırakmadan önce parmaklarını hafifçe sıktı, gözlerindeki o muzip parıltı iyice büyüdü.
"Dün gece diyorum," dedi İso, sesini iyice kısarak, sadece Fadime'nin duyabileceği bir tona indirdi. "Sen eve girdikten sonra Adil abiyle küçük bir bayramlaşma yaptık avluda. Aradaki bütün pürüzleri temizledik. Yani anlayacağın Koçari kızı, artık kaçacak hiçbir bahanen kalmadı."
Fadime şaşkınlıktan neredeyse küçük dilini yutacaktı. Bakışları İso’dan hızla ayrılıp birkaç adım geride, akrabalarla ilgilenen abisi Adil’e kaydı. Adil köylülerle konuşuyordu ama tam o anda kafasını çevirip Fadime ve İso’ya doğru baktı. Göz göze geldiklerinde Adil, hırçınlaşmak veya kaşlarını çatmak yerine kardeşine hafifçe tebessüm edip başını "her şey yolunda" der gibi salladı.
Fadime’nin kalbi o an göğsüne sığmayacak kadar büyük bir hızla çarpmaya başladı. İki gün önce birbirini vuracak gibi duran abisi ve İso, şimdi arkasından iş çevirmiş, bir de üzerine anlaşmışlardı.
Tekrar İso’ya döndüğünde yanakları şaşkınlıktan ve heyecandan kıpkırmızı olmuştu. "Ula siz arkamdan ne işler çevirdiniz?" diye soludu, sesindeki hırçın Karadeniz tonu geri gelmişti ama bu kez içi tamamen mutlulukla kaplıydı. "Bunu bana niye söylemedin Furtunacuk ?"
İso, sıradaki kişiyle bayramlaşmak için geriye bir adım atarken göz kırptı.
"Sürpriz olsun istedim bayram sabahı," dedi fısıldayarak. "Hadi bayramlaşmaya devam et, bulacağım ben seni."
İso yanından uzaklaşırken Fadime arkasından öylece bakakaldı. Şaşkınlığı henüz geçmemişti ama içini kaplayan muazzam hafiflikle birlikte dudaklarındaki gülümsemeye artık hiçbir şekilde engel olamıyordu.
…

Meydandaki bayramlaşma töreni bittikten sonra köylerde kurban kesim telaşı başladı. Erkekler kollarını sıvayıp köyün ortak kesim alanına doğru dağılırken, Fadime de heyecanını ve şaşkınlığını biraz olsun yatıştırabilmek için kadınların yanına, mutfak hazırlıklarına yardıma gitmişti.
Birkaç saat sonra, abisinin seslenmesiyle elindeki tepsiyi bırakıp bahçeye çıktı. Adil, "Kızım, git bak bakalım bizim hissenin işi bitmiş mi,deyiverince Fadime üzerindeki önlüğü çıkarıp kesim alanına doğru yürümeye başladı.
Alana yaklaştığında, ortalık hayli hareketliydi. Ama Fadime’nin gözleri, kalabalığın ortasında hemen o tanıdık omuzları ve boyu posu seçti.
İso, üzerindeki bayramlık ceketi ve gömleği çoktan çıkarmış, siyah tişörtü ile kalmıştı. Alnından süzülen teri elinin tersiyle siliyordu. O sırada, huysuzlanan ve zapt etmesi hayli zor olan kocaman bir düve, bağlandığı kazıktan kurtulmaya çalışarak etraftaki birkaç kişiyi savurmuştu. Herkes bir anlık panikle geri çekilirken, İso hiç istifini bozmadı.
"Bırakın, çekilin geri!" diye bağırdı İso, sesi meydandaki gürültüyü bastırarak.
Fadime olduğu yerde çakılı kaldı, kalbi ağzına geldi. "Ne yapıyor bu deli?" diye mırıldandı içinden, gözlerini bir an bile ayıramayarak.
İso, hayvanın üzerine doğru sakin ama son derece kararlı adımlarla yürüdü. Karadeniz’in o hırçın toprağında büyümüş olmanın verdiği o muazzam güçle, hayvanın hamlesini doğru zamanda karşıladı. Doğru açıyı yakaladığı an, tek bir hamleyle hayvana hamle yapıp, kolunun ve gövdesinin tüm ağırlığını kullanarak onu profesyonelce, saniyeler içinde yere yatırdı. Hayvan ne olduğunu anlamadan sakinleşirken, diğer erkekler hemen iplerle yardıma koştu.
İso derin bir nefes alıp doğruldu, üstünü başını şöyle bir silkeledi. Sanki orada o işi yapan kendisi değilmiş gibi gayet rahat ve sakin görünüyordu.
Fadime ise izlediği bu sahne karşısında kelimenin tam anlamıyla büyülenmişti. İso’nun o dağ başındaki naif, şefkatli halinin arkasında nasıl bir güç ve cesaret barındırdığını ilk kez bu kadar net görüyordu. Şaşkınlıktan ve etkilenmekten ağzı hafifçe açık kalmıştı.
Tam o sırada İso, etraftakilerin tebriklerini kabul ederken başını çevirdi ve kalabalığın arkasında, gözleri faltaşı gibi açılmış kendisini izleyen Fadime’yi fark etti.
Yüzündeki o ciddi, profesyonel ifade anında dağıldı. Dudaklarının kenarına çok iyi bildiği, Fadime’nin kalbini yerinden oynatan muzip ve flörtöz tebessüm yerleşti. Saçlarını eliyle arkaya doğru iterken, doğrudan Fadime’nin gözlerinin içine bakıp "Nasıl, beğendin mi?" der gibi tek kaşını kaldırdı.
Fadime, yakalandığını anlayınca hızla arkasını döndü, yanaklarının alev alev yandığını hissederek ters yöne doğru yürümeye başladı. Ama içindeki hayranlık ve kalp çarpıntısı, artık saklayamayacağı kadar büyümüştü.
Fadime adımlarını hızlandırıp kesim alanından uzaklaşmaya çalışırken, arkasından gelen o hafif, kendinden emin adım seslerini duyması çok uzun sürmedi. Köyün arkasındaki sakin patikaya saptığında, İso çoktan aradaki mesafeyi kapatmıştı. Üzerine temiz bir tişört geçirmiş, saçlarını geriye taramıştı ama yüzündeki muzip gülüş hâlâ yerli yerindeydi.
"Ula Koçari kızı," dedi İso, neşeli bir sesle ona yetişerek. "Kaçma hemen öyle arkana bakmadan. Ne oldu ?”
Fadime durdu, derin bir nefes alıp arkasına döndü. Yanaklarının kırmızılığı henüz geçmemişti ama Karadeniz damarı anında devreye girdi.
"Ha da kaçmak!" dedi, ellerini beline koyarak. "Abimin işi vardı, hisseye bak dedi, baktım gidiyorum işte. Hem senin orada ne işin var, git de o yıktığın düvelerle ilgilen sen!"
İso, Fadime’nin bu hemen savunmaya geçen hırçın haline hafifçe gülerek yaklaştı. Aralarında sadece birkaç adımlık bir mesafe bırakıp durdu. Bakışları o kadar sıcak ve derindi ki, Fadime’nin az önce gözleriyle şahit olduğu güç gösterisinden sonra şimdi bu sakinlik içini daha da titretmişti.
"Düvenin işi bitti," dedi İso, sesini biraz daha yumuşatarak. "Benim işim seninle.
Fadime gözlerini devirdi, ama içindeki hayranlığı tamamen gizleyemedi.
Seni hiç öyle görmemiştim. Deli gibi atladın hayvanın üstüne. Bir şey olacak sandım."
İso’nun yüzündeki alaycı ifade, Fadime’nin bu gizli endişesini duyunca tamamen dağıldı. Adımını biraz daha sıklaştırıp ona iyice yaklaştı.
"Merak etme," dedi İso, gözlerinin içine büyük bir güvenle bakarak. "Bana kolay kolay bir şey olmaz. Hem ne dedik? Artık birbirimize emanetiz. Kendime dikkat edeceğim tabii."
Fadime, onun bu sözleriyle birlikte başını kaldırıp doğrudan İso'nun gözlerine baktı. Bayram sabahının bu güzel ışığında, etraflarındaki düşmanlık gerçeğine rağmen, aralarındaki bağın ne kadar sarsılmaz olduğunu bir kez daha hissetti.
"İyi, bari sözünü tut," dedi Fadime, dudaklarının kenarında saklayamadığı o içten gülümsemeyle. "Yoksa beni dağ başında bırakıp gitmediğine pişman ederim seni."
İso kahkahayı basarken, elini yavaşça kaldırıp Fadime’nin yüzüne düşen o hırçın saç tutamını, tıpkı arabanın içinde yaptığı gibi, büyük bir naiflikle kulağının arkasına itti. "Tutarım," dedi sakince. "Sen içini ferah tut Koçari kızı."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

235okunma 20beğeni 5yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18