4. bölüm / 6
GÖLGE HANÇERGölgenin İzi
Bölümler 6Şu an: Gölgenin İzi
Perdeyi kapattıktan sonra uzun süre yatağıma dönemedim.
Az önce gördüğüm adamın yüzü hâlâ gözümün önündeydi.
Beyaz saç.
Gümüş zırh.
Ve doğrudan bizim pencereye çevrilmiş bir bakış.
Beni mi izlemişti?
Yoksa sadece sokağa mı bakıyordu?
Kendimi ikna etmeye çalıştım.
Ama içimdeki ses buna inanmıyordu.
Yatağıma geri döndüğümde annem hâlâ uyuyordu. En azından öyle görünüyordu. Sırtı bana dönüktü.
Gözlerimi kapattım.
Bu kez uyumak daha kolay olmadı.
Sabaha kadar birkaç kez uyandım.
Her seferinde ilk yaptığım şey pencereye bakmak oldu.
Ama sokakta kimse yoktu.
***
Uyandığımda güneş çoktan yükselmişti.
Mila ve Leo mutfaktan konuşuyordu.
Üzerimi giyinip yanlarına gittim.
“Günaydın,” dedi Mila.
“Günaydın.”
Leo masanın üzerinde duran ekmeği işaret etti.
“Seninki.”
“Sağ ol.”
Oturduğumda Mila yüzüme dikkatlice baktı.
“Uyumadın.”
“Uyudum.”
“Yalan.”
“Biraz.”
Leo bana baktı.
“Gece yine bir şey mi oldu?”
Bir an cevap vermedim.
Sonra sesimi alçalttım.
“Dün geceki adamı gördüm.”
Mila'nın eli havada kaldı.
“Hangi adam?”
“Beyaz saçlı olan.”
Leo hemen ciddileşti.
“Neredeydi?”
“Evin karşısında.”
“Bizi mi izliyordu?”
“Bilmiyorum.”
Mila sandalyesini bana biraz yaklaştırdı.
“Onu daha önce gördün mü?”
“Pazarda.”
Leo başını salladı.
“Gök görevlilerinden biri.”
“Evet.”
“Peki ne yaptı?”
“Hiçbir şey. Sadece baktı.”
Mila kaşlarını çattı.
“Bu daha kötü.”
“Biliyorum.”
Tam o sırada annem mutfağa girdi.
Üçümüz sustuk.
Annem bize baktı.
“Ne oldu?”
“Hiçbir şey,” dedim.
Annem birkaç saniye yüzümü inceledi.
Sonra masaya oturdu.
Ben ise onu izliyordum.
Bir şey söylemek istiyordum.
Dün gece gördüğüm adamı anlatmak istiyordum.
Ama nedense içimden bir ses bunu yapmamam gerektiğini söylüyordu.
Annem zaten yeterince korkmuştu.
Bir süre sessizlik içinde kahvaltı ettik.
Sonra annem ayağa kalktı.
“Bugün pazara gideceğim.”
“Ben de geleyim.”
“Gerek yok.”
“Anne…”
“Aria.”
Yine aynı ton.
Yine aynı uyarı.
Bu kez geri adım atmadım.
“Dün gece biri evin karşısında duruyordu.”
Annemin eli masanın üzerinde dondu.
Mila ve Leo bana baktı.
“Beyaz saçlıydı,” diye devam ettim. “Gök görevlilerinden biri.”
Annem yavaşça bana döndü.
“Onunla konuştun mu?”
“Hayır.”
“Yanına gittin mi?”
“Hayır.”
“Bundan sonra da gitmeyeceksin.”
“Kim o?”
Annem cevap vermedi.
“Anne.”
“Aria, ondan uzak dur.”
“Neden?”
“Çünkü güvenli değil.”
“Bana zarar mı verecek?”
“Bilmiyorum.”
Bu cevap beklediğimden daha kötüydü.
“Onu tanıyor musun?”
Annemin gözleri bir anlığına kaçtı.
“Hayır.”
Yalan.
Bu kez bundan emindim.
Çünkü onu tanımayan biri böyle tepki vermezdi.
***
Öğleden sonra annem çıktı.
Mila ve Leo ile evde kaldık.
Bir süre sonra Mila sıkıldığını söyleyip dışarı çıkmak istedi.
Ben istemedim.
“Annem dışarı çıkmayın dedi.”
“Birkaç sokak gideceğiz.”
“Gerek yok.”
Leo kapıya yaslandı.
“Bence de evde kalmak daha sıkıcı.”
Mila bana baktı.
“Sen gelmezsen biz gideriz.”
İç çektim.
“Tamam.”
Sokağa çıktığımızda hava kapalıydı.
Bulutlar gökyüzünü tamamen kaplamıştı.
Meydanın yakınındaki küçük dükkânlara doğru yürüdük.
Ben sürekli etrafı kontrol ediyordum.
Beyaz saçlı adamı tekrar görmeyi bekliyordum.
Ama görünmedi.
Bir süre sonra Mila eski kitapların satıldığı bir tezgâhın önünde durdu.
“Şuna bak.”
Elindeki kitabı bana uzattı.
Kapağı neredeyse tamamen silinmişti.
“Ne bu?”
“Bilmiyorum.”
Leo kitabı elimden aldı.
“Eski büyü kayıtları.”
“Sen nereden biliyorsun?”
“Kitabın üzerinde yazıyor.”
Mila güldü.
“Ben de okuyabiliyorum.”
Kitabı geri aldım.
Sayfaları çevirdim.
Çoğu okunamayacak kadar eskiydi.
Ama bir sayfada küçük bir gümüş işareti vardı.
Spirale benzeyen çizgiler.
Kalbim hızlandı.
“Bunu daha önce gördüm.”
Mila bana baktı.
“Nerede?”
“Bilmiyorum.”
Tam kitabı biraz daha yaklaştırdığım sırada arkamızdan bir ses geldi.
“Onu bırak.”
Üçümüz birden döndük.
Yaşlı bir adamdı.
Tezgâhın arkasında oturuyordu.
“Ne?”
“Kitabı.”
“Niye?”
“Satılık değil.”
Leo kaşlarını kaldırdı.
“Tezgahta duruyor ama.”
Adam ona ters ters baktı.
“Satılık değil.”
Kitabı bıraktım.
Ama aklım hâlâ sayfadaki işaretteydi.
Eve dönerken Mila bana baktı.
“Bugün garipsin.”
“Garip olan ben değilim.”
“Ne demek istiyorsun?”
“İşaret.”
“Yine mi?”
“Evet.”
Leo araya girdi.
“Belki de tesadüftür.”
“İki kez aynı şeyi görmek tesadüf olmayabilir.”
“Üç kez?”
Başımı ona çevirdim.
“Ne?”
Leo omuz silkti.
“Annemin kutusunda da benzer bir şey vardı.”
Adımlarım durdu.
“Ne dedin?”
Leo da durdu.
“Benzer bir işaret.”
“Sen onu gördün mü?”
“Dün. Sen kutuya bakarken.”
Mila ikimize baktı.
“Bunu bana neden şimdi söylüyorsun?”
“Unutmuşum.”
“Leo!”
“Gerçekten.”
Ben ise artık hiçbir şey düşünemiyordum.
Annemin kutusu.
Pazardaki metal parça.
Kitaptaki işaret.
Üçü de aynı şeyi hatırlatıyordu.
Ve annem bunların hiçbirini benim bilmemi istemiyordu.
***
Eve döndüğümüzde annem hâlâ gelmemişti.
Saat ilerledikçe içimdeki huzursuzluk büyüdü.
“Normalde bu kadar geç kalmaz.”
Mila pencereye baktı.
“Belki bir işi uzamıştır.”
Leo kapıya yaklaştı.
“Bekleyelim.”
Bekledik.
Bir saat.
Sonra bir saat daha.
Sonunda kapı açıldı.
Annem içeri girdi.
Ama yüzü bembeyazdı.
Elinde küçük bir paket vardı.
Bizi görünce bir an durdu.
“Uyumadınız mı?”
“Sen nerede kaldın?”
Annem ayakkabılarını çıkardı.
“Bir işim uzadı.”
“Ne işi?”
“Aria…”
“Anne.”
Bu kez sesim sert değildi.
Sadece yorgundum.
Annem bana baktı.
Sonra elindeki pakete baktı.
“Odana gel.”
Kalbim hızlandı.
Onu takip ettim.
Kapıyı kapattı.
Bir süre sessiz kaldı.
“Bugün o adamı tekrar gördün mü?”
“Hayır.”
“Emin misin?”
“Evet.”
Annem rahatlar gibi nefes verdi.
“İyi.”
“Bana neden ondan uzak durmamı söylüyorsun?”
Annem yatağın kenarına oturdu.
“Çünkü bazı insanlar senin kim olduğunu öğrenirse işler değişir.”
Kalbim hızlandı.
“Ben kimim?”
Annem hemen cevap vermedi.
Sonra başını iki yana salladı.
“Henüz değil.”
“Yine mi?”
“Aria…”
“Benden sürekli bir şey saklıyorsun.”
“Çünkü seni koruyorum.”
“Beni korumak için gerçeği bilmemem mi gerekiyor?”
Annem gözlerime baktı.
“Bazen evet.”
Bu cevap beni susturdu.
Annem elindeki paketi açtı.
İçinden eski, siyah bir kumaş çıktı.
Kumaşı yatağın üzerine bıraktı.
“Bunu bir süre saklamam gerekiyor.”
“İçinde ne var?”
“Henüz açma.”
“Ne?”
Annem kumaşı bana doğru itti.
“Bunu sana veriyorum.”
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Bana mı?”
“Evet.”
“Ne zaman açacağım?”
“Şimdilik açma.”
“Anne…”
“Bir gün ihtiyacın olursa anlarsın.”
Kumaşı elime aldım.
İçinde sert, uzun bir şey vardı.
Ne olduğunu anlayamıyordum.
“Bu ne?”
Annem cevap vermedi.
Sadece bana baktı.
O bakışta öyle bir korku vardı ki, ilk kez bunun sıradan bir eşya olmadığını düşündüm.
Kumaşı yatağımın altına sakladım.
Annem kapıya yöneldi.
Tam çıkacakken durdu.
“Aria.”
“Evet?”
“Ne olursa olsun…”
Bir an sustu.
“Onu kimseye gösterme.”
Sonra çıktı.
Ben yatağın kenarında kaldım.
Kumaşın altındaki şekle baktım.
İlk kez gerçekten merak ettim.
Annem benden ne saklıyordu?
Ve neden şimdi bana veriyordu?
Dışarıdan uzak bir metal sesi geldi.
Ardından Gök devriyelerinin ayak sesleri.
Bu kez sesler evimizin önünde durdu.
Perdeye baktım.
Ama yerimden kalkmadım.
Çünkü ilk kez, kapının diğer tarafında ne olduğunu görmekten çok, yatağımın altında duran şeyin ne olduğunu öğrenmek istiyordum.
Bölüm etkileşimi
