Gizem kitap kapağı

38. bölüm / 47

Gizem

38. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Naz 🕊️

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 47Şu an: 38. BÖLÜM

Valizimi alıp hızlıca havalimanını terk ettim. Arkama bir kez bile bakmadan arabaya bindim ve eve doğru yola çıktım.
Yaklaşık bir saat sonra eve vardım.

Tam arabadan inerken Ceyda’ların Emir’lerden çıktığını gördüm. Ceyda beni fark eder etmez yanıma gelmek istedi. Elimde valiz vardı, yorgunluk yüzümden okunuyordu. Ona sadece elimle dur işareti yaptım.
Şu an kimseyle konuşacak hâlim yoktu.
Hiçbir şey sormadı. Sadece olduğu yerde kaldı.
Valizimi alıp sessizce evime girdim.

Kapıyı kapattığım an derin bir nefes verdim. Üstümü değiştirdim, üzerimdeki bütün ağırlığı atmak ister gibi rahat kıyafetlerimi giydim.
Sonra mutfağa geçtim.

Bir şeyler yemek istiyordum. Açlıktan değil… sadece kafamı dağıtmak için.
Kendime hızlıca bir şeyler hazırlayıp yedim. Sessizlik evin her köşesine yayılmıştı.

Yemekten sonra canım film izlemek istedi.
Belki kafam dağılır diye düşündüm.
Salona geçip televizyonu açtım. Bir film başladı, sonra bir tane daha… sonra bir tane daha…
Zaman sessizce akıp gidiyordu.

Saat neredeyse dörde geliyordu.
Akşam yemeği için mutfağa tekrar girdim. Kendimi oyalamak için yemek yapmak iyi geliyordu.

Bir şeylerle uğraşınca düşünceler biraz olsun susuyordu.
Saat yediye yaklaştığında
yemeğimi yiyip odama çıktım.

Telefonumu elime aldım.
Bildirimler hâlâ duruyordu. Mesajlar, aramalar, cevapsız kalan konuşmalar…

Ama hiçbirine bakmak istemedim.
Sadece ekranı kapatıp yatağıma uzandım.
Saat 23:02 olmuştu.
Uykum hâlâ gelmemişti.
Pencerenin önünden dışarıyı izlemeye başladım. Şehrin ışıkları uzaktan parlıyordu. Herkesin bir hayatı vardı, herkes bir yerlere yetişiyordu.

Ben ise sadece durmuş gibiydim.
Düşünceler birbirine karışıyordu.
Emir…
Cansu…
O gece…
Havalimanı…
Hepsi üst üste geliyordu.
Gözlerim ağırlaşmaya başladı.
Ne zaman uykuya daldığımı bile fark etmedim.
Öylece, pencerenin önünde düşüncelerimin arasında uyuyakalmıştım.

********

3 Gün Sonra
Yemeğimle sadece oynuyordum. Ne açtım ne de gerçekten yemek istiyordum. Son birkaç gündür hiçbir şeyin tadı yoktu zaten. Neşem tamamen kaybolmuştu.

Tam o sırada kapının zili çalmaya başladı.
İlk başta duymamazlıktan geldim. Kimseyle konuşmak istemiyordum. Ama zil susacak gibi değildi. Israrla çalmaya devam ediyordu.
İç çekip kalktım ve kapıyı açtım.

Karşımda Ceyda ve Merve vardı.
Merve içeri girer girmez sinirle konuşmaya başladı.
“Yemin ederim malsınız!”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Gene ne oldu?”
Merve ellerini iki yana açtı.
“Aha! Bu mal Buğra’yla çıkıyor ama o mal gidip başka kızlarla takılıyor. Allah aşkına insan kıskanır, kızar yani…”
İstemsizce başımı salladım.
“Yani… evet, doğru.”
Ceyda da hemen atladı.

“He, kıskanır tabii.”
Merve parmağını bana doğru salladı.
“Sen var ya, zehir gibi bir kızsın. Şimdi hazırlanıyorsunuz. Demirler’de akşam parti var. Kesin Emir ve Buğra da orada olur.”
İsmini duyunca içim hafifçe sıkıştı ama belli etmedim.

Gitmek istemiyordum…
Ama belki de gitmeliydim.
Belki kaçmak yerine yüzleşmek gerekiyordu.
Kızlarla hazırlanmaya başladık. Tek şartım vardı.
“Kimseye benim orada olacağımı söylemiyorsunuz.”
İkisi de aynı anda başını salladı.
“Tamam.”
Dolabımın karşısına geçip ne giyeceğime karar verdim.
Mini siyah yırtıklı şortumu çıkardım. En sevdiğim parçalarımdan biriydi. Üzerine kırmızı bluzumu giydim. Bluzun arka bel kısmı çapraz detaylıydı ve belimi açıkta bırakıyordu. Şortun üzerine beyaz bir kemer taktım.

Bir süre aynada kendime baktım.
Sonra siyah ceketimi alıp üzerime geçirdim. Biraz daha kapalı hissetmek istiyordum.
Kızlar topuklu giymem konusunda ısrarcıydı.
“Hayır” deme şansım yoktu.
Mecburen siyah ve kırmızı şerit detaylı topuklularımı giydim.
Saçlarımı topladım.
“Tamam işte,” diyecektim ki Ceyda yanıma geldi.
“Olmaz. Makyaj eksik.”
Elinde fondöten, maskara ve kontür ürünleriyle resmen hazır bekliyordu.
“Ceyda…”

“Sus, otur.”
Beş dakika sonra tamamen onun kontrolündeydim.
Fondöten, maskara, hafif kontür…
Son olarak kırmızı bir ruj sürdü.
Kaşlarımı da düzelttikten sonra geri çekilip bana baktı.
“İşte şimdi oldu.”
Aynaya baktım.

Karşımdaki kız birkaç gün önce ağlayarak havalimanından dönen kız gibi görünmüyordu.
Bu gece farklı olacaktı.

Ceyda aynadaki hâlime bakıp ellerini birbirine vurdu.
“Tamam, şimdi saça geçiyoruz. Merve!”
Merve hiç vakit kaybetmeden başını onayladı ve yanıma geldi.
“Gel bakalım, seni adam edeceğiz.”
İtiraz edecek hâlim bile kalmamıştı. Sessizce peşlerinden gittim.

Saçlarımı yıkadık. Merve dikkatlice kuruttu, ardından düzleştiriciyi eline aldı. Uzun uzun uğraştı. Saçlarım düzleştikçe adeta ip gibi ince ve pürüzsüz görünüyordu. Uçları zaten her zaman en sevdiğim kısmıydı; düzgün, parlak ve bakımlı duruyordu. Tepelerde hafif sarı yansımalar vardı ama abartılı değildi, tam kararındaydı.
Son haline baktığımda gerçekten hazır hissediyordum.

Tam rahat bir nefes almıştım ki Ceyda tekrar konuştu.
“Hayır, bitmedi. Bir tek oje kaldı.”
Gözlerimi devirdim.
“Cidden mi?”
Ceyda hiç düşünmeden Merve’ye döndü.
“Kırmızı. Parlak oje.”
Merve hemen gülümsedi.
“Tamamdır.”
Elimi tuttu, dikkatlice ojeyi sürmeye başladı. Parlak kırmızı renk tırnaklarımda kendini hemen belli etmişti. Son dokunuş da tamamlanmıştı.

Ben tamamen hazırlanmıştım.
Bir süre aynaya bakıp kendimi inceledim.
Sanki son birkaç gündür içine kapanan, ağlayan o kız gitmişti. Yerine daha güçlü, daha dik duran biri gelmişti.
Ceyda ve Merve de kendi hazırlıklarını tamamladı.
Son kez birbirimize bakıp aynı anda gülümsedik.
“Hazır mıyız?” dedi Ceyda.
Derin bir nefes aldım.
“Hazırız.”
Ve birlikte evden çıkıp geceye karıştık.

Kapının önünde durmuştuk. Derin bir nefes alıp zile bastım.
Birkaç saniye sonra kapıyı uşak açtı.
“Hoş geldiniz.”

Başımı hafifçe sallayıp içeri girdik.
Ev kalabalıktı. Müzik hafifçe yankılanıyor, kahkahalar her köşeden duyuluyordu. Herkes kendi halinde eğleniyordu ama benim gözlerim istemsizce tek bir kişiyi arıyordu.
Demir’i.
Tam etrafa bakınırken arkamdan bir ses geldi.
“Kızlar!”
Arkamı döndüğümde Demir bize doğru geliyordu. Yanımıza gelip tek tek hepimize sarıldı, yanağımızdan öpüp gülümsedi.
“Hoş geldiniz.”
“Hoş bulduk.”
Sonra eliyle ileriyi gösterdi.
“Gelin, bizim tarafa geçiyoruz.”

Demir önden yürümeye başladı. Biz de peşinden ilerliyorduk. Ama topuklular yüzünden adımlarım yavaşlamıştı. Dengemi toparlamaya çalışırken Demir fark etti.
Yavaşça yanıma yaklaşıp elini belime koydu.
“Arkada kalıyorsun.”
dedi ve hafifçe güldü.
İstemsizce ben de gülümsedim.
Birlikte onların olduğu masaya geçtik ve oturduk.
Masadakiler tek tek bize bakıyordu. Karşımda oturan mavi gözlü çocuk hafifçe öne eğilip Demir’e sordu:

“Bu kim, Demir?”
Demir hiç düşünmeden cevap verdi.
“O, Gizem. Yanındaki Ceyda, Merve ve Buse.”
Herkesle tek tek tanışmaya başladık. İsimler havada uçuşuyordu, gülüşmeler, kısa sohbetler derken ortam biraz daha rahatlamıştı.
Yavaş yavaş kaynaşmaya başlamıştık.
Ama tam o sırada gözüm salondaki başka bir masaya takıldı.
Orası boştu.
Boş olması gereken bir masa değildi sanki…
Bir şey dikkatimi çekmişti.

Yaklaşık on dakika sonra Emir’i getirip o boş masaya oturttular. Ben fark etmemiş gibi davranıyordum ama gözüm sürekli oraya kayıyordu.
Demir yanıma gelip hafifçe eğildi.
“Gizem ✨”
“Efendim?”
“Emir geldi.”
Omuz silktim.
“Gelsin.”
Demir gözlerini hafifçe kıstı.
“Hımm… Şüpheli.”

dedi ve bana bakıp sırıttı.
Ben ise hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam ettim. Karşımda oturan Tuğba ve Sefa’yla kahkahalar atıyor, sohbet ediyordum. Özellikle normal görünmeye çalışıyordum.
Ama bir noktada dayanamadım.
Gözlerimi o masaya çevirdim.
Emir bana bakıyordu.
Hem de sinirle.
Bakışları o kadar netti ki içim gerildi ama belli etmedim.

Tam o sırada Sefa ayağa kalktı.
“Gizem ✨, gel dans edelim.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Olur mu ki?”
“Olur, olur.”
dedi ve hiç cevap beklemeden elimi tuttu.
Birlikte evin ortasına geçtik.

Müzik yükselmişti. Herkes kahkahalarla, bağırarak, zıplayarak dans ediyordu. Ortam tamamen karışmıştı.
Sefa bana gülerek hareketleri göstermeye başladı.
“Bak kız, böyle!”
İlk başta zorlandım ama sonra ritme kapıldım. O kadar çok gülüyorduk ki neredeyse nefes alamıyordum. Bir ara hareketi bozacak gibi oldum, Sefa hemen beni toparladı.

“Hayır hayır, devam!”
Gerçekten eğleniyordum.
Ama sonra…
Bir anda gözüm Emir’in olduğu masaya kaydı.
Ve gördüğüm şey içime oturdu.
Cansu…
Hiç çekinmeden gidip Emir’in yanına oturmuştu.

Hayır…
Sadece yanına değil.
Direkt kucağına.
Bir an olduğum yerde kaldım.
Emir önce bana baktı.
Sonra gözlerini benden çekip Cansu’ya çevirdi.
İçimde bir şey sıkıştı.
Ne yapacağımı bilemedim.
Bu olamazdı.
Onun dikkatini tekrar kendime çekmem gerekiyordu.
Cansu’yu öyle görmek…
Emir’in buna izin vermesi…
Hatta bunu kabul etmesi…
Canımı fazlasıyla yakmıştı.
Kıskanmıştım.
Hem de çok.

Ama bunu belli etmeyecektim.
Asla.
Derin bir nefes aldım ve hiçbir şey olmamış gibi yanımdakilerle eğlenmeye devam ettim.
Gülüyordum.
Dans ediyordum.
Ama içimde fırtına kopuyordu.
Ve o an şunu fark ettim—
Sanki karşımda duran kişi, benim sevdiğim Emir değil de…
Eskiden tanıdığım, uzak ve yabancı biri olmuştu.

“Çok sıcak oldu,” dedim Sefa’ya.
Sefa hemen gülerek karşılık verdi.
“O zaman ceketi çıkar, Gizem.”
“Aa… evet.”

Bir an gerilerek üzerimdeki siyah ceketi çıkardım. Kırmızı bluzumun sırt kısmındaki çapraz detaylar yeniden ortaya çıkmıştı. Kendimi bir an fazla açık hissettim ama belli etmedim.
Sefa’ya biraz daha yaklaşarak dans etmeye devam ettim. Müzik gittikçe yükseliyor, kalabalık iyice coşuyordu.

Tam o sırada Sefa hızlı bir refleksle beni kendine çekti.
Bir anda göğsüne yaslanmıştım.
O sırada bulunduğu yerden Emir’in sesi geldi.
“Sefa… az yavaş.”

Sesi sakindi ama altındaki gerginlik çok netti.
Sefa hemen hafifçe geri çekildi.
“Pardon Gizem, biri sana çarpacaktı da o yüzden seni çektim.”
“Hımm… sorun değil ya.”
dedim ve bir adım geri gittim.

Barın yanına geçip kendime bir viski aldım. Bardağı elime alınca derin bir nefes verdim ve tek yudumda içtim.
Alkol boğazımı yakarken kafamın içindeki karmaşa biraz daha dağılmış gibiydi.
Hiç düşünmeden tekrar Sefa’nın yanına gittim. Ona biraz daha sokuldum. O da hiçbir şey demeden elini belime koydu.

Ve yeniden dans etmeye başladık.
Müzik, ışıklar, kalabalık…
Her şey birbirine karışıyordu.
Tam o sırada Demir geldi.
Hiç beklemeden elini belime koyup beni kendine çekti.
“Sefa, izninle.”
Sefa gülerek geri çekildi.

“Olur patron.”deyip uzaklaştı.
Demir’in eli hâlâ belimdeydi. Beni kendine oldukça yakın tutuyordu. Yanıp sönen ışıklar yüzünden yüzünü tam seçemiyordum ama nefesini hissedebiliyordum.
Kulağıma doğru eğildi.
“Gizemmm…”
“E-efendim…”
Sesi alçaktı.

“Bu koku… kokun çok güzelmiş.”
Kalbim bir an hızlandı ama hiçbir şey demedim.
Sadece müziğe uyup dans etmeye devam ettik.
Bir süre sonra başım dönmeye başladı.
Alkol, müzik ve bütün o karmaşa üstüme geliyordu.

Bir anda kendimi müziğin olduğu yere yürürken buldum. DJ’in yanına geçip mikrofonu elime aldım.
Herkes bana bakıyordu.
Gülümseyerek konuştum.
“Bu benden size…”
Kalabalık biraz daha sustu.
“Çal en ağırından… dertlenelim biraz.”
Alkış sesleri yükseldi.

Mikrofonu elimde çevirip devam ettim.
“Bu da gecenin güzel kalp kırıkları için… Kadınları üzmeyelim beyler, yoksa kaybetmesi kolay olur.”
Bu kez daha büyük bir alkış koptu.
Tam o sırada gözüm Cansu’ya takıldı.
Gitmek üzereydi ama durmuştu.
Karşımda dikilmiş, beni izliyordu.
Müzik başladı.
Ve ben söylemeye başladım…

“Bakınca içim gittiğinden…”
“Göremeyince özlediğimden…”
“Her gün yolunu beklediğimden…”
“Haberin yok…”

Şarkıyı söylerken gözlerim istemsizce Emir’e kayıyordu.
Sanki herkes susmuştu.
Sadece ben, şarkı ve yarım kalan her şey vardı.

Şarkı bittiğinde ortama ağır bir sessizlik çöktü.
Sonra alkışlar yükseldi.
Ama ben sadece derin bir nefes alıp mikrofonu bıraktım.

Herkesi biraz daha derde sokmuş olmanın garip huzuruyla masama geri geçtim.

Tuğra bana dönüp kahkahalayarak söyledi:
“Vay… Parti güzelinin sesi varmış.”
Kaşlarımı kaldırıp gülerek karşılık verdim.
“Sen beni tanıyor musun? Gizem’im ben.”
Bir an durdu, sonra şaşkınlıkla gözlerini büyüttü.
“Cidden mi? Oha!”
deyip kahkaha attı.

Tam o sırada Demir hızla yanıma gelip belimden tuttu ve beni kendine çekti.
“Bu parti kızı ne kadar güzelmiş…”
Gülerek onu itmeye çalıştım.
“Demir yapma, bak kafam güzel.”
Gözlerimin içine bakıp hafifçe sırıttı.
“Ben de tam bunu istiyorum.”

dedi ve beni kendine daha da yaklaştırdı.
Uzaktan Ceyda’ya kaş göz işareti yapmaya çalışıyordum ama o sadece gülüyordu.
Bir anda Demir boynuma yaklaştı.
Ne olduğunu anlamadan boynuma öpücükler bırakmaya başladı.
“Demir!”
diyordum ama hem gülüyor hem de kendimi toparlayamıyordum. Alkolün etkisiyle iyice dengesizleşmiştim. Resmen ona yapışmış gibiydim.

Boynumdan çekilmiyor, ben ise gıdıklanmaktan kahkaha atıyordum.
Hafifçe ittim.
“Dur ya…”
Ama pek işe yaramadı.
Tam o sırada gözlerim istemsizce Emir’in olduğu masaya kaydı.

Bize bakıyordu.
Hem de öyle bir bakıyordu ki…
Yanındaki Buğra’nın elini o kadar sert sıkıyordu ki yüzündeki öfke açıkça belli oluyordu.
Ben her kahkaha attıkça sanki daha da sinirleniyordu.

Demir kulağıma eğilip,
“Gizem, yapma… dur…”
dedi ama kendisi de geri çekilmiyordu.
Bir anda beni masaya oturttu. Saçlarım tamamen dağılmıştı. Başım dönüyordu, neyi engelleyip neye tepki vereceğimi bilemiyordum.

Demir bana fazla yaklaşmıştı.
Tam dudaklarıma yaklaşırken—
Bir anda biri onu sertçe üzerimden çekti.
Her şey birkaç saniyede oldu.
Gözlerimi tam açtığımda Emir’in Demir’e çok sert vurduğunu gördüm.
Ortamdaki herkes donup kalmıştı.

Ben ne olduğunu anlamaya çalışırken Emir beni kucağına aldı.
“Sakin… seni kurtardım.”
Sesi öfke ve kontrol arasında gidip geliyordu.
Başımı omzuna yaslamıştım. Hâlâ sersemlemiş durumdaydım.
Gitmeden önce Emir dönüp Demir’e son kez baktı.
Bir tekme savurdu ve dişlerinin arasından konuştu:

“Bir daha Gizem’e yaklaşma…” Sesi buz gibiydi.
“Yoksa seni mahvederim. O benim.”
Ve hiç arkasına bakmadan beni oradan çıkarıp götürdü.

“Gizem… Gizem…”
Sesini uzaktan duyuyormuş gibi hissediyordum.
“Hıı…”
diye zorla karşılık verdim ama tam o anda midem fena halde bulandı.

Emir hemen kolumdan tuttu.
“Gel, gel… Bak, çöpün kenarına geç.”
Beni hızlıca kenara çekti. Daha konuşamadan eğilip kustum.
Gerçekten ölecek gibi hissediyordum.
Midem altüst olmuştu, başım dönüyordu, gözlerim yanıyordu.

Emir yanımda durmuş, sinirle ama aynı zamanda endişeyle bana bakıyordu.
“Sen içki içmezdin, Gizem… Bu halin ne?”
Bakışları üzerimde gezdi. Kısa şortum, açık sırtlı bluzum, dağılmış saçlarım…
Siniri daha da arttı.
“Ya kapat şu götünü başını, göğsünü… Yeminle delirteceksin beni. Yapacağınız işe…”
Sinirle söylendi.

Ben de aynı sertlikle başımı kaldırdım.
“Sana ne lan? Sana mı soracağım?”
Hiç düşünmeden cevap verdi.
“Evet. Soracaksın.”
Kaşlarımı çatıp gözlerinin içine baktım.
“Niye? Sen kimsin ki ya?”
Bir adım yaklaştı.
Sesi bu kez daha düşüktü ama çok daha ağırdı.

“Ben senin sevgilinim.”
Acı bir kahkaha attım.
“Değilsin. Sana hiçbir şey sormayacağım.”
deyip içeri doğru yürümeye çalıştım.
Ama kolumdan tuttu.
“Nereye?”
“Sanane.”
Bir anda beni duvara yasladı.
Kalbim hızlandı ama geri adım atmadım.
“Gidemezsin.”
Kısık sesle sordum:

“Aaa… niye?”
“İzin vermiyorum.”
Bakışları üzerimde gezdi.
“Kapat şu üstünü başını.”
“Sana ne yahu, sana ne?”
Sesi sertleşti.
“Bana ne diye bir şey yok.”
“Karışma bana.”
“Karışırım!”
“Niye?”
Bir anda yumruğunu başımın yanındaki duvara vurdu.

Ses yankılandı.
Gözleri alev gibiydi.
Ve neredeyse nefes nefese bağırdı:
“ÇÜNKÜ SEN BENİMSİN!”
O an dünya sustu.
Sadece onun sesi kaldı.
Sadece gözleri.
Sadece aramızdaki o mesafe…
Bana iyice yaklaştı. Gözlerindeki öfkeyi, korkuyu, kıskançlığı ve sevgiyi aynı anda görüyordum.

Bir şey diyemedim.
Başım ağrıyordu.
Midem hâlâ kötüydü.
Ama en kötüsü…
Kalbim ona hâlâ aynı şekilde atıyordu.

“Beni eve götür,” diye fısıldadım.Emir bir an bana baktı, sonra kısa bir ıslık çaldı. Hemen arabası yanaştı.
“Tamam,” dedi ve beni arabaya bindirdi.Yol boyunca hiç konuşmadım.
Başım camdaydı, gözlerim kapalıydı.Eve geldiğimizde beni doğrudan banyoya götürdü.
“Duş al,” dedi kısaca.Direnmedim bile. Kendimi suyun altına bıraktım.
Ilık su biraz olsun kendime gelmemi sağladı. Üstüm değişmişti, saçlarım toparlanmıştı.Sonra mutfağa geçirdim. Elime bir kahve verdi.
“İç bunu,” dedi.Bir yudum aldım.Daha sonra ne oldu hatırlamıyorum…Sadece
uyumuşum.Sabah gözlerimi açtığımda başım hafif ağrıyordu.
Yavaşça doğruldum.Emir yanımda yatıyordu.Üzerinde gömleği yoktu.Bir an donup kaldım.
“Ben…”Kafamı çevirdim.“Benim pijamalarım nasıl değişti?”
Tam o anda kapı çaldı.Ses bütün evi doldurdu.Bir an panikledim. Ne yapacağımı bilemedim.
Üzerimdeki battaniyeyi daha sıkı tuttum.
Emir hafifçe kıpırdandı ama uyanmadı.
Kapı tekrar çaldı. Kalbim hızlandı.
Kimdi ? Ne söyleyecektim ?
Ve en önemlisi…
Bu hâlde kapıyı nasıl açacaktım?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

118okunma 53beğeni 5yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18