Belki de...

Vaveyla Yazarı: ✭Limon༺✮ 𓆉

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Belki de...

Alarm sesiyle gözlerimi yavaşça araladım. Yutkundum ama boğazım kupkuruydu. Kaşlarımı çatarak yatakta biraz kımıldandım ve sonunda doğrulmaya başladım. Telefona bakmadan elimi üzerine götürüp alarmı kapattım. O sinir bozucu, mide bulandırıcı ses sonunda kesilince odaya hüküm sürmeye başlayan sessizlik o kadar huzur vericiydi ki... Ayaklarımı yerdeki terliklerime soktum ve ellerimle yataktan destek alarak ayağa kalktım.

Ağır adımlarla banyo kapısına doğru ilerledim. Şu an geçmişim hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyordum; fena halde uyku sersemiydim. Gözlerimi ovuşturmaya başladım.

Yavaş bir yürüme sürecinden sonra sonunda banyo kapısına varabilmiştim. Kulba basıp hafifçe sendeleyerek attım kendimi içeri. Aynanın önüne geçip yarı kapalı gözlerimle biraz yüzümü inceledim. Çok yorgun ve berbat görünüyordum. Saçlarım karışmış ve kabarmıştı. İşte tam da bundan nefret ediyordum.

Ellerimi musluğun altına götürüp suyu açtım. Kafamı lavaboya doğru eğip yüzüme buz gibi bir su vurdum. Bu, çabucak ayılmamı sağlıyordu.

Yüzümü iyice yıkadıktan sonra derin bir nefes verip bir kere daha aynadan kendime göz gezdirdim. Ardından adımlarım beni tekrar odama götürdü.

Kendi odama vardığımda dolabımın kapılarını ardına kadar açtım. Zaten dün öğle vakti kıyafetlerimi ütüleyip özenle yerleştirmiştim. Yaz mevsimi olduğu için kısa kollu beyaz bir gömlek, koyu soluk mavi, ne orta ne de çok kısa olan bir etek ve son olarak koyu soluk yeşil damalı bir kravat giyecektim. Kravat takmaktan nefret ediyordum; neden bilmiyorum, bana hep rahatsız edici geliyordu. Ama zorunluydu. Mecbur giyecektim.

Bütün kıyafetleri üzerime geçirip son olarak beyaz çoraplarımı da teker teker ayaklarıma geçirdim. Bunları o kadar hızlı yapmıştım ki en fazla bir dakika falan sürmüştü. Neden bu kadar acele ediyordum ki? Ben de bilmiyordum. Sonuçta ders vaktinin başlamasına daha çok zaman vardı. Ama yine de hızlı olmalıydım; çünkü neden olmasın, değil mi?

Odamdaki boy aynasının karşısındaki pufa oturup saçlarımı taramaya başladım. Dün duyduğum o cümleler aklımda yankılanmaya başlamıştı.

"Kutay..." diye mırıldandım sessizce. Aynadaki hayalime dalmışken birden odamın kapısı açıldı.

Daha bu koruma duruma dertlenemeden , gelen kapı sesiyle irkildim. Bakışlarımı kapıya çevirdim; bu annemdi.

Kapıyı yavaşça aralayıp içeriye süzüldü.

– Kızım, dedi başını hafifçe yana eğip bana doğru yaklaşarak.

Bakışlarımı hemen yere kaçırdım.

– Efendim anne?
– Lalin'im... Şu koruma durumunu iyice düşündün değil mi?

Gözlerim yerden bir türlü anneme kalkmıyordu. Derin bir nefes verip konuştum:

– Anne, ben istemiyorum. Okulda normal öğrenciler ne yapıyorsa sadece onları yapmak istiyorum. Evet, birini bu zorbalık durumlarından kurtarmak çok iyi bir şey ama bunu benim değil, başkasının yapmasını istiyorum. Hem benim erkeklerle hiç aramın olmadığını biliyorsun.

Annem tam yanımda durup hafifçe eğildi ve ellerimi tuttu.

– Mecburuz kızım. Gerçekten çok zor bir durumdayız. Eğer böyle gidersek yemek bile alamayacağımızdan korkuyorum. Babanın işleri sarpa sardı.

Parmaklarını çeneme götürüp başımı kendine doğru kaldırdı.

– Kabul ettiğimiz için gerçekten üzgünüz. Senin böyle bir durumda olmanı emin ol biz de istemezdik. Ama biz de en az senin kadar mecburduk.

Haklıydı. Yine haklıydı. Daha fazla itiraz etmek bir işe yaramazdı. En sonunda yine kabul etmek zorunda kalacaktım; anlaşmayı bozmak için oldukça geçti.

Biraz düşündüm. Kabul etmek istemiyordum ama sırf benim inadım yüzünden yemek alamayacak kadar fakir düşmemizi de istemezdim. Bu durumu kabullenmek ne kadar da berbattı.

– Tamam... Denemekten başka çarem yok gibi. Denerim.

Kabul ettiğime inanamıyordum. Annemin yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı.
– Daha fazla itiraz etmediğin için teşekkürler kızım. Bu arada, Kutay'ı bu zorbalık işlerinden uzaklaştırırken onun bu anlaşmayı asla öğrenmemesi gerek. Tamam mı?

Başımı onaylarcasına iki yana salladım. Annem ellerimi mutlulukla çok hafif sıkıp geri bıraktı. Kapıya doğru yürürken konuştu:
– Hadi çabuk hazırlan da çık kızım. İlk gününden geç kalma.

Cevap vermeme bile fırsat kalmadan dışarı çıktı. Tarağı yanımdaki komodinin üzerine bırakıp saçlarımı arkada atkuyruğu yaptım. Nasıl yani? Gerçekten Kutay denen o zorbanın koruması mı olacaktım? Evet, kabul etmiştim artık, geri dönüşü yoktu.

Ayağa kalkıp çantamı aldım ve tek omzuma attım. Evden hızlı adımlarla çıkıp ayakkabılarımı giydim. Elimde telefonumla evin yakınlarındaki durağa doğru yürüdüm. Okul aslında evime yakındı, yürünebilecek bir mesafedeydi ama otobüsle daha çabuk gider, yorulmazdım.

Durağa vardığımda kimsecikler yoktu, sadece ben vardım; ki bu harikaydı. Tek başıma olmak kalabalıktan her zaman daha iyi olmuştur.

Durağın boş bankına oturup otobüs beklemeye başladım. Okulun çok yakınındaki, hatta direkt önündeki durakta duran bir hat vardı, ona binmeliydim.

On dakikaya yakın bir süre boyunca bekledim. Bir sürü otobüs geçti ama şansıma hiçbiri bineceğim hat değildi. Oflayarak telefonumu çıkardım; en azından otobüsü video kayda alarak bekleyecektim.

O sırada sağ tarafımdan birinin yaklaştığını hissettim. Göz ucuyla o tarafa baktım. Bu, benim yaşlarımda bir kızdı. Atkuyruğu yaptığı siyah, uzun ve dümdüz saçları vardı. Gözleri de yeşildi; çok güzeldi. Üzerinde de tıpkı benimki gibi okul kıyafeti vardı, gömleğine bir rozet takmıştı. Bu, gideceğim okulun armasıydı. Demek ki benimle aynı okulda okuyacaktı. İyi birine benziyordu, belki arkadaş olabilirdik.

Onu göz ucuyla biraz daha inceledim. Çantasını banka koyup oturdu. Bakışları bir süreliğine etrafta gezindi, sonra bana kaydı. Tabii bana baktığı an ben hemen başka bir tarafa çevirdim başımı. Göz teması kurmaktan nefret ederdim ve onu izlediğimi bilmesini istemiyordum.

Bakışları biraz daha üzerimde gezindi. Kaşlarını hafifçe yukarıya kaldırıp vücudunu bana doğru döndürdü ve, "Aynı okula gidiyoruz, giydiklerinden anladım," diye mırıldandı.

Başımı yavaşça ona doğru çevirip hafifçe gülümsedim.

– Evet, aynı okula gidiyoruz. Ben de fark ettim.

Dudaklarımı birbirine bastırıp ona bakmaya devam ettim.

– Ama seni daha önce hiç görmemiştim. Yeni geldin herhalde, değil mi?
– Evet, yeni geldim.
– Adın ne? Belki aynı sınıftayızdır.
– Lalin.
– Ben de Zerya. Adın çok güzelmiş.
– Teşekkür ederim.

Başımı yavaşça tekrar önüme çevirdim. Az da olsa utanç verici bir konuşmaydı bu. Otobüsün bir an önce gelmesini istiyordum.

Durağa yeniden sessizlik hakim olduğunda, uzaktan yaklaşan bir otobüs daha gördüm. Lakin mesafeden dolayı doğru hat olup olmadığını kestiremiyordum. Biraz daha yaklaşmasını bekledim.

Yaklaşınca aradığım otobüs olduğunu anladım. Yavaşça ayaklanıp biraz öne doğru yürüdüm. Otobüs durunca içeriye bindim; Zerya da hemen arkamdan geliyordu. Kartımı basıp arkalara doğru ilerledim. En arkadaki dörtlü koltuklar boştu, oraya gidip cam kenarına oturdum.

Zerya da kartını basıp arkaya doğru geldi ve dörtlü koltukların diğer köşesine oturup başını arkaya yasladı.

İşte böylece okula doğru yola çıkmıştık. Ve okula vardığım anda o Kutay denilen çocuğu bulmam gerekecekti. Ama onu nasıl bulacaktım ki? Nasıl göründüğü hakkında gram fikrim yoktu. Belki birilerine sorabilirdim ama bu da fazlasıyla şüphelendirici olurdu.

Derin bir nefes alıp oflayarak camdan dışarıyı izlemeye başladım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

39okunma 7beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.