Kutay'ı düşünmekten vaz geç!

Vaveyla Yazarı: ✭Limon༺✮ 𓆉

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Kutay'ı düşünmekten vaz geç!

Dışarıdaki binalara, geçen insanlara dalmıştım. Beynimde binlerce kötü biten senaryo kuruyordum. Ben bir zorba ile nasıl arkadaş olup onu bu işlerden koruyabilirdim ki? Üstelik ona bu durumu asla çaktırmamam gerekiyordu. İş gerçekten çok zordu.

Kendi kendime sessizce oflarken Zerya bunu duymuş olacak ki, yanıma doğru kayıp elini omzuma koydu. Bu ani temasla küçük bir irkilme yaşayıp ona döndüm. Yüzünde çok tatlı bir gülümseme vardı.

"Bir sorun varsa bana anlatabilirsin," dedi.

Birkaç saniyeliğine ona doğru baktım. Yutkundum. Ona bunu anlatamazdım. Hâlâ tam olarak tanımıyordum onu. Birine söyleyebilirdi. Ve bu bir şekilde dilden dile dolaşıp Kutay denen çocuğun kulağına ulaşabilirdi.

"Aile arasında bazı sorunlar işte," dedim, omuz silkerek omzumdaki elini çektim.

Zerya da biraz daha geriye çekildi. Dudaklarını birbirine bastırarak kafasını olumlu anlamda iki yana salladı.

Yalan söylemek kötü hissettirmişti. Ama artık alışmalıydım. Sonuçta Kutay'ı bu zorbalık işlerinden uzaklaştırırken çok fazla yalan söyleyecektim.

Otobüs, nihayet okulun önündeki durakta durunca kendimi olabildiğince hızlı bir şekilde dışarı attım. Otobüsün o boğucu ve ter kokan atmosferinden çıktığım an, dışarıdaki hafif rüzgar yüzüme vurdu; az da olsa rahatlamıştım. Derin bir nefes alıp okul kapısına doğru ilerledim. Zerya da arkamdan koşarak gelmişti. Yanımda durup adımlarını benimkilere uydurdu ve tıpkı benim gibi yere bakarak yürüdü.

Kapıdan ilk girdiğimizde ortalık epey kalabalıktı. Herkes kahkahalar atıp kol kola yürüyordu. Ders henüz başlamamıştı; bu da benim için bir avantajdı doğrusu. Şimdilik sınıfımı bilmiyordum. Çok önceden kayıt yaptırmıştım fakat bana sadece "Kaydın var" denmişti. Şubemi müdür yardımcısından öğrenecektim. Okulun kapısına doğru ilerlerken Zerya'ya döndüm.

"Müdür yardımcısının odasını bana gösterebilir misin? Şubemi öğrenmem gerek."

Bana kaşlarını kaldırıp baktı ve kafasını hızla olumlu anlamda salladı. "Tabii," dedi ve kolumdan hafifçe tutup beni müdür yardımcısının odasına yönlendirdi.

Kalbim küt küt atıyordu. Müdür yardımcısına ne söyleyecektim ki? Çok tedirgin olmuştum.

Sonunda kalabalık koridoru aşıp müdür yardımcısının odasının kapısına vardığımızda, derin bir nefes alıp bir adım öne çıktım. Kapıyı iki kez tıklatıp cevap bekledim.

"Gel!" diye bir kadın sesi yükseldi. Ama o kadar tiz ve yüksek bir tondaydı ki kulak zarı patlatacak cinstendi. Yutkunup kapı kulbuna bastım ve içeriye bir adım attım.

"Gel kızım, ne vardı?" dedi, gözlerini bilgisayardan çekmeyerek.

Bir an duraksadım. Elimi enseme atıp boynumu ovuşturdum:

– Ben kaydımı... Şey, önceden yaptırmıştım... Ama şubem söylenmemişti... Şey...

– Adın ne kızım?

– Lalin Alkan.

Kadın hızla klavyeye basmaya başladı. Çıkan ses sanki mermi sesine benziyordu. Kısa bir süreliğine öylece bilgisayarla uğraştıktan sonra masanın yanındaki dosyalardan birini alıp açtı.

"Lalin Alkan..." diye mırıldandı gözleri dosyada adımı ararken.

Beklerken dudaklarımı birbirine sertçe bastırdım.

"11/C kızım. En üst kata git, görürsün," dedi yine bana bakmadan. Bu kadın niye hiç yüzüme bakmıyordu? Aslında şu an bunu sorgulayacak lüksüm yoktu; daha büyük dertlerim vardı.

Hızlı adımlarla kendimi dışarı attım. Koridorlar, ilk geldiğim andakine kıyasla oldukça sessizdi. Ders zili çalmış olmalıydı. Bu da demek oluyordu ki sınıfımı hemen bulmalıydım.

Müdür yardımcısının odasının bulunduğu koridordan çıkıp merdivenlere yöneldim. Aceleci adımlarla en üst kata çıkmaya başladım. Tam beş kat çıkmıştım; bacaklarım artık beni taşıyamayacak gibi sızlıyordu.

En üst kata vardığımda, soluk soluğa gözlerimle sınıfımı aradım. Koridorda yavaşça ilerlerken önümden geçen kapılara bakıyordum:

*11/D*

*11/B*

*11/A*

Göz devirip, "Nerede bu ya?" diye homurdandım sessizce. Koridorun sonuna vardığımda göğsüm hızla inip kalkıyordu. Kaşlarımı hafifçe çatıp son sınıfa da baktım.

*11/C*

Yüzümde, yorgunluğun getirdiği acı dolu bir zafer gülümsemesi oluştu. Nefesimi düzene sokmak için derin bir soluk alıp kapının önünde durdum. İçinde bulunduğum yorgunluk, Kutay denen çocuğu korumam gerektiği gerçeğini bile bir an için unutturmuştu. Kapıyı iki kez tıklattım.

"Gel," dedi kalın bir adam sesi.

Bu muhtemelen dersteki hoca olmalıydı. Hiç vakit kaybetmeden kulba basıp kapıyı açtım.

Kapıyı açtığım anda içeriden gelen gülüşmeler, fısıltılar ve diğer bütün sesler aniden kesildi. İçeriye doğru ilk adımımı attığımda, bütün sınıfın bakışlarını üzerimde hissetmiştim bile. Çok utanç verici bir durumdaydım.

Yutkunup kapı pervazında öylece kaldım.

"Şey... ben kaydımı önceden yaptırmıştım da... Ama sonradan gelmek zorunda kaldım... Yani... Kaydım buradaydı..."

İçten içe kendime küfürler yağdırıyordum. Hoca, kaslarını garipseyen bir ifadeyle hafifçe çattı ve başını salladı.

"Zaten senden bahsetmişlerdi kızım. Gel."

Hocanın sözlerini duyduğum anda hızlı adımlarla tahtanın önüne doğru ilerledim. Bakışlarım yerden bir saniye bile kalkmıyordu. Sınıftaki o iğne atılsa yere düşmeyecek türden sessizlik, beni her saniye daha da geriyordu.

"Kendini tanıtabilirsin kızım," dedi hoca, bedenini bana doğru çevirerek.

Yutkunup sınıfa doğru başımı kaldırdım. Ve o an, bakışlarım en arkada bana gülümseyen bir kıza takıldı... Bu Zerya'ydı! Onunla aynı sınıftaydım. Kendimi bir anlığına inanılmaz şanslı hissettim.

O an gelen mutluluk, beraberinde özgüvenimi de yerine getirmişti. Hemen dikleşip bakışlarımda küçük bir cesaretle konuştum:

"Adım Lalin Alkan. Siz kısaca bana Lal diyebilirsiniz... Arkadaş canlısı biriyimdir ve... Bu sınıfla da iyi geçineceğimi düşünüyorum."

Tekrar öğretmene baktım. O, başını sallayıp sınıfta şöyle bir göz gezdirdi.

"Sen..." diye uzattı hoca. En sonunda elini arka sıralardan birine doğru sarstı. "Uraz'ın yanında oturabilirsin Lalin'ciğim."

İşaret ettiği sıraya doğru baktım. Bahsettiği Uraz, omuzlarına kadar dökülen siyah, uzun saçlı bir tipti. Gözleri siyaha yakın koyu bir kahverengiydi. Yalan yok, yakışıklı çocuktu ama pek de tipim sayılmazdı. Zaten tipim olsa bile umrumda olmazdı; buraya sevgili yapmaya değil, okumaya gelmiştim... Ve elbette, Kutay denen o belalı çocuğu korumaya.

Omzumdaki çantamı çekiştirip düzelttim ve adımlarımı sıraya doğru yönlendirdim. Sıranın yanına vardığımda çantamı yere, masanın ayağının dibine bıraktım ve oturdum.

"Kızım, sende istenilen kaynak kitaplar vardır, değil mi?"

Hocaya doğru başımı kaldırdım. Pek iyi durumda olmasak da annemle babam bir şekilde o kitapları almayı başarmıştı. Eğitimime canlarını verecek kadar çok önemserlerdi, bu yüzden ellerinden gelenin fazlasını yaparlardı.

"Evet hocam," dedim çantamın fermuarına uzanırken.

"Tamam, ikinci kaynak kitabınızın 48. sayfasını açın..."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

42okunma 7beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.