Bölümler 14Şu an: 9.Bölüm
- 1 Giriş1.453 kelime
- 2 1.Bölüm2.405 kelime
- 3 2.Bölüm1.480 kelime
- 4 3.Bölüm2.006 kelime
- 5 4.Bölüm4.369 kelime
- 6 5.Bölüm4.278 kelime
- 7 6.Bölüm2.752 kelime
- 8 7.Bölüm3.054 kelime
- 9 8.Bölüm1.294 kelime
- 10 9.Bölüm1.491 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 10.bölüm919 kelime
- 12 11. Bölüm1.009 kelime
- 13 12.Bölüm974 kelime
- 14 13.Bölüm1.303 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Öğretmenler odasının kapısı açıldı. Koridordaki sessizliğin normalden daha sessiz olmasının tek bir nedeni vardı. Deneme sınavındaydı herkes.
Selin Hoca elindeki notları düzeltip öğretmenler odasına doğru yürümeye devam etti. Başı ağrıyordu. Ona en iyi gelebilecek şeyin kahve dışında bir şey olabileceğini düşünmüyordu.
Yine de aşağıya inmedi. Kapıdan içeri girip sandalyelerden birine oturuverdi.
Hemen ardından kapı bir kez daha açıldı. Koç, Selin Hoca’nın karşısındaki sandalyeye yayıldı. Yorgunluktan gözlerini oturduğu gibi kapatmıştı.
Selin Hoca bu yorgunluğunun nedenini az çok tahmin edebiliyordu. Uzun zamandır tek bir öğrenciden bahsedip duruyordu neticede.
Arven’den.
Koç yerinde dikleşip ellerini dizlerine attı.
“Son zamanlarda ona ne olduğunu anlayamıyorum. Şuna bak, bugün de yok. Normalde antrenmanın olmadığı gün bile salona damlayan çocuk bugün yok.”
Yeni çıkmaya başlayan sakallarını dertli bir şekilde
sıvazlamaya başladı. Selin hoca başını notlarından kaldırdı. “Ne farklı ki onda başka?”
“Dalgın. Antrenmanda aklı başka yerde gibi. Birkaç kez üst üste hata yaptı. Normalde böyle değildir.” Müzik hocası başını bir kere daha önündeki notlara çevirdi. “Belki yorulmuştur.”
“Ben de öyle düşündüm. Ama antrenmandan sonra nereye gittiğini öğrenince pek öyle olmadığını anladım.”
Müzik hocası kaşlarını kaldırdı. O da merak etmişti şimdi. Okuldan mı kaçıyor acaba diye düşündü ama ihtimal de veremedi. Çünkü koçun anlattığından anladığı kadar Arven bunu yapacak bir öğrenci hiç değildi.
“Nereye gidiyormuş peki?”
“Müzik odasına.”
Selin hoca elindeki kalemi birkaç tur döndürdü. Bir süre bir şey söylemedi. En sonunda elindeki kalemi masanın üzerine bıraktı. “Arven? Müzik odasına gidiyor? Asla inanmam.”
Koç başını salladı. “Antrenmandan sonra bazen oraya gidiyormuş. İlk başta ne yaptığını anlamadım. Sonra bir gün kapının önünden geçerken içeriden piyano sesi geldi.”
Selin Hoca’nın bakışları masanın üzerindeki kaleme
kaydı. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden öylece durdu.
Öğretmenler odasının içi her zamanki gibi dağınıktı. Masaların üzerinde üst üste bırakılmış sınav kâğıtları, yarısı içilmiş kahveler ve hangi öğretmene ait olduğu belli olmayan birkaç kalem duruyordu. Pencerenin kenarındaki eski klima çalışıyor olmasına rağmen odanın içindeki hava hâlâ ağırdı. Koridorun sessizliği kapının ardından bile hissediliyordu.
Kendi kupasındaki kahveye uzanıp bir yudum aldı. “Piyano sesi mi?” İçinden bir isim geçiyordu ama emin değildi. Ama ihtimalide bir o kadar yüksekti.
“Evet.”
“Piyano resitalinin olduğu güne bile zorla gelip dinlemeyen çocuğun gidip özellikle müzik odasında piyano dinlediğine mi inanmam gerekiyor şuan.”
Koç sesli bir şekilde gülüp “Maalesef evet.” diyerek cevap verdi. Selin hoca daha da meraklanınca oturduğu sandalyede biraz daha doğruldu.
“Sonra ne oldu? Kim vardı içeride?” Heyecanlı bir şekilde hızlıca sorduğu sorular karşısında koç biraz daha güldü. Bilmiyorum dercesine omuzlarını indirip kaldırdı.
“Nasıl bilmiyorsun?”
“Ben içeri girmedim ki.”
“Nasıl bilmiyorsun ya?” Koç önündeki kupadan bir yudum aldı. O gelene kadar soğumuştu. Ağzına gelen ekşi tatla yüzünü buruşturdu. “Kim olduğunu bilmiyor değilim, sonrasında ne olduğunu bilmiyorum.”
Selin hoca anladığını belirtmek için başını salladı. “Peki içeride kim vardı?” Koç kafasını hafifçe eğerek tek kaşını kaldırdı. “İçeride kim olduğunu en az benim kadar iyi biliyorsun, Selin.”
Selin Hoca önündeki notlara tekrar baktı. Kalemi parmaklarının arasında yavaşça çevirmeye başladı. Mira’nın son zamanlarda müzik odasında geçirdiği zamanlar geldi aklına.
Ders çıkışında koridorda karşılaştıkları hâli. Kucağında dosyaları, omzunda postacı çantası, elinde bazen notaları... Birkaç kez ona “Hâlâ burada mısın?” diye sormuştu. Mira ise her seferinde aynı şeyi söylemişti. “Biraz daha prova yapacağım.”
Dudakları iki taraftan da kıvrıldı. “Yok artık.” Koç yerinden kalkıp odanın köşesinde duran kahve makinasına ilerledi. Yanında duran karton bardaklardan iki tane alıp iç içe geçirdi.
“Bende ilk gördüğümde aynı tepkiyi vermiştim.” Kahvesi bardağına dolunca yerine geçip oturdu. Selin
hoca elini ağzına atmış şaşkınlıkla bakıyordu koça. Kendini toparlayınca eğildi masadan doğruldu. “Sizin piyanist bizimkini sakinleştirmiş.”
★
Hâlâ aynı okula gidip geliyorum ama burada ne kadar zamanım kalmıştı? Sınav anında bu okulu bırakmak hakkında çok düşünmemiştim. Sınavlar bitince bu sefer aklım bizimkilerde kalmaya başlamıştı.
Onları terk etmeye hazır mıydım?
Hiç hazır değildim sanırım. Koridordan geçerken yanımdan geçen birkaç kişi bana selam verip geçti. Şuan kim olduklarına o kadar dikkat edememiştim.
Bazıları ellerinde test kitaplarıyla hocaların etrafında koşuşturuyor, bazıları sohbet ediyordu, bazıları da sözlüden çıkmış olmalılar ki ellerindeki kağıtları tartışıyordu. Bir öğretmen koridordan bir öğrencinin adını seslenerek çağırdı.
Her şey normaldi.
Ama benim için ise hiç normal değildi.
Dün girdiğim sınavın sonuçları hâlâ açıklanmamıştı. Erkenden açıklanmasını beklemiyordum ama içim içimi kemirip duruyordu. Tırnaklarımın kenarları soyulmaktan yara olmuştu.
Adımlarımın beni götürdüğü yere baktım. Beni cehennemin içine atan düşüncelerimin tam ortasına götürmüştü beni.
Müzik odasına...
Kapının kolunu açıp içeri girdim. Kapı kilitli değildi. İçeri girdim. İçeride gözlerim tek bir kişiyi aradı ama bulamadı.
Arkamda omzuma dokunan eli hissedince başta saniyelik irkildim. Hemen ardından o geldi düşüncesiyle başımı çevirdim. Arven’i beklerken gördüğüm kişiyle istemsizce gülüşüm solmuştu.
“Odamda biraz konuşmak ister misin Mira?” Başımı sallayıp Selin hocayı takip etmeye başladım. Arven nerelerdeydi? Bugün neredeyse onu hiç görmemiştim.
Sadece bir kere bahçede görmüştüm. Bakışlarımız kesiştiğinde hemen önüne dönüp ortalıktan kaybolmuştu. Dışarıdan benden özellikle kaçıyormuş gibi gözüküyordu. Belki de ben yanlış anlıyordum.
Selin hocanın odasına girdiğimizde beklememi söyleyip odadan ayrıldı. Masasını önündeki sandalyelerden birine kurulup beklemeye başladım.
Duvarlarında bir sürü nota sayfaları vardı. Başka bir duvarında ise ileride planlanan konserler vardı. Bunlardan birinde benim de bulunduğum bir konser
bulunuyordu. Karne günü öğrencilerin çeşitli gösteriler yapacağı bir gündü. Tiyatroya katılan birkaç grup öğrenci bir oyun sergileyecek sonrasında da müzik bölümü başlayacaktı. Çeşitli gruplar ve solo müzisyenler olarak konser verecektik.
Duvarın karşısındaki konser listesinden gözlerimi ayırmak istemedim. Bir süre daha orada yazan isimlere baktım. Kendi adımı bulduğumda gözlerim birkaç saniyeliğine o satırda takılı kaldı.
Mira.
Yanında da çalacağım parçanın adı yazıyordu. Parmaklarımı dizlerimin üzerinde birbirine geçirdim. Bu okulda sahneye çıkacağım son konser olabilir miydi? Düşünce, aklıma gelir gelmez göğsümün ortasına oturdu.
Daha düne kadar burada çalacağım konseri düşünürken aklıma sadece hangi parçayı çalacağım, nerede hata yapabileceğim ve prova için ne kadar zamanım kaldığı geliyordu. Şimdi ise aynı satıra bakarken başka bir şey düşünüyordum.
Ya gerçekten gidersem?
Başımı hafifçe eğdim.
Bu kadar kolay olmamalıydı.
Bir okuldan ayrılmak sadece başka bir binaya gitmek değildi ki. Her sabah geçtiğim koridorlar, teneffüslerde duyduğum sesler, ders çıkışında uğradığım müzik odası, öğretmenlerin yüzlerini ezberlediğim o odalar...
Hepsi geride kalacaktı. Üstelik sadece okul değildi. Buradaki insanlar vardı. İnsanları geçtim tüm ekip buradaydık biz. Arven de buradaydı. Hangi tarafı seçmeliyim? Bir tarafımda hayallerim diğer tarafımda Arven. Yani ekip. Sadece Arven değil yani.
Ben düşüncelerimle boğuşurken kapı açıldı. Selin hoca elindeki karton bardaklarla içeriye girdi. Kahve kokusu kapının açılmasıyla burnuma dolmaya başlamıştı. Daha ağzıma sürmemiş olabilirdim ama şimdiden tadı damağımdaydı.
Elime kahvemi tutuşturup kendi sandalyesine yerleşti. Önünde dağınık halde bulunan kağıtları toparladı. Dağınıklığa hiçbir türlü tahammülü yoktu.
O kağıtları düzenlerken ben duvardaki programa bakmaya devam ettim. Elimdeki bardaktan bir yudum aldım. Çok sıcaktı bu. Dilimin ucu karıncalandı ama ben bunu kabul etmiyorum ya.
Bakın yasa da böyle bir şey yok komiser bey. Ararım buraya yığarım. Elimdeki kahveyi yudumlamaya devam ettim. Dilimin ucundaki karıncalanmadan dolayı biraz tat körlüğü yaşıyorum ama.
Elimi yelpaze misali sallayıp dilimin ucunun karıncalanmasını yok etmeye çalıştım. Selin hoca önündeki tüm kağıtları düzenleyince ellerini birbirine kavuşturup bana bakmaya başladı. Beni bu görüntü içinde yakalaması imajım için hiç iyi olmamıştı şuan.
“Dilin yandı değil mi?” Elimi indirip sanki daha az önce sallayan ben değilmişim gibi “Yok.” Dedim. Bir kaşını kaldırıp bana gülümseyerek baktı.
“Emin misin?”
“Gayet eminim.” Tam o sırada dilimin ucundaki karıncalanma tekrar kendini hatırlattı. Yüzümü buruşturmadan yutkundum. Selin Hoca’nın dudaklarının kenarı kıvrıldı.
“Pek emin görünmüyorsun.”
“Biraz sıcakmış.”
“Biraz mı?”
“Çok az.”
“Dilin uyuşmuş.”
“Abartmayalım.” Başını iki yana sallayarak güldü. Sonra elindeki kalemi masaya bıraktı. “Senin şu an hâlâ kahveyle uğraşabiliyor olman bile şaşırtıcı.”
“Ne yapayım? Kahve önümde duruyor.”
“Birazdan dilin tamamen uyuşacak.”
“Sonra da kahvenin tadını alamayacağım.”
“Zaten şu an alamıyorsun.”
Bir saniye düşündüm.
“Doğru.”
İkimizde bu halime gülerken odanın havası üstüme çökmeye başladı. İleride bunlar sadece anı olarak kalabilirdi. Belki son günlerimdi bunlar. Yüzümdeki gülüşüm yavaşça soldu.
Odanın içindeki dört duvar artık benim için daha yakınımdaydı. Bu kadar uzak olan bir şey size sanki ensenizin dibinde gibi hissedebilir miydi? Hissettirebiliyormuş.
“Gitmek istemiyor musun?”
“Tabi ki de istiyorum. Bunu nereden çıkardınız?”
“Mira dört senedir seninleyim. İçini dışını en az senin kadar iyi bilirim.” Haklıydı okulun ilk günlerinden beridir en çok benimle ilgilenirdi. Zaten benim kadar müzik dersine ilgi gösteren kimse yoktu. Bu yüzden kimse bu konuda şikayetçi değildi.
“Gitmek istemiyor değilim. Sadece burayı bırakıp nasıl gideceğimi bilmiyorum.” Elimdeki kahveden son
yudumu aldım. Biz konuşurken soğumuştu. Zaten bitmişti de artık çok da bir önemi yoktu. Önümdeki masaya bardağı bıraktım. Vücudumu tekrar Selin hocaya döndürdüm.
“Buradaki insanları bırakıp gitmiş olacağını mı düşünüyorsun yani?”
“Belki.”
“İletişim bilgileri sende yok mu? Yoksa konuşmayı mı kestiniz?”
“İletişim bilgileri tabi ki de var. Ve biz neden konuşmayı keselim ki?”
“İşte ben de onu soruyorum.” Kaşlarımı hafifçe çattım. “Eğer gerçekten gitmek istiyorsan, neden onları geride bırakmak zorunda olduğunu düşünüyorsun?” Cevap vermedim. Çünkü bilmiyordum. Belki de mesele gerçekten geride bırakmak değildi. Sadece her şeyin değişmesinden korkuyordum.
Her zaman geçtiğim koridorlar, adını dahi bilmesem de bana el sallayıp günaydın diyen insanlar, müzik dersine girdiğimiz zaman notaların havada dans edişi, Deniz’in her ders yanımda uyuyakalması, grupla kantinde geçirdiğimiz zamanlar ve Arven...
Onunla müzik odasında geçirdiğimiz anıların yeri benim için çok ayrıydı. Tüm bunları geride bırakmam
gerekecekti. Hazır mıydım? Pek emin değilim. Ama şunu çok iyi biliyorum ki eğer hayallerimin peşinden gitmek istiyorsam bazı şeyleri geride bırakmam gerekiyordu. Buradan dönüşüm yoktu artık.
Bölüm etkileşimi
