Bölümler 14Şu an: 1.Bölüm
- 1 Giriş1.453 kelime
- 2 1.Bölüm2.405 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 2.Bölüm1.480 kelime
- 4 3.Bölüm2.006 kelime
- 5 4.Bölüm4.369 kelime
- 6 5.Bölüm4.278 kelime
- 7 6.Bölüm2.752 kelime
- 8 7.Bölüm3.054 kelime
- 9 8.Bölüm1.294 kelime
- 10 9.Bölüm1.491 kelime
- 11 10.bölüm919 kelime
- 12 11. Bölüm1.009 kelime
- 13 12.Bölüm974 kelime
- 14 13.Bölüm1.303 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hızlı adımlarla geldiğim yolu geri dönüyordum. Görünüşte basit bir çarpışmaydı. Yabancı biriyle çarpışmak ne kadar etki bırakabilirdi ki?
Ne zaman gözümü kapatsam o an gözümün önünden geçiyordu.
Kafamı buna vermemeliydim. Bursumu korumak için daha çok çalışmalıydım. Burs sınavına girip kazanmak benim için kolaydı. Hatta herkes bu yüzden beni çok kez tebrik etmişti.
Fakat kimse bursu kaybetme korkusunu konuşmuyordu.
Kendimi hızlıca müzik odasına atıverdim. Pencereyi açtığımda yüzüme vuran hafif rüzgar sanki tenimi okşuyor gibiydi. Çantamı piyanonun yanına gelişi güzel attıktan sonra piyanonun başına oturdum.
Parmaklarımı tuşların üzerinde duruyordu Küçükken kafamdan oluşturduğum bir melodi vardı. Ne zaman onu çalsam vücudum gevşiyor, aklım daha da berraklaşıyordu.
Kendimi müziğin akışına bıraktım. Müzik içimi sapasarmış, içimi ısıtıyordu. Ben böyle kendimi kaptırmışken kapı bir anda sert bir şekilde açıldı.
Kafamı çevirdiğim gibi çocuğu bir daha görmem bir oldu. Bir daha görmeyeceğimi düşündüğüm kişi şu anda tam karşımda kanlı canlı bir şekilde duruyordu.
“Çok özür dilerim. Ben burada kimse yok zannediyordum.”
Yüzüne bir süre daha aval aval bakınca çocuk ne yapacağını bilemedi. “Ah, hiç sorun değil. Dediğin doğru. Bende o yüzden burada çalışmaya geliyorum sadece İstediğin gibi girip çıkabilirsin.” Deyince yüzünde bir rahatlama ifadesi oluştu.
Hâlâ kapıda dikilmeye devam edince yüzüme bir gülümseme ekleyip “Gel,otur.Hiç çekinme. Nasıl rahat oluyorsan öyle davran.” Diye ekleyince de içeri girip camın olduğu tarafa piyanonun biraz ilerisine oturdu.
“Sen o günkü kız mısın?”
“Hangi günkü kız?”
“Okulda konserde piyano çalan kız.”
O günkü konserde o da mı varmış Basketbolcu olduğundan böyle şeylere zamanı yoktur diye düşünmüştüm.
Kafamı sallayıp yüzüne bakmaya devam ettim. Açıkçası hangi günkü konserden bahsettiğini pek de anlamamıştım.
Okulda birçok konserde hem solo hem de gruplarda performans göstermiştim. Bu yüzden hangi konserden bahsettiğini anlamamam normaldi.
“Sizi antrenmanlarınız çok yoğun olmuyor mu? Nasıl gelmeyi başarabildiniz, zor olmadı mı?”
Bir süre düşündü. Sanırım o günü hatırlamaya çalışıyordu. “Evet genelde yoğun oluyoruz gün koç kafa dağıtmamız için götürmüştü.”
“İzledin yani.”
“Mecburen.”
“İsteyerek izlemediğine göre beğenmedin o zaman?”
“Hayır. Aksine mecburen izlememe rağmen performansına hayran kalmıştım.”
“Teşekkür ederim. Beğenmene sevindim.” Deyip rahat rahat oturabilsin diye çantamı toparlayıp çıkmaya yeltendim.
“Tekrar çalmayacak mısın yani?” Bu soru beni şaşırtmıştı. Dinleyeceğini pek düşünmemiştim. Sessiz sakin bir şekilde kafasını dinlemek isteyeceğini düşünmüştüm.
“Dinlemek ister misin?” diye sordum. Bu okulda çoğu insan daha bu müzik odasının varlığından bile haberdar değilken aynı zamanda müziğimi dinlemek istemesi de gülümseme isteğimi arttırıyordu
Kafasını sallayıp oturuşunu düzeltti. Tüm dikkati benim üzerimdeydi şuan. Az önce kalktığım piyanonun başına geri oturdum.
Parmaklarım tekrardan nazik bir şekilde bir tur tuşların üzerinde gezdi. Az önce çaldığım parçayı tekrar çalmak için öncesinde derin bir nefes aldım.
Beni izlerken sanki zihni eski bir anıya dönmüş gibiydi. O anı onun için o kadar önemli duruyordu ki buradan. Gözleri ışıl ışıl parlıyordu.
Çalmayı bitirdiğimde anının içinden çıkmış gözlerime beklentiyle bakıyordu. Buradan bakınca küçük bir çocuğun beklentili bakışlarından hiç bir farkı yoktu
O tamamen tatmin olana kadar çalmaya devam ettim. Yaklaşık bir 15 dakika boyunca çalmış olabilirim. Durup durup aynı melodiyi çaldım.
Normalde hemen sıkılırdım aynı şeyleri art arda çalmaktan ama bu sefer bende çok fazla bu melodinin içinde kaybolmuştum.
“Antrenman o kadar mı yorucuydu?”
Bir an ne dediğimi anlamamış gibi yüzüme baktı. “Ne?” deyip yüzüme meraklı gözlerle bakmaya devam etti.
“Antrenman diyorum. O kadar mı yorucuydu?”
“Dalmışım. Aslında o kadar da yorucu değil.”
“Peki neden buradasın o zaman?”
“Bende bilmiyorum. Sadece bir anda kendimi burada bulduğumu biliyorum.”
Bu sefer kaşlarımı çattım. Bir insan neden bilmediği bir sebepten müzik odasına gelir ve bir yabancının müzik çalışını dinlerdi ki?
Müzik bazı insanlara iyi geliyordu sanırım.
Bir anda ayağa kalkıp yanıma gelmeye başladı. “Kaşlarını bu kadar çatma. Erken yaşta kırışıkların olacak.” Elini uzatıp kaşlarımın arasına hafifçe dokundu. Nazikçe düzeltti.
Başını kaldırıp tavana bakarken gözlerini kapattı. Odanın içinde bir sessizlik oluşmuştu. Normalde sessizlikten rahatsız olmazdım ama nedense bu sessizlik farklı hissettirmişti
Rahatsız edici değil, sadece alışık olmadığım bir türdendi. Bu sessizlikte uzun bir süre kalabilirdim ve bundan da hiç şikayetçide olmazdım.
“Gitmem lazım.” Sesi daha çok kendini ikna etmek ister gibiydi. Oflayıp kapıya doğru yürüdü. Tam çıkacakken arkasını dönüp bana baktı.
“Bu arada...Gerçekten güzel çalıyorsun.”
Ne diyeceğimi bilememdim. Çünkü genelde insanlar performansımı överdi ama ilk defa birisi bunu söylerken gerçektende öyle düşündüğünü hissettirmişti.
Ben bir şey diyemeden kapıyı açıp gitti. Onun gitmesine rağmen benim gözüm hala o kapıda takılı kalmıştı.
Yanaklarıma hafifçe vurup kendime gelmeye çalıştım. Nasıl olsa o sadece müzik odasına yanlışlıkla girmiş bir çocuk değil miydi?
★
(Konser günü. Arven’in ağzından)
Düdük sesiyle sesin geldiği yöne döndüm. Koç sahanın ortasında sırıtarak bize bakıyordu. Bu bakışı herkes çok iyi bilirdi.
Onu daha önce hiç görmemiş birisi bile şu yüz ifadesine bir baksa hemen anlardı.
Başımıza bir iş açacak bir şey söyleyeceği kesindi. Ben havlumu sırtıma atarak koçun yanına gitmeye başladım.
Ben gitmeye başlayınca bazıları da yüzünü asarak koça doğru gitmeye başladı. Bazıları hala oldukları yerde duruyordu.
Sanki yanına gitmeseler başımıza açacağı işten kaçabileceklerdi.Salaklar.
“Toplanın.” Diye sert olmasa da sırıtarak gürledi. Takımdakilerin bir kısmından homurtular yükselmeye başlamıştı.
Hepimiz koçun başında ne diyeceğini bekliyorduk. Tüm takım bir an önce koçun diyeceklerini dinleyip gitmek istiyor gibi duruyordu.
“Antrenmanınız bugünlük bu kadardı.”
Tüm takımdan sevinç nidaları yükselmeye başlamıştı. Ben ise bunun sadece antrenmanla kalmayacağını çok iyi biliyordum.
“Ama hiçbiriniz bir yere gitmiyor.” Tam da tahmin ettiğim gibi. Tam şuan bize zorla bir şey yaptıracaktı. Takımda herkesin rahatlama ifadesinin yerini şüphe bırakmıştı.
“Katılım zorunlu bir şekilde şimdi okulun konferans salonuna geçeceğiz.”
Koçun dedikleri üzerine takımda fısıldaşmalar başladı. Aralarından biri “Niye?” diye sordu. Ben ise sessizliğimi korumaya devam ettim.
Koçun yüzü bir anda ciddileşti. Yüzündeki sırıtışın yerini asık bir surat ve çatık kaşlar yer almıştı. Sonrasında kollarını göğsünde birleştirdi.
“Çünkü bazılarınız antrenmandan sonra hayatın devam ettiğini, başka bir hayat olduğunu unutuyor. Camış gibi evde yattığınız için yapıyorum şuan bunu.”
Takımın yarısından bir inleme diğer bir yarısından da söylenme nidaları çıkmaya başladı.
“Bir piyano resitali var.”
Bu sefer takımdan çıkan inleme sesi daha da yükseldi. Ben sadece kafamı kaldırıp tavana baktım. Sakinleşmek için gözlerimi de kapattım.
Harika. Tam da ihtiyacımız olan şey. Sıkıcı piyano sesleri. Uzun bir antrenman sonrasından piyano dinlemeyi kim isterdi ki.
“Haydi marş marş.”
Hepimiz koçun eşliğinde konferans salonuna gitmeye
başladık. Hepsi kendi aralarında konuşmaya devam ediyordu.
Kaçmak için bir yol yok muydu?
Biz içeri girerken bizimle birlikte bir çok insan da bizimle birlikte girmeye başlamıştı. İçerisi bir çok öğrenci, öğretmen ve veliyle doluydu.
Herkeste piyano dinlemeye ne kadar meraklıymış. Bir anda herkes piyano dinleme meraklısı olmuş.
Hepimiz sessizce yerlerimize oturduk. Aralarında ne konuşuyorlarsa bir bitirememişlerdi.
Telefonumu açıp göz gezdirmeye başladım. Şu sıralar telefona bakarken bile sıkılıyorum. Saat bir türlü geçmek bilmiyordu.
Birden bir alkış tufanı koptu. Resital başlamış olmalıydı. Bazı hocalar sahneye çıkıp konuşmalar yapmaya başladı. Yanlış bilmiyorsam biri müzik öğretmeniydi. Telefonla uğraştığım için diğerlerine dikkat etmemiştim.
Hocaların konuşmaları bitmiş olsa gerek salonda bir alkış tufanının daha tutmasıyla birlikte salondaki ışık yavaş yavaş kararmaya başladı.
Etraf bir anda sessizleşti. Sahneye sırayla bir çok kişi çıktı. Doğru düzgün bir şekilde hepsini dinlediğimi söyleyemezdim.
Kafamı kaldırıp tavana baktım. Kollarımı da göğsümde birleştirdim.
Şarjım çok az kalmıştı. Mecburen telefonumu kapatıp geri kalanları dinlemek zorundaydım. Ne kadar kişi gelip geçti veya ne kadar zaman geçti pek bilmiyordum.
Fakat sonradan salonun içinden birden çok yüksek sesli bir alkış tufanı duyuldu. Bu öncekilerden de gürültülüydü.
Kafamı sahneye çevirdim. Sonra gözlerim sahnede ki kızda takılı kaldı. Buradan zarif bir kuğuya benziyordu.
Kız sakin adımlarla sahnede yürüdü. Yüzünde veya hareketlerinde bir gerginliğe veya heyecana dair hiç bir iz yoktu.
Sanki o hep sahnedeymiş ve o sahnede ona aitmiş gibiydi. Aynı sakinlikle piyanonun başına oturdu. Bir süre hiçbir şey çalmadı.
Gözlerini kapatıp sadece bekledi. Derin bir iç çekip parmaklarını bir tur tuşların üzerinden geçti. Tüm tuşlara elini gezdirmeyi bitirince bazı tuşların üzerinde parmakları durdu.
İlk notayla birlikte benim için salondaki tüm sesler kaybolmuştu. Ne takım arkadaşlarımın sesi vardı ne de yanımdaki sandalyenin gıcırtılarının sesi.
Sadece o piyanodan çıkan melodinin sesi vardı kulaklarımda. Normalde hiç hoşlanmadığım o sakin melodi şimdi içimi sapa sarmıştı.
Gözümü bir saniye bile olsun kızdan ayıramadım. Çaldığı piyano gerçektende etkileyiciydi. Çünkü ilk defa birisi çalmak için çalıyor veya başkalarını etkilemek için çalmıyordu.
O notalar bir şey anlatıyordu.
İstemeden insanı kendi içinde, anılarının içinde gezintiye çıkarıyordu. Ve bende istemeden bu melodiye tutunuyordum. Dinlerken önümden bir çok anım geçti.
Hepsi de benim mutlu olduğum huzurlu anılardı. Acıya dair en ufak bir şey yoktu. Sadece huzur ve sakinlik.
Telefonumu çıkarıp bir kısmını çekmeye başladım. Gerçekten güzel bir performanstı ve ben bu anıyı saklamak istediğim için çekmek istedim.
★
Müzik odasından bir hışımla çıktım. Kapı arkamdan kapanırken istemsizce derin bir nefes alma ihtiyacı hissettim.
İçeride geçirdiğim birkaç dakika, üzerimde beklemediğim bir etki bırakmıştı. Kalbim hâlâ normale dönmemişti. Kendimi toparlamak için boğazımı temizlemek için öksürdüm.
Koridorda yürüyordum ama ayaklarımın nasıl ilerlediğine dair bir fikrim yoktu. Ayaklarım kendi kendine hareket ediyordu.
Az önce yaşananları neden bu kadar kafama taktığımı anlayamıyordum. Belki de çalışı beni etkilemişti.
Özellikle de tanımadığım, adını bile bilmediğim birini düşünmek kafamı daha da karıştırıyordu. Aklıma takılan kız değildi belki de... O odadaki huzurdu.
“Düş aleminden çıkıp dünyaya dönme vakti Arven!”
Bir anda arkamdan üstüme çullanan Emir’le düşüncelerimden sıyrıldım. Kolunu hâlâ omzumda tutup benimle yürümeye başladı.
“Eeee nereye gidiyorsun?”
“Bende bilmiyorum.” Diyerek omuz silkip yürümeye devam ettim. Emir yine sessiz kalamadı tabi ki yanımda. Emir çocukluğumdan beri benim en yakın arkadaşımdı.
Okulun bahçesine çıktığımızda başta diyeceği şeyi hatırlamış gibi bana döndü. “Kanka sen neredeydin sen bir kayboldun geri gelemedin? Korktum başına bir şey geldi diye. Oğlum gerçekten senin yüzünden kaybetmedik maçı...”
Evet bu yüzden kafamı dağıtmak için soyunma odasından dışarı dolaşmaya çıkmıştım. Okulun içinde mal mal dolaşıyordum ama şimdi kafamı kurcalayan daha farklı bir düşünceyle baş başa kalmıştım.
“Halledicez oğlum aradaki bu yaz ayında köpek gibi çalışıcam ve sizde benimle çalışacaksınız ve alacağız o maçı.”
“Harbi mi lan? İşte adamım be. Arven’imiz geri döndü.” Deyip sırtıma dostça vurdu. Aynı zamanda yüzündeki sırıtış kocaman olmuştu.
Bir anda bu yüzündeki bu sırıtış tam bir piç gülüşüne dönmüştü. İşte şimdi işin rengi değişmişti. Aklından kim bilir neler geçiyordu şimdi.
“Sen hâlâ soruma cevap vermedin biliyon demi?”
“Bir yerdeydim işte olum.”
“Çok açıklayıcı oldu sağ ol yani.”
Bu yüzündeki piç sırıtışla birlikte bir süre daha yürüdük. İçinden bir şeyler geçirip gülüyordu. Allah bilir o kafasının içinden ne geçiyordu.
“Dursana bir dakika.”
“Ne geçiyor aklından yine senin.”
“Sana bir şeyler olmuş.”
“Ne olacak oğlum bana. İyiyim işte. Takmadım o kadar kafaya ya.”
“Yok, yok. Ben ondan bahsetmiyorum. Sende başka bir şeyler var.”
Ya sabır ya selamet. Başladı yine bizim mesai. Derin bir nefes alıp durdum. Kafamı çevirip sert bir şekilde Emir’e döndüm.
“Ne var kardeşim bende. Ben şahsen bilmiyorum. Sen söyle de bileyim ben neyim olduğunu.”
“Bir şey var sende. Bir 10 dakikadır yüzünde garip bir ifadeyle geziyorsun yanımda.”
“Emir. Canım kardeşim. Beynine kan gitmiyor herhalde. Bir şey olsa ben senden mi saklayacağım. Hah söyle kardeşim. Saklar mıyım ben senden?”
Cıklayıp yürümeye devam etti. Olduğum yerde bir süre daha kaldım. Güneşin vurduğu ışık zemini aydınlatıyordu.
Derin bir nefes alıp elimi kafama attım. Saçlarımı gelişi güzel karıştırdım. “Manyak...” diye mırıldanıp Emir’i takip etmeye devam ettim.
Basketbol sahasının kapısı buradan gözükmeye başlamıştı. Top sesleri biz sahaya yaklaştıkça daha çok yükseliyordu.
Sahadan içeri girince tüm herkesin dikkatini çekmiştik ama diğerleri koçun bakışmalarıyla geri önlerine döndüler.
Normalde top sesini duyunca tüm düşüncelerim uçar giderdi. Bu sefer ise düşüncelerim beni rahat bırakmamıştı. İçerdeki bunca gürültü bile içimdeki gürültünün sesini bastıramamıştı.
“Arven.”
“Efendim koç?”
“ On dakika geç kaldın.”
Daha sonra düdüğünü sesiyle ilk başta herkes tek sıra halinde dizildi. Sonrasında ısınma koşuları başladı. Koşu sırasında dikkatim dağılır diye düşünmüştüm.
Ama bu da kafamı dağıtmama yardımcı olmamıştı. Koç defalarca bana seslenerek beni uyardı. Her seferinde ne kadar “Tamam koç.” desem de aklım yine burada kalmıyordu.
İlk defa basketbol salonundaki sesler beni durduramıyordu. Odaklanmama yardım edemiyordu.
Koşu sonrası koçtan “Çiftler halinde takım olun!” diye bir ses yükseldi. Ben her zamanki gibi Emir’le birlikteydim.
“Bakalım bu sefer hangimiz diğerini sakat bırakacak?” diyerek bana göz kırptı.
“Bence şansını zorlama işin sonunda sen zararlı çıkarsın.” Diyerek ona eşlik ettim.
Pas çalışmasına başladığımızda daha ilk top parmaklarımın arasından kayıp gitmişti. Oflayıp topu tekrar elime aldım.
Emir’e pas attığımda zar zor yakalayabilmişti. Emir tekrardan topu bana attı.
İkinci pas...
Yine top parmaklarımın arasından kaçtı. Emir hafifçe kaşını kaldırdı ama hiçbir şey demedi. Sadece sakince sahadan çıkan topu aldı ve yine karşıma geçti ve topu bana uzattı.
Parmaklarımı avucumun içinde sıktım. Derin bir nefes alıp tekrar pas atmak için pozisyonumu aldım. Tam pasımı atacakken koçum düdüğünün sesi tüm salonu doldurdu.
“Pas çalışması bitti. Şimdi herkes şut çalışmaları için potaların altlarına.”
Sıra en sevdiğim yere gelmişti. Şut çalışmalarına...Ya da en azından öyle olması gerektiğini düşünüyordum.
Top zaten elimdeydi.
Potaya yürürken parmaklarımın arasında çevirmeye başladım. Bazı aksaklıklar yaşamam potadan içeriye topu sokamayacağım anlamına gelmiyordu nasıl olsa.
Herkes sıra sıra potadan topu geçirdi. Sıra bana geldi. Topu avuçlarımın arasına aldım. Kaslarım alıştıkları hareketi yapmaya hazırdı ama zihnim ilk kez onlara yetişemiyordu.
Yine de parmaklarım yıllardır yaptığı hareketi düşünmeden tekrarlıyordu. Dizimi hafifçe kırıp gözlerimi de potaya diktim.
Derin bir nefes ve atış...
Tak...
Attığım top demire çarpıp yere düştü. “Olur.” Diye mırıldandım. Bir şut... Kim kaçırmıyordu ki.
Daha az önce yere vuran topların sesinin yerini sessizliğe bırakmıştı. Emir topu bana geri yolladı.
İkinci defa kendimi hazırladım. Bu sefer daha dikkatliydim. Duruşumu hazırladım ve potaya bir kere daha topu attım.
Tak...
Top bir kere daha topun demirine çarpıp önüme düştü. Sikerler böyle işi.
“Arven...”
Emir bana tedirgin gözlerle bakıyordu. Yüzümü ona çevirdiğimde gözlerindeki duygu daha da yoğunlaşmıştı.
Koçun düdüğünün sesiyle bu sefer yüzümü koça çevirdim.
“Arven. Yanıma gel.”
Topu kolumun altına sıkıştırıp koçun peşinden yürümeye başladım. Tribünlerin yanındaki merdivenleri sessizce çıktık. Ne o konuşuyordu ne de ben. Koridordaki sessizlik, biraz önceki salon gürültüsünden çok daha rahatsız ediciydi.
Koç odasının kapısını açıp içeri girdi. Ben de peşinden girdim.
Masasına geçip oturdu. Ben ise kapının önünde öylece ayakta kaldım.
“Otur.”
Gösterdiği koltuğa oturdum. Ağzını açıp tek kelime dahi etmedi. Önündeki kaleme uzandı. Parmaklarının arasında yavaşça çevirmeye başladı.
“Arven.” Sonrasında gözleri benim gözlerimle buluştu.
“Efendim koç.”
“Bugün neden topu kaçırdın biliyor musun?”
“Hayır koç.”
“Çünkü potaya bakıyorsun...”
Elindeki kalem birkaç tur daha döndü ve sonrasında masanın üzerine düştü. Koç gözünün ucuyla bile olsun kaleme bakmamıştı.
“...ama görmüyorsun. Aklın burada değil.”
“Haklısın koç.” Ellerimi kenetleyip parmağımın kenarlarıyla uğraşmaya başladım. Bakışmayı ilk ben bozdum. Bakışlarım yere döndüğünde bacağımı salladığımı fark ettim.
Oysa dakikalardır dirseklerim dizimin üstündeydi.
“Bugünlük yeter.” Gözlerini üzerimden hiç ayırmıyordu. Kaşlarımı çattım. Bakışlarımı tekrar koça çevirdim
“Daha çalışabiliriz.”
Koç başını iki yana salladı.
“Hayır. Bugün çalışmayacaksın.”
“Ama koç...”
Sözümü bitirmeme izin vermedi.
“Arven.” Sesi ilk kez bu kadar sakindi. “Sen bugün burada değilsin.”
Ne diyeceğimi bilemedim. Ne dese haklıydı. Kendimi bugün sahaya veremiyordum.
“Bedenin sahada ama aklın başka bir yerde.”
Yumruğumu fark etmeden sıktım.
“Git. Bugün kendine mola ver. Yarın yine gelirsin. Ama bugün... seni basketbol bile sakinleştiremiyor.”
Bölüm etkileşimi
