Bölüme isim bulamadım🫰😗

Vaveyla Yazarı: ✭Limon༺✮ 𓆉

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Bölüme isim bulamadım🫰😗

Uzun ve yorucu bir dersti. Yeni öğretmenimin sesi sanki yavaşlatılmıştı; ders boyu uyumamak için göz kapaklarım ile savaş veriyordum adeta.

Ama bu savaşta yeniliyor gibiydim. Gözlerim tam yavaşça kapanmaya başlayacakken, okul koridorunda zilin sesi yankılanarak irkilmeme sebep oldu. Sonunda ilk dersim bitmişti.

Derin bir nefes alıp arkama yaslandım. Gözlerimi huzurla kapatıp başımı geriye atarak tavana doğru kaldırdım.

Sanki teneffüs boyu Kutay denen çocuğu aramayacakmışım gibi rahatlarken, birdenbire omzumda bir el hissettim.

Bu ani sıcaklıkla tekrardan irkilip yanımdaki şahsa baktım. Bu Zerya idi; heyecanı her halinden belli oluyordu.

"İnanamıyorum! Aynı sınıftayız," dedi gülerek. Ben de ona karşı gülümseyip yerimde hafifçe kıpırdanarak vücudumu ona doğru döndürdüm. "Şansımıza şükredelim," dedim başımı hafifçe yana eğerek.

Ben konuşurken Zerya’nın bakışları yanımda oturan Uraz’a gitti. Bir saniyeliğine duraksayıp ben de otomatikman Uraz’a baktım. Çenesini avcunun içine dayamış, öylece bana bakıyordu.

Kaşlarımı hafifçe çatıp neden bana dik dik baktığını anlamaya çalışırken, aniden gözlerim kocaman açıldı. Kutay denen o belalı çocuğu aramayı unutmuştum!

Telaşla ayaklanıp Zerya’yı canını acıtmayacak şekilde hafifçe kenara ittim. Sıradan çıkıp ona doğru döndüm. "Zerya, senden bir şey isteyeceğim," dedim iki elimi de onun omuzlarına koyarak.

Zerya tıpkı benim gibi panikleyip konuştu:
– Ne isteyeceksin?
– Bu okulda Kutay Soral diye biri var, değil mi?
– E-evet... Ne olmuş ona?
– Sadece şimdilik nerede olduğunu öğrenmem lazım. Bana yerini gösterebilir misin?
– Kızım, canına mı susadın sen? Kutay'ı ne yapacaksın?
– Zerya, şu an ne yapacağımı boş ver. Sadece bana nerede olduğunu söyle. Lütfen.

– T-tamam... Nerede olduğunu şimdilik bilmiyorum... Muhtemelen bahçededir.

– Peki, dış görünüşünün nasıl olduğunu tanımlayabilir misin?

– Lal... Şey...

Zerya cam kenarındaki en arka sırayı parmağıyla işaret etti.

– Burada oturan, kumral saçlı bir çocuk vardı ya... O işte. Gördün mü?

Şaşkınlıktan kaşlarım havaya kalktı. Omuzlarındaki ellerimi indirip gösterdiği sıraya doğru baktım. Ne yani? O belalı çocukla aynı sınıfta mıydım? Neyse... Buna şaşıracak vaktim yoktu. Hızla sınıfın kapısına doğru koştum.
"Teşekkürler!" diye bağırdım bahçeye doğru ilerlerken.

Okulun kapısından dışarıya çıktığımda durup hafızamı yokladım. Sıradan oturan o çocuk nasıl biriydi? Beynim bana birkaç görüntü göstermeye başladı: Kumral saçlar, buğday ten, koyu kahverengi gözler... Hafif yapılı, yakışıklı biriydi. Bu kadar bilgi bana yeterdi herhalde.

Bahçenin ortasına doğru koşarak bakışlarımı hızla etrafta gezdirdim. Fakat ortalıkta Kutay denen çocuğa benzeyen kimse yoktu.

Sonra gözlerim bir noktaya takıldı. Bahçenin bir köşesinde kızlı erkekli herkes toplanmıştı. Belki de o kalabalığın içerisindeydi. Oraya gitmeliydim.

Neden toplandıklarını görebilmek için kalabalığın içerisine girmeye çalıştım. Kısa biri değildim, boyum 1.65 falandı ama buradaki insanlar (özellikle erkekler) iki metre boyundaydılar. Nasıl bu kadar uzun olabiliyorlardı?

İtişerek aralarından geçmeye çalıştım. Neredeyse nefes alınamayacak bir kalabalıktı ve gürültüleri kulak zarı patlatacak cinstendi.

Sonunda aradan sıyrılıp ne olduğuna bakabildim. İki erkek kavga ediyordu; birisi gülerek diğerinin yakasına yapışmıştı.
"Ne saçmalıyorsun lan sen?" dedi alaycı bir tavırla. Diğeri ise korkudan küçük dilini yutmuş gibi titriyordu.

Gözlerimi kısıp konuşan çocuğa baktım.
Kumral saç ✓
Koyu kahverengi gözler ✓
İri yapılı ✓
Buğday ten ✓
Belalı çocuk ✓

Bu oydu... Ve benim gözlerimin önünde zorbalık yapıyordu! Sonunda onu bulmuştum. Fakat sevinsem mi kızsam mı bilemedim. Onu bu işlerden uzaklaştırmalıydım. O andaki panik halim, bana aniden deli bir cesaret verdi.

Kalabalığın tam ortasındaki boşluğa adımlayıp,
"Hop hop! Ne yapıyorsun lan sen?" diye bağırdım.

Sözüm bittiği an birdenbire kalabalığın sesi kesildi. Herkesin bakışları bana çevrildi... Evet, resmen ayvayı yemiştim.

Kutay'ın omuzları yavaşça düştü. Alt dudağını ısırıp alaycı bir gülümsemeyle etrafa baktı. "Hangi it dedi lan onu?"

Anlaşma anlaşmaydı; ne kadar korksam da onu zorbalıktan vazgeçirmem gerekiyordu.
"Ben dedim!" diye bağırdım.

Kutay yavaşça arkasını dönüp bana baktı. Ondan kısa olduğum için bana yukarıdan bakıyordu. Beni baştan aşağı süzerek, "Nereden geliyor bu cesaret?" dedi ve o çocuğu serbest bıraktı.

Çocuk bırakıldığını görünce F1 araçları gibi hızla koşarak uzaklaştı. Kutay ise bütün odağını bana vermiş, kollarını göğsünde birleştirmişti.

"Neden insanları zorbalıyorsun? Hiç utanmıyor musun?"

Kutay dudaklarını birbirine bastırıp omuz silkti ve başını olumsuz anlamda salladı. Gülümseyip bana doğru birkaç adım attı, yüzünü yüzüme yaklaştırarak eğildi. "Sen yeni gelmiştin... Değil mi?"

Başımı hafifçe kaldırıp ellerimi belime koydum. "Evet," dedim.

Kutay başını yavaşça onaylar gibi sallayıp biraz geri çekildi. Saçlarını geriye atarak konuştu:
"Belli."

Derin bir nefes alarak etraftaki kalabalığa baktı. "Bak, ben kadınlara şiddet göstermeyen biriyim... Nedenini sorma... Ama sen ilk olmak istemezsin. Değil mi güzelim?" diye ekledi.

Tamam, şimdilik birine zorbalık yapmasını engellemiştim. Ve gerçekten dayak yemeden oradan uzaklaşmam şarttı. Güçlü bir kızdım, kendimi savunabilirdim ama Kutay... Benden kat kat güçlü olduğu çok net ortadaydı.

Peki ama nasıl kaçacaktım? Bakışlarım etrafta gezinirken, o sırada biri beni omzumdan çekip arkasına aldı. Kim olduğunu anlayamadan konuştu:
"Yapma Kutay. Daha yeni geldi. Bilmiyordur... Seni."

Arkasında saklandığım kişinin kim olduğunu anca fark edebilmiştim. Omuzlarına dökülen siyah saçlar, bembeyaz bir ten... Bu Uraz'dı.

Kutay önce Uraz'ın arkasında duran beni baştan aşağı süzdü, ardından başıyla "git" işareti yaparak ellerini ceplerine soktu ve kalabalığın arasından sıyrılıp okul binasına doğru yürümeye başladı. Tabii o gidince kalabalık da hemen dağıldı.

Uraz bileğimden tutup beni bahçenin sol tarafındaki banklara doğru yönlendirdi. Zerya orada oturmuş, şaşkınlıkla bize bakıyordu.
"Ne oluyor ya?" dedim banka, Zerya'nın yanına oturarak. Uraz da gelip yanıma oturdu ve bana baktı.

"Kızım, asıl sana ne oluyor?" dedi hem şaşkınlıkla hem de hayranlıkla.

Yutkunup omuz silktim. "Şey... Zorbalardan nefret ederim..."

Zerya başını onaylar gibi sallayıp dirseğiyle kolumu dürttü. Yüzünde gururlu bir gülümsemeyle konuştu:
– Kutay'la böyle konuşabilen ilk insansın, biliyorsun değil mi?
– Ya, siz de ne abarttınız bu Kutay'ı.
– Kızım, Kutay'ı abartmayacağız da kimi abartacağız? Çocuk bugüne kadar resmen okulun yarısını hastanelik etti.
– E, okuldan neden atılmadı ki?
– Ailesi zengin çünkü. Her ay yüz binlerce lira bağış yapıyorlar. Okul onlar sayesinde ayakta resmen.

Göz devirdim. Ailesinden zaten katbekat nefret ediyordum. Beni bu saçma anlaşmanın içine sokan hem onlardı hem de kendi ebeveynlerim...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

34okunma 3beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.