3. bölüm / 6
GÖLGE HANÇERKülün Altında
Bölümler 6Şu an: Külün Altında
Annem odasının kapısını kapattığında bir süre yerimden kıpırdamadım.
Mutfaktaki sessizlik ağırlaşmıştı.
Az önce masanın üzerinde duran bez torbanın görüntüsü hâlâ gözümün önündeydi. Annemin ona bakışını unutamıyordum. Sanki yalnızca eski bir eşya görmemişti.
Sanki yıllardır sakladığı bir sırrın kapısını açık bulmuştu.
Mila mutfaktan çıktı.
“Ne oldu?”
“Hiç.”
Bana baktı.
“Yalan söylüyorsun.”
“Annemin torbasında bir şey vardı.”
Leo da arkamızdan geldi.
“Ne?”
“Bilmiyorum. Görmeden aldı.”
Mila kollarını göğsünde birleştirdi.
“Dokundun mu?”
“Hayır.”
“İyi.”
“İyi mi?”
“Annemiz bir şeyi saklıyorsa, muhtemelen bizim onu kurcalamamızı istemiyordur.”
“Tam olarak bu yüzden kurcalamak istiyorum.”
Leo başını yana eğdi.
“Ben de.”
Mila ikimize de baktı.
“İkiniz de korkunçsunuz.”
“Bunu iltifat olarak kabul ediyorum,” dedi Leo.
Gülmemek için kendimi zor tuttum.
Sonra annemin odasının kapısına baktım.
“Ben bakacağım.”
Mila'nın yüzündeki ifade değişti.
“Aria…”
“Şimdi değil.”
“Ne zaman?”
“Uyuduğunda.”
Leo kaşını kaldırdı.
“Bence bunu duyarsa bizi evden atar.”
“Bizi değil, seni.”
“Niye beni?”
“Çünkü planı ilk destekleyen sensin.”
Leo birkaç saniye düşündü.
“Doğru.”
Mila gözlerini devirdi.
“İkiniz gerçekten aynı kafadasınız.”
***
O gece annem erkenden odasına çekildi.
Mila ve Leo da diğer odaya geçti.
Ben yatağımda uzanmış, tavana bakıyordum.
Uyumaya çalışıyordum.
Ama kafamın içinde aynı şeyler dönüp duruyordu.
Kapının önünde duran kadın.
“Onlar yeniden soruyor.”
Annemin yüzü.
Gök devriyeleri.
Ve o bez torba.
Bir süre sonra annemin odasından hiçbir ses gelmedi.
Sessizce yataktan kalktım.
Kapıyı açarken menteşelerin çıkardığı küçük ses bile bana fazla yüksek geldi.
Koridora çıktım.
Annemin kapısının önünde durdum.
İçeriden nefes alışını duyabiliyordum.
Uyuyordu.
Kapıyı açmadım.
Bunun yerine mutfağa gittim.
Çünkü bez torbayı orada görmüştüm.
Masanın üzerinde değildi.
Annem götürmüştü.
Gözlerim odanın içinde dolaştı.
Dolap.
Raf.
Sandık.
Duvarın kenarındaki eski ahşap dolap.
Annemin bazı eşyalarını orada tuttuğunu biliyordum.
Dolabın kapağını açtım.
Eski kumaşlar, birkaç boş şişe ve metal parçaları vardı.
Bir süre hiçbir şey bulamadım.
Sonra en arkada küçük bir tahta kutu gördüm.
Kutunun üzerinde kalın bir toz tabakası vardı.
Onu daha önce hiç görmemiştim.
Elimi uzattım.
Tam kapağı kaldıracağım sırada arkamdan bir ses geldi.
“Aria.”
Donup kaldım.
Yavaşça döndüm.
Annem kapının yanında duruyordu.
Üzerinde gece kıyafetleri vardı.
Ama yüzündeki ifade uykudan yeni kalkmış birine ait değildi.
Beni izliyordu.
“Elimde değil,” dedim.
“Ne yapıyorsun?”
“Bir şey arıyordum.”
“Ne?”
“Bilmiyorum.”
Annem birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra yanıma geldi.
Kutuyu elimden aldı.
“Bunu açmamalısın.”
“İçinde ne var?”
“Eski şeyler.”
“Geçmişin mi?”
Annem bana baktı.
“Her eski şey bilinmek zorunda değildir.”
“Bunu sürekli söylüyorsun.”
“Çünkü doğru.”
“Anne, o kadın kimdi?”
Annemin yüzü gerildi.
“Bilmiyorum.”
“Yalan.”
Bu kelime ağzımdan çıkar çıkmaz pişman oldum.
Ama geri alamazdım.
Annem kutuyu göğsüne çekti.
“Aria…”
“Benden neden saklıyorsun?”
“Çünkü seni korumaya çalışıyorum.”
“Beni neye karşı?”
Cevap vermedi.
“Göklerden mi?”
Sessizlik.
“Onlardan mı korkuyorsun?”
Annem gözlerini kapattı.
“Bazen korkmak, tehlikenin geldiği anlamına gelmez.”
“Peki ya geliyorsa?”
Bu kez bana doğrudan baktı.
“İşte o zaman ne yapacağını bilmen gerekir.”
Kutuyu aldı ve odasına götürdü.
Ben arkasından baktım.
Kapı kapandı.
O gece başka hiçbir şey sormadım.
Ama kutuyu unutmadım.
***
Ertesi gün evden çıktığımızda annem bize eşlik etmedi.
Bu kez neden gelmediğini sormadım.
Sormaktan yorulmuştum.
Mila ve Leo ile birlikte pazara doğru yürürken önceki gün gördüğümüz Gök devriyelerini tekrar aradım.
Yoktular.
Bu beni rahatlatmak yerine daha fazla huzursuz etti.
“Onları arıyorsun,” dedi Mila.
“Hayır.”
“Arıyorsun.”
“Belki.”
Leo ellerini cebine soktu.
“Dün dört kişiydiler.”
“Biliyorum.”
“Bugün hiçbiri yok.”
“Biliyorum.”
“Bu seni rahatsız ediyor.”
Ona baktım.
“Senin bu kadar çok şeyi fark etmen sinir bozucu.”
“Ben çok zekiyim.”
Mila güldü.
“Hayır. Sadece fazla konuşuyorsun.”
Pazarın içine girdik.
Kalabalık her zamanki gibi yoğundu.
Bir süre hiçbir şey olmadı.
Sonra bir dükkânın önünde durdum.
Vitrinde eski metal parçaları, kırık mühürler ve kullanılmış araçlar vardı.
Daha önce burayı fark etmemiştim.
İçeride yaşlı bir adam oturuyordu.
Gözlerimi vitrine çevirdim.
Küçük metal kutuların arasında bir işaret gördüm.
Spiral.
Ama tam olarak aynı değildi.
Çizgileri daha eski ve daha silikti.
Yaklaştım.
Adam başını kaldırdı.
“Bir şey mi arıyorsun?”
“Hayır.”
“Öyleyse neden bakıyorsun?”
“Şu işaret…”
Adamın yüzündeki ifade değişti.
Çok kısa sürdü.
Ama gördüm.
“Ne olmuş ona?”
“Daha önce gördüm.”
“Birçok eski işarette benzer çizimler bulunur.”
“Bunun anlamı ne?”
Adam metal parçayı vitrinin altına itti.
“Anlamı yok.”
“Emin misiniz?”
“Eminim.”
Leo arkamdan yaklaştı.
“Aria.”
Adam bu kez ona baktı.
Sonra Mila'ya.
Üçümüzü kısa bir süre inceledi.
“Burada işiniz yok.”
Bu cümle içimde bir şey uyandırdı.
“Annem bu işareti biliyor olabilir.”
Adamın yüzü tamamen değişti.
“Annen kim?”
“Elara.”
Adam bir anda ayağa kalktı.
“Çıkın.”
Şaşırdım.
“Ne?”
“Çıkın.”
Mila kolumu tuttu.
“Aria, gidelim.”
Ama gözlerimi adamdan ayıramıyordum.
“Elara'yı tanıyorsunuz.”
“Tanımıyorum.”
“Az önce yüzünüz değişti.”
“Yanılıyorsun.”
Leo araya girdi.
“Bence gerçekten gidelim.”
Bu kez sesinde şaka yoktu.
Dükkândan çıktık.
Sokağa adım attığımda kalbim hızlı atıyordu.
Mila kolumu bıraktı.
“Ne düşünüyorsun?”
“Annem burayı biliyor.”
“Belki.”
“Hayır. Biliyor.”
Leo arkasına baktı.
“Bence bizi izliyorlar.”
Ben de döndüm.
Sokak kalabalıktı.
Birçok insan vardı.
Ama birkaç metre ileride gümüş bir parıltı gördüm.
Gök görevlisi.
Bizi izliyordu.
Bana baktığını fark ettiği anda başını çevirdi.
“Gidelim.”
Üçümüz hızla yürümeye başladık.
Kimse arkamızdan gelmedi.
Ama eve dönene kadar o bakışın üzerimde olduğunu hissettim.
***
Kapıyı açtığımızda annem mutfaktaydı.
Bizi görünce önce rahatladı.
Sonra yüzümüze baktı.
“Ne oldu?”
Cevap vermeden önce Mila konuştu.
“Pazarda bir dükkâna girdik.”
Annemin yüzü değişti.
“Nasıl bir dükkân?”
“Eski metal eşyalar satıyor.”
“Hangisi?”
Dükkânın yerini söyledim.
Annem bir anda ayağa kalktı.
“Oraya bir daha gitmeyin.”
“Demek tanıyorsun.”
“Aria.”
“Anne.”
“Bir daha.”
Sesi bu kez sertti.
“Oraya gitmeyeceksiniz.”
“Bana nedenini söyle.”
“Çünkü bazı yerler sana göre değildir.”
“Bunu söyleyip duruyorsun.”
“Çünkü seni korumaya çalışıyorum!”
Annemin sesi yükseldi.
Ev bir anda sessizleşti.
Mila ve Leo bile sustu.
Annem birkaç saniye sonra gözlerini kapattı.
Sanki söylediği şeyden pişman olmuştu.
“Özür dilerim.”
Bana yaklaştı.
“Ben sadece…”
Devam edemedi.
“Ne?”
Annem yüzüme baktı.
“Bir gün sana her şeyi anlatacağım.”
“Ne zaman?”
“Hazır olduğunda.”
“Ben hazırım.”
“Hayır.”
Bu cevap çok sakindi.
“Henüz değilsin.”
İçimde öfke yükseldi.
Ama annemin gözlerine baktığımda öfkemin altında başka bir şey gördüm.
Korku.
Gerçek korku.
Ve o anda ona daha fazla soru soramadım.
***
Gece herkes uyuduktan sonra yine uyanıktım.
Bu kez dışarıdan gelen sesi hemen duydum.
Bir ayak sesi.
Sonra bir tane daha.
Pencereye yaklaştım.
Perdeyi çok az araladım.
Sokağın karşısında biri duruyordu.
Gümüş zırh.
Beyaz saç.
Yüzünü tam seçemiyordum.
Gençti.
Başını kaldırdı.
Bakışları doğrudan bizim pencereye geldi.
Geri çekildim.
Kalbim göğsümde sertçe çarpıyordu.
Bir süre sonra yeniden baktım.
Adam hâlâ oradaydı.
Sonra başını hafifçe çevirdi.
Ve karanlığın içinde yürüyüp gözden kayboldu.
Perdeyi kapattım.
Yatağıma dönerken aklımda tek bir soru vardı.
O adam neden evimize bakıyordu?
Ve daha önemlisi…
Annem onu biliyor muydu?
Bölüm etkileşimi
