İsfad one shot kitap kapağı

12. bölüm / 17

İsfad one shot

Aynı taraf•Rastlantı

Vaveyla Yazarı: N Y

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: Aynı taraf•Rastlantı

Merhabalarr normalde bundan sonraki yeni bölümler için beğeni sınırımız “10” fakat yarın düzenlemeleri yetişirse bayram özel yeni bölüm gelecek yine de beğenilerinizi ve yorumlarınızı esirgemeyin olur muuu

İyi okumalarr💙🌊

…
Fadime’nin arabası kenara çekildikten sonra dağdaki kasvetli hâl bir anda dağılıp gitmişti. İso direksiyona geçtiğinde ikisi de birkaç dakika önce aynı battaniyenin altında birbirine sarılan insanlar değilmiş gibi garip bir sessizliğe bürünmüştü.
Ama o sessizlik kötü değildi.
Sadece ikisi de ne söylemeleri gerektiğini bilmiyordu.
Araba virajlı dağ yolundan aşağı inerken Fadime camdan dışarı bakıyordu; İso ise gözünü yoldan ayırmıyordu ama ara ara istemsizce ona kayıyordu bakışları.
Bir noktada Fadime sessizliği bozdu.
“Abim öldürecek beni.”
İso’nun dudağı hafif kıvrıldı.
“Beni mi seni mi?”
“İkimizi de.”
İso burnundan kısa bir gülüş bıraktı.
“Merak etme. Beni arabanda zorla tutmuşsun gibi anlatmam.”
İso gözlerini şaşkınca kıza çevirdi.
“Tutmadım zaten.”
Fadime’nin hafifçe kıkırdamasından sonra yol boyunca küçük küçük konuştular. Aç kaldıklarından, gece nasıl üşüdüklerinden, Fadime’nin uykusunda sürekli dönüp durduğundan…
“Bir ara bildiğin tekmeyi bastın bana,” dedi İso.
Fadime şokla döndü.
“Atma!”
“Vallahi.”
“Niye kaldırmadın beni o zaman?”
İso omuz silkti.
“Memnundum yerinden.”
Fadime cam tarafına dönüp saçını kulağının arkasına attı ama gülümsemesini gizleyemedi.
Koçari’ye yaklaşınca ikisinin de içine tuhaf bir gerginlik çöktü.
Çünkü yol bitiyordu.
Motor sustuğu anda içeride derin bir sessizlik kaldı.
Fadime kapıya uzandı ama inmedi.
“Ee…” dedi yavaşça.
“Ee…” diye karşılık verdi İso.
İkisi de birbirine bakmadan konuşuyordu.
Fadime parmaklarıyla montunun fermuarını oynattı.
“Şimdi normal mi davranacağız?”
İso başını direksiyondan çevirip ona baktı.
“İster misin?”
Fadime cevap veremedi.
Çünkü istemiyordu.
İso hafifçe ona doğru döndü.
“Bak,” dedi sakin bir sesle. “Dün geceyi yok saymaya çalışırsan izin vermem.”
Fadime’nin kalbi bir an tekledi.
“Niye?”
İso birkaç saniye sustu. Sonra gözlerinin içine bakarak konuştu.
“Çünkü ben unutabilecek durumda değilim.”
Bu kez Fadime bakışlarını kaçırdı.
Arabanın kapısını açtı. Tam inecekken İso’nun sesi yeniden geldi.
“Fadime.”
Dönüp baktı.
İso birkaç saniye sustu. Sanki söyleyeceği şeyi tartıyordu.
“Dün gece…” dedi sonunda. “İlk defa biriyle vakit geçirmeyi bu kadar sevdim ben.”
Fadime’nin nefesi bir an durdu.
Çünkü bu cümle, beklediği hiçbir şeye benzemiyordu.
İso gözlerini ondan ayırmadan devam etti:
“Sabah olunca herkes yoluna gitsin istemedim.”
Fadime elini kapının üzerinde sıktı. İçindeki o kaçıp gitme isteğiyle geri dönüp yeniden arabaya oturma isteği birbirine girmişti.
İso kızın kıpırdanışına hafifçe gülümsedi.
“Bu kadar alışacağını bilsem seni arabaya hiç çağırmazdım .”
Fadime istemsizce güldü ama gözlerini ondan kaçırdı.
“Çok konuşuyorsun İso Furtuna .
Sonra başını hafifçe sallayıp kapıyı açtı.
“Git artık,” dedi gülümsememeye çalışarak. “Yoksa gerçekten alışacağım sana.”
İso’nun bakışları bir an derinleşti.
“Geç kaldın bence.”
Fadime kapıyı kapatıp çıkacağı an İso bir anda kontağı yeniden çevirdi. Motor homurdanınca Fadime kaşlarını çattı.
“N’apıyorsun?”
İso direksiyonu tek elle çevirip ciddi bir ifadeyle ona baktı.
“Seni bırakıp gitmiyorum.”
Fadime afalladı.
“Ula Koçari’ye çıkıyor burası, kaçırıyor gibi davranma.”
“Kaçırmıyorum zaten.” dedi İso sakin bir sesle. “Koçari’ye gidiyoruz.”
Fadime’nin yüzündeki ifade anında değişti.
“Dur.”
“Durmam.”
“İso !”
“Abin bütün gece seni merak etmiştir. Sen tek başına girersen önce seni sıkıştırır, sonra gidip beni bulur zaten.” dedi gözünü yoldan ayırmadan. “Ben yanındayken anlatırız, biter.”
Fadime birkaç saniye hiçbir şey diyemedi.
Çünkü hayatında ilk kez biri onun yükünü onunla birlikte taşımaya çalışıyordu.
Normalde olsa:
“Ben hallederim.” derdi.
Ama diyemedi.
İso hafifçe başını ona çevirdi.
“Ne bakıyorsun?”
Fadime kaşlarını toparlayıp sert görünmeye çalıştı.
“Çok sinir bozucu hareketlerin var.”
İso sırttı.
“Biliyorum.”
Fadime derin bir nefes verdi.
“Abim seni parçalayabilir haberin olsun.”
“Önce bir dinlesin.”
“Dinlemez.”
“Tamam.” dedi İso rahatça. “O zaman dayak yer çıkarım.”
Fadime istemsizce gülmemek için dudaklarını içine çekti.
“Manyaksın sen.”
İso arabayı sokağa doğru sürerken sesi bu kez daha yumuşaktı.
“Yalnız girmeni istemedim sadece.”
Bu cümle Fadime’nin içine beklenmedik şekilde oturdu.
Çünkü bütün gece boyunca ilk kez gerçekten korktuğu şey, eve dönmek olmuştu.
Ve İso bunu anlamıştı.
…

Koçari’nin önüne geldiklerinde ev hâlâ hareketliydi. Avlunun ışığı yanıyordu. Kapının önünde iki kişi konuşuyordu. Arabanın farı avluya vurduğu an içeriden biri dönüp baktı.
Sonra kapı hızla açıldı.
Adil çıktı.
Yüzündeki sertlik daha ilk adımdan hissediliyordu.
Fadime’nin kalbi sıkıştı.
Ama tam kapıyı açacakken İso’nun eli vitesin yanında durdu.
Sessizce, sadece ona duyulacak kadar konuştu:
“Ben konuşacağım.”
Fadime dönüp ona baktı.
İso’nun yüzünde en ufak geri adım yoktu.
Adil merdivenleri sert adımlarla indi. Sabahın ayazı hâlâ üstündeydi; yüzü gergin, bakışları keskindi.
Arabanın farı avluya vururken ilk gördüğü kişi Fadime olmadı.
İso’ydu.
Gördükleri ortamın havasını bir anda değiştirdi.
Adil’in çenesi sertleşti.
“Senin ne işin var burada?”
Fadime hemen araya girdi.
“Abi dur, düşündüğün gibi değil—”
“Düşmanımızın oğluyla sabahın köründe kapıya gelmişsin, ben ne düşüneceğim Fadime?”
İso ne diklendi ne de geri çekildi. Sadece sakin duruyordu.
Adil’in bakışları buz gibiydi.
“Konuş Furtuna ,” dedi sertçe. “Kardeşim neden senin yanında?”
İso gözünü kaçırmadı.
“Yolda kalmış.”
“Senin yüzünden mi?”
“Hayır.” dedi İso net şekilde. “Arabası bozuldu.”
Adil kaşlarını çattı.
“O zaman neden beraber sabahladınız da sen gitmedin ?”
Bu soru havada ağır kaldı.
Fadime’nin yüzü gerginlikten kasıldı ama İso hiç duraksamadı.
“Çünkü tek başına bırakamazdım.”
Sessizlik.
Gerçek bir sessizlik.
Adil birkaç saniye boyunca sadece ona baktı. Sanki İso’nun içinde küçücük bir yalan arıyordu.
Ama İso’nun tavrında ne kaçış vardı ne de ukalalık.
Sadece durmuş, olanı olduğu gibi söylüyordu.
Fadime bunu görünce şaşırdı.
Çünkü İso’nun bu kadar cesur olmasını tahmin etmiyordu.
Adil yavaşça kardeşine döndü.
“İyi misin?”
Fadime başını salladı.
“İyiyim abi.”
Adil gözlerini kısa süre kapattı.
O sert adamın yüzünden sabaha kadar yaşadığı korku bir anlığına geçti.
Sonra yeniden İso’ya baktı.
Bu kez sesi eskisi kadar keskin değildi.
“Bak…” dedi ağır ağır. “Ben senden hâlâ haz etmiyorum.”
Fadime nefesini tuttu.
İso’nun dudağı hafif kıpırdadı.
“Normal.”
“Ama…” dedi Adil, gözlerini kısmadan. “Düşmanlık başka şey, kardeşimi dağ başında yalnız bırakmamak başka şey.”
Avluda rüzgârın sesi geçti.
Adil birkaç adım yaklaşıp doğrudan İso’nun karşısında durdu.
“Onu orada bırakıp gidebilirdin” dedi düşük ama sert bir sesle.
İso hiç kıpırdamadı.
Adil derin bir nefes verdi.
“Ama bırakmamışsın.”
İlk kez bakışlarında küçücük de olsa başka bir şey vardı artık.
Tam düşmanlık değildi.
Belki istemsiz bir saygı.
Belki minnet.
“Şunu da iyi dinle,” dedi sonunda. “Furtuna’lı olman umrumda değil.”
Fadime şaşkınlıkla abisine baktı.
Adil devam etti:
“Kardeşimi yalnız bırakmadığın gün… benim gözümde düşman gibi duramazsın artık.”
İso ilk kez ne diyeceğini bilemedi.
Adil omzunu hafifçe gerdi.
“Bundan sonra ailenin aksine beni düşman değil de abin olarak bil.”
İso birkaç saniye boyunca Adil’e baktı.
Hayatında ilk kez o adamın gözlerinde sadece öfke görmüyordu.
Bu garipti.
Çünkü yıllardır iki taraf da birbirine aynı gözle bakmıştı:
inatla,
öfkeyle,
mesafeyle.
Şimdi ise avlunun ortasında, sabah ayazının içinde başka bir şey durmuştu aralarında.
İso hafifçe başını eğdi.
“Eyvallah… abi.”
Fadime’nin gözleri büyüdü.
Adil bile bir an afalladı. Bakışlarını birkaç saniye onun üzerinde tuttu. Sonra burnundan kısa bir nefes verdi.
“Tamam, çok duygusallaşmadan dağılın şimdi.” dedi sertliğini geri toplamaya çalışarak.
Fadime dayanamadı.
Dudaklarının kenarı yukarı kıvrıldı.
“Abi sen utanıyor musun yoksa?”
Adil anında döndü.
“Sen çok konuşma. Bütün gece kafayı yedim.”
Fadime başını eğip sırıtmaya başladı.
İso da gülüyordu artık.
Bu görüntü Adil’in gözünden kaçmadı.
Kardeşinin yüzündeki rahatlık…
o hafiflik.
Uzun zamandır görmediği bir şeydi.
Bakışları kısa süre İso’ya kaydı.
Ve istemese de şunu düşündü:
Fadime, bu adamın yanında kendini saklamıyordu.
Bu düşünce onu hâlâ tam rahatlatmıyordu ama içindeki katı düşmanlığın bir köşesini sessizce kırıyordu.
“Tamam hadi,” dedi sonunda. “Fadime içeri gir. Sen de—”
İso tam geri çekilecekti ki Adil yeniden konuştu.
“Aç mısın?”
İso kaşını kaldırdı.
“Ne?”
“Sağır mısın oğlum?” dedi Adil ters bir tonla. “Sabaha kadar dağda kalmışsınız. Aç mısın diyorum.”
Fadime gözlerini kocaman açtı.
Çünkü abisinin bir Furtunalıyı eve çağırması olacak iş değildi.
İso bile kısa süre cevap veremedi.
Adil hemen sertleşti yine.
“Gelmem diyorsan sen bilirsin.”
İso istemsizce güldü.
“Yok.” dedi başını hafif sallayarak. “Gelirim.”
Fadime o an fark etti:
Gece sadece onunla İso’nun arasındaki mesafeyi değiştirmemişti.
İki köy arasında yıllardır taş gibi duran bir şeyin içine de ilk çatlağı atmıştı.
…

Adil arkasını dönüp merdivenlere yöneldiğinde Fadime hâlâ olduğu yerde durmuştu. Sabahın ilk ışıkları avluya yayılmıştı ama onun içindeki gariplik hâlâ gece gibiydi.
İso’ya baktı.
İso da ona bakıyordu.
Sanki ikisi de biraz önce yaşanan şeyin gerçekliğini sindirmeye çalışıyordu.
“Ne bakıyorsun?” dedi İso sonunda.
Fadime hafifçe başını iki yana salladı.
“Abim sana yemek teklif etti.”
İso ciddi ciddi düşündü.
“Harbiden etti ya.”
Fadime bir anda gülmeye başladı. Uykusuzluktan mı, rahatlamaktan mı, yoksa gece boyunca biriktirdiği gerginlikten mi belli değildi.
İso onu birkaç saniye izledi.
Sonra yüzündeki ifade yumuşadı.
“Bugün çok korktum.”
Fadime’nin gülüşü yavaşça durdu.
“Neden?”
İso başını avlu kapısına doğru çevirdi.
“Senin abin yüzünden değil.”
Bakışları yeniden Fadime’ye geldi.
“Şuradan tek başına girersen, yine o eski hâline döneceksin sandım.”
Fadime’nin boğazı düğümlendi.
Çünkü ne demek istediğini anlamıştı.
Dağdaki o yakınlığın sabahla birlikte kaybolmasından korkmuştu İso.
Fadime birkaç adım yaklaştı. Artık aralarında sadece bir kol mesafesi vardı.
“Kolay mı sanıyorsun eskisi gibi olmayı ?” dedi sessizce. “Ben de bilmiyorum nasıl davranacağımı.”
İso’nun dudağı hafif kıvrıldı.
“Bağırarak başlıyorsun genelde.”
Fadime dirseğiyle ona vurdu.
“Ciddiyim.”
“Ben de.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Evden Adil’in sesi yükseldi:
“Ula hadi da!
Fadime irkilip geri çekildi.
İso bu kez gerçekten güldü.
“Abim” çağırıyor.” dedi özellikle o kelimeyi bastırarak.
Fadime gözlerini devirdi.
“Şımardın hemen.”
“Az önce resmen aileye kabul edildim, normal.”
“Abartma.”
İso eğilip hafifçe ona yaklaştı.
“Sana bir şey söyleyeyim mi?”
Fadime istemsizce nefesini tuttu.
“Hmm?”
İso’nun sesi alçaldı.
“Dün gece dağda mahsur kalmamız…” dedi gözlerini ondan ayırmadan, “hayatımdaki en iyi anlardan biriydi.”
Fadime kaşını kaldırdı.
“Devamını da söyle.”
İso’nun dudaklarının kenarı yavaşça yukarı kıvrıldı.
“Bir daha olsa yine senin yanında kalırım.”
…

Sabahın geri kalanı beklediklerinden daha sakin geçti.
İso ve Fadime kahvaltısını yaptı, Adil ara sıra ters ters baktı, Fadime ise ikisinin aynı masada oturmasına hâlâ alışmaya çalışıyordu. Ama asıl gariplik, İso’nun gitmeye hazırlanması ile oldu.
Montunu alıp kapıya yöneldiğinde Adil de arkasından çıktı.
“Ben de çıkayım.” dedi Fadime hemen.
İki adam aynı anda:
“Olmaz.”
dedi.
Fadime gözlerini devirdi.
“Bir gecede babam oldunuz başıma.”
İso sırıttı ama Adil ciddi kaldı.
“Sen dün gece dağda kaldın Fadime. Bugün dinleneceksin.”
İso kapının yanında durup anahtarı çevirdi.
“Akşama uğrarım.”
Fadime şok içinde döndü.
“Niye?”
İso cevap vermeden önce kısa bir an Adil’e baktı.
Sonra gayet normal bir şey söylüyormuş gibi konuştu:
“Senin araba hâlâ dağ yolunda”
Sessizlik.
Fadime’nin yüzü boşaldı.
“Benim araba…”
İso başını salladı.
“Orada kaldı.”
Adil küfürü bastı.
Çünkü o hengâmede kimse bunu düşünmemişti.
Fadime iki elini başına götürdü.
“Niye almadılar onu oradan?”
İso anahtarı parmağında çevirdi.
“Öğlene doğru gider alırız.”
Fadime hemen doğruldu.
“Ben de geliyorum.”
“Hayır.”
Bu kez hem Adil hem İso aynı anda söylemişti yine.
Fadime sinirle güldü.
“Siz iyi misiniz ya?! Araba benim.”
Adil kollarını bağladı.
“Sen bugün hiçbir yere gitmiyorsun.”
“Abi—”
“Gitmiyorsun.”
Fadime tam yeniden çıkışacaktı ki İso sakin sakin konuştu:
“İnat etme.”
Fadime şüpheyle baktı.
“Neden?”
İso’nun dudağının kenarı hafif kalktı.
“Çünkü araba uçurumun kenarında duruyor risk almak istemedikleri için çekemediler.”
Bir anda sessizlik oldu.
Fadime’nin rengi değişti.
“İSO!
Adil bir anda ayağa kalktı.
“Sen bunu yeni mi söylüyorsun?!”
İso omuz silkti.
“Gece söylemenin anlamı yoktu. Zaten korkmuştu.”
Fadime birkaç saniye konuşamadı.
Çünkü ilk kez olayın ne kadar ciddi olduğunu anlıyordu.
Ve o an beynine başka bir şimşek çaktı.
İso gece boyunca bunu biliyordu.
Ama tek kelime etmemişti.
Ne onu panikletmişti…
ne de kendini kahraman gibi göstermeye çalışmıştı.
Adil de bunu fark etmişti.
Bakışları yavaşça İso’ya kaydı.
Sonra ilk kez sesi tamamen kendinden emin bir şekilde çıktı:
“Öğlen beraber gideriz.”
İso kaşını kaldırdı.
“Beraber?”
“Evet.” dedi Adil düz şekilde. “Madem kardeşim için gece boyunca orada kaldın… o arabayı da birlikte alacağız.”
…
Öğlene doğru hava tamamen açmıştı.
Dağın üst tarafları hâlâ sisliydi ama yollar sabaha göre daha sakindi. Adil pikabın anahtarını alıp dışarı çıktığında Fadime çoktan montunu giymiş, kapının önünde bekliyordu.
Adil onu görünce durdu.
“Sen nereye?”
Fadime kaşını kaldırdı.
“Arabamı almaya.”
“Evde kal dedim sana.”
“Dinlemedim.”
Adil tam çıkışacaktı ki İso dış kapının önünde göründü. Üzerinde sabahkinden farklı kuru bir mont vardı ama uykusuzluğu hâlâ yüzündeydi.
Bakışları direkt Fadime’ye kaydı.
“Biliyordum geleceğini.”
Fadime omuz silkti.
“Arabam uçurumdan sarkmış diyen sensin.”
İso istemsizce güldü.
“Evet de korkup vazgeçersin sandım biraz.”
Fadime yaklaşıp omzuna vurdu.
“Sen beni ne sanıyorsun?”
“İnatçı.”
“Doğru.”
Adil ikisini birkaç saniye sessizce izledi.
Sonra başını iki yana salladı.
“Birinizin çenesi durunca öbürü başlıyor zaten.”

…
Yola çıktıklarında hava garip şekilde sakindi. Sabahki gerginlik yoktu ama onun yerine başka bir şey gelmişti; sanki üçü de artık aynı tarafın içindeydi.
Dağ yoluna vardıklarında gece yaşananların izi hâlâ duruyordu. Yolun kenarındaki çamurlar, lastik izleri, devrilmiş küçük taşlar…
Fadime arabasını gördüğü anda adımları yavaşladı.
Araç gerçekten yolun ağzında öylece durmuştu.
Bir tarafı boşluğa fazla yakındı.
Adil dudaklarını sıktı.
“Ula…” dedi kendi kendine. “Biraz daha kaysa işi mezarlıkta konuşuyorduk.”
Fadime’nin içi ürperdi.
Ama asıl dikkatini çeken şey İso oldu.
Sessizdi.
Ne kendini övüyordu ne de “bak ben seni kurtardım” tavrına giriyordu. Direkt arabanın yanına gidip eğildi, lastiğe baktı.
Sonra sakin sakin konuştu:
“Halat lazım.”
Adil pikabın kasasına yöneldi.
“Var.”
İso ceketini çıkarıp aracın kenarına bıraktı. Kollarını sıvadığında Fadime istemsizce birkaç adım yaklaştı.
“Dikkat etsene biraz,” dedi farkında olmadan.
İso başını kaldırıp ona baktı.
Bakışındaki kısa yumuşama sadece bir saniye sürdü.
“Şimdi mi korktun?”
Fadime cevap veremedi.
Çünkü korkmuştu.
Hem de ciddi ciddi.
Adil halatı getirip İso’ya attı.
İkisi birlikte uğraşmaya başladılar. İlk başta hâlâ sert bir mesafe vardı aralarında. Ama iş ilerledikçe konuşmaları değişmeye başladı.
“Sağa çek.”
“Tutuyorum.”
“Biraz daha.”
İlk kez kavga etmeden aynı işi yapıyorlardı.
Fadime birkaç metre geriden onları izlerken garip bir hisse kapıldı.
Sanki yıllardır birbirine karşı duran iki taraf değil de… aynı tarafta duran iki adam gibiydiler.
Halatı bağlarken İso’nun ayağı kaydı bir anda.
Fadime’nin yüreği ağzına geldi.
“İSO!”
İso refleksle kaportaya tutundu ama elinin üstü sertçe metale sürttü.
Adil anında kolundan yakaladı.
“Dikkat etsene oğlum!”
İso dengelenip ayağa kalktı.
“Elim kaydı sadece.”
Ama Fadime çoktan yanlarına inmişti.
“Göster.”
“Bir şey yok.”
“Göster dedim.”
İso elini saklamaya çalıştı ama Fadime bileğinden tuttuğu gibi çekti.
Elinin üstü çizilmişti. Kan ince ince yayılıyordu.
Fadime’nin kaşları çatıldı.
“Sabah beri insan gibi duruyorsun, şimdi mi aklına delilik geldi senin?”
İso hafifçe sırıttı.
“Bağırınca daha mı az acıyor?”
Fadime çantasından peçete çıkarıp eline bastırdı.
Adil birkaç saniye onları izledi.
Sonra istemsizce başını çevirdi.
Çünkü ilk kez kardeşinin birine böyle dokunduğunu görüyordu.
Hem de bir Furtunalıya.
Ve garip olan şu ki…
Bu görüntü düşündüğü kadar yanlış gelmemişti artık.
İso peçeteyi elinin üstünde tutarken gözlerini bir an bile Fadime’den ayırmadı.
“Bu kadar sinirleneceksen biraz daha kanatayım.”
Fadime başını kaldırıp sert sert baktı.
“Dalga geçme.”
İso’nun yüzündeki hafif gülümseme o an biraz duruldu.
Çünkü Fadime gerçekten korkmuştu.
Adil bunu gördü.
Kardeşi farkında olmadan İso’nun kolunu hâlâ bırakmamıştı bile.
Rüzgâr hafifçe geçti. Yol sessizdi.
Sonunda Adil boğazını temizledi.
“Fadime, İso’yu bırakmayı düşünürsen şu arabayı çekelim mi artık?”
Fadime bir anda elini bıraktı.
“Abi!”
İso kahkahayı bastı.
“Ben demedim bak.”
Fadime sinirle geri çekildi ama kulakları kıpkırmızı olmuştu.
Adil halatı yeniden gerdi.
“Hadi oğlum, asıl şimdi kayarsa üçümüzü birden toplarlar aşağıdan.”
Birlikte uğraşmaya başladılar tekrar. Bu kez daha dikkatliydiler. İso direksiyona geçti, Adil halatı yönlendirdi. Birkaç gergin dakikanın ardından araç sonunda güvenli tarafa çekildi.
Fadime derin bir nefes verdi.
“Şükür…”
Üçü yol kenarında kısa süre durdu. Sabahın gerginliği gitmişti artık. Yerine tuhaf bir alışkanlık hissi gelmişti.
Sanki uzun süredir birlikte geziyormuş gibiydiler.
Fadime bunu fark edince biraz huzursuz oldu.
Çünkü bu kadar hızlı alışmak normal gelmiyordu.
İso pikabın kasasına yaslandı.
“Sıcak bir şeyler içelim mi aşağıda?”
Fadime direkt cevap vermedi,abisine baktı.
Adil hemen araya girdi:
“Ben yokum.”
İkisi aynı anda ona döndü.
Adil kaşını kaldırdı.
“Ne bakıyorsunuz? Size refakatçi mi olacağım daha?”
“Siz gidin.”
Fadime afalladı.
“Abi…”
Adil omzunu silkti.
“Tattaram büyümüş, bugün onu anladım.”
Bu cümle Fadime’yi beklemediği yerden vurdu.
Çünkü abisi kolay kolay bırakmayı bilen biri değildi.
Adil anahtarı çevirdi.
“Akşama kadar ortadan kaybolmayın yeter.” dedi dümdüz. “Bir daha bütün köye kendinizi arattırırsanız ikinizi de dağa geri bırakırım.”
Sonra pikaba binip uzaklaştı.
Tozlu yolun ortasında bir süre sadece Fadime ile İso kaldı.
İso yavaşça ona döndü.
“Eee…”
Fadime başını kaldırdı.
“Ne eee?”
İso’nun dudağının kenarı kıvrıldı.
“Galiba abin beni sana emanet etti.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

246okunma 18beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18