43. bölüm / 47
Gizem43. BÖLÜM
Bölümler 47Şu an: 43. BÖLÜM
- 1 1. BÖLÜM2.803 kelime
- 2 2. BÖLÜM1.007 kelime
- 3 3.BÖLÜM926 kelime
- 4 4.BÖLÜM1.456 kelime
- 5 5. BÖLÜM941 kelime
- 6 6. BÖLÜM1.907 kelime
- 7 7. BÖLÜM1.355 kelime
- 8 8.BÖLÜM1.370 kelime
- 9 9. BÖLÜM1.401 kelime
- 10 10. BÖLÜM373 kelime
- 11 11.BÖLÜM1.856 kelime
- 12 12. BÖLÜM833 kelime
- 13 13. BÖLÜM2.048 kelime
- 14 14. BÖLÜM370 kelime
- 15 15. BÖLÜM738 kelime
- 16 16. bölüm1.032 kelime
- 17 17. BÖLÜM1.079 kelime
- 18 18 BÖLÜM556 kelime
- 19 19. BÖLÜM2.391 kelime
- 20 20. BÖLÜM1.436 kelime
- 21 21. BÖLÜM722 kelime
- 22 22. BÖLÜM897 kelime
- 23 23. BÖLÜM789 kelime
- 24 24. BÖLÜM338 kelime
- 25 25. BÖLÜM821 kelime
- 26 26. BÖLÜM1.374 kelime
- 27 27. BÖLÜM505 kelime
- 28 28. BÖLÜM476 kelime
- 29 29. BÖLÜM864 kelime
- 30 30. BÖLÜM1.662 kelime
- 31 31. BÖLÜM450 kelime
- 32 32. BÖLÜM1.274 kelime
- 33 33. BÖLÜM774 kelime
- 34 34. BÖLÜM1.579 kelime
- 35 35. BÖLÜM1.584 kelime
- 36 36. BÖLÜM1.373 kelime
- 37 37. BÖLÜM941 kelime
- 38 38. BÖLÜM2.305 kelime
- 39 39. BÖLÜM2.064 kelime
- 40 40. Bölüm2.221 kelime
- 41 41. BÖLÜM1.864 kelime
- 42 42. BÖLÜM1.247 kelime
- 43 43. BÖLÜM1.751 kelime · Okuduğun bölüm
- 44 44. BÖLÜM2.750 kelime
- 45 45. BÖLÜM1.115 kelime
- 46 46. BÖLÜM1.914 kelime
- 47 47. BÖLÜM2.173 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Emir yarış için arabasına bindiğinde yanında o kız vardı. Ben ise kalabalığın arasında tek başıma durmuştum. Tam o sırada yanıma başka bir kız geldi.
“Keşke sen binsseydin.”
“Neden?”
“Çünkü o kızın amacı belli. Seni ezmek ve Emir’i senden almak istiyor.”
Omuz silktim.
“Aman… bana ne.”
Dudaklarımı hafifçe büzüp Emir’e el salladım. O da uzaktan bana baktı ama yüzündeki ifade garipti. Sanki aklı burada değildi.
*********
Yarış başlayalı yaklaşık yarım saat olmuştu. Büyük ekrandan onları izliyorduk. Arabaların motor sesleri bulunduğumuz yere kadar ulaşıyordu.
Tam o sırada Emir’in sesi kulaklıktan yankılandı.
“Ben yapamayacağım.”
Bir anda araba kenara çekildi. Yanındaki kız sinirle ona döndü.
“Saçmalama! Birincilik senin elinde!”
“Olmaz… içim rahat değil.”
“Nasıl yani?”
Emir derin bir nefes aldı.
“Gizem’i istiyorum… demek istiyorum, onun burada olmasını istiyorum.”
Kız gözlerini devirdi.
“Aptal.”
Sinirle arabadan indi. Kulaklığı çıkarıp yere fırlattıktan sonra uzaklaştı.
Ben ise istemsizce gülümsedim. Hemen kulaklığı elime aldım.
“Emir, bak… hadi yaparsın.”
“Olmaz. Gizem, sen gelmedin.”
“Ama…”
“Amâsı yok.”
Bir an sustum. Sonra kararlı bir şekilde ayağa kalktım.
“Öyle mi? Tamam.”
Etrafımdakilere döndüm.
“Kaskı getirin. Araba nerede?”
Herkes şaşkın gözlerle bana bakıyordu ama umurumda değildi. Kaskımı elime alıp hızla araca bindim.
Motoru çalıştırdığım anda Emir’e seslendim.
“Emir! Seni mola yerinde bekliyorum!”
Gaz pedalına bastığım gibi araba ileri fırladı.
Dakikalar sonra mola alanına ulaştım. Emir beni bekliyordu. Arabadan hızlıca inip yanıma geldi.
Kaskımı sıkıca bağlarken kalbim deli gibi atıyordu.
Tam o sırada kuledeki görevlinin sesi yankılandı.
“Yarış yeniden başlıyor! Herkes yerlerine!”
“Gizem! Gizem, geldi mi?”
“Evet, evet! Buradayım kule.”
“Hızlanın! Arkanızdan dört araba geliyor!”
“Tamam kule.”
Kulaklığı düzelttim, sonra Emir’e döndüm.
“Euro hızında kal. Şimdilik altmışta git.”
Araba asfaltı adeta yırtıyordu. Kaskın içinden diğer yarışçıların sesleri yankılanıyordu. Herkes birbirine bağırıyor, motor sesleri kulaklarımı titretiyordu.
Tam o sırada tanıdık bir ses duydum.
Kuzenim…
“Bak Gizem… kazanamazsın. Seni öldürürüm :)”
Sesindeki tehdit midemi bulandırmıştı ama korkmadım.
Ardından Buğra’nın sesi geldi.
“Patron, hızlı ol! İki kişiyi geçmemiz lazım!”
“Tamam.”
Emir’in dikkati tamamen yoldaydı. Nefes alışları bile hızlanmıştı. Yanımdaki suyu uzattım.
“İç şunu.”
Bir eliyle direksiyonu kontrol ederken diğer eliyle sudan birkaç yudum aldı. Alnında ter damlaları oluşmaya başlamıştı. Elimle hızlıca terini sildim.
Dakikalar geçtikçe yarış daha da tehlikeli hale geliyordu.
(1 saat sonra)
“Hızlı olun! Aliler geliyor!”
“Hay anasını… Ali yaklaşmış.”
Arkamızdan gelen siyah araba hızla yanımıza yanaştı. Cam açıldı ve Ali kahkaha attı.
“Emir! Heyyt… yavruma bak be!”
“Kes sesini lan!”
Ali sırıtmaya devam etti.
“Emir yavru, iyiymiş bu kız. Bir gecelik versene.”
Bir anda Emir’in yüzü sertleşti.
“Oğlum, sikerim seni! Defol lan!”
Ali kahkaha atarak arabasını bizimkine doğru kırdı ve sertçe kaportaya vurdu. Araba bir an savruldu.
“Bu kurallı değil mi?” dedim sinirle.
“Hayır.”
Gözlerim karardı resmen.
“O zaman arkadan gelenleri ben hallederim.”
Öne eğilip Emir’in kaportasının yanındaki sistemi hızlıca kurcaladım. Parmaklarım seri hareket ediyordu.
Son düğmeye bastığım anda araba öne doğru fırladı.
Hız göstergesi bir anda yükseldi.
230…
“Oha! Psikopat, yavaş!”
“Sakin!” dedim gözümü yoldan ayırmadan.
Tam o sırada kule tekrar bağlandı.
“E-5 mi, otoban mı?”
“Otoban.”
“Ama—”
“Amâsı yok!”
Emir direksiyonu sertçe kırıp otobana giriş yaptı. Arabanın tekerleri asfaltı sürterken içimdeki adrenalin daha da yükseliyordu.
“Şimdi sağa geç… sonra sola kır… diğer sağ şeritten devam et!”
“Kule!”
“Evet Gizem?”
“Yarışın bitmesine kaç dakika var?”
“Şu an kırk beş dakika.”
“Tamam.”
Derin bir nefes aldım ve Emir’e döndüm.
“Emir… yüz yirmi.”
Emir hızlandı. Önümüzdeki arabayı rahatlıkla geçtik.
“Biraz daha.”
Hız göstergesi yükselmeye başladı.
140…
Rüzgârın sesi arabanın içine kadar doluyordu.
“Emir! Yüz altmışa bas! Bas!”
Ayağını gaza daha sert yükledi.
160…
Önümüzdeki birincileri yakalamaya başlamıştık. Kulede bağırışlar yükseliyordu.
“Geçiyorsunuz! Hadi, hadi!”
Bir anda yanımızdaki arabayı solladık.
Ve tam o sırada…
Arkamızda mavi-kırmızı ışıklar yandı.
Polisler.
Şaşkınlıkla arkama baktım.
“Bu nasıl mümkün olabilir?”
Kulaklıktan kule kahkaha attı.
“Vayyy çakal…”
Emir dişlerini sıktı.
“Hediyemiz olsun dedik.”
Ama birkaç saniye sonra yüzündeki ifade değişti. Direksiyonu daha sıkı tutmaya başladı.
Panikliyordu.
“Sakin ol!” dedim sert bir sesle. “Yüzle ilerle ve arabaların arasından sıyrıl. Sakın durma!”
Emir başını hafifçe salladı ve dediklerimi yaptı. Direksiyonu ustalıkla kontrol ediyor, araçların arasından milimlerle geçiyordu.
Kalbim göğsümü parçalayacak gibi atıyordu.
“Kule, kaç dakika kaldı?”
“On beş dakika.”
“Peki.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Ama yetişemezsiniz.”
Dudaklarım hafifçe kıvrıldı.
“Eyvallah.”
Sonra Emir’e döndüm.
“Emir! İki yüz hız, hadi! Dümdüz devam et. Yol ayrımı solda!”
Emir hiç düşünmeden gaza yüklendi.
Motorun sesi kulaklarımızı titretti.
180…
190…
200…
Araba resmen uçuyordu.
O kadar hızlıydık ki en ufak hata ölüm demekti. Yanımızdan geçen araçlar bulanıklaşmıştı.
“Dikkatli ol…” dedim nefesimi tutarak. “Şimdi solla!”
Emir direksiyonu kırıp önümüzdeki arabayı milim farkla geçti.
Tekerlekler asfaltı sertçe kavrarken araç hafif savruldu ama Emir kontrolü kaybetmedi.
Ve biz hız kesmeden ilerlemeye devam ettik.
Yarışın bitmesine on beş dakika vardı.
Ama biz…
On üç dakikada bitirmiştik.
Son virajı döner dönmez Emir direksiyonu sertçe kırdı. Araba asfaltın üzerinde savrularak kusursuz bir drift attı ve dumanlar içinde durdu.
Etraf bir anda çığlıklar ve alkışlarla doldu.
İnsanlar bağırıyor, tezahüratlar yükseliyordu.
Bir an gözlerimi kapattım. Kulaklarım uğulduyordu. Adrenalin hâlâ damarlarımda dolaşıyordu.
Tam o sırada Emir bana sarıldı.
“Seni seviyorum,” dedi nefes nefese.
Kalbim bir an duracak gibi oldu.
“İyi ki varsın…”
Ne diyeceğimi bilemedim.
Emir hızlıca arabadan indiğinde kalabalık onu çevreledi.
“HOOOLEY!”
“Olleyyy!”
“Emir! Emir! Emir!”
Herkes onun adını bağırıyordu.
Ama Emir elini kaldırıp kalabalığı susturdu. Sonra bana baktı.
“Bu zafer bana ait değil,” dedi yüksek sesle.
Kalabalık sessizleşti.
“Beni yeniden kendime getiren kişi Gizem.”
Kuleye doğru dönüp bağırdı:
“Bu yarışın gerçek kazananı o!”
Tam o sırada kule yeniden Emir’e seslendi.
“Yalnız Emir… artık zamanı.”
“Yapma kule…”
“Evet, evet! Zamanı geldi hep birlikte!”
Bir anda herkes yeniden tezahürat yapmaya başladı.
“Emir! Emir! Emir!”
Kalabalığın sesi garajın içinde yankılanıyordu. Emir ise gözlerini bir an bile benden ayırmıyordu.
Sonra yavaşça yanıma geldi.
“Gizem…”
“Efendim?”
Elini uzatıp kaskımı yavaşça çıkardı. Saçlarım omzuma dökülürken bana öyle bir baktı ki nefesim kesildi.
“Uzayda yüzlerce… belki milyonlarca yıldız var.”
Kalabalık sessizleşmişti.
“Peki…” dedi hafifçe gülümseyerek. “Benim gökyüzümdeki yıldız sen olur musun?”
Bir an olduğum yerde donup kaldım.
Kalbim deli gibi çarpıyordu.
Etrafımdaki herkes aynı anda bağırmaya başladı.
“Evet de!”
“EVET!”
“EVETTT!”
Gözlerim dolarken istemsizce gülümsedim.
“Evet…” dedim fısıltıyla.
Sonra daha yüksek sesle bağırdım.
“EVETTT!”
Kalabalık çığlık atarken Emir beni sıkıca sarıldı.
“Seni seviyorum,” dedi kulağıma fısıldayarak.
Sonra elimi tuttu.
Ve birlikte arabaya bindik.
Eve geldiğimizde hâlâ yarışın heyecanı üzerimizdeydi. Arabadan indiğimiz anda Emir bagajdan büyük bir kutu çıkardı. İçinden şık bir takım elbise ve özenle hazırlanmış bir elbise çıktı.
“Fikret Abi’nin bahsettiği şeyler bunlar galiba.”
“Aynen,” dedim gülümseyerek.
Emir kıyafeti bana uzattı.
“Al bunu. Yukarı çık, önce güzelce duş al… sonra hazırlanıp aşağı in.”
Başımı sallayıp odama çıktım.
Sıcak su üzerimde akarken günün bütün yorgunluğu yavaş yavaş üzerimden akıp gidiyordu. Aynaya baktığımda yüzümde istemsiz bir gülümseme vardı.
Hazırlanıp elbiseyi giydiğimde kendimi farklı hissediyordum. Kırmızıyla gül kurusu arasında kalan ton, tenime ayrı bir hava katmıştı.
Derin bir nefes alıp aşağı indim.
Merdivenlerden inerken Emir bana döndü.
Bir an gözlerini benden ayıramadı.
Siyah takım elbisenin içinde fazlasıyla karizmatik görünüyordu. Saçları hafif dağılmıştı ve yüzündeki o bakış… kalbimin hızlanmasına yetmişti.
Beni baştan aşağı süzüp hafifçe gülümsedi.
“Bizim hatuna kırmızı ve gül kurusu rengi bayağı yakışmış.”
Yanaklarım hafifçe kızardı.
“Öyle mi?” dedim gülümseyerek.
Yanına gidip ona sarıldım.
Emir gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
“Ah… bu koku…”
Sonra yüzünü boynuma gömdü.
“Kokun beni benden alıyor sevgilim…”
Boynuma yavaşça bir öpücük bıraktı. İçim titrerken elim istemsizce onun ceketine tutundu.
Emir parmaklarını parmaklarıma geçirdi.
“Hadi,” dedi fısıltıyla.
Sonra elimi tutup beni evden çıkardı.
Araba dışarıda hazırdı. Fikret Abi’nin adamları bizi almaya gelmişti. Saat henüz sekizi geçmişti ama eğlence dokuzu çeyrek geçe başlayacaktı.
Arabaya birlikte bindik. Emir’in eli hâlâ elimin üzerindeydi. Yol boyunca bazen camdan dışarı baktım, bazen de onu izledim. İçimde garip ama güzel bir heyecan vardı.
Yaklaşık bir buçuk saat sonra büyük bir otelin önünde durduk. Saat 21.10’u geçiyordu.
İçeri girdiğimiz anda gözlerim büyüdü.
Salon devasa büyüklükteydi. Kristal avizeler tavandan ışık saçıyor, loş ama şık bir atmosfer bütün ortama yayılıyordu. İnsanlar dans ediyor, kahkahalar yükseliyor, hafif müzik salonun içinde yankılanıyordu.
Tam etrafa bakınırken tanıdık yüzleri gördüm.
Ceydalar bile gelmişti.
Bir anda Buğra bağırarak yanımıza koştu.
“Ooo! Patronuma bak be! Hey maşallah… Allah ayırmasın!”
Emir gülerek omzuna vurdu.
“Darısı sana Buğra.”
Tam o sırada Ceyda gelip Buğra’nın koluna girdi.
“Onun başı zaten belada,” dedi gülümseyerek.
Ben de istemsizce güldüm.
“İzninizle Emir… lavaboya gideceğim.”
Emir başıyla sağ tarafı işaret etti.
“Sağdaki ilk kapı tatlım.”
Başımı sallayıp yürümeye başladım. Ama birkaç adım sonra topuk sesleri duydum.
Arkamı döndüğümde Ceyda’nın peşimden geldiğini gördüm.
Birlikte lavaboya girdik.
Ceyda bana döner dönmez heyecandan resmen yerinde duramadı.
“Kızım… sen inanılmazsın cidden! Emir’le misiniz siz? Oha, şok oldum resmen!”
İstemeden gülümsedim.
“Evet… sonunda.”
Cümlem biter bitmez Ceyda bana sıkıca sarıldı.
“Ben bunu bekliyordum zaten!” dedi kahkaha atarak.
Bir süre aynanın karşısında konuşup fotoğraf çekildik. Sonra fotoğrafı Emir’e attım.
Birkaç saniye sonra telefonum titredi.
“Gel bir poz da benimle çekil.”
Mesajı görünce istemsizce utandım. Ne cevap vereceğimi bilemediğim için telefonu kapatıp çantama koydum.
Lavabodan çıktığımız anda gözlerim Emir’i aramaya başladı.
Tam onu görecekken biri aniden beni kendine çekti.
Bir anda Emir’in kollarının arasında kaldım.
Belime sarılıp beni kendine yaklaştırdı.
“Böyle kal,” dedi hafifçe. “Ve gülümse.”
Tam o anda flaş patladı.
Yan taraftaki fotoğrafçı kamerayı indirip heyecanla bize baktı.
“Emir Bey, çok güzel bir kare yakaladım.”
Emir hemen fotoğrafın yanına gidip baktı. Gözleri fotoğraftan ayrılmadı.
“Bunu bana WhatsApp’tan at,” dedi çocuğa.
Sonra bana dönüp gülümsedi.
“Sosyal medya profil fotoğrafım yapacağım.”
Şaşkınca ona bakakaldım.
Her şey çok hızlı ilerliyordu.
Ama garip olan şu ki… bundan rahatsız olmuyordum.
Aksine, içimde tarifsiz bir mutluluk vardı.
**********
Bir süre sonra masaya geçip oturduk. Salonun ışıkları hafifçe kısılmış, müzik yavaşlamıştı.
Tam etrafa bakarken Emir yanıma geldi.
Elini bana doğru uzattı.
“Bu dansı bana lütfeder misiniz?”
Heyecandan ne diyeceğimi şaşırdım.
“Ama ben… şey… dans etmeyi bilmiyorum ki.”
Emir hafifçe gülümsedi.
“Sorun değil.”
Elini biraz daha bana uzattı.
“Gel.”
Tereddüt ederek elimi onun eline bıraktım.
Emir beni yavaşça kendine doğru çekti. Müziğin ritmi salonun içinde yankılanırken bir anda kendi etrafımda döndüm. Elbisemin eteği hafifçe savruldu.
Emir’in eli nazikçe belime yerleşti.
“Şimdi geri adım atacağım.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Tango mu bu?”
“Hemen hemen,” dedi gülümseyerek.
“Tamam… az çok biliyorum.”
“Okay, güzel.”
Gözlerini gözlerime kilitledi.
“Bir… iki…”
Adımlarını takip etmeye başladım.
İlk başta heyecanlıydım ama birkaç saniye sonra kendimi müziğe kaptırdım. Uyumumuz şaşırtıcı derecede iyiydi. Emir beni her döndürdüğünde kalbim daha hızlı atıyordu.
Dokunuşları yumuşak ama kendinden emindi.
“Güzel… devam et,” dedi hafifçe gülerek.
“Oldu mu?”
“Hem de fazlasıyla.”
Bir anda beni yeniden çevirdi. Sonra belimden tutup kontrollü şekilde geriye doğru eğilmemi sağladı.
Nefesim kesildi.
Saçlarım hafifçe yere doğru sarkarken Emir beni sıkıca tutuyordu. Parmakları nazikçe bacağıma dokunduğu anda salondan alkış sesleri yükseldi.
Müzik bittiğinde yavaşça doğruldum.
Emir bana hayranlıkla baktı.
“Harikaydın sevgilim.”
Yanaklarım kızardı.
“Ya… öyle mi?”
Emir gülümseyip elimi tuttu.
“Hem de çok.”
Sonra birlikte masamıza geri döndük.
Bölüm etkileşimi
