29. bölüm · Gizem
29. BÖLÜM
Üç hafta geçmişti… dördüncü haftaya girmiştim.
Sabahın çok erken saatleriydi. Saat 04:30…
Herkes uyuyordu. Etraf sessizdi.
Gözlerimi açtım.
Bir an tavana baktım…sonra yavaşça doğruldum.
Artık alışmıştım bu saatlere.
Yataktan sessizce kalktım.
Kimseyi uyandırmadan kapıya yöneldim.
Adımlarımı dikkatli atıyordum.
Kapıyı araladım…gıcırdamasın diye yavaşça ittirdim.
Sonra merdivenlere geldim.
Tek tek… sessizce inmeye başladım.
Ev hâlâ uykudaydı. Ama ben…
çoktan uyanmıştım.
“Gel kızım, korkma,” dedi.
Bu gelen ses Fikret abinin sesiydi. Onun yanına gittim ve karşısına oturdum.
“Günaydın diyeceğim ama daha gün ağarmadı,” dedi.
“Evet,” dedim.
“Sen bu saatlerde mi uyanırsın?”
“Hayır, sadece…”
“Anladım, yorma kendini… Hadi uzan, burada uyu,” dedi. Üstümü örtüp gitti.
Şömineden gelen ateşin sesi çok güzeldi; sıcacık bir hava yayıyordu odaya. Hemencecik uyuyakaldım.
*******
Emir gelmiş, beni uyandırmaya çalışıyordu. Uyandım ve doğrulup ona baktım.
“Günaydın,” dedi.
“Sana da,” dedim.
Hızlıca kahvaltı masasına oturduk. Herkes uyanmıştı. Tanımadığım bir çocuk karşımda oturuyordu. Merakla sordum:
“Bu kim?”
Fikret abi cevap verdi: “O, Emir’in kuzeni Demir” dedi ve gülümsedi.
Kahvaltıma devam ettim.
Fikret abi salondan bahçeye seslendi:
“Hadi toplanın bahçeye! Yasin, kıyafetleri getir; Emir, silahları…” dedi.
Herkes bahçede toplandı. Yasin herkese kıyafetleri dağıttı. Emir’le Buğra’nın kıyafetleri ayrıydı.
Sadece benimki farklıydı. Siyah tayt ve beyaz bir bluz… Kırmızı bir çantanın içinde ise bir elektroşok cihazı ve bir silah vardı.
Fikret abi konuşmaya başladı:
“Gençler, Gizem’in kıyafetleri farklı. O bizim rehinemiz gibi görünecek. Emirler, Gizem’i Kemal’in evine götürecekler… Gizem içeri girip Kemal’le görüşmeye başlayacak.
Gizem, farkındaysan Ceyda şu an sana küçük bir kulaklık takıyor. Bu, senin sesini ve içeride olanları duymamızı sağlayacak. Yani bizimle iletişim kurabileceğin elektronik bir cihaz.
Gizem, içeri girdikten on dakika sonra Emir ve Buğra gizlice içeri sızacak. Sen Kemal’le oyalanırken etrafa dikkat et. İçeride büyük bir tablo olacak… Senin resmin. Gözlerin mavi olan bir tablo.
O tablonun yerini Emir’lere söyleyeceksin. Onlar kilidi açmaya çalışırken sen Kemal’i oyalayacaksın. Merak etme, Cansu ve Ceylan da arkanda olacak. Sonra biz de geleceğiz. Onların adamlarını etkisiz hale getirdikten sonra seni alıp çıkacağız.
Yalnız unutmayın, her an her şey olabilir. Gizem’i iyi dinleyin,” dedi ve ıslık çaldı.
Üç siyah araba sessizce yanaştı. Bindik ve evin yakınlarında durduk. Kalbim hızla atıyordu.
Emir ve Buğra beni evin önünde bıraktı. Kapıya doğru yürürken içimde tuhaf bir korku vardı. Artık geri dönüş yoktu.
“Kapı!” diye bağırdım.
Adamlardan biri kapıyı açtı. “Gizem Hanım, hoş geldiniz,” dedi.
“Kemal nerede, o baba denilen?” diye sordum.
“İçeride hanımım, kahvaltı yapıyor,” dedi.
“Tamam,” dedim ve içeri girdim.
İçeri girdiğimde kulaklıktan Emir’in sesi geldi:
“Gizem…”
“Efendim?”
“Tamam…”
Arama yapacaklarını anlayınca kulaklığı saçlarımla kapattım. Tam üzerimi arayacaklardı ki Kemal Baba geldi.
“Bırakın, girsin içeri,” dedi.
“İzninizle,” deyip adamları hafifçe iterek içeri geçtim.
Biraz ilerledikten sonra bana dönüp:
“Aç mısın?” diye sordu.
“Yani…” dedim.
“Tamam… Şule, bir bardak, bir tabak daha koyuver. Misafirimiz var,” dedi.
Sofraya oturduk.
“Ee, ne oldu da geldin?” dedi.
“Bence sus… Bu sefer kafanı ben yaracağım,” dedim.
“Tamam, tamam… Senin istediğin olsun,” dedi.
O sırada kulaklığımdan sesler gelmeye başladı. Dışarıda bir hareketlilik vardı.
“Patron, bunu dışarıda bulduk. Aradan sızmaya çalışıyordu.”
Adamlardan biri içeri birini getirdi. Gelen kişiyi görünce içim dondu… Emir’di. Yakalanmıştı.
Acaba Kemal tanıyacak mıydı? Uzun zaman olmuştu. Bunca şeyden sonra hâlâ hatırlayabilir miydi?
“Götürün onu,” dedi Kemal.
“Hayır!” dedim.
“Ne?” dedi, şaşkınlıkla bana bakarak.
“Kalsın… Bakalım derdi neymiş,” dedim.
Bir an tereddüt ettiler, sonra Emir’i bıraktılar.
“Adın nedir, evlat?” dedi Kemal.
“Emir… Emir Baran,” dedi.
“Sen ha!” diye sinirle haykırdı.
Bir anda üzerine atıldı ve Emir’e vurmaya başladı.
“Bırak onu!” dedim.
Bir hamlede tekme attım, Kemal yere yığıldı. Emir hızla kalktı ve silahı ona doğrulttu.
“Vurma!” dedim.
“Neden?”
“Vurma, karışma oraya,” dedim ve etrafıma bakındım. O resim oradaydı… Portre hemen göze çarpıyordu.
Kulaklığıma dokunarak fısıldadım:
“Salonda, sağ kapı… üçüncü resim.”
“Tamam, Gizem,” diye cevap geldi.
Tam o sırada Kemal yeniden ayağa kalkmaya çalışıyordu.
Bir anda adamları etrafımızı sardı.
Kapı açıldı. Fikret abi içeri girdi.
“Dik durun!” diye sertçe bağırdı.
Adamlar bir anda toparlandı.
“Vay… Demek siz de Fikret’tensiniz,” dedi Kemal.
“İnanılmaz…” dedim.
Bir anda Emir elini belime attı ve beni kendine çekti.
“Bana bak… Buradan bir çıkalım, gör bakalım ne oluyor,” diye kulağıma fısıldadı. Sonra bıraktı.
O sırada Buğra içeri girdi. Yasin’le birlikte resmi kaldırıp küçük bir kasa gibi duran kutuyu açtılar.
“Bunlar tamam, Fikret abi,” dedi ve uzattı.
Fikret abi kâğıtlara baktı, sonra bana verdi.
“Bu… bunlar ne?” dedim.
“Kemal’in ne boklar yediği,” dedi ve evrakları gösterdi.
• Darp raporları
• Anneni öldürdüğüne dair kanıtlar
• İngiltere’ye kaçışı
• Üç adam öldürme
• Yaralama
• Cinayet
• Taciz ve şantaj
• Senetler… Hepsi orada.
“Al bunu,” dedi.
Diğer eşyaların hepsi bendeydi. Bunun örtbas edilmesi imkânsızdı.
Bir süre sonra Burak Amir geldi. “Kemal Baba” denilen o adamı alıp götürdü.
Dosyalar bendeydi. Polise gidip şikâyetçi oldum.
Dosyalar bendeydi. Polise gidip şikâyetçi oldum.
Her şey bitmişti… ya da ben öyle sanıyordum.
Annemin sesi kulaklarımda yankılandı. İçimde yıllardır büyüyen o boşluk ilk kez biraz olsun hafiflemişti.
Adalet yerini bulmuştu.
Ama bazı yaralar… asla tamamen kapanmıyordu.
Derin bir nefes aldım.Artık korkmuyordum.
“Ne zaman istersen buradayım. Başımın üzerindesin,” dedi.
“Sağ ol, abi,” dedim.
“Ee, haydi… Uğurlar olsun,” dedi.
Bizi dört arabayla eve yolladı.
Yol boyunca kimse konuşmadı. Herkesin aklında aynı şey vardı ama kimse dile getirmiyordu.
Ben camdan dışarı bakıyordum. Şehir akıp gidiyordu… Sanki her şey geride kalıyordu.
Ama içimde tuhaf bir his vardı.Bitmişti… ama tamamen değil.
Gözlerimi kapattım.Bu daha başlangıçtı.
