Gürültünün İçindeki Sessizlik kitap kapağı

16. bölüm / 14

13.Bölüm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 14Şu an: 13.Bölüm

“Maçta da böyle yorulacaksanız işimiz yaş!”
Koçun sesi salonun içinde yankılanırken sırtımı doğrulttum. Bacaklarımın ağırlığını artık görmezden gelemiyordum. Bir buçuk saattir doğru düzgün mola vermeden çalışıyorduk ve belli ki koç, kimsenin yorulmasını umursamıyordu.
İçimden derin bir nefes aldım.
Seni çok severim koç ama insanız sonuçta. Bir buçuk saat boyunca durmadan koşturduktan sonra hâlâ ilk dakikadaki gibi olmamızı bekleyemezsin.
Elimdeki topu koşarken sektirmeye devam ediyordum. Üçlük çizgisine gelince dizlerimi kırıp potaya atış yaptım. Top hiç zorlanmadan filenin içinden geçmişti.
Maç tüm hızıyla devam etti. Sevinmeye bile fırsat yoktu. Filenin içinden geçen topu Kaan hemen kapıp Emir’e pas attı. Sahanın ortasında ilerlemeye devam ederken önümü birisi kapatmıştı.
Mantıklı hamleler yapıyorlardı. Çünkü onlarda biliyorlardı ki o top benim elime geçerse çok rahat şut atardım.
Emir saniyelik bana dil çıkardı. Üstüne gelenleri de çevik bir hamleyle kaçmaya çalıştı. Bir ikisini geçebilse de kalanları atlatamamıştı. Topu sektirmeyi bırakıp elinde tuttu.
Önümdeki oyuncu dikkatini Emir’e verdiğini fark edince bu fırsatı elinden kaçarak değerlendirdim. Ege’yi boş görünüyordu. Hemen onun üzerine koşuyordum. Emir için tek mantıklı seçenek oydu. Çünkü potaya en yakın bir tek o vardı.
Elindeki topu Ege’ye pas attı. Ama top Ege’ye ulaşmadı. Ben vardım. Benim engellendiğimi zanneden Emir şok olmuştu. Elime geçen topla hemen arkama dönüp koşmaya başladım.
Arkamdan gelen oyuncuyu topu başka birine pas vererek geçtim. Üçlük çizgisine yaklaştığımda top yeniden elime geçmişti. Topu sürmeyi bırakıp iki elimle kavradım. Dizlerimi büküp şut pozisyonumu almıştım ki Kaan bir anda araya girdi ve topu elimden çaldı.
Bugün hepsi bana karşıydı. Koça ne kadar yalvarsak da dördümüzün aynı takımda olmasına izin vermemişti. Israrlarımız sonuçsuz kalınca bu kez beni sahada zor durumda bırakmak için kendi aralarında anlaşmış olmalılardı. Planlarının ilk maddesi de belli gibiydi: Topu elime geçirmemek.
Kaan topu hızla sürerek Ege’ye doğru ilerledi. Ona yaklaşınca pasını verdi, ardından kendisi potanın altına yöneldi.
Ege topu kontrol ederken ben de üzerine atılıp şut atmasını engellemeye çalıştım. Ama iki oyuncu birden önümdeydi. Birinden sıyrılmaya çalışırken diğeri yolumu kapatıyordu.
Aslına bakarsanız bu, onlar için bir dezavantaj olabilirdi. İki oyuncunun beni tutması, sahada başka bir yerde boşluk bırakmaları demekti. Ama bunu öyle iyi kullanıyorlardı ki o boşluğu fark edecek hâlim bile kalmamıştı.
Ege artık potaya yaklaşmıştı bile. Üçlük çizgisini geçip potaya doğru yükseldi ve topu elinden çıkardı. Top çemberden geçerek fileye düştü.
Tam o sırada koçun düdüğü salonu doldurdu. Önce iki kısa, ardından uzun bir düdük çaldı. Maç bitmişti. Ege son sayıyı atmıştı ama skor tabelasına baktığımda hâlâ önde olduğumuzu gördüm.
Kazanmıştık.
Koç elimdeki düdükle bir süre uğraştı. Hepimizi çatık kaşlarıyla süzüyordu. Ecel terleri döküyorduk. Koçun
yanında son kalan son gücümüzle sıraya dizildik. Kolumu destek alabilmek için yanımdaki Emir’in üzerine attım. Biraz şakadan zarar gelmezdi değil mi. Tüm bedenimi saniyelik Emir’e bıraktım.
Bedenimi saniyelik dahi olsa Emir’e bıraktığım için öne doğru sendelemişti. “Oğlum rahat dur. Zaten ölüyorum. İkimizde yapışırız yere görürsün. Acımam üstüne düşerim ha!”
“Kucağımda da taşıyayım istersen paşamı.”
“Vallahi çok iyi olur biliyor musun?” İkimiz de atışırken koçun düdüğü bir kez daha çaldı. İkimiz de koça doğru yutkunarak döndük. Şimdi bitmiştik. Hemen hazır ola geçip gelecek olan azarı beklemeye başladık.
Koç ikimizin yüzüne bakıp sadece beklemeye başladı. Öyle bir yüzle bakıyordu ki bir saat boyunca azar etse daha iyiydi. Adam resmen şuan bizi bakışlarıyla dövüyordu.
En sonunda “Ya sabır...” diye mırıldanarak konuşmasına başladı. “Fena değildiniz. Ama maç boyunca aynı hataları tekrarladınız. Savunmada boşluk bıraktınız, pas verirken acele ettiniz. Bir pozisyonu kaybettiğinizde de hemen toparlanmak yerine birbirinize bakıp durdunuz. Maç kazanmış olmanız, her şeyi doğru yaptığınız anlamına gelmiyor.”
Önümüz de volta atarak yürümeye başladı. Aynı zamanda da gözleriyle hepimizi süzüyordu. En sonunda benim yanımda durdu. Elini omzuma atıp sertçe sıkmaya başladı. Adam da öyle bir güç vardı ki omzum yerinden çıkacaktı. Dışarıdan hiçbir şey belli etmemek için çabalıyordum. İçimdeyse yeni uçmayı öğrenen bir kuş gibi çırpınıyordum. Tek fark, benim kanatlarımın yerine omzumun kopmak üzere olmasıydı.
“Maçta bazılarınızın dikkati yerinde değildi. Kendinizi toparlayın! Yoksa önümüzde ki maçta afallarsınız.” Koç, sonunda elini omzumdan çekip ilerlemeye başladı. Düdüğünü boynuna asarken hepimize son bir kez daha baktı. Sanki biraz önce söylediklerini anlamamışız gibi bir de sınav yapacak hâli vardı.
Neyse ki uzaklaşmaya başlamıştı.
Tam rahat bir nefes almıştım ki Emir, hiç vakit kaybetmeden dirseğini karnıma geçirdi. “Oğlum; manyak mısın? Ne yapıyorsun.” Yüzüne dönüp bir baktım ama yaptığından hiç pişman gibi durmuyordu.
Ben bu çocuğun pişmanlık duygusundan haberi olduğundan bile şüpheliydim. Yüzündeki gülüş de hiç hayra alâmet değildi. “Koç ne dedi duydun, değil mi?” Ne ima etmeye çalışıyordu bu çocuk şu an da? “Kulaklarım var çok şükür.”
“Hah iyi o zaman. Bir yerlerden tanıdık gelmiştir sana.”
Ya sabır ya selamet. Elimi omzuna atıp bir güzel sıktım. “Bilmem tanıdık geldi mi ki acaba?” Benim omzunu sıkmamdan çocuk iki büklüm oldu. O kadar da sert sıkmıyordum oysa ki. Hay Allah, ne yapıcaz şimdi?
“Lan hayvan, bırak.” Elimin içinde iki büklümdü ama elimden kurtulmaya çalışırken şekilden şekle girdiği için daha çok canı yanıyordu. “Salak, hareket etmezsen daha az canın acıyacak.”
“Bence sen sıkmayı bırakmalısın?”
“Bir düşüneyim.” Boşta olan elimi çeneme atıp düşünüyor gibi yapmaya başladım. Avucumun içinde hâlâ ağlayarak kurtulmaya çalışıyordu. En sonunda cıklayıp kafamı hafifçe yukarı kaldırdım.
“Ama insan can dostuna böyle yapar mı?”
“Kaşınıyorsa yapar.”
“Bari bir şey diyeceğim onu diyeyim mi?”
“Reddedildi.”
“Ayıp ama ya. Derdimizi de mi anlatamayacağız?” Yine aynı şekilde cıklayıp kafamı hafifçe yukarı kaldırdım. Bu halime ne kadar sövse de bırakmadım. Biraz daha uğraştıktan sonra acıdığım için bıraktım.
“Çok şükür ya!” Emir sonunda kurtulmuş olmanın rahatlığıyla omzunu ovuşturmaya başladı. Sanki kolunu yerinden çıkarmışım gibi davranıyordu. Alt tarafı biraz sıkmıştım. Gerçi biraz fazla sıkmış olabilirdim ama bunu kabul etmek gibi bir niyetim yoktu.
“Kaşınmasaydın kardeşim.” Koçun çatılmış kaşlarıyla üzerime diktiği bakışları görünce ensemin acısı falan kalmadı. Az önce Emir’le uğraşırken ne kadar rahat olduğumu düşününce kendime kızmamak elde değildi. İnsan bir arkasına bakardı, değil mi? Ama yok, efendim. Bizim aklımız başımıza ancak iş işten geçince geliyordu.
Gördüğüm yüzle birlikte hemen asker gibi hazır ola geçtim. Yanımda duran Emir’in de bir anda uslu bir çocuğa dönüşmesi gözümden kaçmadı. Biraz önce beni sinir etmek için kırk takla atan çocuk gitmiş, yerine dünyanın en masum insanı gelmişti. Yüzüne dönüp bakabilseydim muhtemelen gülerdim ama şu an gülmek yapabileceğim son şeydi.
Şimdi sıçmıştık.
“Uğraşma çocukla. Çabuk on tur koşu.” diyerek düdüğünü çaldı koç. Ne demişti ne? Yanlış duyuyorumdur inşallah. O kadar antrenmanın üzerine on tur koşu mu? Emir, umarım buna değer kardeşim yoksa...
İçimden Emir’e söve söve koşuya başladım. “Ben sizi sıraya dizdiğimde konuşursanız sonunuz tam olarak bu.” Neden ben ya? Ben seçilmiş kişi miyim kardeşim, ne bu benimle alıp veremediğiniz.
Üçüncü turdan sonra artık bacaklarım beyaz bayrakları sallamaya başlamıştı bile. Ciğerlerim de sanki istifa dilekçelerini hazırlıyordu. Bir an adımlarım birbirine karışacak gibi oldu ama kendimi toparladım. Daha üçüncü turdaydık kardeşim. Önümüzde yedi tur daha vardı. Yedi!
Ne kadar zorlansam da sonunda on turun hepsini bitirebilmiştim. Bitiş çizgisini geçer geçmez nefesimi düzene sokmaya çalışırken ellerimi belime koydum. Bacaklarımı artık hissedemiyordum.
Tam biraz olsun rahatladığımı düşünüyordum ki Emir’in bana güldüğünü fark ettim. Ulan inşallah sende alırsın bu cezayı diye geçirdim içimden. O bana gülmeye devam ederken ensesinden güzel bir şaplak yemişti.
Şaplağın sesi bütün salonda yankılandı. Emir’in bir anda dikleşip ensesini tutuşunu görünce kendimi tutamadım. Az önce bana gülen çocuk şimdi şaşkın şaşkın etrafına bakıyordu. Hani, insan başkasının hâline gülerken biraz da kendi başına gelebileceğini düşünürdü. Ama nerede!
Son gülen iyi güler, Emir Bey.
Ben yerime geçerken sıra ona gelmişti. Birkaç saniye önce bana gülen çocuk, şimdi ensesini ovuşturarak koşu çizgisine doğru ilerliyordu.
Ayıla bayıla tura başladı. Lan köpek, sen zaten dinlenerek başladın. Neyin ajitasyonu bu? Kollarımı birleştirip izlemeye başladım. Ben onu izlerken ara sıra bana dönüp ağzında bir şeyler geveliyordu. Ne dediğini tam olarak duyamıyordum ama yüzündeki ifadeden pek de hayırlı şeyler söylemediği belliydi. Bir de sanki bütün bunların sorumlusu benmişim gibi bana ters ters bakıyordu.
Sanki benim yüzümden bu haldeydi. Kendi kaşınan oydu, benim yapabileceğim hiç bir şey yoktu. Çenesi çalışacağına birazda eli kolu bir iş tutsun. Bana tekrar dönünce dudaklarımı ‘Böyle koşmaya devam’ şeklinde oynattım.
Son gülen gerçekten güzel gülüyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 2beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…