5. bölüm / 6
GÖLGE HANÇERSessizce Yaklaşan
Bölümler 6Şu an: Sessizce Yaklaşan
Yatağımın altında duran siyah kumaşa uzun süre dokunmadım.
Annemin son sözleri zihnimde dönüp duruyordu.
“Onu kimseye gösterme.”
Neden?
Kumaşın altında ne vardı?
Bunu öğrenmek için sabırsızlanıyordum ama annemin yüzündeki korku gözümün önünden gitmiyordu. Benden bir şeyi saklamak istemişti. Sonra, hiç beklemediğim bir anda onu bana vermişti.
Bu bir çelişkiydi.
Ve annem çelişki yaratacak kadar dikkatsiz biri değildi.
Dışarıdaki ayak sesleri birkaç dakika sonra uzaklaştı. Pencereden bakmadım. Perdeyi açmak bile istemiyordum.
Sanki dışarı baktığım anda bütün cevapları görecekmişim gibi bir his vardı içimde.
Ama cevap yerine daha fazla soru bulacağımı biliyordum.
Kumaşı yatağın altından çıkardım.
Odamın kapısını kapattım.
Mila ile Leo'nun odasından hafif konuşma sesleri geliyordu. Onlara söylemek istiyordum. Zaten bazı şeyleri birlikte saklıyorduk. Ama annemin emri açıktı.
Kimseye gösterme.
Kumaşın düğümünü çözdüm.
İçinden önce soğuk bir metal parçası çıktı.
Bir hançer.
Nefesim kesildi.
Bıçağın tamamı siyaha yakın koyu bir metalden yapılmıştı. Işığa tuttuğumda yüzeyinde çok hafif gümüş çizgiler görünüyordu. Sanki metalin içine ince damarlar işlenmişti.
Kabzası daha garipti.
Üzerinde pası andıran koyu kırmızı çizgiler vardı. Çizgiler birbirine dolanarak küçük bir spiral oluşturuyordu.
Parmağımı spiralin üzerine götürdüm.
Dokunur dokunmaz elimden sıcak bir ürperti geçti.
Hançeri hemen bıraktım.
Yatağın üzerine düştü.
Bir süre ona bakakaldım.
“Bu da ne?”
Cevap verecek kimse yoktu.
Hançeri tekrar elime aldım.
Bu kez daha dikkatliydim.
Ağır değildi.
Aksine, beklediğimden hafifti.
Bıçağın kenarı keskin görünüyordu ama üzerinde herhangi bir kan lekesi ya da eski bir iz yoktu. Yeni yapılmış gibi değildi. Çok eski olduğu belliydi.
Fakat neden annem bunu bana vermişti?
Ve neden şimdi?
Hançerin ucunu hafifçe çevirdiğimde bıçağın yüzeyindeki gümüş çizgiler ışığı yakaladı.
Bir an için çizgilerin hareket ettiğini sandım.
Gözlerimi kırpıştırdım.
Hareket etmiyorlardı.
Sadece ışık değişmişti.
“Saçmalıyorsun.”
Kendi kendime fısıldadım.
Hançeri tekrar siyah kumaşa sardım.
Tam yatağın altına koyacakken kapı açıldı.
Mila içeri baktı.
“Aria?”
Kumaşı hemen arkamda sakladım.
“Ne?”
Mila kapının kenarına yaslandı.
“İyi misin?”
“İyiyim.”
Bana şüpheyle baktı.
“Yüzün kıpkırmızı.”
“Üşüdüm.”
“Üşüdüysen neden kızardın?”
“Bilmiyorum.”
Mila içeri girdi.
Gözleri yatağın üzerindeki siyah kumaşa kaydı.
Sonra bana baktı.
“Bu ne?”
Bir an sustum.
Sonra içimden bir şey, ona güvenebileceğimi söyledi.
Kumaşı açtım.
Mila'nın yüzündeki ifade değişti.
“Hançer mi?”
“Annem verdi.”
“Ne zaman?”
“Az önce.”
Mila yaklaşarak baktı ama dokunmadı.
“Güzelmiş.”
“Güzel mi?”
“Evet.”
“Biraz korkutucu.”
“Daha iyi.”
Gülümsedim.
“Annem kimseye göstermememi söyledi.”
“Bana gösterdiğine göre benim kimse olmadığımı düşünüyorsun.”
“Sen ailemsin.”
Mila'nın yüzündeki gülümseme bir anlığına kayboldu.
Sonra başını eğdi.
“Biliyorum.”
Hançeri tekrar kumaşa sardım.
Tam o sırada Leo kapıdan başını uzattı.
“Ne saklıyorsunuz?”
Mila ona döndü.
“Hiçbir şey.”
Leo kaşını kaldırdı.
“İkinizin de yüzünden belli.”
Kumaşı ona da gösterdim.
Leo'nun gözleri büyüdü.
“Bu yeni.”
“Annem verdi.”
“Bunu nereden bulmuş?”
“Bilmiyorum.”
“Ne işe yarıyor?”
“Onu da bilmiyorum.”
Leo birkaç saniye hançere baktı.
“Üzerindeki işaret…”
“Ne?”
“Pazardaki işarete benziyor.”
Kalbim sıkıştı.
“Emin misin?”
“Tam olarak değil.”
Mila da hançerin kabzasına baktı.
“Ben de benzettim.”
Hançeri kapattım.
“Kimseye söylemeyeceğiz.”
İkisi de başını salladı.
“Tamam.”
***
Ertesi gün evdeki hava daha ağırdı.
Annem kahvaltı hazırlarken normal görünmeye çalışıyordu.
Ben de normalmişim gibi davranıyordum.
Ama gözlerim sürekli ona kayıyordu.
Bana verdiği hançeri düşündükçe onu izlemekten kendimi alamıyordum.
Annem bunu fark etmiş olmalıydı.
Çünkü kahvaltı bittikten sonra yanıma geldi.
“Onu açtın mı?”
Bir an durdum.
“Hayır.”
Yalan söylemek istemedim.
Ama henüz gerçeği söylemeye de hazır değildim.
Annem gözlerimin içine baktı.
Sonra hafifçe başını salladı.
“İyi.”
Bu kadar.
Başka hiçbir şey söylemedi.
Ben ise içimdeki soruyu daha fazla tutamadım.
“Anne?”
“Efendim?”
“Dün bana verdiğin şey…”
Annemin yüzü gerildi.
“Ne olmuş?”
“Bunu neden bana verdin?”
“Çünkü artık bende kalması güvenli değil.”
Kalbim hızlandı.
“Neden?”
“Bunu şimdi bilmen gerekmiyor.”
“Peki ne zaman?”
Annem cevap vermedi.
Mutfaktan çıktı.
Onu takip etmek istedim ama kapı çaldı.
Bu kez üç kez.
Tok.
Tok.
Tok.
Mila ile Leo da mutfaktan çıktı.
Annem kapıya yöneldi.
Ama ben onun kolundan tuttum.
“Kim?”
“Bilmiyorum.”
“Dün gece de böyle çaldılar.”
Annem yüzüme baktı.
“Sen burada kal.”
Kapıya gitti.
Ben olduğum yerde kaldım.
Kapı açıldı.
Dışarıdan bir kadın sesi geldi.
“Elara.”
Annemin sesi alçaktı.
“Burada konuşamayız.”
“Vakit kalmadı.”
“Buraya gelmemeliydin.”
“Başka seçeneğim yoktu.”
Mila bana baktı.
Leo da sessizce yaklaştı.
Kadının sesi yeniden duyuldu.
“Onlar seni yeniden arıyor.”
Annemin sesi bu kez daha sertti.
“Biliyorum.”
“Ve artık yalnızca seni aramıyorlar.”
İçimde soğuk bir şey yayıldı.
Annem cevap vermedi.
Kadın devam etti.
“Kızını da fark ettiler.”
Bir an nefes almayı unuttum.
Mila'nın gözleri benimkilere kilitlendi.
Leo'nun yüzündeki ifade sertleşti.
Annem kapıyı biraz daha kapattı.
“Daha fazla konuşma.”
“Onu buradan götürmelisin.”
“Biliyorum.”
“Geç kaldın.”
Annemin sesi fısıltıya dönüştü.
“Henüz değil.”
Kapı kapandı.
Annem içeri döndüğünde yüzündeki bütün renk gitmişti.
Bana baktı.
Ben ona bakıyordum.
“Beni fark ettiler ne demek?”
Annem cevap vermedi.
“Anne.”
“Aria…”
“Kim onlar?”
“Bunu şimdi konuşmayacağız.”
“Beni arıyorlar mı?”
Annem gözlerini kapattı.
“Henüz ne istediklerini bilmiyoruz.”
“Peki ya senden?”
“Benden ne istediklerini biliyorum.”
“Ne?”
Annem başını kaldırdı.
“Geçmişi.”
***
O gün dışarı çıkmadık.
Annem bütün pencereleri kontrol etti. Kapının kilidini iki kez değiştirdi. Perdeleri kapattı.
Bu davranışları beni rahatlatmak yerine daha da korkuttu.
Akşam olduğunda evin içindeki sessizlik neredeyse dayanılmazdı.
Mila yemek hazırladı.
Leo ateşi kontrol etti.
Ben ise masada oturup annemi izledim.
Bir ara annem bana baktı.
“Ne düşünüyorsun?”
“Hiç.”
“Yine yalan söylüyorsun.”
“Sen de öyle.”
Annem kısa bir gülümseme verdi.
Ama gözleri gülmüyordu.
Gece herkes odasına çekildi.
Ben hançeri yatağımın altından çıkardım.
Bu kez daha uzun baktım.
Metal hâlâ soğuktu.
Spiral işareti hareketsizdi.
Hançerin bıçağını avucumun üzerinde çevirdim.
Hiçbir şey olmadı.
Bir süre sonra onu tekrar kumaşa sardım.
Tam yatağın altına koyacaktım ki dışarıdan bir ses geldi.
Ayak sesi.
Sonra bir tane daha.
Pencereye yaklaştım.
Perdeyi araladım.
Sokağın karşısında biri duruyordu.
Beyaz saç.
Gümüş zırh.
Dün gece gördüğüm adamdı.
Bu kez yüzünü daha net görebiliyordum.
Gençti.
Yaşı benden çok büyük görünmüyordu.
Çenesinin altında ince, eski bir yara izi vardı.
Sokak lambasının solgun ışığı yüzünün bir tarafını aydınlatıyordu.
Bir gözü buz mavisiydi.
Diğeri daha koyu, griye yakın görünüyordu.
Başını kaldırdı.
Bakışlarımız kesişti.
İçimde bir ürperti dolaştı.
Bu kez kaçmadım.
O da hareket etmedi.
Birkaç saniye boyunca birbirimize baktık.
Sonra adam bakışlarını evin penceresinden ayırdı.
Sokağın köşesine doğru yürüdü.
Ama gitmeden önce bir kez daha arkasına baktı.
Sanki beni görmemiş gibi davranmak istemişti.
Perdeyi kapattım.
Kalbim hızlı atıyordu.
Tam yatağıma dönecekken annemin kapısı açıldı.
“Aria.”
Döndüm.
Annem koridorda durmuştu.
Yüzüme baktı.
Sonra pencereye.
Perdenin hâlâ hafifçe hareket ettiğini fark etti.
“Onu gördün mü?”
İçimdeki bütün düşünceler sustu.
“Evet.”
Annem gözlerini kapattı.
“Bundan sonra onunla konuşma.”
“Kim o?”
Annem cevap vermedi.
“Adı ne?”
“Aria…”
“Anne.”
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonunda annem yalnızca şunu söyledi:
“Beyaz saçlı olan.”
Sonra odasına geri döndü.
Ben ise koridorun ortasında kaldım.
Beyaz saçlı olan.
Demek annem onu gerçekten tanıyordu.
Ve ilk kez, annemin benden sakladığı geçmişin yalnızca eski bir hikâye olmadığını anladım.
O geçmiş hâlâ bizim evimizin kapısına kadar gelmişti.
Üstelik artık beni de bulmuştu.
Bölüm etkileşimi
