2. bölüm / 6
GÖLGE HANÇERGümüşün İzi
Bölümler 6Şu an: Gümüşün İzi
Annem o gece pencerenin önünde uzun süre durdu.
Ben ise yatağımda, gözlerimi kapatmış gibi yaparak onu izliyordum.
Odaya yalnızca dışarıdaki soluk ışık sızıyordu. Perdenin arkasından Ashkareth'in metalik uğultusu geliyordu. Uzakta bir kapı kapandı. Ardından birkaç ayak sesi duyuldu.
Annem hâlâ hareket etmiyordu.
Sonunda perdeyi biraz araladı.
“Anne?”
Omuzları gerildi.
“Uyumadın mı?”
“Hayır.”
Bir süre cevap vermedi.
Sonra perdeyi bıraktı ve yatağına döndü.
“Bir şey yok.”
“Az önce korktun.”
“Hayır.”
“Gördüm.”
Annem yatağının kenarına oturdu.
Loş ışık yüzünün yalnızca bir tarafını aydınlatıyordu.
“Bazen insan sadece endişelenir.”
“Neden?”
Bu kez bana baktı.
Gözlerinde bir anlığına öyle bir şey gördüm ki, soruyu tekrar sormaya cesaret edemedim.
“Çünkü dünya her zaman sandığın kadar güvenli değil.”
“Gök devriyeleri yüzünden mi?”
Annemin bakışları bir anda değişti.
“Onlar hakkında fazla konuşma.”
“Neden?”
“Çünkü bazı şeyleri bilmemek daha güvenlidir.”
Bu cümleyi hiç sevmedim.
Çünkü annem ne zaman böyle konuşsa, aslında bana söylemediği çok daha büyük bir şey olduğunu anlardım.
“Benden ne saklıyorsun?”
Sesim düşündüğümden daha sert çıktı.
Annem bir süre bana baktı.
Sonra başını çevirdi.
“Uyumalısın.”
“Anne.”
“Aria.”
İsmimi öyle bir söyledi ki konuşmayı bırakmam gerektiğini anladım.
Ama içimdeki soru kaybolmadı.
Sadece sustu.
Annem yatağına uzandı.
Ben de sırtımı ona döndüm.
Gözlerimi kapattım.
Uyumaya çalıştım.
Fakat gece boyunca dışarıdan gelen en küçük seste yeniden gözlerimi açtım.
Bir kez metal sesi duydum.
Bir kez ayak sesleri.
Sonra çok uzaktan bir atın kişnemesi.
Ama tekrar pencereye baktığımda sokak boştu.
Sabaha karşı ancak uyuyabildim.
Uyandığımda odanın içi sessizdi.
Yanımdaki yatak boştu.
Annem çoktan kalkmıştı.
Bir süre tavana baktım.
Dün geceki konuşmamız aklımdan çıkmıyordu.
“Bazı şeyleri bilmemek daha güvenlidir.”
Ne gibi şeyler?
Gök devriyeleri neden onu bu kadar korkutuyordu?
Ve neden son zamanlarda sürekli dışarıyı kontrol ediyordu?
Yataktan kalkıp mutfağa geçtim.
Mila çoktan uyanmıştı. Masanın başında oturmuş, ekmeğin üzerine reçel sürüyordu.
“Annem nerede?”
“Dışarı çıktı.”
“Ne zaman?”
“Biraz önce.”
“Bir şey söyledi mi?”
Mila başını kaldırdı.
“Hayır.”
Leo mutfaktan çıktı.
“Bana söyledi.”
İkimiz birden ona baktık.
“Ne söyledi?”
“Bugün evden uzaklaşmayın dedi.”
Mila kaşlarını çattı.
“Bunu dün de söyledi.”
Leo sandalyesine oturdu.
“Ben de onu diyorum.”
Masaya oturdum.
İçimdeki huzursuzluk yine başlamıştı.
Annemin dün geceki halini düşündükçe daha da büyüyordu.
“Belki gerçekten bir şey oldu,” dedim.
Mila ekmeğini bırakıp bana baktı.
“Ne gibi?”
“Bilmiyorum.”
“Sen de annemiz gibi konuşmaya başladın.”
“Ben ciddiyim.”
“Ben de ciddiyim.”
Leo araya girdi.
“Bence bir şey saklıyor.”
Mila ona baktı.
“Sen de mi?”
“Dün gece onu pencerede gördüm.”
Başımı kaldırdım.
“Sen de mi uyanıktın?”
“Bir süre.”
“Niye söylemedin?”
“Sen zaten uyumuyordun.”
Haklıydı.
Bir süre sessiz kaldık.
Sonra kapı çalındı.
Bu kez ses farklıydı.
Dün geceki gibi üç kez değildi.
İki kısa vuruş.
Ardından bir uzun.
Mila bana baktı.
“Annem olabilir mi?”
Ayağa kalktım.
“Olabilir.”
Kapıya yürüdüm.
Tam açacakken Leo kolumu tuttu.
“Bekle.”
“Ne?”
“Önce kim olduğunu sor.”
Haklıydı.
Kapının arkasından seslendim.
“Kim o?”
Cevap gelmedi.
Bir süre bekledim.
Sonra dışarıdan bir kadın sesi duyuldu.
“Elara burada mı?”
Annemin adını duyduğum anda içimde bir şey gerildi.
Kapıyı açmadım.
“Kim olduğunuzu söyleyin.”
“Ben onun eski bir tanıdığıyım.”
Mila yanıma geldi.
“Adını sor.”
“Adınız ne?”
Kadın birkaç saniye sustu.
“Bunu içeride konuşsak daha iyi.”
Leo başını iki yana salladı.
“Kapıyı açma.”
Kadının ayak seslerini duyabiliyordum.
Bir adım geri çekildi.
Sonra tekrar yaklaştı.
“Annenize söyleyin,” dedi. “Onlar yeniden soruyor.”
Kalbim hızlandı.
“Kim?”
Cevap vermedi.
“Ne istiyorlar?”
“Bunu onunla konuşmam gerekiyor.”
“Annem burada değil.”
Kadın bir süre sessiz kaldı.
“Öyleyse ona söyleyin. Artık saklanamayacağını.”
Ayak sesleri uzaklaşmaya başladı.
Kapıya biraz daha yaklaşıp dinledim.
Kadın sokağın köşesini dönene kadar bekledim.
Sonra Leo bana baktı.
“Kimdi o?”
“Bilmiyorum.”
Mila kapının yanına gelip dışarı baktı.
“Annemizin tanıdığıysa neden adını söylemedi?”
“Bilmiyorum.”
Ama zihnimde tek bir cümle dönüp duruyordu.
Onlar yeniden soruyor.
Kim?
Ve neyi soruyorlardı?
***
Annem öğleye doğru eve döndü.
Kapı açılır açılmaz yanına gittim.
“Anne.”
Beni görünce durdu.
“Ne oldu?”
“Sabah bir kadın geldi.”
Annemin yüzündeki renk değişti.
“Ne kadını?”
“Adını söylemedi.”
“Ne istedi?”
“Seninle konuşmak istediğini söyledi.”
Annem çantasını elinden bıraktı.
“Başka ne söyledi?”
“Onların yeniden sorduğunu.”
Annem birkaç saniye hiç hareket etmedi.
“Ne sordular?” diye sordum.
“Aria…”
“Anne.”
“Bilmiyorum.”
“Biliyorsun.”
Sesim titredi.
“Dün gece de korktun. Şimdi de bu kadın geliyor. Gök devriyeleri sokaklarda dolaşıyor. Bütün bunların birbiriyle ilgisi var.”
Annem gözlerini kapattı.
“Bazen bazı şeyler geçmişte kalmalı.”
“Senin geçmişin mi?”
“Evet.”
“Babamla mı ilgili?”
O anda odadaki hava değişti.
Annem bana baktı.
Uzun süre hiçbir şey söylemedi.
Babam.
Bu kelimeyi evin içinde çok sık kullanmazdık.
Hatta neredeyse hiç.
Babam hakkında bildiğim şeyler çok azdı.
Onun var olduğunu biliyordum.
Bir zamanlar annemin hayatında olduğunu da.
Ama benim hayatımda ne kadar yer aldığını bilmiyordum.
Çünkü onu hatırlamıyordum.
Çok küçüktüm.
Annem bazen ondan bahsetmek üzereymiş gibi olur, sonra susardı.
“Onunla mı ilgili?” diye tekrar sordum.
Annem başını iki yana salladı.
“Hayır.”
“Emin misin?”
“Baban geçmişte kaldı.”
Bu cümle bana cevap vermekten çok kaçmak gibi geldi.
“Onu hatırlamıyorum.”
Annemin yüzü yumuşadı.
“Biliyorum.”
“Sen hatırlıyor musun?”
Bu kez hemen cevap vermedi.
“Bazı insanları hatırlamak, onları geri getirmeye yetmez.”
Söylediği şey içimde bir yere dokundu.
Ama yine de anlamadım.
“Peki neden herkes senden bir şey istiyor?”
Annem yanıma geldi.
Elini yanağıma koydu.
“Çünkü bazı insanlar geçmişin kapısını kapatmayı bilmez.”
“Sen biliyor musun?”
Bana baktı.
“Bilmiyorum.”
İlk kez bunu bu kadar açık söyledi.
Sonra elini çekti.
“Bugün dışarı çıkma.”
“Anne—”
“Aria.”
Sesindeki korkuyu duyunca sustum.
Bu kez itiraz etmedim.
***
Öğleden sonra Mila ve Leo diğer odada konuşurken ben mutfakta yalnız kaldım.
Annem odasına girmişti.
Masada onun bıraktığı küçük bir bez torba duruyordu.
Neden orada olduğunu bilmiyordum.
Dokunmadım.
Ama gözlerimi de ondan ayıramadım.
Torbanın ağzı hafifçe açıktı.
İçinden eski bir metal parçasının ucu görünüyordu.
Ayağa kalktım.
Bir adım attım.
Sonra durdum.
Annemin sözleri aklıma geldi.
Bazı şeyleri bilmemek daha güvenlidir.
Geri çekildim.
Tam o sırada annemin odasının kapısı açıldı.
Hızla döndüm.
Annem bana baktı.
Sonra gözleri masadaki torbaya kaydı.
Yüzündeki ifade değişti.
“Buna dokundun mu?”
“Hayır.”
“Emin misin?”
“Evet.”
Annem torbayı hemen aldı.
İçeri götürdü.
Kapıyı kapattı.
Ben olduğum yerde kaldım.
Artık emindim.
Evimizde saklanan bir şey vardı.
Belki bir sır.
Belki bir eşya.
Belki de annemin yıllardır kaçtığı bir geçmiş.
Ama ne olduğunu öğrenmeden durmayacaktım.
Çünkü o gün ilk kez, annemin korkusunun yalnızca Gök devriyelerinden kaynaklanmadığını anladım.
Bizi izleyen birileri vardı.
Ve annem onları benden saklamaya çalışıyordu.
Bölüm etkileşimi
