Gürültünün İçindeki Sessizlik kitap kapağı

13. bölüm / 14

10.bölüm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 14Şu an: 10.bölüm

Hâlâ aynı okula gidip geliyorum ama burada ne kadar zamanım kalmıştı? Sınav anında bu okulu bırakmak hakkında çok düşünmemiştim. Sınavlar bitince bu sefer aklım bizimkilerde kalmaya başlamıştı.
Onları terk etmeye hazır mıydım?
Hiç hazır değildim sanırım. Koridordan geçerken yanımdan geçen birkaç kişi bana selam verip geçti. Şuan kim olduklarına o kadar dikkat edememiştim.
Bazıları ellerinde test kitaplarıyla hocaların etrafında koşuşturuyor, bazıları sohbet ediyordu, bazıları da sözlüden çıkmış olmalılar ki ellerindeki kağıtları tartışıyordu. Bir öğretmen koridordan bir öğrencinin adını seslenerek çağırdı.
Her şey normaldi.
Ama benim için ise hiç normal değildi.
Dün girdiğim sınavın sonuçları hâlâ açıklanmamıştı. Erkenden açıklanmasını beklemiyordum ama içim içimi kemirip duruyordu. Tırnaklarımın kenarları soyulmaktan yara olmuştu.
Adımlarımın beni götürdüğü yere baktım. Beni cehennemin içine atan düşüncelerimin tam ortasına götürmüştü beni.
Müzik odasına...
Kapının kolunu açıp içeri girdim. Kapı kilitli değildi. İçeri girdim. İçeride gözlerim tek bir kişiyi aradı ama bulamadı.
Arkamda omzuma dokunan eli hissedince başta saniyelik irkildim. Hemen ardından o geldi düşüncesiyle başımı çevirdim. Arven’i beklerken gördüğüm kişiyle istemsizce gülüşüm solmuştu.
“Odamda biraz konuşmak ister misin Mira?” Başımı sallayıp Selin hocayı takip etmeye başladım. Arven nerelerdeydi? Bugün neredeyse onu hiç görmemiştim.
Sadece bir kere bahçede görmüştüm. Bakışlarımız kesiştiğinde hemen önüne dönüp ortalıktan kaybolmuştu. Dışarıdan benden özellikle kaçıyormuş gibi gözüküyordu. Belki de ben yanlış anlıyordum.
Selin hocanın odasına girdiğimizde beklememi söyleyip odadan ayrıldı. Masasını önündeki sandalyelerden birine kurulup beklemeye başladım.
Duvarlarında bir sürü nota sayfaları vardı. Başka bir duvarında ise ileride planlanan konserler vardı. Bunlardan birinde benim de bulunduğum bir konser
bulunuyordu. Karne günü öğrencilerin çeşitli gösteriler yapacağı bir gündü. Tiyatroya katılan birkaç grup öğrenci bir oyun sergileyecek sonrasında da müzik bölümü başlayacaktı. Çeşitli gruplar ve solo müzisyenler olarak konser verecektik.
Duvarın karşısındaki konser listesinden gözlerimi ayırmak istemedim. Bir süre daha orada yazan isimlere baktım. Kendi adımı bulduğumda gözlerim birkaç saniyeliğine o satırda takılı kaldı.
Mira.
Yanında da çalacağım parçanın adı yazıyordu. Parmaklarımı dizlerimin üzerinde birbirine geçirdim. Bu okulda sahneye çıkacağım son konser olabilir miydi? Düşünce, aklıma gelir gelmez göğsümün ortasına oturdu.
Daha düne kadar burada çalacağım konseri düşünürken aklıma sadece hangi parçayı çalacağım, nerede hata yapabileceğim ve prova için ne kadar zamanım kaldığı geliyordu. Şimdi ise aynı satıra bakarken başka bir şey düşünüyordum.
Ya gerçekten gidersem?
Başımı hafifçe eğdim.
Bu kadar kolay olmamalıydı.
Bir okuldan ayrılmak sadece başka bir binaya gitmek değildi ki. Her sabah geçtiğim koridorlar, teneffüslerde duyduğum sesler, ders çıkışında uğradığım müzik odası, öğretmenlerin yüzlerini ezberlediğim o odalar...
Hepsi geride kalacaktı. Üstelik sadece okul değildi. Buradaki insanlar vardı. İnsanları geçtim tüm ekip buradaydık biz. Arven de buradaydı. Hangi tarafı seçmeliyim? Bir tarafımda hayallerim diğer tarafımda Arven. Yani ekip. Sadece Arven değil yani.
Ben düşüncelerimle boğuşurken kapı açıldı. Selin hoca elindeki karton bardaklarla içeriye girdi. Kahve kokusu kapının açılmasıyla burnuma dolmaya başlamıştı. Daha ağzıma sürmemiş olabilirdim ama şimdiden tadı damağımdaydı.
Elime kahvemi tutuşturup kendi sandalyesine yerleşti. Önünde dağınık halde bulunan kağıtları toparladı. Dağınıklığa hiçbir türlü tahammülü yoktu.
O kağıtları düzenlerken ben duvardaki programa bakmaya devam ettim. Elimdeki bardaktan bir yudum aldım. Çok sıcaktı bu. Dilimin ucu karıncalandı ama ben bunu kabul etmiyorum ya.
Bakın yasa da böyle bir şey yok komiser bey. Ararım buraya yığarım. Elimdeki kahveyi yudumlamaya devam ettim. Dilimin ucundaki karıncalanmadan dolayı biraz tat körlüğü yaşıyorum ama.
Elimi yelpaze misali sallayıp dilimin ucunun karıncalanmasını yok etmeye çalıştım. Selin hoca önündeki tüm kağıtları düzenleyince ellerini birbirine kavuşturup bana bakmaya başladı. Beni bu görüntü içinde yakalaması imajım için hiç iyi olmamıştı şuan.
“Dilin yandı değil mi?” Elimi indirip sanki daha az önce sallayan ben değilmişim gibi “Yok.” Dedim. Bir kaşını kaldırıp bana gülümseyerek baktı.
“Emin misin?”
“Gayet eminim.” Tam o sırada dilimin ucundaki karıncalanma tekrar kendini hatırlattı. Yüzümü buruşturmadan yutkundum. Selin Hoca’nın dudaklarının kenarı kıvrıldı.
“Pek emin görünmüyorsun.”
“Biraz sıcakmış.”
“Biraz mı?”
“Çok az.”
“Dilin uyuşmuş.”
“Abartmayalım.” Başını iki yana sallayarak güldü. Sonra elindeki kalemi masaya bıraktı. “Senin şu an hâlâ kahveyle uğraşabiliyor olman bile şaşırtıcı.”
“Ne yapayım? Kahve önümde duruyor.”
“Birazdan dilin tamamen uyuşacak.”
“Sonra da kahvenin tadını alamayacağım.”
“Zaten şu an alamıyorsun.”
Bir saniye düşündüm.
“Doğru.”
İkimizde bu halime gülerken odanın havası üstüme çökmeye başladı. İleride bunlar sadece anı olarak kalabilirdi. Belki son günlerimdi bunlar. Yüzümdeki gülüşüm yavaşça soldu.
Odanın içindeki dört duvar artık benim için daha yakınımdaydı. Bu kadar uzak olan bir şey size sanki ensenizin dibinde gibi hissedebilir miydi? Hissettirebiliyormuş.
“Gitmek istemiyor musun?”
“Tabi ki de istiyorum. Bunu nereden çıkardınız?”
“Mira dört senedir seninleyim. İçini dışını en az senin kadar iyi bilirim.” Haklıydı okulun ilk günlerinden beridir en çok benimle ilgilenirdi. Zaten benim kadar müzik dersine ilgi gösteren kimse yoktu. Bu yüzden kimse bu konuda şikayetçi değildi.
“Gitmek istemiyor değilim. Sadece burayı bırakıp nasıl gideceğimi bilmiyorum.” Elimdeki kahveden son
yudumu aldım. Biz konuşurken soğumuştu. Zaten bitmişti de artık çok da bir önemi yoktu. Önümdeki masaya bardağı bıraktım. Vücudumu tekrar Selin hocaya döndürdüm.
“Buradaki insanları bırakıp gitmiş olacağını mı düşünüyorsun yani?”
“Belki.”
“İletişim bilgileri sende yok mu? Yoksa konuşmayı mı kestiniz?”
“İletişim bilgileri tabi ki de var. Ve biz neden konuşmayı keselim ki?”
“İşte ben de onu soruyorum.” Kaşlarımı hafifçe çattım. “Eğer gerçekten gitmek istiyorsan, neden onları geride bırakmak zorunda olduğunu düşünüyorsun?” Cevap vermedim. Çünkü bilmiyordum. Belki de mesele gerçekten geride bırakmak değildi. Sadece her şeyin değişmesinden korkuyordum.
Her zaman geçtiğim koridorlar, adını dahi bilmesem de bana el sallayıp günaydın diyen insanlar, müzik dersine girdiğimiz zaman notaların havada dans edişi, Deniz’in her ders yanımda uyuyakalması, grupla kantinde geçirdiğimiz zamanlar ve Arven...
Onunla müzik odasında geçirdiğimiz anıların yeri benim için çok ayrıydı. Tüm bunları geride bırakmam
gerekecekti. Hazır mıydım? Pek emin değilim. Ama şunu çok iyi biliyorum ki eğer hayallerimin peşinden gitmek istiyorsam bazı şeyleri geride bırakmam gerekiyordu. Buradan dönüşüm yoktu artık.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

20okunma 3beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…