11. bölüm / 47
Gizem11.BÖLÜM
Bölümler 47Şu an: 11.BÖLÜM
- 1 1. BÖLÜM2.803 kelime
- 2 2. BÖLÜM1.007 kelime
- 3 3.BÖLÜM926 kelime
- 4 4.BÖLÜM1.456 kelime
- 5 5. BÖLÜM941 kelime
- 6 6. BÖLÜM1.907 kelime
- 7 7. BÖLÜM1.355 kelime
- 8 8.BÖLÜM1.370 kelime
- 9 9. BÖLÜM1.401 kelime
- 10 10. BÖLÜM373 kelime
- 11 11.BÖLÜM1.856 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 12. BÖLÜM833 kelime
- 13 13. BÖLÜM2.048 kelime
- 14 14. BÖLÜM370 kelime
- 15 15. BÖLÜM738 kelime
- 16 16. bölüm1.032 kelime
- 17 17. BÖLÜM1.079 kelime
- 18 18 BÖLÜM556 kelime
- 19 19. BÖLÜM2.391 kelime
- 20 20. BÖLÜM1.436 kelime
- 21 21. BÖLÜM722 kelime
- 22 22. BÖLÜM897 kelime
- 23 23. BÖLÜM789 kelime
- 24 24. BÖLÜM338 kelime
- 25 25. BÖLÜM821 kelime
- 26 26. BÖLÜM1.374 kelime
- 27 27. BÖLÜM505 kelime
- 28 28. BÖLÜM476 kelime
- 29 29. BÖLÜM864 kelime
- 30 30. BÖLÜM1.662 kelime
- 31 31. BÖLÜM450 kelime
- 32 32. BÖLÜM1.274 kelime
- 33 33. BÖLÜM774 kelime
- 34 34. BÖLÜM1.579 kelime
- 35 35. BÖLÜM1.584 kelime
- 36 36. BÖLÜM1.373 kelime
- 37 37. BÖLÜM941 kelime
- 38 38. BÖLÜM2.305 kelime
- 39 39. BÖLÜM2.064 kelime
- 40 40. Bölüm2.221 kelime
- 41 41. BÖLÜM1.864 kelime
- 42 42. BÖLÜM1.247 kelime
- 43 43. BÖLÜM1.751 kelime
- 44 44. BÖLÜM2.750 kelime
- 45 45. BÖLÜM1.115 kelime
- 46 46. BÖLÜM1.914 kelime
- 47 47. BÖLÜM2.173 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yüz yüzeydik.
Nedensizce bana biraz daha yaklaştı. Geri çekilmedim.
Gözlerine bakıyordum.
O mavi gözler... buz renginde, keskin, derin.
Ama bu sefer soğuk değildi bakışları.
Sıcaktı, Yakındı..
Bir an ellerimin hâlâ onun ellerinde olduğunu fark ettim.
"Elimi bırak." dedi düşük bir sesle.
Bakışlarımı gözlerinden ayırıp eline indirdim.
Derisi kızarmış, yer yer sıyrılmıştı. Yumruğunu sıkmaktan eklemleri beyazlamıştı.
"Bu ne böyle? Nasıl dayanıyorsun?!" dedim istemsizce.
Gerçekten canı yanmıyor muydu?
Gözlerimin içine bakarak cevap verdi:
"Sen nasıl dayanıyorsan... ben de öyle dayanıyorum."
Sustuğum yerde kaldım.
Hiçbir şey söyleyemedim.
Koşarak çantadan sargı bezini aldım. Elini dikkatlice tuttum. Yavaşça sardım. Parmak uçlarım tenine değdikçe içim sızlıyordu.
Yüzüne baktım.
"Böyle iyi mi, Emir?"
Bakışları yumuşadı.
"Evet." dedi sakin bir sesle. "Sağ ol."
Bir saniye daha durdu.
Sonra birden ciddileşti.
"Hadi. Arabaya."
Omuzumdan hafifçe yönlendirerek beni kapıya doğru itti.
Artık vakit kalmamıştı.
Ve içimdeki his daha da netleşmişti.
Bir şey olacaktı.
Arabaya bindik.
Kapıyı sertçe kapattım. Ellerim titriyordu.
Hemen Mehmet'i aradım.
"Mehmet ben geliyorum, evde misiniz?"
Karşıdan cevap beklerken...
O sesi duydum.
Kemal.
Babam.
"Hoş geliyorsun canımm... Nerelerdeydin sen?" diye iğrenç bir sakinlikle konuştu.
"Valla Mehmet'le amcanlar seni çok merak ettiler... Ah Gizemim... keşke şu an burada olsan."
Kanım dondu.
"Lan bırak onlar İt ! Dokunma onlara!" diye bağırdım.
Nefesim hızlanmıştı. Elimle kapıyı kavradım.
Bir anda Emir telefonu elimden aldı.
Sesi buz gibiydi.
"Seni bulursam... o çocuğa zarar gelirse... Gizem'i unut."
Durdu.
"Anladın mı?"
Ve telefonu kapattı.
"Sen ne yapıyorsun ya?!" diye bağırdım.
"Beni mi vereceksin sen?!"
Gözlerime döndü.
Bakışları sertti ama içi alev gibiydi.
"Seni vermeye niyetim yok, Gizem." dedi dişlerinin arasından.
"Şu an sus."
Direksiyonu sıkıca kavradı.
"Bize geçiyoruz."
"Ya Mehmetler—"
"Onları ben hallederim."
Sesi tartışmaya kapalıydı.
Bir eli direksiyonda, diğer eli telefondaydı. Birini arıyordu.
Gözleri yola kilitliydi.
Artık sadece korumuyordu.
Savaşmaya hazırdı.
Ve ilk defa...
Babamın karşısında yalnız olmadığımı hissettim.
Ama içimde başka bir korku daha vardı.
Bu iş büyüyordu.
Ve Emir... benim için fazla ileri gidiyordu.
Emir telefonu kulağına götürdü.
"Buğra, X beyleri topla. Yardıma ihtiyacımız var. Mehmetler Gizem'in babasının elinde. Onları alın, yedek eve götürün."
Karşıdan ses geldi:
"Tamam kanka... iki sivil polis de alalım mı?"
"Olur."
"Tamam." Telefon kapandı.
Sinirle ona döndüm.
"Ben de geliyorum."
"Hayır."
"Lütfen."
Bir an durdu. Çenesini sıktı.
"Tamam. Ama onlara gözükmek yok. Arabada oturacaksın."
"Tamam."
Hızla Mehmetlerin evine geçtik.
Sokak karanlıktı. Saat neredeyse gece ikiydi.
Emir'le birlikte arabada bekliyorduk. Hava ağırdı. Sessizlik sinir bozucuydu.
Telefonu titredi.
İlerliyoruz.
Mesajı gösterdi.
Birkaç saniye sonra arabanın önünden üç genç geçti.
Ardından iki sivil polis.
Emir bagajdan bir şey çıkardı.
Zırhlı yelek.
Onu giyerken yüzü tamamen değişti.
"Burada kal." dedi sertçe. "Arabadan inme."
Kapıyı açtı, arabadan inmişti.
Sonra merkezi kilidi üzerime bastı.
Arabayı kilitledi..
Karanlığa karıştı.
Sinirle koltuğa yaslandım.
Yaklaşık on dakika sonra Buğra göründü. Arabanın yanından geçerken beni fark etti. Hafifçe gülümsedi. Yeleğinin fermuarını çekti ve eve doğru ilerledi.
Ardından iki... üç... dört kişi daha girdi bahçeye.
Telefonuma baktım.
02:07 Yorgundum.
Ama beynim susmuyordu.
Benim burada ne işim vardı? Arabada beklemek mi? Mehmet içerideydi. Onu ben sürüklemiştim bu tehlikenin içine.
Nefesim hızlandı.
"Hayır..." diye fısıldadım. "Ben burada oturmayacağım."
Kapıyı denedim.
Kilitli.
“ Lan! ” dedim
Torpidoyu kurcalamaya başladım.
Evraklar.
Bir çakmak.
Sonra...
Bir bıçak.
Arka koltuğa uzandım.
Sert bir odun parçası vardı.
Elime aldım.
Kalbim deli gibi atıyordu.
Ya şimdi ya hiçti. Dışarıdan bir bağırış sesi geldi. Erkek sesi.
Sonra bir cam kırılma sesi.
Gözlerim büyüdü.
Mehmet.
Arabanın içinde kalamazdım.
İlk başta işe yaramayacaktı.
Ta ki o sert cismi görene kadar.
Yuvarlak... ağır... cam gibi parlak.
Elime aldım.
Kar küresi.
Bir an durdum.
Sonra tüm gücümle cama fırlattım.
ÇAAAT!
Cam tek hamlede dağıldı. Parçalar içeriye saçıldı. Kolumla kalan sivri kenarları ittirdim, birkaç parça daha kırıldı.
Hızla dışarı süzüldüm.
Kolumda ve bacağımda kesikler oluştu. Yanıyordu ama umurumda değildi.
Ön bahçe doluydu. Bağrışmalar yankılanıyordu.
Babamın sesi.
Öfke, küfür, tehdit.
Önden giremezdim.
Arka tarafa yöneldim.
Kapı kilitliydi.
"Lanet olsun..."
Etrafı taradım.
Sonra gördüm.
Benim odamın camı.
Aralıktı.
Küçük garajın çatısına tırmandım. Parmaklarım kaydı ama tutundum. Nefes nefese pencereye ulaştım ve içeri süzüldüm.
Odamdaydım.
Kapıyı kilitledim.
Dolabın altındaki acil çantamı çıkardım.
Elektroşok.
Bıçak.
Ellerim titremiyordu artık.
Aşağıdan ayak sesleri geliyordu. Merdivenlerden biri yukarı çıkıyordu.
Kapının kilidini yavaşça açtım.
Kapı aralandı.
İçeri giren kişi karanlıkta beni fark edemedi.
Boynuna elektroşoku bastım.
Cihazın cızırtısı odayı doldurdu.
Adam yere yığıldı.
Bayılmıştı.
Durumu kötü görünüyordu.
Ama duramazdım.
Merdivenlere yöneldim.
Aşağı indim.
Ve gördüm.
Mehmet ve amcam sandalyelere bağlanmıştı.
Yüzleri morarmıştı.
Babam tam önümdeydi.
Elimdeki bıçağı fark edemeden yaklaştım.
Tek hamlede yakasını tuttum.
Bıçağı boynuna dayadım.
"Yaklaşmayın!" diye bağırdım.
"Yaklaşmayın yoksa öldürürüm! Hepinizi öldürürüm şerefsizler!"
Etraf dondu.
Babamın yüzündeki o iğrenç gülümseme kayboldu.
Tam o anda—
GÜÜÜM!
Kapı kırıldı.
Tahta parçaları savruldu.
Buğra içeri daldı.
Arkasından Emir.
Emir beni gördü.
Bıçağı babamın boğazına dayamıştım.
Gözleri şokla açıldı.
"Gizem..." dedi kısık bir sesle.
Öfkeyle titriyordum.
Babam kulağıma eğildi.
Fısıldadı.
"Bak... sen de benim gibi oldun."
Elim bir an daha sıkılaştı.
Emir bir adım attı.
"Gizem... bırak."
Ama ben bırakmak istemiyordum.
İlk defa güç bendeydi.
İlk defa korkan o olmuştu.
Ve içimde bir ses...
"Bitir." diyordu.
"Gizem, sakin ol dedim!"
Emir'in uyarısı boşlukta asılı kaldı. Gizem duymuyordu; kulaklarında uğuldayan tek şey, damarlarında akan o dizginlenemez öfkeydi.
"Yok," diye fısıldadı sesi buz gibi bir kararlılıkla. "Bu sefer onu gerçekten öldüreceğim."
Emir, "Gel canım, halledeceğiz..." diyerek elini uzattığı an, arkamda hareketliliği fark farketmemle hamle yapmam bir oldu.
Parmağımı 'hayır' anlamında sallarken, arkasından yaklaşan korumayı saniyelik bir refleksle sezinledi. Hiç duraksamadı.
Altındaki adamın boğazına baskı yapmaya devam ederken, arkasına körlemesine ama kusursuz bir tekme savurdu. Hemen ardından dirseğiyle adamın çenesine indirdiği darbe, kemik çatırtısıyla birlikte sessizliği getirdi. Koruma yığılırken Gizem nefes bile nefese kalmamıştı.
"Oha..." Buğra bir ıslık çaldı, gözlerinde hem korku hem de hayranlık vardı. "Bu kız tam bir fırtına bro."
Gizem, altındaki adamı paçavradan farksız bir halde savurup ayağa kalktı. Diğerleri yaklaşırken tek bir komut verdi:
"Şunları çözün!"
Emir ve Buğra ikiletmeden ipleri keserken, Gizem yerdeki adamın belindeki silahı tek bir hareketle çekip aldı. Emniyeti açan o metalik klik sesi odada yankılandı. Namluyu adamın tam alnına dayadı.
Adam, yüzündeki kana rağmen çarpık bir gülümsemeyle tısladı: "Gizem... Ahahaha, hala aynısın."
Gizem silahın ucunu alnına daha sert bastırdı. "Ne var lan? Ne gülüyorsun?"
Adamın bakışları Gizem'in göbeğine, tişörtünün yukarıda düğümlenmiş kısmına kaydı. "Göbeğin..." dedi iğrenç bir arzuyla. "Çok hoş görünüyor..."
Daha sözü bitmeden Emir'in gölgesi araya girdi. "Kes lan sesini!" Emir'in sesi bu sefer sadece sert değil, öldürücüydü.
Bir hamlede Gizem'in tişörtünün ucundaki o düğüme uzandı, parmaklarını sertçe geçirip tek hamlede çözdü. Kumaş aşağı inerken Gizem şaşkınlıkla ona döndü:
"Ne yapıyorsun sen?"
Emir, bakışlarını bir saniye bile yerdeki adamdan ayırmadan, dişlerinin arasından cevap verdi:
"Kıskanıyorum. Ve bu herif benim kıskançlığımın bedelini ödemek üzere."
Yerdeki adam öfkeyle debelendi. "Sen kimsin lan beni dellendirme! Seni s*kerim yeminle çocuk, bırak beni!"
Emir hafifçe eğildi, adamın gözlerinin içine baktı ve fısıldadı: "Denesene..."
Adam, koca bir sandalyeye adeta mühürlenmişti. Gizem ellerini, kollarını ve ayaklarını sanki bir daha hiç çözülmeyecekmiş gibi sıkıca bağlamıştı.
Nefes nefese geri çekildiği an, Emir'in elini belinde hissetti. Sahiplenici, sert ve sarsılmaz bir temastı bu.
Emir, yerdeki adama bakarak gülümsedi ama bu gülümseme dostça değildi. "Bana bak," dedi sesi buz gibi bir sakinlikle. "İstediğin kadar kudur, istediğin kadar delir...
Bu kız artık benim. O bana ait." Elini Gizem'in saçlarına daldırdı, parmaklarını yavaşça doladı. Gizem, bu beklenmedik itirafla olduğu yerde kalakaldı; kalbi göğüs kafesini zorlarken tepki bile veremedi.
Adamın küfürlerini kesmek için ağzını sertçe bantlayıp evden çıktılar.
Dışarıdaki soğuk hava yüzlerine çarptığında Gizem sessizliği bozdu.
"Cidden saçma oldu," dedi sesi titreyerek. "Bunu neden söyledin?"
Emir ona dönmeden, az önceki sahiplenici tavrının aksine sertçe tersledi: "Merak etme, seninle asla olmayacağım! Sadece o iti susturmak içindi."
Gizem neye uğradığını şaşırmıştı. Emir'in bu ani duygu değişimleri zihnini bulandırıyordu. O sırada amcası kan ter içinde yanlarına koştu.
"Gizemim! Canım kızım...
" Gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. "İyi misin?"
Gizem amcasına sarılırken, "Amca, biz nerede kalacağız? Ev darmadağın," diye sordu.
Emir araya girdi:
"Bizim yedek bir ev var, pek kullanmıyoruz. Teyzemle konuşurum, şimdilik orada kalın. Ortalık durulunca burayı toparlarız."
Buğra uzaktan seslendi:
"Polisler geliyor!" Üç sivil ekip aracı hızla bahçeye girerken, Emir arabasına doğru yöneldi. Ancak şoför koltuğuna geçmeden hemen önce bir şey fark etti.
Gözleri faltaşı gibi açıldı.
"Has***tir! Lan!" Ellerini kafasına kenetledi. Öfkeyle dolmuştu ama bu öfke bir anda sinir bozucu, karanlık bir kahkahaya dönüştü. "İnanamıyorum..."
Amcası ve diğerleri verilen adrese doğru yola çıkarken, Gizem ve Emir o karmaşanın ortasında baş başa kalmışlardı.
Az önce içeride can çekişen o adam ise polisler eşliğinde evden çıkarılıyordu.
O adam, kelepçeler içinde evden çıkarılırken duraksadı. Bakışları Emir'e kilitlenmişti.
"Çocuk..." diye hırıldadı sesi zehir gibi. "O kıza dokundun ya, yaşatmayacağım seni. Bunu bil. O kız... O çok değerli."
Gizem, adamın tam karşısında durdu. Gözlerinde ne korku ne de sevgi kırıntısı vardı; sadece saf bir nefret. Adamın suratına nefretle tükürdü.
"Ben senin kızın olamam," dedi sesi titremeyen bir soğuklukla. "Sen benim babam olamazsın şerefsiz!"
Arkasını dönüp Emir'in yanına, o kaotik sessizliğin ortasına yürüdü. Emir'in gerginliği havada asılıydı. Gizem, adamın "değerli" imasına ve Emir'in o çözülemez tavrına karşı bir patlama noktasına gelmişti.
"Bana bak psikopat," dedi Emir'e doğru, sesi bir meydan okuma gibiydi. "Ben senin bu dengesiz durumlarına alışık değilim."
Gizem, yüzünde acı dolu, histerik bir gülümsemeyle karşılık verdi.
"Alış o zaman, Buz Çocuk," dedi ve tüm öfkesini sağ yumruğuna, tüm ağırlığını darbesine vererek arabanın kapısına vurdu. Metalin inlemesiyle birlikte cam, binlerce küçük kristal parçasına bölünerek asfaltın üzerine boşaldı.
Arabada tek bir cam parçası bile kalmamıştı, tıpkı Gizem'in sabrı gibi.
Emir, kırılan camlara ya da Gizem'in bu delice hareketine şaşırmış görünmüyordu. Sadece derin bir nefes aldı.
"Bize geçiyoruz," dedi otoriter bir sesle. "Bugün bende kalıyorsun."
Gizem sadece başını salladı. İtiraz edecek, kavga edecek ya da "hayır" diyecek gücü ruhunda bulamıyordu.
O kadar yorgundu ki, bu zorunlu davet ona bir sığınak gibi gelmişti.
On beş dakika sonra devasa, ışıkları loş bir şekilde yanan malikanenin bahçesine girdiler. Gizem arabadan indiğinde, hareket ettikçe sızlayan bir acı tüm vücudunu sardı.
Kolunda, bacağında, bileğinde ve belindeki derin kesikler, kumaşın altından sızarak sıcak kanın teninde süzülmesine neden oluyordu.
Her adımında, asfaltın üzerine küçük kırmızı damlalar bırakıyordu.
Işıkların altında, beyaz tenindeki o kırmızılık dehşet verici derecede belirgindi.
Her adım, tenindeki kesiklerin ağzını biraz daha açıyor, sıcak kanın süzülmesine neden oluyordu.
Gizem, bu sızıyı bastırmaya çalışarak ilerlerken Emir durumu fark etti.
Hiçbir şey sormadı, hiçbir açıklama yapmadı. Sadece bir saniye içinde Gizem'in dünyası yerden kesildi.
Emir, sanki dünyanın en kıymetli ama en kırılgan yükünü taşıyormuş gibi onu belinden ve bacaklarından kavrayarak kucağına aldı. Gizem'in başı gayriihtiyari Emir'in omzuna düştü. Geniz yakan o maskülen parfüm kokusu, barut ve yağmur kokusuna karışmıştı.
"Kapı! Hatice Abla!" diye gürledi Emir. Kapı anında açıldı.
Emir, onu koridordan geçirip geniş, loş ışıklı oturma odasına götürdü. Onu kadife koltuğa, sanki canı daha fazla yanmasın diye milimetrik bir dikkatle bıraktı. Gözlerinin içine bir anlığına baktı.
O buz gibi bakışlar yerini endişeli bir karanlığa bırakmıştı.
"Bekle, geliyorum," dedi ve yanından hızla uzaklaştı.
Gizem, devasa salonun ortasında, Emir'in evinde tek başına kalmıştı.
İlk kez... Bakışları tavandaki loş ışıklarda gezindi. İçindeki karmaşa, vücudundaki kesiklerden daha fazla canını yakıyordu.
"Emir'e aşık mı oluyorum?" diye sordu kendine. Soru zihninde yankılanırken, kalbinin o düzensiz atışı cevabı çoktan vermişti.
Evet, galiba durum buydu. O sert, ulaşılamaz, "Buz Çocuk" dediği adama karşı bir şeyler hissetmekten öte, ona çekiliyordu.
Yaraları sızlıyordu ama Emir'in az önceki dokunuşunun bıraktığı iz, o sızıyı bile unutturacak kadar yakıcıydı.
İlk defa birine teslim olmanın, birinin kucağında güvende hissetmenin o tuhaf, tatlı zehri damarlarına yayılıyordu.
Bölüm etkileşimi
