Gürültünün İçindeki Sessizlik kitap kapağı

1. bölüm / 14

Giriş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 14Şu an: Giriş

Maçın bitmesine kırk üç saniye vardı.
Skor tabelasında 45–45 yazıyordu.
Sahanın üzerindeki ışıklar her zamankinden daha sert görünüyordu. Parkenin cilası, tavandaki lambaları yansıtıyor; hareket eden oyuncuların ayakkabıları her dönüşte zeminde kısa, keskin sesler bırakıyordu. Tribünler doluydu. Birkaç dakika önce birbirine karışan tezahüratlar, düdükler ve ayakkabı sesleri şimdi tek bir uğultuya dönüşmüştü.
Kimse yerinde rahat oturmuyordu.
Koç kenarda duruyor, oyunu izlerken elindeki tahtaya arada bir göz atıyordu. Takım arkadaşlarımın nefes alışlarını bile duyabiliyordum.
Top bendeydi.
Sağ elimle bir kez yere vurdum.
Sonra bir kez daha.
Karşımda duran oyuncu dizlerini hafifçe kırmış, ağırlığını ayaklarının arasında dengeliyordu. Gözleri topu değil, omuzlarımı takip ediyordu. Bunu fark ettiğim anda içimdeki bütün düşünceler sustu.
Bir sonraki hareketimi önceden tahmin etmeye çalışıyordu.
Ben de onun bunu bildiğini biliyordum.
Sürenin ilerlediğini görmek için başımı kaldırmama gerek yoktu. Tribünlerin uğultusundaki değişim bile yeterliydi.
Yirmi dokuz saniye.
“Arven!”
Ege’nin sesi sol tarafımdan geldi. Göz ucuyla ona baktım. Savunmacısı arada kalmıştı. Birkaç adım gerisinde Emir boşluk arıyordu.
Pas verebilirdim.
Ama rakip takımın savunması bizim seti çözmeye başlamıştı. Topu elden çıkardığım anda üzerime kurdukları baskının başka bir oyuncuya kayacağını biliyordum.
Bir kez daha yere vurdum. Sağa gidecekmişim gibi omzumu düşürdüm. Savunmacı bir anlığına o tarafa kaydı. Beklediğim şey buydu. Topu sol elimle yere vurup yönümü değiştirdim.
Bir adım.
İki.
Arkamdan gelen ayak seslerini duyabiliyordum. Hızlandım. Üçlük çizgisine yaklaşırken savunmanın ikinci oyuncusu üzerime doğru çıktı.
Bu kez Emir gerçekten boştu. Onu gördüm. Bir saniyeden kısa bir süreliğine göz göze geldik. Pas verebilirdim. Ama savunmacı da onu görmüştü.
Topu elimden çıkardığım anda araya girecekti. Bir an daha bekledim. Sonra geri çekildim. Ayakkabılarım parkede kaymadan durdu. Şut için yükseldim.
Top parmak uçlarımdan ayrıldığı anda salondaki bütün sesler bir anda uzaklaşmış gibi geldi. Top havadaydı. Gözlerim çemberdeydi.
Bir saniye.
İki.
Top çembere çarptı.
İçeri girmedi.
Sürenin bittiğini belirten düdük sesi salonun tamamını doldurdu. Bir an olduğum yerde kaldım. Sonra top parkede sekip uzaklaştı.
45–45.
Maç berabere bitmişti. Ama benim aklımda skorbord yoktu. Sadece son şut vardı. Topun parmaklarımdan ayrıldığı an.
Biraz daha erken atsaydım? Biraz daha geriye çekilseydim? Pas verseydim?
O üç soru, maçın geri kalanındaki bütün doğru hareketlerin üzerine kapanmıştı. Yanıma ilk gelen Emir oldu. “Bak bana.” Başımı kaldırmadım. “Arven.” Bu kez omzuma dokundu.
Başımı kaldırdığımda yüzündeki ifadeyi gördüm. Her zamanki gibi gülmüyordu. “Bir şut kaçırdın.”
“Maçı kazanabilirdik.”
“Hayır.” Başını iki yana salladı. “Sen maçı tek başına kazanamazdın.” Cevap vermedim. Emir birkaç saniye beni izledi. “Takım olarak oynadık. Takım olarak berabere kaldık.” Söyleyecek bir şey bulamadım.
Çünkü haklıydı.
Ama insan bazen doğru olduğunu bildiği bir şeyi kabul etmek istemiyordu. Özellikle de kaybetmeye bu kadar
yakınken. Koç düdüğünü boynundan çıkarıp eline aldı. “Soyunma odasına geçin.” Takım yavaş yavaş toparlanmaya başladı. Ege yanıma geldi.
“İyi misin?”
“İyiyim.”
Bana birkaç saniye baktı.
“Değilsin.”
Cevap vermedim. Ege de daha fazla üstelemedi. Sadece sırtıma hafifçe vurup takımın peşinden yürüdü. Ben birkaç saniye daha sahada kaldım. Parkenin üzerinde duran topa baktım. Sonra eğilip onu yerden aldım.
Elimde sıkarken parmaklarımın arasında hâlâ o son şutun ağırlığını hissediyordum.
★
Dışarıdaki sesler kapının ardından belli belirsiz duyuluyordu. Birkaç dakika önce biten maçın heyecanı hâlâ koridorlarda dolaşıyor olmalıydı. Birileri sonucu tartışıyor, birileri kazananın kim olması gerektiği konusunda hararetle konuşuyordu.
Benim içinse bunların hiçbir anlamı yoktu.
Önümdeki nota sayfasının sağ üst köşesine küçük bir işaret koyup metronomu yeniden çalıştırdım.
Tik.
Parmaklarımı tuşların üzerine yerleştirdim.
Tak.
İlk ölçü.
Tik.
İkinci.
Nefesimi fark etmeden tutmuştum.
Üçüncü ölçüye geçtiğimde sağ elim olması gerektiği gibi ilerledi. Dördüncü ölçüye geldiğimde ise yüzük parmağım bir anlığına kaydı.
Yanlış nota. Elimi hemen çektim. Metronom devam etti. Tik. Tak. Tik. Tak. Bir süre sadece o sesi dinledim. Sonra gözlerimi kapattım.
Yine.
Birkaç saniye sonra metronomu durdurdum ve nota sayfasını kendime doğru çektim. Hatanın olduğu bölüme eğildim. Notalarda bir sorun yoktu. Parmağımın geçişinde hata yapıyordum.
Bunu biliyordum. Kalemi aldım. İlgili notanın üzerine küçük bir numara yazdım.
Dört.
Sonra baştan başladım. Bu kez daha yavaş.
Birinci ölçü.
İkinci.
Üçüncü.
Dördüncü.
Doğru.
Devam ettim.
Beşinci.
Altıncı.
Yedinci.
Sekizinci.
Parçayı bitirdiğimde ellerimi tuşların üzerinden çekmedim. Birkaç saniye öylece kaldım. Sonra başımı geriye yasladım.
Son birkaç haftadır aynı yerde takılıyordum.
İlk başlarda bunun parçanın zor olmasından kaynaklandığını düşünmüştüm. Sonra yeterince çalışmadığımı düşündüm.
Şimdi ise başka bir ihtimal aklıma geliyordu.
Ya yeterince iyi değilsem?
Bu düşünceyi sevmedim. Hemen önümdeki nota sayfasını kapattım. Ellerimi dizlerimin üzerine bıraktığımda parmak uçlarımdaki hafif sızıyı fark ettim. Uzun süre çaldığımda önce parmaklarım yorulurdu. Sonra bileklerim. En son da omuzlarım.
Ellerimi birkaç kez sallayıp gevşetmeye çalıştım. Masadaki su şişesine uzanıp bir yudum aldım. Pencereden dışarı baktım.
Bahçede hâlâ hareket vardı. Bir grup öğrenci koridordan geçerken maç hakkında konuşuyordu. Sesleri camın ardından boğuk geliyordu.
Bir an dinledim. Sonra yeniden önüme döndüm. Müzik odasında her şey daha kolaydı. Burada neyin doğru, neyin yanlış olduğunu biliyordum.
Yanlış notaya bastıysam tekrar ederdim. Ritim bozulduysa yavaşlardım. Bir bölüm istediğim gibi çıkmadıysa başa dönerdim. Hayatın geri kalanında hiçbir şey bu kadar basit değildi.
Dosyamı yeniden açtım. Metronomu bu kez biraz daha yavaş bir tempoya ayarladım. Başladım. Aynı bölüme geldiğimde bu kez durmadım. Parmağımı doğru notaya bastırdım.
Devam ettim.
Parça bittiğinde odanın içinde birkaç saniye daha hiçbir ses olmadı. Ellerimi yavaşça tuşlardan çektim. Nota sayfasının alt kısmına kalemle küçük bir cümle yazdım. Daha temiz çal. Yazdıklarıma baktım.
Sonra kalemi kapatıp dosyanın arasına koydum. Henüz yeterli değildi. Ama yeniden denemek için yarın da burada olacaktım.
★
Soyunma odasına girdiğimizde herkes farklı bir köşeye dağıldı. Emir kendini sıranın üzerine bıraktı. “Ben bu maçtan sonra en az üç kilo verdim.” Kaan ona baktı.
“Sen zaten üç kilo vermiş gibi görünüyorsun.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Bir şey demiyorum.”
“Dedim ya, çok önemli bir şey söyledin.”
Ege araya girdi.
“İkiniz de beş dakika susabilir misiniz?”
“Hayır.”
“Hayır.”
İkisi de aynı anda cevap verince Ege gözlerini kapattı. Ben istemsizce gülümsedim. Ama gülümseme çok kısa sürdü. Dolabımı açıp çantamı çıkardım. Koç kapının yanında duruyordu. Hepimize tek tek baktı.
“Bugün kaybetmediniz.” Kimse cevap vermedi. “Berabere kaldınız.” Bir an durdu. “Ama önümüzdeki maçlarda beraberlik yetmeyebilir.” Bu cümleyle birlikte odadaki hava değişti.
Koçun sesinde herhangi bir sertlik yoktu. Tam tersine sakindi. Ama söylediklerinin ne anlama geldiğini hepimiz biliyorduk.
“Yaz boyunca çalışacağız.” Emir’in yüzü düştü. “Yaz boyunca mı?” Koç ona baktı. “Bir ay boyunca.” “Bu daha kötü.”
Kaan başını salladı. “Kesinlikle daha kötü.” Koç gülümsememek için kendini zor tuttu. “Hafta içi her gün bir saat. Kondisyon, şut, savunma ve takım çalışması.” Ege hemen başını salladı.
“Tamam hocam.”
“Hafta sonu da isteyen gelebilir.” Emir elini kaldırdı. “Ben istemiyorum.” Kaan da elini kaldırdı. “Ben de.” Koç ikisine baktı. “İkiniz de geleceksiniz.”
“Ben vazgeçtim.”
“Ben de.” Bu kez odada birkaç kişi güldü. Koç başını iki yana salladı. Sonra bakışları bana geldi. “Arven.” Başımı kaldırdım. “Sen özellikle son maçtan sonra biraz daha dikkatli ol.”
“Tamam hocam.”
“Çalışmak başka, kendini tüketmek başka.” Bir şey söylemedim. Koç bunu anlayıp anlamadığımı ölçmeye çalışıyor gibiydi.
“Tamam mı?”
“Tamam.”
Başını salladı ve odadan çıktı. Ben birkaç saniye arkasından baktım. Sonra dolabımı kapattım. Kafamın içinde yine aynı cümle vardı. Daha fazla çalışmalıyım.
★
Mira müzik odasından çıktığında koridor neredeyse boşalmıştı. Kollarında nota dosyası vardı. Bir an durup pencereden dışarı baktı.
Gün batımına yaklaşan güneş okulun bahçesindeki zemine uzun gölgeler bırakıyordu. Çantasının askısını omzuna geçirdi.
Tam köşeyi döneceği sırada karşısından biri hızlı adımlarla geldi. Mira kenara çekilmeye çalıştı. Ama geç
kaldı. Dosya yere düştü. Nota kâğıtları koridora dağıldı. “Ah...” Karşısındaki çocuk da aynı anda durdu. “Özür dilerim.” Mira başını kaldırdı.
Çocuğun üzerinde basketbol forması vardı. Elinde hâlâ basketbol topu duruyordu. Mira onu tanımıyordu. En azından adını bilmiyordu.
Çocuk da birkaç saniye ona baktı. Sonra topu kenara bırakıp yere eğildi. “Ben yardım edeyim.” Mira cevap vermeden o da yere çömeldi. Birlikte kâğıtları toplamaya başladılar.
Bir nota kâğıdı biraz uzağa sürüklenmişti. Çocuk uzanıp onu aldı. Kâğıda baktı. Üzerinde birbirine karışmış notalar, parmak numaraları ve küçük işaretler vardı.
“Anlıyor musun bunlardan?” Mira kâğıdı elinden aldı. “Hayır.” Çocuk hafifçe gülümsedi. “Ben de anlamadım zaten.” Mira ilk kez ona biraz daha dikkatli baktı.
Yorgun görünüyordu. Saçları dağılmıştı. Formasının yakasında terden oluşan koyu bir iz vardı. Ama elleri, yerdeki nota kâğıtlarını toplarken şaşırtıcı derecede dikkatliydi. Mira son kâğıdı da aldı. “Teşekkür ederim.”
“Önemli değil.” Ayağa kalktılar. Mira dosyasını kapatmaya çalışırken birkaç sayfa yine dışarı kaydı. Çocuk hemen elini uzatıp sayfaları tuttu.
Bu kez ikisi de güldü. Çok kısa. Sonra Mira dosyayı
sıkıca kapattı.
“İyi dersler.”
“İyi dersler.”
Mira yürümeye başladı. Birkaç adım sonra arkasına dönmedi. Arven ise olduğu yerde kaldı. Kızın elindeki dosyaya baktı. Sonra yere bıraktığı basketbol topunu aldı.
Kızın hangi sınıfta olduğunu bilmiyordu.
Adını bilmiyordu.
Neden müzik odasından çıktığını bilmiyordu.
Sadece birkaç saniyeliğine karşılaşmışlardı.
O kadar.
Arven topu kolunun altına sıkıştırıp soyunma odasına doğru yürüdü. Bu kez aklında son şut yoktu. Ama başka bir şey vardı. Kızın elindeki nota kâğıdında gördüğü küçük işaret.
Neyi ifade ettiğini bilmiyordu.
Muhtemelen yarın hatırlamayacaktı bile. Mira ise merdivenlerden inerken dosyasını göğsüne biraz daha yaklaştırdı. O da çocuğun adını bilmiyordu. Sadece formasındaki numarayı fark etmişti.
7.
Sonra bunu düşünmeyi bıraktı.
Çünkü ertesi gün çalışması gereken bir parça vardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

88okunma 46beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…