Gizem kitap kapağı

47. bölüm / 47

Gizem

47. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Naz 🕊️

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 47Şu an: 47. BÖLÜM

↝ 𝓕İ𝓝𝓐𝓛 ↝

İçeri girdi ve yavaş adımlarla bana yaklaştı.
“Yalnız sana kim gir dedi?” dedim sertçe. “Ne işin var burada?”
“Gizem, yapma. Ne olur beni dinle. Bak, bir aydır sana bunları anlatmaya çalışıyorum.”
“Anlatsan ne olacak? Olan oldu, bitti. Şimdi defol git.”
Tam o sırada o kız içeri girdi.
“Gizem, bir dur da dinle.”
“Sen karışma!” diye bağırdım. Burnumdan soluyordum resmen.

Kız derin bir nefes aldı.
“Ya Emir, sen bunun nesini seviyorsun?” dedi başını iki yana sallayarak. “Dediğin kadar varmış. Hem çok inatçı hem de aşırı agresif.”
Emir hafifçe güldü.
“Aynen, çok inatçı. O benim inatçı keçim.”
Emir’e sert bir bakış attım.
Kız bana dönüp yumuşak bir sesle konuşmaya başladı.
“Gizem, bak. Ben senin en büyük hayranlarından biriyim. O gece Kadıköy’deydim. Kafam çok karışıktı ve Emir’den yardım istedim. Çünkü Emir benim kuzenim.”
Şaşkınlıkla ona baktım.

“Sen eve geldiğinde Emir diğer odadaydı. Ben de Emir’in yatağında yatıyordum çünkü rahat etmem için orada kalmamı istemişti.”
Bir an durdu.
“Tekrar söylüyorum; Emir benim kuzenim. Ne benim onda gözüm olur ne de onun bende.”
Boğazım düğümlenmeye başlamıştı.
“Hem…” dedi utangaç bir gülümsemeyle. “Sen gerçekten çok güzelsin.”
Ne diyeceğimi bilemedim.
“O sabah işe geç kalmıştım. Üstümü değiştirirken elbisemin fermuarını kapatamıyordum. Emir de senin sesini duyunca telaşla kapıya yöneldi. Benimle ilgilenmiyordu bile.”

Gözleri dolmaya başlamıştı.
“Sen içeri girdin, gördüğün şeyi yanlış anladın. Sonra da çıkıp gittin.”
Odayı sessizlik kapladı.
“Ertesi gün hastanede olduğunu öğrendim. İnan bana, koşa koşa geldim.”
Başımı önüme eğdim.
Kız bana birkaç saniye baktıktan sonra yumuşak bir sesle sordu:
“Peki…”
Bakışları Emir’e kaydı.
“Onu affedecek misin?”

Başımı önüme eğdim.
Söylediklerini düşünmeye başladım.
Belki Sevda doğruyu söylüyordu. Belki gerçekten aralarında hiçbir şey yoktu.
Ama mesele sadece bu değildi ki…

Bu, ilk kez yaşanan bir olay değildi.
Emir’in geçmişi, etrafındaki kızlar, yaşanan yanlış anlaşılmalar…
Hepsi birikmişti içimde.
Derin bir nefes aldım.
“Bu bir değil, iki değil, üç değil…” dedim. “Açıkçası kaçıncı olduğunu bile hatırlamıyorum artık.”

Emir sessizce beni dinliyordu.
“Evet, Emir’e aşığım. Emir’i seviyorum. Ama şu an sorun sevgim değil.”
Başımı kaldırıp gözlerinin içine baktım.
“Sorun güven.”

Odanın içinde kısa bir sessizlik oluştu.
Sevda hafifçe gülümsedi.
“Bu arada haklısın,” dedi. “Ben kendimi tanıtmayı unuttum. Ben Sevda.”

İstemeden de olsa dudaklarımın kenarı kıvrıldı.
“Memnun oldum.”
Elimle karşımdaki koltuğu işaret ettim.
“Buyur, geç otur.”
Sonra gözlerimi Emir’e çevirdim.
“Yalnız o deliye söyleyin fazla yaklaşmasın.”
Emir kaşlarını kaldırdı.

“Deli mi?”
“Evet, deli.”
Sevda kahkahasını tutamadı.
“Tamam,” dedi gülerek. “Mesajı iletirim.”
“İletmek zorunda değilsin, ben duydum!” diye söylendi Emir.

Ben ise ilk kez yüzümde beliren küçük gülümsemeyi engelleyemedim.

Ceyda masayı donatmıştı.
Mutfağa yayılan kokular o kadar güzeldi ki açlığımı bir anda hatırlamıştım.
Tam o sırada Oğuz yanıma geldi.
“Bro…”

“Efendim?” dedi Emir.
Oğuz anlamlı anlamlı ona baktı.
“Bro…”
“Sonra konuşuruz.”
“Ama bro, sonra sonra nereye kadar?”
Emir saçlarını karıştırdı.
“Bilmiyorum ya…”
Tam o sırada Ceyda’nın sesi evin içinde yankılandı.
“Herkes mutfağa!”
Oğuz koluma girdi.

Kalkmaya çalıştım ama pek başarılı olamadım.
“Bırak, kendim giderim.”
“Hadi oradan.”
Bir anda beni kucağına aldı.
“Ya Oğuz!” diye söylendim.
Arkasını dönüp Emir’e doğru ıslık çaldı.
Emir birkaç saniye içinde yanımızdaydı.
“Teslimatınız hazırdır.”
“Salak.”

Oğuz güldü ve beni Emir’e devretti.
“Olmaz bro. Enişte varken ben taşıyamam.”
Emir de gülerek beni kucağına aldı.
“Ya Oğuz…” dedim tekrar oflayarak.
“Yok, olmaz. Ben aşktan yanayım. Adam cayır cayır yanıyor senin için.”
“Lanet olsun,” dedim gözlerimi devirerek. “Şu öküzden aşk mı olur?”
Oğuz kahkahayı bastı.

“Olur, hem de bal gibi olur.”
Mutfağa doğru yürürken Emir’in yüzündeki sırıtmayı fark ettim.
“Öküz ha?”
“Sana iltifat ettim bence.”
“Hakaret gibi geldi.”
Masaya ulaştığımızda beni yavaşça sandalyeye oturttu.

Herkes gözlerini bize dikmişti.
“Ne bakıyorsunuz lan?” dedim utanmamaya çalışarak. “Yiyin yemeğinizi hadi.”
Masadakiler birbirlerine bakıp kıkırdamaya başladılar.
Ben ise önümdeki tabağa odaklanmaya çalışıyordum.
Çünkü birinin bakışlarını üzerimde hissediyordum.
Ve o kişinin kim olduğunu tahmin etmek hiç zor değildi.

Akşam olmuştu.
Herkes yavaş yavaş evine gitmiş, ev sakinleşmişti.
Geriye sadece biz kalmıştık.
Ceyda, Merve, Sevda, Buse ve ben.
Sevda derin bir nefes verdi.
“Ya Gizem, gel artık. Etme, barış şu çocukla.”
“Olmaz.”
Merve hemen atıldı.

“Ne olur be kanka. Adam bir aydır mahvoldu.”
“Hayır.”
“Bunu kaçıncı kez söylüyorsun?” dedi Buse.
“İstediğiniz kadar sorun, cevabım değişmeyecek.”
Sevda koltuğa yaslandı.
“Kuzum, olmaz ki böyle. Sen ayrı üzülüyorsun, o ayrı üzülüyor.”
“Bana ne ya?” dedim umursamaz görünmeye çalışarak.
Ama sesim bile beni ele veriyordu.
“Gizem…” dedi Ceyda.

“Efendim?”
“O zaman biz de bir şeyler yapalım.”
“Hayır.”
“Gizem…”
“Hayır.”
“Kuzum…”
“Hayır.”
“Bir dinle.”
“Dinlemiyorum.”

Kızlar aynı anda ofladı.
İnat ettiğimi biliyordum. Ama onlar da anlamıyordu. Mesele sadece Sevda değildi.
Mesele, ondan önce yaşananlardı.
Mesele, içime düşen o küçücük şüpheydi.
İnsanın sevdiği kişiye güvenememesi kadar kötü bir şey var mıydı?

Emir’i seviyordum.
Hem de çok.
Bunu inkâr edecek değildim.
Ama güven…
İşte o konuda ne hissedeceğimi ben bile bilmiyordum.
Oturduğum yerde düşüncelere dalmışken yaklaşık on dakika boyunca kimse konuşmadı.
Sessizliği bozan kişi yine Ceyda oldu.
Bir anda yerinden doğruldu.
“Buldum!”

Hepimiz ona döndük.
“Neyi buldun?” diye sordum.
Ceyda yüzünde şeytani bir gülümsemeyle bize baktı.
“Ceylan kaç, öküz tut.”
Bir an ne dediğini anlamadım.
Sonra yüzündeki ifadeyi görünce kahkahayı bastım.
Merve de gülmeye başladı.
Ardından Buse.

Sonra Sevda.
Birkaç saniye içinde ev kahkahalarla dolmuştu.
Ceyda’nın böyle saçma fikirleri nereden bulduğunu gerçekten bilmiyordum.
Ama şu sıralar buna ihtiyacım vardı.
Çünkü günlerdir ilk kez içten bir şekilde gülüyordum.
Ve bunu fark ettiğim an, yüzümdeki tebessüm biraz daha büyüdü.

Sabah olmuştu.
Gözlerimi yavaşça açıp doğruldum.
Salon savaş alanına dönmüştü resmen.
Merve diğer koltukta ters dönmüş bir şekilde uyuyordu. Buse battaniyeye sarılmıştı. Sevda ise köşedeki tekli koltukta uyuyakalmıştı.
Ceyda da yanımda yatıyordu.

Yavaşça ayağa kalkmaya çalıştığım sırada gözlerini araladı.
“Kanka, nereye?” dedi uykulu bir sesle.
“Kanka, duş alacağım.”
Bir anda doğruldu.
“Olmaz.”
“Neden?”
“Çünkü yaraların daha yeni yeni toparlanıyor. Saçmalama. Duşa girersen tekrar kanayabilir.”
Oflayarak tekrar koltuğa oturdum.
“Peki madem.”
Elimi telefona uzattım.

Ekran açılır açılmaz gözlerim büyüdü.
Emir.
25 cevapsız arama.
83 mesaj.
Üstelik sadece kendi hesabından da değil.
Engellediğim diğer hesaplardan, farklı numaralardan da ulaşmaya çalışmıştı.
“Bu çocuk kafayı yemiş.”
Mesajlara bakmadan telefonu kapatmaya çalıştım.

Ama parmağım istemsizce bildirimlerin üzerinde durdu.
İlk mesaj:
Gizem, ne olur konuş benimle.
İkinci mesaj:
Bir kez dinle yeter.
Üçüncü mesaj:
Kapının önündeyim.
Kaşlarım çatıldı.
Kapının önünde mi?
Mesajın saatine baktım.
Gece üç.
Bir diğerine geçtim.
Hâlâ buradayım.
Bir sonrakine…
Sabaha kadar bekleyeceğim.
Kalbim istemsizce hızlandı.
Bu çocuk gerçekten sabaha kadar beklemiş olamazdı.
Değil mi?

Bir süre Emir’in mesajlarını okuduktan sonra telefonu elimden bıraktım.
İçimde garip bir his vardı.
Yavaşça balkona doğru yürüdüm.
Perdeyi hafifçe aralayıp dışarı baktım.
Gerçekten de oradaydı.

Apartmanın önündeki bankta oturuyordu.
Bir elinde sigarası vardı, diğer elinde telefonu. Birileriyle konuşuyordu ama yüzündeki yorgunluk buradan bile belli oluyordu.
Gözlerimin altındaki morluklar kadar belirgindi onun da bitkinliği.
On dakika kadar öylece izledim.
Beni fark etmedi.

Sonra perdeyi kapatıp içeri döndüm.
Hiçbir şey olmamış gibi mutfağa geçtik.
Kızlarla birlikte kahvaltıyı hazırlamaya başladık.
Kısa süre sonra masa hazırdı.
Tam oturmuş kahvaltıya başlayacaktık ki kapı zili çaldı.
Ceyda kapıyı açmaya gitti.
Bir kişi geldi.
Sonra bir kişi daha.

Derken ev yine insan kaynamaya başladı.
Mehmet, Yasin, Buğra, Ahmet, Cenk, Burak, Oğuz…
Oğuz’un kuzeni İrem.
Sevda’nın yanında da Cemre vardı.
Kısa süre içinde masa kalabalıklaşmıştı.
Herkes yerine otururken Oğuz bana döndü.
“Gizem, bir şey söyleyeceğim.”

“Buyur.”
“Emir dışarıda.”
“E yani?”
“Sen istemediğin için içeri gelmek istemedi.”
Bir an sessizlik oldu.
Başımı kaldırıp masadakilere baktım.
Herkesin yüzü düşmüştü.

Sanki birazdan büyük bir kavga çıkacakmış gibi gerginlerdi.
Bu görüntü beni daha da bunaltıyordu.
Derin bir nefes aldım.
Sonra yüzüme küçük bir gülümseme yerleştirdim.
“Aaa…” dedim etrafa bakınarak. “Ne kadar enerjiksiniz siz böyle?”

Kimse cevap vermedi.
“Hadi ama.”
Birkaç kişi başını kaldırdı.
“Biriniz gidip Emir’i çağırsın da gelsin. Kahvaltı yapacağız sonuçta.”
Masadaki herkes şaşkınlıkla bana baktı.
Özellikle Oğuz.
Sanki yanlış duymuş gibiydi.
“Ne bakıyorsunuz?” dedim gülerek. “Çağırın çocuğu.”

Mehmet yavaşça ayağa kalktı.
“Ben giderim.”
Kapıdan çıkıp aşağı indi.
Masanın üzerindeki sessizlik yeniden çöktü.
Yaklaşık beş dakika sonra kapı açıldı.
Önce Mehmet girdi.
Arkasından da Emir.

Göz göze geldiğimiz an kalbim istemsizce hızlandı.
Ama bunu belli etmemek için elimdeki çay bardağına odaklandım.
Çünkü ne kadar kızgın olursam olayım…
Onu gördüğümde hâlâ aynı şeyi hissediyordum.

Herkes sessiz sessiz kahvaltısını yapıyordu.
Gerçi sessiz dediğime bakmayın…
Masanın etrafında küçük fısıldaşmalar dönüyordu.
Kimse beni rahatsız etmek istemediği için sesini yükseltmiyordu ama olan bitenin farkındaydım.

Arada bir bana bakıyorlar, sonra hemen gözlerini kaçırıyorlardı.
Resmen bir şeyler planlıyorlardı.
Bir süre sonra Oğuz çatalını masaya bırakıp etrafa baktı.

“Arkadaşlar…” dedi.
Herkes ona döndü.
“Bugün üç günlüğüne kampa gidelim.”
Kaşlarım havaya kalktı.
“Yine mi?”
“Geçen gittiğimiz yere.”

“Bu halde mi?” dedim şaşkınlıkla.
Oğuz umursamazca omuz silkti.
“Sen sorun değilsin güzelim.”
“Nasıl yani ben sorun değilim?”
Tam itiraz edecekken mutfak tarafından bir ses duyuldu.

“Ben geldim.”
Hepimiz dönüp baktık.
Emir elinde kahve kupasıyla sırıtıyordu.
“Günaydın.”
“Günaydın…” dedi birkaç kişi.
Ben ise gözlerimi devirdim.
“Sen niye geldin hayrola?”
Emir hiç bozulmadı.

“Gelemez miyim?”
“Hayır.”
“Ne kadar kırıcı.”
Masadakiler gülmemek için kendilerini zor tutuyordu.
Emir boş sandalyelerden birine oturdu.
“Yalnız çıkıyoruz, hadi.”
Bir anda ona döndüm.

“Ne?”
“Duydun beni.”
“Oğuz!”
“Evet ortak?”
“Yok artık.”
Oğuz kahkahasını bastı.
“Ya Gizem, abartma.”
“Abartmıyorum!”
“Doktorla konuştuk.”
Bir anda sustum.
“Ne konuştunuz?”
“İzin aldık.”
“Ne izni?”
“Yolculuk izni.”
“Ne?”

“Doktor gayet net konuştu. Dikkat edildiği sürece sorun olmayacağını söyledi.”
Şaşkınlıkla hepsine baktım.
“Yani siz gerçekten bunu planladınız?”

“Tabii planladık.”
“Oğuz!”
“Efendim?”
“Siz delisiniz.”
“Olabilir.”
Masadakiler gülmeye başladı.

Ben ise başımı iki yana salladım.
Bu insanların benim haberim olmadan doktorla konuşup kamp planı yapmış olmaları normal değildi.
Kesinlikle normal değildi.
Ama onları tanıyordum.

Bir şeyi kafalarına koydular mı vazgeçmezlerdi.
Ve yüzlerindeki ifadeye bakılırsa…
Bu kamp yolculuğuna gidiyordum.

Alışverişten sonra yola çıktık.
Yol boyunca şarkılar, kahkahalar ve Oğuz’un esprileri eksik olmadı.
Birkaç saat sonra geçen yılki kamp alanına vardık.
Üç eve yerleştik; ben kızlarla kaldım.
Eşyaları bırakır bırakmaz voleybol oynadık, fotoğraf çektik, gölet kenarında sohbet edip balık tuttuk.

Ben pek başarılı olamasam da Oğuz ve Buğra iyi iş çıkardı.
Akşam tuttukları balıkları mangalda pişirdiler.
Yemek yiyip sohbet ederken tüm sorunları unutmuş gibiydim.

Ama bu huzur uzun sürmeyecekti.
Gece herkes evlere çekildi.
Ben de yatağa uzandım.

Sabah erkenden uyanmıştım.
Kızlar hâlâ uyurken ben odamı toplamaya başlamıştım.
Tam yatağı düzeltirken cama küçük bir taş çarptı.

Dönüp bakmadım.
Muhtemelen çocuklardan biri yine saçmalıyordu.
Birkaç saniye sonra ikinci taş geldi.
Ardından üçüncü.
Bu kez kaşlarımı çatarak pencereye yürüdüm.
Camı açıp aşağı baktığım anda ağzımdan çıkan küfürü zor tuttum.

“Taşınıza var ya ben…”
Aşağıda duran kişiyi görünce cümlem yarım kaldı.
“Emir?”
Emir kollarını göğsünde bağlamış bana bakıyordu.
Biraz da sinirli görünüyordu.
“Günaydın gülüm.”

“Ne istiyorsun lan sabah sabah?”
“Beni ne güzel karşıladın öyle.”
“Emir.”
“Seni gördüm pencereden.”
Sonra bir anda şarkı söylemeye başladı.
“Nedir bu acelen…”

Kısa bir nakarat mırıldandıktan sonra yüzünde kocaman bir sırıtış oluştu.
Ben ise ona boş boş bakıyordum.
“Ne diyorsun sen?”
“Romantikleşiyorum.”
Bir an sessizlik oldu.

Ardından gözlerimi devirdim.
“Sen en fazla odun parçası olursun.”
Emir elini kalbinin üstüne götürdü.
“Kalbimi kırdın.”
“Ne kadar üzüldüm anlatamam.”
Bunu dedikten sonra camı yüzüne kapattım.
Aşağıdan gelen itiraz seslerini duymamazlıktan gelerek odadan çıktım.

Kısa süre sonra kızlarla birlikte aşağı indik.
Kahvaltı çoktan hazırlanmıştı.
Herkes masaya oturmuş bizi bekliyordu.
Ben de boş bir sandalyeye geçecekken gözüm karşımdaki yere takıldı.
Tam karşımda Emir oturuyordu.

Ve yüzündeki sırıtış hiç kaybolmamıştı.
O an içimden geçen tek şey şuydu:
Bu kampı sağ salim bitirebilecek miydim acaba?

“Ben yürüyüş yapacağım,” dedim.
“Peki Gizem,” dedi Ceyda.
Herkesten uzaklaşarak gölete doğru yürüdüm.
Su kenarına gelip oturdum.

Ayaklarımı hafifçe sallarken suyun yüzeyini izlemeye başladım.
Bir süre sonra arkamdan hızlı adımlar duydum.
“Gizem!”
Emir koşarak yanıma geldi.
“Seni buldum sonunda.”
Gözlerimi devirdim.

“Of… gene ne oldu?”
Emir birkaç saniye nefesini toparlamaya çalıştı.
“Gizem, kaçamazsın artık.”
“Beni rahat bırak.”
“Gizem, niye böyle davranıyorsun?”
Başımı ona çevirdim.
“Ben öyle böyle davranmıyorum Emir.”
Emir bir adım daha yaklaştı.

“Gizem artık anla… kabullen.”
Kaşlarımı çattım.
“Neyi Emir? Neyi kabulleneyim?”:::

“Seni sevdiğimi… sen de beni seviyorsun.”
Bir an donup kaldım.
“Yani?” dedim, sesim istemsizce kısıldı.
“Artık zamanı gelmedi mi?”
“Neyin?”
Emir gözlerini gözlerime sabitledi.
“Benim olmanın.”
Kalbim bir anlığını duracak gibi oldu.

“Sence bana göre gelmedi mi?” dedim tam geri çekilecekken kolumu tuttu.
Bir adım öne çekti beni.
“Ne yapıyorsun Emir?” diye tepki verdim.
Emir’in yüzü bir an ciddileşti.
“En iyi yapacağım şeyi,” dedi.
Bir anda bana doğru yaklaştı.

Aramızdaki mesafe hızla kapanıyordu.
Nefesini hissediyordum artık.
Kalbim deli gibi atıyordu.
Dudağıma doğru eğileceğini düşündüm.
Gözlerimi bile kaçırmadım.
Ama yanılmıştım.
Emir durdu.
Ve yavaşça alnıma dokundu.
Sıcak bir öpücük bıraktı.
Sonra başını biraz geri çekti.
Ama tamamen uzaklaşmadı.
Bir an öylece kaldı…

Sonra sessizce kokumu içine çeker gibi derin bir nefes aldı.
Ve gözlerini kapattı.
Ben ise olduğum yerde donup kalmıştım.

“İşte bu…” dedi Emir.
“Bu kadına ve kokusuna aşığım.”
Bir an donup kaldım.
Ne diyeceğimi bilemedim.
Kalbim hâlâ hızla atıyordu ama bu kez farklıydı… daha yumuşak, daha karmaşık bir his vardı içimde.

Şok muydum? Evet.
Kırgın mıydım? Belki.
Ama en kötüsü…
Etkilenmiştim.
Emir Baran.

Herkesin “buz çocuk” dediği adam.
Duygusuz, umursamaz, eğlenceyi seven ama kimseyi kolay kolay içeri almayan o Emir.

Ama şimdi…
Farklıydı.
Beni öpmemişti.
Alnıma dokunmuştu.

Sanki kırmadan, acele etmeden, “buradayım” demek ister gibi.
İçimden bir ses bağırıyordu:
“Affetmemek elde değil…”
Ama bir yandan da korkuyordum.
Bu hikâye şimdi mi başlıyordu?

Yoksa ben zaten çoktan içine düşmüş müydüm?
Emir’e baktım.
Ve ilk kez kendime itiraf ettim.
Ben…
Bu adama körkütük aşıktım.
Ama asıl soru şuydu:
O beni gerçekten sevecek miydi?
Yoksa bu da geçici bir hikâye miydi?

꧁ 𝓢𝓞𝓝 ꧂

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

123okunma 50beğeni 21yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18