7. bölüm · Gizem

7. BÖLÜM

Naz ✨

Emir ve Feyza Hoca gözlerini bana dikmişti.
Hafif bir sessizlik vardı.

"Cemrelerin masası... Görüyorsunuz değil mi? Orada 20 desek... Emir, sizin grup kaç kişi?"
Emir omuz silkti.
"Bir 20 saysak..."

"Etti 40," dedi hocamız. "Bunların çoğu dansçı çıkar. Bir günde üç kez toplanıp ikişer saat çalışsak toplam 6 saat eder. Yetmez mi hocam?" diye atıldım, sesimdeki heyecanı saklayamadan.

Hocamızın gözleri dolmuştu. Bir an durdu.
"Yalnız sen iki kere çıkacaksın... O nasıl olacak?"
O an bunu hiç düşünmediğimi fark ettim. Emir'in gözlerine üç saniye kadar baktım. O üç saniye sanki uzun bir düşünme molası gibiydi. Sonra bir fikir zihnime yerleşti.

"Hocam," dedim kararlı bir sesle, "ilk şarkım İrem Derici'nin 'Acemi Balık'ı olabilir. Onda arkamdaki dansçılar daha az olur, aynı karakterleri canlandırmaları yeterli. İkinci şarkım ise 'Señorita'. O şarkıda sadece bir çift var. Hikâye onların üzerine kurulu; sonunda kavga edip ayrılıyorlar. Aslında düşündüğümüz kadar zor değil..."

Sözlerim havada asılı kaldı bir an.
Hocamız gülümsedi, başını yavaşça salladı ve telefonu eline alıp gruba yazdı.
O an içimde küçük bir zafer hissi vardı.

Çok mutluydu emire baktim oda gülüyordu. Ve gamzeleri derin bir çukur gibiydi...

***********

– Prova –

Aşağı indik. Herkes yere oturdu. Hocamız, konuştuğumuz gibi anlatmaya başladı. Diğer müzik hocamız da sessizce dinliyordu.

Her şey düşündüğümüzden daha iyi gidiyordu. Kimse itiraz etmemişti. Aksine, herkes "olur" demişti.
Bir anda hocamızın sesi duyuldu:

"Gizem."
"Efendim hocam?"
"Dans ekibi sana ve Emir'e ait. Her şeyi siz ayarlayacaksınız."
Bir an kalbim hızlandı. Sorumluluk omuzlarıma yüklenmişti ama garip bir şekilde hoşuma da gitmişti.

Emir hiç tereddüt etmeden,
"Olur hocam," dedi.
Ardından sınıftan da aynı ses yükseldi.
"Olur."
O an anladım... Artık gerçekten başlıyorduk.

Hocamız, 100 kişilik ekibi bana ve Emir'e bıraktı.
"Evet, başlayalım. Elimizde şu an ne var? Ne yok? Her şey hazır mı?"

Arkalardan bir ses yükseldi:
"Kostümler hazır. Dansçılar hazır. Kıyafetler de köşede, bakın... Üç renk var: mavi, kırmızı ve beyaz."
Dikkatlice süzdüm. Kumaşları, tonları, uyumu...

"Bize yeter de artar," dedim kendimden emin bir şekilde.
Hocamız Emir'e döndü.
"Şimdi Emir, konserde ne söyleyecektin?"
"Con Calma ve Despacito."
"İngilizce mi?"
"Evet, neden ki?" dedi rahatça.
Ben o an "hiç" deyip geçtim. Konuyu uzatmaya gerek yoktu.

"Tamam," dedim. "O zaman ilk Emir'den başlayalım. En son benim provolarımı yaparız."
Plan netleşmişti.
Tam o sırada öğrencilerin arasından Cansu'yu gördüm.
"Kalk."
"Ne?!"
"Kalksana."
Tereddüt etti ama sonunda ayağa kalktı. Elimle "gel" işareti yaptım.
Şimdi sahne gerçekten başlıyordu.

"Aklıma yattın..." dedim kendi kendime. Kimse ne demek istediğimi anlamamıştı.

"Cemre, koş getir," dedim hızlıca.
O sırada Emir'in yanında duran Cansu'nun beline hafifçe dokundum.
"Amma da kalıplıymış," diyerek gülümsedim.

Boynundan ölçü alırken Cemre poşeti açtı ve kıyafeti Cansu'ya uzattı. Elimle "giy" işareti yaptım. Cansu başını salladı ve hazırlanmak için kenara geçti.

"Emir."
"Efendim?"
"Söyleyeceğin şarkılar iki kişilik. Kiminle söyleyeceksin?"
"Tabii ki en yakın dostum Buğra'yla," dedi.
Buğra yerinden kalkıp yanımıza geldi.
"İyi," dedim kısaca.

Seçimleri yaptık ve dans grubunu oluşturduk.
"Despacito" için 45-50 kişilik bir ekip kurduk. "Con Calma"da ise neredeyse hep birlikteydik. Gerçekten iyi olmuştu. İçime sinmişti.
Cansu geri döndüğünde herkesin dikkati bir an ona kaydı. Üzerindeki kıyafet belindeki ve boynundaki dövmeleri ortaya çıkarıyordu.

Kıyafet netti:
Dar mı dar mini şort, kırmızı ceket, içinde beyaz atlet... Kızlarda ise ince topuklu ayakkabılar.
"Hop! Tamam, fazla bakmayın Cansu'ya," dedim ve dikkatleri tekrar üzerime çektim.

Cansu'ya ne yapacağını tek tek anlattım. Gayet dikkatli dinledi.
Sonra geri çekilip izlemeye başladım.
Artık prova gerçekten başlamıştı.

2 saat geçmişti.

Sabah saat 9'da başlamıştık. Saat şimdi 11'di. Gerçekten iyi çalışmıştık. Enerji yüksekti, herkes ciddiydi.

"Herkes mola!" diye seslendim. Müzik odası bir anda boşalmaya başladı.
Tam o sırada Emir yanıma geldi.

"Ee... Senin dansçılar ne olacak?"
"Onlar sorun değil," dedim omuz silkerek. "Fazla kişi istemem zaten."
Bir an duraksadım.
"Ama... 'Señorita' için birine ihtiyacım var."
Hiç düşünmeden cevap verdi:
"Ben yaparım."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Emin misin? Hem şarkı söyleyip hem benimle dans edeceksin."
"Evet," dedi net bir sesle.

Yere oturdum ve esnemeye başladım. İçimde hafif bir heyecan vardı. Bu iş sandığımdan daha gerçek oluyordu.
O sırada omzuma bir el dokundu. Döndüm.
Yine Emir.
"Noldu?" dedim.
"Ben eğer finale kalırsam... kırk yılın şarkısını söyleyeceğim," dedi.
Başımı onaylar şekilde salladım.

"Tamam," dedim.
Elimdeki listeye not aldım.
Plan büyüyordu. Ve biz artık sadece prova yapmıyorduk... hazırlanıyorduk.

Canımın sıkılmasıyla şarkı söylemem bir oldu.
Sessizce mırıldanmaya başladım:

Denizde karartı var...
Şu gelen kayık mıdır?
Ben özledim yârimi...
Ağlasam ayıp mıdır?..

O an hocamızın kenardan beni izlediğini bilmiyordum.
Şarkının ortasında alkış sesiyle irkildim. Kapıdan içeri girmişti.

"Müthiş bir sese layıksın, bravo," dedi gülümseyerek.
Ne diyeceğimi bilemedim. Hafifçe gülümsedim.
"Teşekkür ederim hocam," dedim.
Odadan çıktım.

Hızlı adımlarla asansöre yöneldim. 12. kata bastım. 1248 numaralı odama doğru yürüdüm.
Artık hiçbir şey düşünmek istemiyordum.
Sadece yatmak...
Sadece uyumak...

**********

Odama geçip yatagima uzandim, sadece uyumak.. Uyumak istedim.

Telefonumun çalmasıyla uyandım. Gözlerimi bile tam açmadan, ekrana bakmadan sağa kaydırıp açtım.

"Alo..."
"Gizem, neredesin? Aramalarıma neden bakmıyorsun?" O sesti. Emir.
Bir anda ayıldım.
"Şey... Emir, ben uyuya kalmışım."
"Gizem, hızlıca aşağı iniyorsun. Biz başlıyoruz, bize yetiş," dedi ve telefonu kapattı.

Saat 4'tü.
Üzerimi aceleyle toparlayıp aşağı indim. Müzik odasına girdiğimde ortamın gergin olduğunu hemen anladım. Emir sinirliydi.

"Olmuyor... Buğra, olmuyor," diyordu.
Ortama baktım.
"Burada sahne romantik, ama abartı yok... değil mi?" dedim sakin bir sesle.
Sonra Cansu'ya dönüp hareketleri tekrar gösterdim.
Yapıyordu aslında. Ama Emir'in içine sinmiyordu.

Başka kızları denedik. Tek tek... Ama olmadı.
Hiçbiri istediğimiz duyguyu veremedi.
Bir an durdum.
Sadece ben mi nasıl olması gerektiğini biliyordum? Anlamamıştım.

O sırada hocamız geldi. Emir durumu anlattı. Hocamız bana döndü.
"Sen yap. Nasıl olması gerektiğini biliyorsun, değil mi?"
İlk başta istemedim. Geri çekildim. Ama ısrar edince sessizce kabul ettim.

Kıyafetlerimi değiştirdim. Kostümü giydim.
Etek çok kısaydı.
Ama üstüme oturmuştu. Hoştu.
Aynaya baktım.
Artık sahneye çıkma sırası bendeydi.

Müzik odasına girdiğim an herkesin bakışları üzerime döndü. Fısıltılar kesildi. Emir'in gözlerinin kamaşarak bana baktığını, ona bakmadan bile hissedebiliyordum.

Herkes yerini aldı. Ben arka tarafta, sıramı bekledim.
Müzik başladı.
Ritim yükseldi. Herkes hareket halindeydi.
Sıram geldi.

Emir'e doğru ilerledim. Ona tutunarak girdim sahneye. Hafifçe gülüyor, kahkaha atıyordum. Eğilip kalktıkça eteğim savruluyordu. Dönerek ona yaslanmam, onun belimden tutup beni nazikçe yere indirerek tekrar kaldırması...
Ardından sarılması...

Bu ne demekti?
Her şey fazlasıyla uyumluydu. Ona bakarak dönmelerim, göz göze gelmelerimiz, ritme birlikte kapılmamız...
Tam o sırada Buğra şarkıya girdi. Sahne ikiye bölünmüş gibiydi; bir Emir, bir Buğra.

Emir yavaşça öne çıktı. Ben de omzuna elimi attım. O an belimden kavradı beni. Öylece, birkaç saniye durduk.
Salon alkışla doldu. Islıklar yükseldi.

Herkes alkışlarken Emir beni biraz daha kendine çekti. Eğilip kulağıma fısıldadı:

"Belin çok inceymiş... Zarifliğinize bayılıyorum, Gizem Hanım."
O an müzik devam ediyordu...
Ama benim kalbim ondan daha hızlı atıyordu.

Emir her şeyi hazırlamıştı, sıra bendeydi. "Acemi Balık" için kostümlerimizi giydik.
Beyaz tenime siyah ve kırmızı elbisemi geçirdim, saçlarımı saldım ve şarkıya bağlandım. Arkamda dört kız dans ederken yanımda iki kız daha vardı. Ritm yükseliyordu, her hareketimi hissettiriyordum.

Karşımızda beş erkek vardı. Bize sataşıyor gibi hareket ediyor, küçük provokasyonlarla ritmi bozuyordu. Tam o anda başrol oyuncu yarıda bıraktı; istemedi. Bir an düşündüm, "Kim olabilir?" derken Emir bağırdı:

"Ben olurum!"
O anda kalbim hızlı attı. Emir mi? Başrol oyuncu...
Başka çarem yoktu, mecburen kabul ettim. O olacaktı.
Şarkıya tam başladım. Emir geldi, beyaz çizgili gömlek giymiş, düğmelerinden üçü açıktı, vücudunun fitliği ritimle uyum içindeydi.

Göz göze geldik; şarkıya bağlandığım anda onu ritimle itip çekiyordum, adeta dansla konuşuyorduk.

Her kıvrılmamda, her dönmemde ona yaslanmam, onun belimden tutup nazikçe yönlendirmesi... Sahneye elektrik yayıldı. İzleyen herkesin alkışları arasında biz sadece ritimle birbirimize kilitlenmiştik.

Sonunda kıvrılarak yanına girdim, o an sahne tamamlandı. İçimdeki heyecan ve gerilim hala atmamıştı.

"Herkes iyiydi," dedim, teşekkür ettim.
Akşam üzeri, iki şarkılı olan "Señorita" için topluca hazır olmamız gerektiğini söyledim ve herkesin dağılmasını sağladım.

Cemre'yi bekledim; kahve getirecekti ama işi çıkmıştı.

O an anladım ki sahnede sadece hareketler değil, göz teması, nefesler ve küçük dokunuşlar her şeyi belirliyordu.

Ve biz bunu çok iyi yapıyorduk.

Tam kalkıyordum ki Emir elinde kahveyle geldi.
Gelmez olaydın...

Koluna sarı Cansu da girmişti.
Elime kahveyi verdi ve hızla odadan çıktı.

Kahvemi bitirdikten sonra, sinirle bardağa bakıyordum. Bardağın içinde yazı yazılıydı.

"Akşam yemekte görüşürüz."

Umursamadım; bardağı yere fırlattım. Sinirimi kontrol edemiyordum.

Çantamı kaptım, hızlıca çıktım. Cemre ile buluştum ve durumu konuştuk.

Haklıydı; Emir'in hareketlerinde bir sorun vardı. Ama anlamadığım, o garip ve rahatsız edici tavırlarıydı...

O an içimde bir öfke, bir hayal kırıklığı ve biraz da kafa karışıklığı vardı.