Bölümler 14Şu an: 12.Bölüm
- 1 Giriş1.453 kelime
- 2 1.Bölüm2.405 kelime
- 3 2.Bölüm1.480 kelime
- 4 3.Bölüm2.006 kelime
- 5 4.Bölüm4.369 kelime
- 6 5.Bölüm4.278 kelime
- 7 6.Bölüm2.752 kelime
- 8 7.Bölüm3.054 kelime
- 9 8.Bölüm1.294 kelime
- 10 9.Bölüm1.491 kelime
- 11 10.bölüm919 kelime
- 12 11. Bölüm1.009 kelime
- 13 12.Bölüm974 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 13.Bölüm1.303 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Yani x eşittir on üç.” Sanki ders çekilirmiş gibi bir kız parmağını kaldırıp “Nasıl yani hocam? Siz neye dayanarak on üçü yerleştirdiniz?” Hoca mırıldanarak sabır diledi. “Kızım özel üçgen ya bunlar.” diye bastıra bastıra açıkladı.
“Son senedeyiz hâlâ öğrenemedin mi? Bir de üniversite sınavında derece yaparım ben diyorsun.” Duvar kenarından bir çocuk çıkıp kızla dalga geçmeye başlayınca ortamda kaos oluştu.
Bu saatten sonra ders işlenmeyecek gibiydi. Kafamı sıraya koyup yattım. Hoca onlarla uğraşırken beni fark etmezdi herhalde.
“Arven yatma, kalk!” O kadar insanın içinde beni nasıl gördün ya? Kafamı kaldırıp bu sefer kendimi arkamdaki duvara yasladım. Mira’ya takıldı gözlerim. Önündeki testi çözüyordu. Bu kadar seste anlayıp çözebiliyorsa helal yani.
Zilin sesini duyunca tekrar sıraya gömüldüm. Aynı şekilde bizim grupta sıralara gömülmüştü. Bir tek Ege ve Mira ayaktaydı. Onlar da test çözüyordu. Ege “Su alacağım, kimler istiyor?” diye sorunca tüm ekip elini kaldırdı.
Yanımdaki Emir’i kaldırıp bende Ege’ye eşlik etmeye karar verdim. İkimizde kantine ilerlerken ağzımızı bıçak açmadı. Yorgunluktan dolayı her an bayılacak gibi yürüyordum. “Arven, Mira konusunda bir sorun mu var?”
“Evet ama hayır.”
“O nasıl oluyor peki?” Bilmiyordum. Bakınca her şey yolundaydı. Mira emeğinin karşılığını alıyordu. İstediği okula gidebilme ihtimali vardı. “Sen hazır olunca konuşalım.” Başımı sallayıp yürümeye devam ettim. Kantine girdiğimizde kızlardan birisi önümü kesmişti. “Şey, merhaba.”
“Merhaba?”
“Şey, ben... Senden çok hoşlanıyorum. Acaba nu-“
“Hayır.” Kesin ve net bir cümleyle reddettim. Kızın yüzü aniden kıpkırmızı oldu. Yanından geçip ilerlemeye devam ettim. Ege kıza bile bakmadan yanıma geldi.
Kızın çok geride kalmıştı. “O ilgi orospusu Mira yüzünden reddettin değil mi? Gör bak şimdi nasıl hayatı
dar ediyorum ona. Sen benim olacaksın!” Normalde hiçbir kadına hangi durumda olursa olsun el kaldırmam. Damarıma basarsa iş farklıydı ama. Özellikle de Mira üzerinden... Yine de şiddete başvurmak bana göre değildi. Özellikle de bir kadına.
Arkama dönüp kıza ilerlemeye başladım. Herkes şokla bize bakıyordu. Ege ne yapacağımı çok iyi biliyordu ama beni durdurmaya çalışmadı bile. Hızlı ve büyük adımlarla kıza ulaştım. Kız beni elde ettiğini sanacak ki sinsice gülüyordu. “Mira’ya bir daha böyle konuşma.”
Kız şaşkınlıkla yüzüme baktı.
“Ama—”
“Aması yok. Onun hakkında ne düşündüğün umurumda değil. Ama adını kullanıp böyle konuşmana izin vermem.”
“Sen onun yüzünden—”
“Ben kimse yüzünden kimseye hesap vermek zorunda değilim.”
Bir adım geri çekildim.
“Ama Mira’ya bir daha bulaşma.” Kız sanki çok ağır bir şey demişim gibi ağlayarak kantinden çıktı. Neyin
kafasını yaşıyordu acaba? Olayları çok sorgulamak istemiyorum açıkçası. Ege’yle suları aldık. Rafta şeftalili jelibon dikkatimi çekti. Abladan şeftalili jelibonu da aldım.
Ege benimle ne kadar dövüşse de tüm her şeyi ben ödedim. Suları yarımşar bölüşüp taşırken Ege elimdeki jelibonu fark etti. Tekrar yüzüme baktı. Kaşlarından biri hafifçe havalanırken dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
“Ne?” dedim.
“Bir şey demedim.”
“Bakışın diyor.”
Omuz silkti. “Ben de bir şey demedim zaten.”
Gözlerimi devirip sınıfa doğru yürüdüm. Ege de peşimden geldi ama yüzündeki o ifadeyi silmeye hiç niyeti yokmuş gibiydi.
Sınıftan içeri girdiğimizde sınıf neredeyse boş gibiydi. Sınıfta kalanlar ise kendi halindeydi. Bizimkiler hâlâ baygın biçimde yatıyordu. Mira, test çözmeyi bırakmıştı. Kulaklığını takmış camdan dışarıyı seyrediyordu.
Sıramıza geldiğimde Mira’nın önüne jelibon ve suyunu koydum. Bir şey demeden sırama geçtim. Önüne koyduklarımı fark etmiş miydi, ettiyse de ne tepki verdi
bilmiyordum. Emir’i kaldırıp bende yerime geçip kulaklığıma taktım. Son bir saat kalmıştı. Bu saati de uyuyarak geçirecektim.
Ne güzel yatıyordum ki Emir beni dürtükledi. Yüzümü daha çok kollarıma gömdüm. “Kalksana artık. Parmağım koptu.” Homurdanarak kalktım. “Ya ne var ya? Abartma ayrıca ya?”
“Ama acıdı Arven ya.”
“Gel öpeyim de geçsin.” Parmağını tutup ucunu öptüm. Yüzüme tiksinir gibi bakarak parmağını üzerime sürmeye başladı. “Manyak bu ayol.” Parmağını üzerimden çekip bu haline gülmeye başladım.
Şakalaşıp gelişmelerimizin ardından Emir’in önünde katlanmış halde duran kağıdı fark ettim. “Biri aşk mektubu mu göndermiş lan sana?” diyerek ensesine bir sille çaktım. Emir bana yandan gülüş atarak “Bana değil ama sana göndermişler Arven’im. Neler saklıyorsun sen bizden öyle?”
“Ne saklayacağım lan ben sizden?” Önünde duran kağıda uzanıp açtım. Küçük bir kedi vardı üzerinde. Çilekli şapkası bile vardı.
Notun kimden geldiğini pek anlayamamıştım açıkçası. Başta direkt atmayı düşünmüştüm ama Mira’dan gelme olasılığı da vardı. Bakmadan bilemezdim.
Bir sorun yok değil mi?
Toprak Yağmura- canozan
-Mira
Tahmin ettiğim gibi Mira’dan gelmişti. Cebimden telefonumu çıkarıp dediği şarkıyı açtım. Şarkının melodisi kulaklarıma dolmaya başlarken bende kağıdı telefonumun kılıfının içine özenle koydum. Hiçbir yerinin zarar görmesini istememiştim.
Ne diyeceğimi bilemedim. Kendimi belki müzikle ifade edebilirdim. Direkt söyleyemezdim ama bir melodiyle anlatabilirdim. Bir müzik insanın kelimelerle anlatamadığı çok şeyi anlatırdı ne de olsa.
Sorun yok.
Saydım-yaşar
Elimdeki kağıdı dörde katladım. Kağıdın üzerine de bir tane nota çizdim. Önümdeki Kaan’ı dürteleyip kağıdı ona verdim. Başımla Mira’yı gösterdi. Kaan önündeki Mira’yı dürtünce Mira arkasına döndü. İlk baktığı kişi Kaan değildi ama. Gözlerinin ilk hedefi ben olmuştum. Endişelenmesin diye dudaklarımın iki yanını da yukarı doğru kıvırdım.
Sorun olmadığını anlayınca Kaan’a döndü. Elindeki notu
fark edince yüzünde ufak bir tebessüm oluştu. Sınıfta olmasa heyecandan küçük bir çocuk gibi ellerini çırparak yerinde zıplayacaktı. Bu hali gözlerimin önünde canlanınca gülümsemem daha da büyüdü.
Notu açıp okuduktan sonra eli, tıpkı benimki gibi, telefonuna gitti. Ne yaptığını göremiyordum. Yine de tahmin etmek zor değildi.
Mira’yı tanıyalı çok uzun zaman olmamıştı. Bunu düşündüğümde, onun hakkında bildiklerimin bu kadar kısa bir zamana sığmasına şaşırıyordum. Belki de mesele, onu ne kadar zamandır tanıdığım değildi. Belki de mesele, bana ne kadarını gösterdiğiydi.
Çünkü Mira, herkesin ortasında oturmasına rağmen kendinden pek az şey belli eden biriydi. Sınıftakilere onun hakkında basit bir soru sorsam, çoğunun verecek bir cevabı olmazdı. Onun hangi şarkıyı dinlediğini, neye güldüğünü ya da sessiz kaldığında aklından neler geçtiğini bilmiyorlardı.
Ben de hepsini bilmiyordum.
Ama artık bazı şeyleri tahmin edebiliyordum. Mesela bir notun üzerine küçücük bir kedi çizmesini. Bir şarkıyla soramadığı bir soruyu sormasını. Cevabını beklerken gözlerini benden kaçırsa bile, cevabı okuduğunda yüzüne yerleşen o belli belirsiz gülümsemeyi…
Bunların hiçbiri onu tanımaya yetmezdi belki. Ama her biri, bilmediğim bir yanına açılan küçük bir kapı gibiydi.
Kendimi tekrar kollarımın arasına gömdüm. Kollarımın arasında kimsenin yüzümü göremeyeceğinin rahatlığıyla aptal aptal sırıtmaya başladım.
Bölüm etkileşimi
