8. bölüm · Gizem

8.BÖLÜM

Naz ✨

Akşam yemeğindeydik.

Cemre dirseğiyle hafifçe dürttü beni. Eliyle karşıyı işaret etti.
Başımı çevirdim.

Emir bize doğru geliyordu.
Hiç tereddüt etmeden yanıma oturdu. Sanki hep oraya oturuyormuş gibi rahatça yemeğini almaya başladı.

Kafamın içi sorularla doluydu. Dün gece... neden bana gelmişti? Ne olmuştu?

Sormak istedim.

Ama soramadım.

Yemek sessiz ama tuhaf bir gerilimle geçti.
Yemekten sonra aşağı indik.

Salon hazırlanmıştı. Işıklar loşlaştı. Müzik başladı.
Şarkı bağlandı.
Herkes on saniye içinde yerini aldı.

Ben öne geçtim ve şarkıya başladım.

Sahne ışıkları gözlerimi kamaştırıyordu ama birini net görüyordum.

Emir.
Bir anda önümden geçerek şarkıya dahil oldu. Sesimiz birbirine karıştı.

Ritim hızlandı.
Bir bölümde omzuma çarptı. Ben de onu hafifçe ittim.
O an aramızda görünmez bir savaş başladı.

Şarkının temposuyla bana yaklaştı. Bir anda kollarına aldı.
Kalbim hızlandı.
Ama geri adım atmadım.

Ayağına hafifçe çelme takıp kurtuldum. Utanmış gibi kızların arasına kaçtım.

O ise gülümsüyordu.

Şarkının nakaratında göz göze geldik. Aynı anda söyledik.
Aynı anda sustuk.
Ve yine aynı anda devam ettik.
Bir adım attı. Elimi yakaladı.
Yavaşça kendi göğsüne bastırdı.

Kalp atışını hissettim.

Önce parmak uçlarımda...

Sonra kolumda...

Sonra bütün bedenimde.

Nefesim değişti.

Bir an için başımı göğsüne yasladım. Şarkıyı o şekilde söyledim.
Sahnedeki ışıklar, kalabalık, müzik...
Hepsi silikleşmişti.
Sadece kalbi atıyordu.

Sonra parmakları saçlarımda dolaştı.
Çenemi hafifçe tutup yüzümü kendine çevirmek istedi.
O an gerçek dünyaya döndüm.

Bir adım geri attım.
Onu ittim.
Bakışlarım sertleşti.

Şarkı bitene kadar mesafemi korudum.
Ama herkes alkışlarken bildiğim bir şey vardı:
Bu sadece bir performans değildi.
Bu, aramızdaki savaşın başlangıcıydı.

Elimi tekrar yakaladı.

Hiç tereddüt etmeden göğsüne koydu. Kalbi yine hızlı atıyordu.
Sonra eli belime dolandı. Müziğin ritmiyle birlikte beni döndürdü, hafifçe aşağı eğdi. Yanağıma yumuşak ama iz bırakan bir öpücük kondurdu.

Nefesim bir anlığına kesildi.
Beni tekrar çevirdi. Işıklar üzerimize vuruyordu.

O döndü.
Ben döndüm.
Adımlarımız birbirine karıştı.

Bir anda belimden kavrayıp beni havaya kaldırdı. Kalabalığın alkış sesleri yükseldi. Beni yavaşça yere bıraktı ama kaçmaya çalıştığım an tekrar tuttu.

Bu sefer aramızdaki mesafe neredeyse yoktu.

Gözlerimiz kilitlendi.

Tutkulu.
Sorgulayan.
Meydan okuyan.

O an sahnede sadece biz vardık.
Sonra koreografi gereği ayrıldık. Dansçılar aramıza girdi. Son bölüme girerken tekrar yan yana geldik.

Ve şarkı...
Sırt sırta vererek bitti.
Salon alkışla inledi.
Gerçekten iyiydi.

Başarmıştık.

Ama yarın daha büyük gündü.

*********

HAYRANLARIM

Sabah kahvaltısına geç kalmıştık.

Sağ olsun Emir bey... Gece televizyonun sesini sonuna kadar açıp uyumamı engellemişti. Geç yatmış, zor uyanmıştık.

Masaya oturur oturmaz tabağımın fotoğrafını çektim. Alışkanlık.

Instagram'a hikâye attım.
Snap'e de paylaştım.

Bir anda bildirimler yağmaya başladı. Mesajlar, kalpler, mentionlar... Yetişemiyordum.

Tam çayımdan bir yudum almıştım ki otelin girişinden bir çığlık yükseldi.
Refleksle arkamı döndüm.

Kapıdan içeri bir grup genç kız girmişti.

"GİZEEEM!" diye bağırıyorlardı.
Ne olduğunu anlayamadan üzerimize doğru koştular.

Emir anında ayağa kalktı. Kollarını iki yana açarak beni arkasına aldı. Öne eğilmemi sağladı.

Bir anda kalabalığın ortasında kaldık.
Telefonlar havada. Çığlıklar. İtme kakma.
Emir'e yükleniyorlardı.

"Emir! Emir!"
İki dakika içinde otel görevlileri ve güvenlikler geldi. Gençleri dışarı çıkardılar.

Ortalık sakinleştiğinde Emir'in nefesi düzensizdi.
"Emir, iyi misin?"
Yüzü gerilmişti.

"Değilim." dedi kısa bir şekilde. Sonra gözlerini bana dikti.
"Anlamadığım şey... neden sen?"
Yutkundum.

"Ben... şey... Instagram ve YouTube hesabımdan paylaşmıştım..."
Bakışları sertleşti.
"Anladım." dedi. "Sus."

Sertti ama öfkesi bana değildi.
Bir adım attı.
Ve beklemediğim bir şey yaptı.

Beni kendine çekip sarıldı.

"Sana bir şey olmamasına şükrediyorum." dedi kulağıma çok alçak bir sesle.
Kalbi hızlı atıyordu. Bir an için donup kaldım. Sonra geri çekildi.
"Buradan gitmemiz lazım."

"Neden?"
"Onlar seni ham diye yemeden önce kaçalım."
Gözleri bu sefer ciddiydi.
Korumacı değil sadece. Tedirgindi.Ve bu beni daha çok korkuttu.

Tam kapının diğer tarafına geçecekken arkamdan gelen bağırışları duydum.
"Gizem!"
"Gizeeem!"

Ne olduğunu hâlâ tam anlayamıyordum. Neden bana bağırıyorlardı?

Emir yanımda durdu ve sakin bir sesle konuştu.
"Sen hiç hayranlarınla tanışmadın mı?"

Şaşkın bir şekilde ona baktım.

"Hayır... tanışmadım."

Kısa bir an beni süzdü. Sonra başını kapıya doğru çevirdi.

"O zaman gel."

Birlikte dışarı çıktık.
Güvenlikler gençleri zor tutuyordu. Çoğu öğrenci gibi görünüyordu. Telefonlarını kaldırmış, fotoğraf çekmeye çalışıyorlardı.

"Gizem! Buraya bak!"
"Emir!"
Kalabalık bir anda hareketlendi.

Tam o sırada bir kız güvenliklerin arasından sıyrıldı ve koşarak yanımıza geldi. Güvenlikler müdahale etmek istedi ama Emir elini kaldırıp durdurdu.

"Bırakın." dedi.

Kız nefes nefeseydi ama yüzündeki mutluluk her şeyden belliydi.

Gözleri parlıyordu.

"Ben... ben inanamıyorum!" dedi heyecanla.
Sonra bize bakarak sordu:

"Siz arkadaş mısınız?"
Emir hiç düşünmeden cevap verdi.
"Evet."

Kız bu sefer bana döndü.
"Peki... Gizem ablayı nereden tanıyorsun? Ondan hoşlanıyor musun?"

Bir an sessizlik oldu.
Emir bana baktı.
Ben de ona.
Sonra omuz silkti.

"Ondan hoşlanıp hoşlanmadığım..." dedi hafif gülümseyerek,
"boş ver."

Gözlerini kısarak ekledi:
"Ben bile hâlâ bir bilinmezliğin içindeyim."
Sonra hafifçe güldü.

Ama o an... kalbimin neden hızlandığını anlamıştım.

Emir kalabalığa doğru el salladı.

"Selam gençler! Nasılsınız?"
"İYİİİYİZ!" diye bir ağızdan bağırdılar.

O an herkesin benim konuşmamı beklediğini fark ettim.
Derin bir nefes aldım.

"Merhaba arkadaşlar... Sabah sabah bu ne enerji böyle?" dedim gülerek.

Kalabalığın içinden bir ses yükseldi:

"Sen hikâye atınca anında etiket geldi Gizem abla! Koşarak seni görmeye geldim!"

Şaşırdım ama belli etmedim.

"O zaman..." dedim telefonumu çıkararak,
"bu günü ölümsüzleştirelim."
Telefonu kaldırdım.

Selfie moduna geçtim.

Tam çekecekken Emir yanımda belirdi. Eli belime yerleşti.
Bir an için donup kaldım.
Flaş patladı.
Fotoğraf çekilmişti.

Kalabalık daha da coştu.
Emir hafifçe öne çıktı.
"Tamam gençler, şimdi dağılma vakti. Kahvaltı yapacağız."

Gülerek ama net bir ses tonuyla söyledi.

Güvenlikler de destek olunca kalabalık yavaş yavaş dağıldı.
Tam rahatladık derken...

Feyza hoca koşarak geldi.
Nefes nefeseydi.
"Emir, Gizem... sizin hakkınızda haberler çıktı."

Kalbim bir anda düştü.
Aklıma ilk gelen kişi amcamlar olmadı.
Kemal Babamdı.

Onun adı geçtiğinde içimdeki her şey buz kesiyordu.
Feyza hocaya telaşla baktım.

"Hangi haber hocam?"
"Bir magazin sayfası... 'Genç fenomen Gizem ve Buz Çocuk Emir aynı odada mı?' diye paylaşım yapmış. Sabahki kalabalık da yayılmış."

Dizlerimin bağı çözüldü sanki.
Babam görürse...
Beni bulması zor olmazdı.
Bir adım geri attım.

"Hocam... otel değiştirmek istiyorum. Lütfen."

Sesim ilk defa bu kadar panikti.
Feyza hoca tereddüt etmedi.
"Tamam. Hemen ayarlıyoruz."

Yarım saat içinde otelimi değiştirdiler. Katı bile farklıydı.
Koridorda yürürken arkamda bir adım sesi vardı.

Emir.
Yanıma yaklaştı.

"Bu kadar korkmana sebep olan ne?" diye sordu düşük bir sesle.
Cevap vermedim.

O an yüzüme baktı.
Ve ilk defa...
Gerçekten telaşlandı.

"Gizem... bu normal bir korku değil."
Sessiz kaldım.
Çünkü eğer Kemal İstanbul'daysa...

Bu sadece magazin haberi değildi.
Bu bir işaretti.
Ve birileri beni izliyordu.

**********

Yeni odaya geçtiğimiz an kapı kapanır kapanmaz Emir bana döndü.
Kolumdan hafifçe tutup beni kendine çevirdi.

"Niye otel değiştirdik?"
"Hiç..." dedim gözlerini kaçırarak.
"Gizem." Sesi sertleşti. "Söyle."

Tam o anda telefonum çaldı.
Mehmet.
Kalbim hızlandı.
Açtım.

"Gizem otel değiştir. Baban peşinde. Seni her an bulabilir."

Boğazım düğümlendi.
"Zaten değiştirdim."
"Yanında kim var?"
"Emir."
"Ver ona."
Telefonu Emir'e uzattım.

Emir konuşurken yüzü yavaş yavaş değişti.
Durgunlaştı.
Çenesi sıkıldı.
Gözleri karardı.
"Tamam." deyip telefonu kapattı.

Bir saniye boyunca bana baktı.
Sonra bir anda patladı.
"Ya kızım sen aptal mısın?!"

Sesini ilk defa bu kadar yükselttiğini duyuyordum.

"Neden bana bunu söylemiyorsun?!"

Bir adım yaklaştı.
"Ya seni elimden alsaydı? Ya aynı şeyleri tekrar yaşasaydın?!"
Nefes alışı hızlanmıştı.
"O zaman o adamı öldürürdüm, anlıyor musun?!"

Gözlerim dolmaya başlamıştı ama ağlamadım.

"Gizem..." dedi bu sefer sesi titreyerek.
"Ben sana zarar gelmesini istemem."

Bir adım daha yaklaştı.

"Eğer bir daha o adam senin tenine zarar verirse... yakarım onun dünyasını."

Sözleri tehdit gibiydi.

Ama bana değil.
Onu inciten geçmişe.
"Anladın mı beni?"

Sessizdim.

"Ben sana söz veriyorum." dedi daha alçak bir sesle.
"Seni hep koruyacağım."

O an kalbimde iki şey çarpıştı.

Korku.
Ve güven.

Çünkü ilk defa biri, gerçekten beni korumak istediğini bu kadar net söylüyordu.
Ama aynı zamanda...
Onun bu kadar öfkelenmesi beni ürkütmüştü.
Fısıldayarak sordum:
"Peki ya ben kendimi korumak istiyorsam?"

Bir an durdu.
Gözlerimin içine baktı.
Ve o buz gibi çocuk ilk kez yumuşadı.

Ona baktım.
Tek bir cümle kurabildim.

"Sana güveniyorum."

Sözler ağzımdan çıktığı an gözlerinde bir şey değişti.
Sorumluluk. Korku. Kararlılık.

Sonra içimde biriken her şey bir anda taştı.

"Her şey karışacak!" diye bağırdım.

Camın önüne yürüdüm. Otelin yüksek katından aşağıyı izlemeye başladım. İnsanlar küçücük görünüyordu. Arabalar akıyordu. Hayat devam ediyordu.

Ama benim hayatım durma noktasındaydı.

"Eğer o adam buradaysa..." dedim kısık bir sesle. "Beni bulur."

Arkamda ayak seslerini duydum.

Emir yaklaşmıştı.

"Bulamayacak." dedi sakin ama kesin bir tonla.

Omzumun hemen arkasında durdu. Çok yakındı ama dokunmadı.

"Bu sefer yalnız değilsin."

Camdan yansımasına baktım.
O da bana bakıyordu.
Ve ilk defa... korkum biraz azaldı.

Ama içimdeki his hâlâ aynıydı.
Fırtına yaklaşıyordu. 🌪️