3. bölüm · İsfad one shot
Ruhumuz yasta •SIR
Ruhumuz yasta
iyi okumalarr.
Dışarıdaki rüzgarın uğultusu kadar kasvetliydi arabanın içi. Birlikte inşa etmeye çalıştıkları renkli hayatın tuğlaları bir anda üzerilerine yıkılmış,hayat yine siyah beyaz haline bürünmüştü.
Fadime İso’dan cevap alamadığı her saniye sanki kalbi gerçekten binbir parçaya ayrılmış, kırıklar vücudunun her bir santimine tek tek batıyormuş gibi hissediyordu
Titreyen sesiyle ,gözlerindeki hayal kırıklığıyla ona bakarak konuştu:
“Bilmiyorum desene ,düşmanlığı bitirelim diye uğraşırken o düşmanlığın “en kor halini” bizim aramızda sır diye saklamadım desene .
Fadime iso’nun göğsüne vurarak bağırıyordu içindeki ona karşı olan tüm kırgınlığı kusmak istedi.
“Ula ben sana inandım,ben sana kalbimi açmaya çalıştım be!
İçimde ne sır varsa döktüm sana.Bu mu senin bana reva gördüğün. Bu mu bana değer veren halin senin?
İso kendisine vurmaya çalışan karısının ellerini havada yakaladı.Vurmasını istemediği için değil,canı acıdığı için değil.Fadime’den gelecek her şeyi hak etmişti ama ona zarar gelmemeliydi.Onu kendinden korumaya çalıştı.
“Fadi-“
“KES,“İSMAİL FURTUNA”
İso bu sözle beyninden vurulmuşa döndü, aklında yankılanıyordu karısının o güzel sesine hiç yakışmayan adı.
“İsmail Furtuna ”
“İsmail Furtuna”
“İsmail Furtuna”
keçi sürüsüne atıldığında yara alan her bir santimi tekrar tekrar sızladı bu sözle.Öyle bir acıydı ki bu o anları tekrar yaşasa belki canı bu kadar yanmazdı.
Güçlü bir nefes aldı
“Fadime deme onu,kurbanın olayım deme.”
Fadime hayal kırıklığıyla baktı bir anda yabancılaşan o gözlere.
“Ne farkın kaldı ki şimdi o “furtunalılardan” da ben sana Furtuna demeyeyim “İsmail Furtuna” ?
Açtı kapıyı,yağmurun altında kafasını göğe kaldırdı Fadime. Yüzüne düşen her bir damla gözyaşlarıyla karışıyordu. Arabada bıraktığı mavilerine kırmızılar çöken yabancıya dönüp baktı “onlara bile ait olmayan”eve girerken.
Fadime içeriye girdiğinde evde oturan Oruç,Zarife ve Şirin Furtuna’nın telaşlı gözleri ona dönmüş,ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı.
Arka arkaya sıralanan hiçbir soruya cevap vermeden teker teker çıktı merdivenlerden, odalarına girdi.Kapının kilidini çevirdi o tok ses duyulduğunda olduğu yere yavaşça çöktü.Gözlerini odanın her bir köşesine tek tek çevirdi.Hepsinde o vardı. Aklına kazımak istermiş gibi tebessümle bakmaya devam etti.
…
İso arabadan indi.Fadime yanından giderken sanki kalbiyle birlikte ruhunu da götürmüştü kendisiyle.
Eve girdi.Dizlerinin üzerine bıraktı kendini kapının eşiğinde.Aklında hâlâ karısının sözleri yankılanıyordu.
Evdekilere tek bir cevap verdi:
“Öğrendi…” ellerini yüzüne bastırarak ağlıyordu karısı gibi.
Kendi acısına değil,onun acısına ağlıyordu.
Onun saçlarını okşayan,geçecek oğlum her şey yoluna girecek diyen sevdikleri varken
Fadime,yalandan evlendiği adamın kendi ailesini öldüren, ebedi düşmanları olan köyünde yapayalnız kalmıştı.
Karısının daha önce ona söylediği sözler aklına geldi:
“Çünkü senle her şeyi konuşabiliyorum İso.”
Karısının tek limanı olmuşken ailesini aldıkları gibi tek sığınağını da almıştı ondan.
Saatler geçmiş Furtuna ailesi İso’nun Fadime’nin yanına çıkmasına izin vermemiş, kızın sakinleşmeye ihtiyacı olduğunu ,daha sonra konuşmaları gerektiğini söylemişlerdi.
İso birkaç saat sonra bu fikri kabul ettiğine deli gibi pişman olacağını bilmeden onayladı.
Saatler geçti. Fadime için bir ömürdü sanki.
Bulduğu kâğıt parçasına kalem mürekkebinden dökülen harflerle birlikte gözyaşları karışmıştı.
Yazdığı bir satıra baktı :
“Bundan sonra senden bana kalan tek şey, bu ihanetin acısı olur.
Son zamanlarda en sevdiği,her dokunduğunda onu yanında hissettiği ama artık bir metal parçasından ibaret olan alyansını notun üzerine koydu.
Taktıkları ilk an, kâğıt üzerindeki evliliklerinin simgesi olurken bile bu kadar acı verici olmamıştı o yüzük.
Parmağındaki boşluğa baktı Fadime, yüzüğün izleri silinmeden son kez o izleri parmak uçlarıyla nazikçe okşadı.
Kalbinde açılan boşluğun yanında parmağındaki hiçbir şeydi.
Saat 4’e geliyordu, kimseyi uyandırmak istemeden sessizce çıktı odadan,tek tek indi merdivenleri.İso’yla bir daha konuşursa onu bırakamayacağından korkup şimdi gitmeyi tercih etmişti Fadime.
Son basamakta durdu.
Omuzları da kendisi gibi çökmüş kocasını gördü.
Duvarın kenarında kafası omzuna düşmüş bir şekilde uyuyakalmıştı.
Bilmiyordu ki kocasının gözlerine saatlerdir uyku girmemiş kendisi gibi gözyaşı döküyordu.
İso’nun o anlık uyuyor olmasına şükredip son kez baktı hiç okşayamadığı altın sarısı saçlara.
Bir cesaretle yaklaştı ona. Elini saçlarına doğru kaldırdı, yine ağlayacağını anlayınca dokunamadan kapıyı kapatıp çıktı.
Abisi kapıdaydı.
Ona aralarında bir kavga ettiklerini ve hiçbir şey sormadan sadece onu almaya gelip gelemeyeceğini sormuştu.
Abisine tüm gücüyle sarıldı.Şu hayattaki tek dayanağına.
Evine giden yollardan geçerken Adil kardeşinin kafasının dağılmasını istediği için radyonun sesini açtı biraz.
Hava da yağmur sonrası oluşan o ferah koku vardı. Fadime camı açtı ağır ağır.Kafasını cama yasladı.O güzel kokuyu içine çekerken radyodan yükselen ses eşlik etti:
“Ayrılık yazıldı bize bu kader gülmedi yüzümüz hep keder,
Bu sancı dinmedi ruhumuz yasta
Dermanı yok bu derdın gönlümüz yasta.”
Çocukluğundan beri en sevdiği şarkıydı.Abisi dinlerken duyardı o da.
Abisinin bu sözleri niye böyle içli içli söylediğini anlamazdı hiç,ona eşlik ederken sözleri gülerek söylerdi.
“İnsan “canından” yara almayınca anlamaz.” derdi abisi hep.
Fadime bu kez anladı o sözleri.
Anlamak istemedi.
Çocukluğundaki gibi eşlik etmek istedi abisine.
Fadime aldığı acıyla büyüdü.
İlk defa abisi ile aynı duyguları paylaşarak eşlik etti Fadime.
…
Vücudunun havalandığını hissettiğinde gözlerini hafifçe aralayıp kolları arasında olduğu kişinin abisi olduğunu teyit ettikten sonra güvende olduğunu bilerek kendisini o yabancı ellerde bırakamadığı uykunun tatlı kollarına bıraktı.
Son hatırladığı şey kendi yatağına bırakılıp abisinin saçlarını okşarken ona söylediği teselli cümleleriydi.
…
İso gözlerini araladığında sabah olmak üzereydi.Kalbi ağırlaşmıştı sanki ,aldığı nefesler batıyordu. Onu görmemeye artık dayanamayıp odalarına çıktı.
Kapıyı tıklattı birkaç kere.
Ses gelmedi.
Seslendi,
Yine ses gelmedi.
İçeriye girdiğinde, oda saatlerdir aralı camdan esen rüzgarla buz gibi olmuş diye düşündü İso.
Onu üşüten asıl şey karısının artık orada olmamasıydı.
Gözü, kâğıt parçasının üzerinde günün ilk ışıklarının vurduğu o parlak metale takıldı.
Adımları ağırlaştı görmek istemedi o notta yazanları.
Okudu.
Tekrar tekrar okudu.
Fadimesi,karısı,canı,onu ailesinden bile daha iyi anlayabilen insan gitmişti.
Bağırdı.
Koşarcasına indi merdivenleri.
Daha dün karısıyla bitmesin diye bir saatte gittikleri yolu, bugün 10 dakika içerisinde ağlayarak geçti İso.
….
Son bavulu da arabanın bagajına koyduklarında herkesle vedalaştı Fadime.
Abisinin ondan başka kimsenin bilmediği evine belki biraz toparlanabilme ve “onu” biraz olsun aklından çıkarabilme umuduyla gidiyordu.
Arabaya binip gözyaşları eşliğinde el sallarken başka bir arabanın frenlerinin çıkardığı tiz ses duyuldu.
İso.
Gelmişti.
Gözleri kesişti camın arkasından,daha fazla bakmak istemedi Fadime o sevdiği mavilere.
Araba şoförün çalıştırmasıyla hafifçe ilerlerken gözleri abisinin kolları arasında tutarak engellediği, peşinden gelmek için deli gibi çırpınan kocasına takıldı.
Fadime,gitmişti.
Umarım beğendiğiz bir bölüm olmuşturr
Yazmak, o duyguları geçirmek için gereken kelimeleri bulmak öyle zor ki bir beğeni tuşuna basmayı ,fikirinizi belirtecek yorumlarınızı atmayı esirgemeyin olur muu
