30. bölüm / 47
Gizem30. BÖLÜM
Bölümler 47Şu an: 30. BÖLÜM
- 1 1. BÖLÜM2.803 kelime
- 2 2. BÖLÜM1.007 kelime
- 3 3.BÖLÜM926 kelime
- 4 4.BÖLÜM1.456 kelime
- 5 5. BÖLÜM941 kelime
- 6 6. BÖLÜM1.907 kelime
- 7 7. BÖLÜM1.355 kelime
- 8 8.BÖLÜM1.370 kelime
- 9 9. BÖLÜM1.401 kelime
- 10 10. BÖLÜM373 kelime
- 11 11.BÖLÜM1.856 kelime
- 12 12. BÖLÜM833 kelime
- 13 13. BÖLÜM2.048 kelime
- 14 14. BÖLÜM370 kelime
- 15 15. BÖLÜM738 kelime
- 16 16. bölüm1.032 kelime
- 17 17. BÖLÜM1.079 kelime
- 18 18 BÖLÜM556 kelime
- 19 19. BÖLÜM2.391 kelime
- 20 20. BÖLÜM1.436 kelime
- 21 21. BÖLÜM722 kelime
- 22 22. BÖLÜM897 kelime
- 23 23. BÖLÜM789 kelime
- 24 24. BÖLÜM338 kelime
- 25 25. BÖLÜM821 kelime
- 26 26. BÖLÜM1.374 kelime
- 27 27. BÖLÜM505 kelime
- 28 28. BÖLÜM476 kelime
- 29 29. BÖLÜM864 kelime
- 30 30. BÖLÜM1.662 kelime · Okuduğun bölüm
- 31 31. BÖLÜM450 kelime
- 32 32. BÖLÜM1.274 kelime
- 33 33. BÖLÜM774 kelime
- 34 34. BÖLÜM1.579 kelime
- 35 35. BÖLÜM1.584 kelime
- 36 36. BÖLÜM1.373 kelime
- 37 37. BÖLÜM941 kelime
- 38 38. BÖLÜM2.305 kelime
- 39 39. BÖLÜM2.064 kelime
- 40 40. Bölüm2.221 kelime
- 41 41. BÖLÜM1.864 kelime
- 42 42. BÖLÜM1.247 kelime
- 43 43. BÖLÜM1.751 kelime
- 44 44. BÖLÜM2.750 kelime
- 45 45. BÖLÜM1.115 kelime
- 46 46. BÖLÜM1.914 kelime
- 47 47. BÖLÜM2.173 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Eve doğru gidiyorduk. Hâlâ arabadaydık. Emir seslendi:
“Gizem…”
“Efendim?”
“Bunu Fikret abi almış… Yani bir nevi hediye,” dedi ve poşeti çıkardı.
İçinden bir telefon çıktı. Hattı, şarj aleti, kulaklığı… Her şeyi hazırdı.
“Çok teşekkür ederim,” dedim.
“Bana değil, ona…” dedi.
Telefonu alıp kontrol ettim. Numarası bile kayıtlıydı. Hemen arayıp teşekkür ettim.
Doğruca eve geldik. Amcam ağlıyordu. Yanına gidip sarıldım.
“Merak etme amca… Her şey düzelecek,” dedim.
Her şey sanki yoluna giriyordu.
Odama geçtim. Artık sadece uyumak istiyordum.
Sabah olmuştu.
Uyandım ve elime telefonu aldım. O sırada biri aradı.
“Günaydın, Gizem.”
“Size de… Peki, kimsiniz?”
“Sizin menajeriniz sayılırım. Bu arada hesabınıza 1 milyon yatırıldı. Birazdan banka hesabınıza düşecektir.”
“Anladım, teşekkür ederim.”
“Şu an ne yapıyorsunuz?”
“Okula hazırlanıyorum.”
“Peki,” dedi ve kapattı.
Hızlıca üzerimi giyindim. Aşağı inip kahvaltımı yaptım. Mehmet de hazırdı. Birlikte evden çıktık ve arabasına bindik.
On beş dakika sonra okula vardık.
Otoparktaydık. Arabayı park ettikten sonra Emir’i gördüm. Cansu’yla kavga ediyordu. Umursamadan okula girdim.
Koridorda Emir’in kuzeni olan Demir’le karşılaştım. Yanıma doğru geldi.
“Nasılsın?” diye sordu.
“İyi,” dedim.
“Sınıfın kaç?”
“11/C,” dedim.
“Güzel, gel seni bırakayım,” dedi.
Mehmet de peşimizden geliyordu. Birlikte sınıfa kadar geldik. O sırada Emir’le karşılaştılar.
Ben sınıfa girdim ve Demir’e el salladım. O da gidip uzaklaştı.
Bir süre sonra Emir geldi ve yanıma oturdu. Çok soğuktu.
Beşinci ders bitmek üzereydi. Öğle arasına girecektik.
Demir geldi ve beni dersten aldı. Kısa bir süre onunla konuştuktan sonra tekrar sınıfa girdim.
Emir sertçe kolumu tuttu.
“Ne oldu? Ne konuştunuz?” diye sordu.
“Sanane? Sana mı soracağım?” dedim. Sinirliydi, nefesinden bile anlaşılıyordu.
Bir an durup ona döndüm:
“Çıkışta kafeye gidelim mi? Mehmet de gelsin,” dedi.
“Bakarız,” dedim.
“Çıkışta… kafe? Olur, olur…” dedi ve konuyu kapattı.
On beş dakika geçti ve zil çaldı. Öğle arası başlamıştı.
“Kantine iniyorum, geliyor musun Emir?” dedim.
“Hayır,” dedi soğuk bir sesle.
“Peki,” dedim ve yanından ayrılıp kızlarla aşağı indim.
Mehmet de Emir’in yanına gitti.
Kantinden ekmek arası alıp sıradan çıktım. Ortalık çok kalabalıktı; iğne atsan yere düşmezdi. Tam o sırada biriyle çarpıştım.
“Pardon,” dedim.
“Önüne baksana!” dedi sert bir sesle.
Kafamı kaldırdım. Cansu’ydu.
Hiç aldırmadan geçip Ceyda’nın yanına gidecektim ki kolumdan tuttu.
“Bana bak, Gizem… Emir’i rahat bırak.”
“Hıh, ondandır,” dedim alaycı bir şekilde.
“Beni sinirlendirme Orospu ,” dedi dişlerini sıkarak.
“Adını mı tekrarlıyorsun?” dedim sinirle.
Bir anda bana vurmak için hamle yaptı.
Refleksle engelledim ve kolunu büküp geri ittim.
Tam o sırada başımı kaldırdım.
Emir karşımda duruyordu.
Ama… kimin tarafındaydı?Bunu anlayamamıştım.
“Bırak, boş ver,” dedi.
“Karışma,” dedim sertçe.
“Boş ver,” diye tekrar etti.
“Onu mu koruyorsun?” dedim.
“Hayır.”
“Ee, o zaman ne? ‘Bırak’ da ne demek? Küfür etmek neymiş göstereceğim ona,” dedim ve üzerine atılmak için hamle yaptım.
Tam o anda Emir beni yakalayıp kucakladı.
“Dağılın! Yoksa itinayla adamın kafasını kırar,” dedi ve beni kantinden çıkarıp bahçeye götürdü.
Yere yavaşça indirdi.
“Senin Allah belanı versin, bırak beni!” dedim.
“Hayır.”
“Emir, bırak!”
“Olmaz, psikopat!”
O sırada Demir geldi.
“Hayırdır… Gizem, ne oluyor?” diye sordu.
“Bir şey yok… Konuşuyoruz,” dedim.
“Emin misin? Öyle gözükmüyor,” dedi Demir.
Sonra beni kendine doğru çekti.
“Lütfen bırakın beni…” dedim ve koşarak okula girdim.
Ceyda’yla konuşurken Emir’e olan hislerimi söyleyip söylememeyi düşündüm. Ama olmayacağını varsayıp vazgeçtim.
O bana Kemal’den uzak duracağına dair söz vermişti. Belki de bu yüzden bana böyle davranıyordu, diye düşünüp konuyu kapattım.
“Dağılın! Yoksa itinayla adamın kafasını kırar,” dedi ve beni kantinden çıkarıp bahçeye götürdü.
Yere yavaşça indirdi.
“Senin Allah belanı versin, bırak beni!” dedim.
“Hayır.”
“Emir, bırak!”
“Olmaz, psikopat!”
O sırada Demir geldi.
“Hayırdır… Gizem, ne oluyor?” diye sordu.
“Bir şey yok… Konuşuyoruz,” dedim.
“Emin misin? Öyle gözükmüyor,” dedi Demir.
Sonra beni kendine doğru çekti.
“Lütfen bırakın beni…” dedim ve koşarak okula girdim.
Ceyda’yla konuşurken Emir’e olan hislerimi söyleyip söylememeyi düşündüm. Ama olmayacağını varsayıp vazgeçtim.
O bana Kemal’den uzak duracağına dair söz vermişti. Belki de bu yüzden bana böyle davranıyordu, diye düşünüp konuyu kapattım.
Hocalardan izin alıp ev bakmaya çıkmıştım. Tam sahil tarafında dolaşırken telefonum çaldı. Arayan Emir’di.
“Neredesin sen?”
“Dışarıdayım.”
“Ne taraftasın?”
“Sahil tarafında.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Tamam,” dedi.
Telefon kapandıktan yaklaşık on dakika sonra Emir çıkageldi.
Beni görünce kaşlarını hafifçe çattı, etrafa göz gezdirip tekrar bana döndü.
“Ne yapıyorsun burada, Gizem?”
“Ev bakıyorum. Nerede kalacağımıza karar vermeye çalışıyorum.”
“Benim evin yanındaki küçük iki katlı ev boş. İsterseniz oraya gelebilirsiniz.”
Bir an duraksadım. Teklif beklenmedikti. Ne diyeceğimi bilemeden gözlerimi başka tarafa çevirdim.
“Bilemiyorum… Bakalım bir,” dedim.
Emir’in yaşadığı sokağa geldiğimizde çoktan yan taraftaki eve yönelmiştik. Beyaz ve siyah şerit detaylarıyla dikkat çeken iki katlı ev, dışarıdan bakıldığında bile oldukça şık ve zarif görünüyordu. Evin önünde durduğum an, istemsizce birkaç saniye boyunca sadece yapıya baktım. Beklediğimden çok daha güzeldi.
Kısa bir süre sonra ev sahibini aradık. Çok geçmeden o da geldi ve bizi içeri davet etti.
“İsterseniz evi detaylıca gezdireyim,” dedi gülümseyerek.
Başımı hafifçe sallayıp içeri adım attım.
Kapı girişi bile başlı başına etkileyiciydi. İçeri girer girmez insanın içine ferahlık veren bir hava vardı. Her şey özenle düşünülmüş gibiydi.
Duvarların tonu, zeminin parlaklığı, içeri süzülen ışık… Hepsi bir araya gelince ev olduğundan da sıcak görünüyordu.
Ayakkabılarımı çıkarırken gözlerim etrafta dolaşmaya devam etti. Giriş kısmı sade ama oldukça şıktı. Ne fazla gösterişliydi ne de sıradan. Tam kararında bir güzelliği vardı.
Bir adım daha atıp içeriye doğru bakarken hayranlığımı gizleyemedim.
“Burası gerçekten çok güzelmiş…” diye mırıldandım.
Odalar oldukça genişti ama en çok birleşik mutfakla oturma odası dikkatimi çekmişti. Açık ve ferah bir alan oluşturuyordu. Gün ışığı içeri öyle güzel vuruyordu ki, insan daha ilk bakışta orada yaşamayı hayal edebiliyordu.
Alt katı gezdikten sonra hep birlikte üst kata çıktık. Yukarıda iki oda vardı. Biri banyoydu, diğeri ise yatak odası olarak düzenlenmişti. Her şey sade ama özenliydi. Evin içinde dolaştıkça içime daha çok sinmeye başlamıştı.
Bir üst kata daha çıktığımızda ise çatı katına ulaştık. Aslında orası sadece bir çatı katı gibi görünmüyordu. Rahatlıkla bir yatak odasına dönüştürülebilecek kadar kullanışlıydı. En güzel yanı ise üst kısmının büyük ölçüde camla kaplı olmasıydı. Tavana doğru uzanan o camlar sayesinde gökyüzü neredeyse tamamen içeriden görünüyordu. Gece olduğunda buranın nasıl bir manzaraya dönüşeceğini düşünmek bile içimi tuhaf bir heyecanla doldurmuştu.
Orası, yıldızları izlemek için mükemmel bir yer olabilirdi.
Arka bahçesi de tahmin ettiğimden büyüktü. Düzenli, sakin ve huzurlu bir havası vardı. Bahçeye açılan odanın dışında küçük bir balkon da bulunuyordu. Her ayrıntısı sanki tam yerli yerindeydi.
Evi gezdikten sonra adamla kısa bir konuşma yaptık. Fiyat ve detaylar üzerinde sözleştik. İçimde hâlâ hafif bir tereddüt olsa da, sonunda evi tutmaya karar verdik.
Telefonumu çıkarıp amcamı aradım. Birkaç kez çaldıktan sonra açtı.
“Amca, evi bulduk. Sanırım burayı tutacağız,” dedim.
Karşı tarafta birkaç saniyelik sessizlik oldu. Emir’den pek hoşlanmadığını biliyordum. Bu yüzden vereceği tepkiyi az çok tahmin edebiliyordum.
Sonunda ağır bir ses tonuyla konuştu.
“Emir’i pek sevmiyorum…” dedi.
Ardından kısa bir duraksamadan sonra ekledi:
“Ama sana güveniyorum.”
Ne diyeceğimi bilemeden birkaç saniye sustum.
“Tamam amca,” diyebildim sadece.
Telefon kapandıktan sonra elim bir süre hâlâ telefonun üzerinde kaldı. İçimde garip bir ağırlık oluşmuştu ama aynı zamanda ilk kez bir yere gerçekten ait olabilirmişim gibi hissediyordum.
İlk iş olarak Ceyda’yı aradım. Ardından Buse’yi, sonra da Merve’yi… En sonunda ise Cemre’yi.
Durumu anlattığımda telefondaki ilk tepki Ceyda’dan geldi.
“İş başa düştü kızlar,” dedi neşeyle.
Ben, Ceyda ve Cemre birlikte eve eşya bakmaya karar verdik. İstanbul’daki en iyi mağazalara tek tek uğradık. Neredeyse bütün günümüzü buna ayırmıştık. Çok geçmeden Emir ve Mehmet de peşimizden gelmişti. Başta bunu beklemiyordum ama bir yandan da işimizi kolaylaştıracaklarını biliyordum.
İlk olarak koltuk baktık. Gözüm hemen hoş bir renge sahip, sade ama şık duran L koltuğa takıldı. O an içimden bunun tam evime göre olduğunu düşündüm. Hem rahat görünüyordu hem de salonun havasını bir anda değiştirecek kadar güzeldi.
Hiç fazla düşünmeden almaya karar verdim.
“Bunu alıyorum,” dedim kararlı bir sesle.
Görevli gülümseyerek başını salladı.
“En geç akşama yollarız,” dedi.
Sonra televizyon bölümüne geçtik. Büyük ekranlı, oldukça kaliteli bir modele baktık. Fiyatını görünce kısa süreliğine olduğum yerde durdum. Gerçekten çok pahalıydı.
Emir etikete baktıktan sonra hafifçe kaşlarını çattı.
“Bu kadar vermeyiz,” dedi.
Satıcıyla konuşmaya başladı. Önce sakin, sonra daha net bir tavırla fiyatı aşağı çekmeye çalıştı. Bir süre pazarlık sürdü. Açıkçası onun bu kadar uğraşacağını düşünmemiştim. Ama birkaç dakika sonra geri döndüğünde yüzündeki ifadeden anlamıştım.
“Tamamdır,” dedi.
Ve böylece o televizyonu da almış olduk.
Ardından televizyon ünitesi, renkli sehpalar, büyük bir masa, salonu yeterince aydınlatacak şık bir lamba… Sonra yatak odası için gardırop, yatak, perde… Derken fark etmeden evin neredeyse bütün eksiklerini tamamlamıştık.
Saatler geçmişti ama sonunda her şey hazırdı.
Siparişlerin çoğu biz daha mağazalardayken yola çıkmış, hatta bir kısmı eve ulaşmıştı bile.
Tam o sırada telefonum çaldı. Arayan Ceyda’ydı.
“Siparişlerin geldi. Evin duvarlarını, yerlerini sildik. Camlar da temizlendi. Yerleştirmeye başlayalım mı?” dedi.
“Olur,” dedim.
Telefonu kapattıktan sonra Emir, ben, Mehmet ve Cemre birlikte eve doğru yola çıktık.
Eve vardığım an birkaç saniye boyunca sadece etrafa baktım.
Gerçekten çok güzeldi.
Boş hâli bile etkileyiciydi ama şimdi, temizlenmiş ve yavaş yavaş dolmaya başlamış hâliyle bambaşka görünüyordu. İçeriye yayılan o yeni başlangıç hissi kalbime garip bir sıcaklık bırakmıştı.
Ceyda’ya dönüp gülümsedim.
“Teşekkür ederim,” dedim içtenlikle.
O da elini sallayıp umursamazmış gibi davransa da yüzündeki ifade ne kadar emek verdiğini gösteriyordu.
Çok geçmeden koltuklarım geldi ve onları salona yerleştirdik. Ardından buzdolabı teslim edildi. Her şey birbiri ardına ilerliyordu. Ev her geçen dakika biraz daha bana ait olmaya başlıyordu.
Bir süre sonra Emir ve Ceyda eksik kalan son birkaç şey için alışverişe çıktı. Ben ise Mehmet’le birlikte içeride kaldım. Perdeleri birlikte taktık. Ufak tefek düzenlemeleri yaptık. Yorgundum ama garip bir şekilde çok huzurluydum.
Salonun bir köşesinde küçük bir şömine vardı. Onu da yakmıştık.
Alevlerin duvara yansıyan sıcak ışığı bütün odayı olduğundan daha sakin ve daha yaşanmış gösteriyordu.
En sonunda şöminenin hemen başucuna oturdum.
Ellerimi dizlerimin üzerinde birleştirip etrafa baktım. Birkaç saat önce bomboş olan bu ev, şimdi yavaş yavaş bir yuvaya dönüşüyordu.
Ve ben… bunun içinde gerçekten tek başıma ayakta durabildiğimi fark ediyordum.
Bunca şeyi tek başıma halledebiliyor olmak içimde tarifsiz bir güç hissi uyandırmıştı. Çok küçük yaşta annemi kaybetmiş olsam da, hayatın beni eksiltmek yerine büyüttüğünü ilk kez bu kadar net hissediyordum.
İçimde bir yerlerde, uzun zamandır sessiz kalan o tarafım yavaşça konuşmaya başlamıştı.
Güçlüydüm.
Belki çok yorulmuştum. Belki fazlasıyla kırılmıştım. Ama hâlâ ayaktaydım.
Ve bunu bilmek… beni düşündüğümden çok daha mutlu ediyordu.
Bölüm etkileşimi
